Genel

Mimar Sinan Ataşehir Cami’ye Ne Oldu?

Konuk Yazar: Nur Kıpçak

Ramazan’ın ilk haftası teravih namazı için Mimar Sinan Ataşehir Cami’ye gittim. En son altı ya da yedi ay evvel gitmiştim. Bu altı-yedi ay içinde caminin atmosferi kadınlar ve çocuklar aleyhinde değişmiş.

İlkin çocukların camide defalarca azarlandığına değineceğim. Namaz boyunca imam, “Anne babalar çocuklarınızı lütfen yanınıza alın ve sükûneti sağlayın” diyerek cemaati uyardı. Dört kez, sinirli ve tehditkâr ses tonuyla. Hâlbuki geçtiğimiz yıllarda uğramaya devam ettiğim cami hiç de böyle değildi. Çocukların seslerini, oyunlarını hatırlıyorum ama onlara sinirlenen ve bağıran imamı değil. Ki rivayet malumdur: Hz. Peygamber, torunu Amame kucağındayken namaza durmuştur. Rükûa giderken çocuğu yere bıraktığı ve doğrulduğu zaman da yeniden kucağına aldığı görülmüştür.

İkinci olumsuz değişim, kadınlara yönelik yeni mekânsal düzenlemeyle ilgili. 2012 yılında ibadete açılan Mimar Sinan Ataşehir Cami, genelde kadınları bir kafes, duvar ve perdeyle tecrit eden harem-selamlık uygulamasına sahip camilerin bir istinasıydı. İstanbul’daki bütün camiler, kadınları harem-selamlık sistemiyle harimden yani caminin ana mekânından tecrit eder. Ancak Mimar Sinan Ataşehir Cami’de kadınların da minberi görebilmesi amacıyla paravanlar harimde kullanılmamıştı. Kadınlar, caminin en arka kısmındaki, erkekler safından paravan ya da perde yerine alçak bir basamakla ayrılmış alanda ibadet edebilmekte ya da isterlerse üst galeriye [fevkaniye] geçip kadınlar mahfilini kullanabilmekteydiler.

Şahsen ramazanda ya da değil, camiye her gidişimde harimde ibadet eden kadınları görüyor ve kendimde özellikle bu alanı kullanıyor, daha doğru bir ifadeyle, kullanabiliyordum, ta ki bu seneye kadar. Bu sene camide fazlasıyla yer olmasına rağmen bu bölüm erkeklere tahsis edilmiş ve kadınlar, üst kata yönlendirilmişler.

Fotoğraf: Nur Kıpçak, Mimar Sinan Ataşehir Cami, İstanbul, 2016.

Harimde bulunan kadınlar için ayrılmış alan ve üst galerideki kadınlar mahfili.

 

Esasen Hanefi Mezhebi ilmihallerinde bahsedilen camideki mekânsal düzenleme, kadınların, erkekler ve çocukların gerisinde durmalarına dayanmaktadır. Bu, “muhazatü’n-nisa”, yani kadınların erkeklerle aynı hizada bulunması, terimiyle ifade edilir. Cinsler arasında fiziksel bir engel bulunsun ya da bulunmasın DİB, “muhazatü’n-nisa” yasağına cami görevlileri vasıtasıyla cami kuralları çerçevesinde riayet edilmesini salık verdiği gibi aynı zamanda ilmihalde de, bu ayrışmanın önemini vurgular ve bunu yaparken biyolojik cinsiyet farklılıklarının doğal olarak ayrışmayı gerektirdiğini, ayrışmanın dini bir mesele olmadığını belirtir:

“Kadınların cemaate katılmaları durumunda saf düzenine riayet edilmesi gerektiği hususunda âlimlerin görüş birliği vardır.”

“Kadınların erkeklerle aynı safta bulunup bulunmayacakları konusunun esas itibariyle dinî bir mesele olmayıp, doğal ve örfî nedenlere dayandığı ve namazda huzurun sağlanmasının hedeflendiği görülmektedir.” (Bkz. İlmihal: İman ve İbadetler, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1.c., s.273, 275)

Hâlbuki biz kadınlar, Diyanet’ten ve kadın din görevlilerden camilerin kadınların katılımına elverişli mekânsal düzenlemelere tabi tutulmasını bekliyoruz. Kadınların camiye katılmalarının önüne geçen ya da buraya geldiklerinde onları hareme kapatan içselleştirilmiş dini kültüre karşı etkili bir mücadele vermek önemlidir. Çünkü biz kadınlar, camiye her girişimizde harimde biraz olsun dursak, etrafımıza bakınsak, oyalansak ya da orada namaza durmaya teşebbüs etsek muhakkak ki bir cami görevlisi ya da cemaatten bir erkek tarafından “Bayanlara aittir” tabelası gösterilerek, hareme yollanırız. Harimde kalmakta ısrar etmekse çoğu zaman iyi sonuçlar doğurmaz.

Ben, camideki harem-selamlık sisteminin tamamen kaldırılmasını önermiyorum. Aksine bazı durumlarda kadınların kendilerine ait bölmeleri olmalıdır. Söz gelimi kadınların hamam ve kuaför gibi mekanlarda alternatif kamusal alanlar yaratmaları, erkek cemaatin baskılayıcı ortamından uzak olmaları sebebiyle kolaydır. Üstelik kadınların kendi bedenlerinin fitne yaratacağı endişesine kapıldığı, camiye gitmekten çekindiği Türkiye toplumsal yapısında, birçok kadın namaz kılarken belli bir mahremiyet ihtiyacı hissetmektedir. Bu yüzden camilerde birer paravan bulunması ancak bu paravanların ardına geçmenin zorunluluktan çıkarılıp seçime bırakılması gerektiği kanısındayım: Ne olursa olsun, her camide harimden harem kısmına geçmek, her kadının kendi isteğine bırakılmalıdır.

Öyle görünüyor ki bu durumda en pratik çözüm, duvar, perde ve sabit paravanları kaldırarak, fiziksel anlamda daha kısa, sosyolojik anlamda daha esnek paravanların camilere yerleştirilmesidir. Kadınlar kendi seçimleri doğrultusunda bu bölümlere geçebilirken, kadınların asıl yeri, harim olarak belirlenmelidir.  Bir başka çözüm ise, Mimar Sinan Ataşehir Cami örneğinde olduğu gibi fevkaniye haricinde, harimde kadınların ibadet edebildikleri paravansız bir alan ayırmak(tı). Ancak bu alanın yüz ölçümü, erkeklere ayrılan alanla eşit olmalıdır, derken, bu yıl, kadınlar, harimdeki bu alandan da mahrum kaldılar. Ataşehir Cami, kadınlara seçme hakkı tanıyan, örnek mekansal düzenlemeye sahipken kadınların mihrapla bağlantısını kesen ve onları zorunlu olarak tecrit eden bir camiye dönüşmüş bu yıl, çok yazık.

Bir Yorum

  • Şüheda
    8 Haziran 2017 - 04:18 | Permalink

    Problemin kalıcı adaletli bir çözüme kavuşturulması adına Change.org sitesinde bir kampanya başlatmanın yerinde olacağını düşünüyorum, çünki gördüğüm kadarıyla yetkilileri hayrete geçiren ve olumlu sonuçlanan çok sayıda kampanya bulunmakta.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir