Genel

Avrupa’nın en BABA Adalet Sarayı; Bağyanlar yan taraftan!

Konuk Yazar: Sıla Türköne

 

“Özgecan mı olmam gerekiyor ciddiye alınmak için” diye haykırdı. “Ölmemse tek sıkıntı, ölürüm, hiç zor bir şey değil” dedi arkasından ağlayarak. Devletimiz, Devlet “BABA”mız bizi yine sevmedi çünkü. Tecavüzü hafifletti, bir bedene vermesi gereken bütün önemi kendi bekâsına verdi. İçerdeki gazetecilere dair “onların hepsi ya tecavüzcü, ya terörist” dediğinde düşünmüştüm, demek ki bu ikisi aynı ağırlıkta suçlar. Terörist olmak, devletin bekâsına zarar vermek neyse bir kadının bedenine onun rızası dışında ‘sahip’ olmak da aynı şey. Değilmiş.

 

Ağlayarak duruşmayı terk etti. Çünkü hakim “tutuksuz yargılanmasına” karar verdi, ama dedik ‘delilleri karartma şüphesi var, tehdit var’ dedik, “hayır” dedi babamız, tutuklu yargılanma talebini reddediyorum. Salonda söz hakkına sahip olan tek kadın ‘müdafii’nin avukatıydı. 3 ERKEK hakim 1 ERKEK savcı 1 ERKEK mübaşir 1 ERKEK sanık ve 1 ERKEK avukat. Sanık savunmasını yaptı, hepimiz dinledik, tek kelime etmeden dinledik. Sıranın bize geleceğini, söylediklerinin yalan olduğunun ispatlanacağını umarak bekledik. Sıra bize geldi, bizleri temsilen salondaki tek kadın olan avukat söz aldı, Sanığa bir takım sorular yöneltti, itirazlarını dile getirdi, ve tutuklu yargılanmasını talep etti. Bunların hepsini 1 kadın tek başına, salondaki bütün erkeklere rağmen yaptı, ama kararı yine ERKEKLER verdi. Bizler kadın olduğumuz için ‘mağdur’ olan tarafla empati kurarken muhtemelen onlar ne yazık ki erkek oldukları için ‘şeytan dürtmüştür, nefsine hakim olamamıştır’ gibi düşüncelerle sanıkla empati kurmakla meşguldüler. Ve kararı verdiler. Kararla birlikte arkadaşımız kendini dışarı attı, isyan etti, “Cumhurbaşkanı’nın yeğeni değilim”, “Özgecan gibi öldürülmedim diye mi bütün bunlar” diye bağırırken fenalaştı.

 

O an gözümün önünden bir sürü şey geçti, babam dedim 10 ayda hakim karşısına çıkmadı ve 3 er kez ağırlaştırılmış müebbetle suçlanıyor, 3 tane yazı yazdığı için. Bu adam dedim tutuksuz yargılanıyor, alacağı en fazla ceza da 15 yıl. “Benim başörtülü bacılarım” diyerek haykırdığı o gün geldi aklıma sonra, yalanlarınızla yine bedenlerimize sahip oldunuz, şimdi yine yalanlarınızla aklıyorsunuz kendinizi ve biz hiçbir şey yapamıyoruz. Özgecan’ı diğerlerinden farklı kılan neydi gerçekten diye düşündüm. Ölmesi miydi gerçekten? Sonra çok sevdiğim bir şiirin mısrası düştü aklıma “Söylesene sevgilim, kadınlar ölünce daha mı umutlu?”. Her şeyi düşündüm o an, karşımda sinir krizi geçiren bir kadın, ve elini kolunu sağlayarak duruşma salonunu terk eden bir tecavüzcü. “İnsanlar böyle böyle katil oluyor demek” diye geçirdim içinden.  Gözyaşları içinde bağıran arkadaşıma dönüp onu sakinleştirmeye çalıştım, onunla birlikte ben de sakinleştim.

 

Velhasılı, her şey o kadar hızlı oldu ki, sanık savunmasını yaptıktan sonra hakimler hızlıca itirazları aldı, ve muhtemelen çok öncesinde almış oldukları kararı yine hızlı bir şekilde açıkladılar, yeni duruşma günü belirlendi. Erken saatte olmasına sevindik, en sona kalmayacağız demek ki, daha çok ciddiye alınacağız diye teselli ettik kendimizi. Çünkü buna ihtiyacımız vardı, çünkü her şeye rağmen ‘iyi’ düşünmemiz gerekiyordu. Çünkü yanında olmamız, güç vermemiz gereken bir arkadaşımız vardı. Bütün öfkemizi, nefretimizi, kırgınlığımızı içimize attık ve gülümsedik. Biz buradayız, yanındayız dedik. Yanyana olmanın verdiği güçle kendimize geldik. Ama çok kırgındık, ‘bedenimizi’ yok sayan ‘Devlet Baba’ ya çok kırgındık. Bize ne yaşattığınızın farkında mısınız, değilsiniz, nasıl olabilirsiniz ki? Bedeninizin başkası tarafından ele geçirilmesi ne demek bilebilir misiniz? Siz yalnızca ele geçirirsiniz. Erkeklik, ele geçirmektir, sahip olmaktır. Savaşlardan sonra da ilk önce kadınların bedeni üzerinden ilan edilmez mi bir yerin ele geçirildiği? Şimdi siz bizi bir savaştan korumaya çalıştığınızı söylüyorsunuz ya, inanmak isterdim ki bizim bedenlerimizi düşünerek bunu istiyorsunuz, ama maalesef görüyorum ki öyle bir derdiniz yok. “Tecavüze uğrayan kadın, karnındaki bebeği öldüreceğine kendisini öldürsün” demiştiniz bir zamanlar, “Kız mıdır kadın mıdır belli değil” de demiştiniz. Sizin için önemli olan yalnızca erkekliğinizdi, iktidarınızdı. Ve bizi daha fazla kandıramazsınız. Erkekliğiniz o kadar etrafınızı sarmış ki, o kadar erkek olmuş ki duruşma salonlarınız, mahkemeleriniz, adliyeleriniz, bir kadının bedeniyle var olması mümkün değil bu yerlerde. “Avrupa’nın en BÜYÜK adalet sarayı” övgüsü yetmez sizlerin gücünü göstermeye, “Dünya’nın en ERKEK en BABA adalet sarayı” daha anlamlı olur adaletinizi ve saraylarınızı tanımlamak için. Çünkü ben burada bedenimle var olamıyorum, izin vermiyorsunuz. Bedenimden utanıyorum, çünkü sahibi değilim, her şeyin sahibi sizsiniz. Bedenlerimizin, evlerimizin, okullarımızın, adaletimizin de, HER ŞEYİN. Biz her şeyin sahibi olduğunuzu sandığınız sizden, her şeyin gerçek sahibi olan Allah’a sığınıyoruz. Ne Avrupanın en büyük adalet sarayına, ne de baştan aşağıya erkeklik kokan duruşma salonlarınıza inanıyoruz. Biz yalnızca Hakk’ın adaletine inanıyor ve arkamızı ona yaslayıp, bütün bunların acısını çekeceğiniz bir zamanın geleceği ümidiyle bekliyoruz, ve hakkımızı helal etmiyoruz. Amin.

 

  • Dipnot; Camii girişlerindeki tabelalardan en yakın zamanda Adalet Saraylarına da istiyoruz lütfen, çünkü “bayanlar” her zaman “yan taraftan”. Teşekkürler!

*Görsel: Tasnim Baghdadi

3 Yorum

  • Hilal
    18 Haziran 2017 - 18:11 | Permalink

    Sıla,

    Yazın bıçak gibi! Keşke kelimeler gerçekten kesse muhatabını…

    Ancak bizi kesiyor, ancak bize iniyor tokat gibi.

    Evet, hakkımızı helal etmiyoruz

    ve geri kalan herşeye, amin…

  • esra
    20 Haziran 2017 - 20:00 | Permalink

    bu yazının altında sadece bir yorum olması bile aslında ne kadar haklı olduğunun göstergesi. şahsen ben üçüncü okuyuşumda ancak bir şeyler yazacak güzü bulabiliyorum. sanığın masumiyet karinesi ülkemizde ne yazık ki yalnızca cinsel suçlarda ciddiye alınıyor. kendim de genç bir kadın olarak bir zamanlar başıma gelecek en kötü şeyin tecavüz olduğunu düşünürdüm. hukuk fakültesinde farkettim ki asıl mağduriyet siz bu mevzunun peşine düşünce çıkıyor.haklı olduğuna, canının yandığına kimseyi inandıramamak daha çok kalbini kırıyor insanın. neden bilmiyorum ama bie türk kadınları da bie şekilde korkuyoruz bu mevzuyu konuşmaktan. anlayamıyorum, açıklayamıyorum. ‘şuyuu’u vukuu’undan beterdir’ diye bir söz var, bir şeyin toplum tarafından duyulmasının gerçeleşmesinden daha kötü olduğu anlamına geliyor. her türlü cinsel saldırıyı bu kapsamdan çıkarmamız gerekiyor, hem de acilen.
    yazılacak söylenecek o kadar çok şey var ki, dili tutuluyor insanın.

    Sıla hanım, lütfen yorumlar vasıtasıyla da olsa sürecin devamından bizleri haberdar edin. tutuksuz yargılanıyor olabilir ama umarım üst sınırdan cezaya mahkum olur. sizin için bir anlam ifade eder mi bilmem ama ben aklıma geldikçe dua edeceğim.hem arkadaşınız hem babanız adına çok üzgünüm.

  • Kübra
    9 Eylül 2017 - 17:43 | Permalink

    Sen ne kadar yürekli bir kadinsin. Yüreğinin güzelliginden öperim… Dilerim kelimelerin o BABA larin vicdanina bicak gibi saplanir.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir