Genel

Yol Hikayeleri

Konuk Yazar: Zeynep Doğusan

Seyahat etmek insanın sahip olduğu imkanı neye harcamak istediğiyle ilgili bir karar. Ne zaman, nereye, kiminle ve ne için gideceğinize önce sizin karar vermeniz ve çoğunlukla da çevrenize bir açıklama yapmanız gerekir. Bir de belli bir yaştan sonra kazanılan parayı kenara koymamak, başka bir değişle ev veya araba taksidine yatırmamak yetişkin olamama göstergesi olarak kabul edilir. Yani bir tür şımarıklık… Ama genel olarak seyahat etmenin belirli sınırlı içinde kabul gördüğünü söyleyebiliriz, en azından sosyal medyada beyaz kum turkuaz denizli balayı fotoğraflarının aldığı beğeni sayısından bu sonucu çıkarmak mümkün. Biz daha çizgi dışındaki seyahatlere bakarsak bir kadının yalnız seyahat etmesinin belki biraz, Müslüman bir kadının yalnız seyahat etmesinin ise ne burada ne başka bir yerlerde pek de makbul görülmediğini söyleyebiliriz.

Yalnız seyahat etmek taşıdığı risk nedeniyle bir tür macera arayışı gibi görünüyor, macera arayışı da yeterince meşru bir neden olarak kabul edilmiyor. Bu macera benim için tüm farklı ihtimallerle, insanlarla, hayatlarla karşılaşma arayışı olarak tezahür etti. 15 yaşımdan sonra çeşitli vesilelerle ailemden ayrı seyahat etmeye başladım. Bir de hep ilerde daha az vaktim ve enerjim olacağını düşünerek geleceğe bu türden bir yatırım yaptım. Yatırım yapmak işi rasyonalize etme çabam tabi, aslında kendimi hep yeni bir yerde hayal ettim. Şu an oturup saydığımda Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika’da 25 ülkeye gitmişim. Her ne kadar kendine seyyah diyenler için oldukça mütevazi bir liste olsa da, seyahat etmekle alakalı benim de anlatacak bir şeyler biriktirdiğimi fark ettim. Kendi yol hikayelerim bana çok şey öğretti.

Başörtülü bir kadın olarak yalnız seyahat etmenin, başlı başına ayrı bir tecrübe olduğunu söyleyebilirim. Bu tecrübeyi yaşayanların da bana katılacağını düşünüyorum. Bir yola çıkarken birçok şeyi arkanda bırakabilsen de pasaportun seninle birlikte, yani kimliğin peşinde. İsmin ya da aksanın yabancı bir kalabalığın içinde kaybolmanı engeller nitelikte. Bunun üstüne baş örtüsünü eklediğinizde, unutsanız da size kim olduğunuz veya kim olmanız gerektiğini hatırlatanlarla karşılaşıyorsunuz. Müslüman kadınla ilgili var olan türlü yargılarla farklı şekillerde yüzleşiyorsun. Yolda gördüğünüz tanıdıklar ve ötekilerle karşılaşma anları da bu türden.

Tanıdıklar kısmında yollarda karşılaştığım Müslüman manzaralarını kastediyorum tabi. Yolda en büyük mesele namaz kılmaya uygun bir yer bulmak olunca, benim için de ilk akla gelen çeşitli Müslüman mahallerinde mescid aramak oldu. Kendi tecrübeme dayanarak özellikle Avrupa’da Müslüman yoğunluklu semtlerin aslında şehrin en tekinsiz yerleri olduğunu söyleyebilirim. Dolayısıyla mescid ararken pek de hoşlanmayacağınız manzaralar görebiliyorsunuz. Daha ilginci ülkeden ihraç ettiğimiz problemlerle Türk mahallelerinde karşılaşmak… Berlin’de mescid sorduğumuz bir Türk teyze hangi camiye neden gitmememiz gerektiğiyle ilgili bize uzun bir liste vermişti, sonuçta iki rekat namaz kılmak isterken farklı görüşlere kapılıp gidebilirdik.

Selamun aleyküm’ün bir İslami kardeşlik nişanesi değil, sözlü taciz olabildiğini ise, İtalya’da Mağripli gençlerden öğrendim. Ayaküstü evlenme teklif eden bir Arap’la da umarım sadece ben karşılaşmamışımdır. Böyle durumlarda ‘Sorry dude, it’s so not halal’ diyemedim, kültürel kodlarım beni duymamış gibi davranıp yürümeye devam etmeye itti (yine peşimizi bırakmayan kimlik meselesi).

Biraz tecrübe sonunda, kendime cemaat harici çözümler buldum. Iphone’un pusula teknolojisinden önce, tüm internetsiz ortamlarda beni kurtaran Paris caminin yanından aldığım kıble pusulam ve aslında bir mutfak havlusu olan seccademle, kendimi dünyanın her yerine gidebilecek kadar özgür hissediyordum. Turistlerle dolu bir parkta namaz kılmanın izbe bir mescidden çok daha güvende hissetirmesi ise biraz buruk meseleydi tabi.

Ötekilerle karşılaşmalarımda ise şaşkın veya memnuniyetsiz manzaralar vardı. Almanya’da Erasmus sırasında, bir sınıf arkadaşım, oralara kadar gelmeme izin veren bir ailem olduğu için ne kadar şanslı olduğumu söylemişti. Tabi her milletin vatandaşı olan sınıfta sadece benim ailemi takdir etmek aklına geldiği için ben kendisine aynı muhabbetle karşılık verememiştim. Hoş, benim de bu konuda anne babama teşekkür etmek hiç aklıma gelmemişti. Berlin metrosunda iki sefer yolculardan biri neden başörtüsü taktığımı sorduğunda, tavrında sanki biraz öfkeli ve mutsuz bir hava vardı. “Başörtüsü müslüman olduğumu gösteriyor”. O zamanlar böyle durumlar için bulduğum en kestirme cevaptı. Hem iki durak arası tesettür meselesini anlatamayacağımı düşündüğüm için hem de olası bir polemikle canımı sıkmaya hiç niyetim olmadığı için… Tabi hiç diyalog kurmadan ordaki varlığımdan rahatsızlığını belli edenler de oldu. Batı Kudüs’te arkadaş grubumuzla tramvaya bindiğimizde çoğunluğu dindar yahudi yolcuların yüzlerindeki şok ifadesini okuyabiliyorduk. Yanında durduğum fötr şapkalı yolcu hemen kalkınca ineceği durağa yaklaştığımızı zannetmiştim. Hayır, sadece yanımda gitmektense ayakta yolculuk etmeyi tercih etmişti.

Neden başörtüsü taktığım sorusu Japon sınıf arkadaşımdan geldiğinde ise, aslında aramızda güzel bir sohbetin başlangıcı oldu. Çünkü gerçekten hayatında daha önce hiçbir Müslümanla tanışmamıştı ve kafasında İslam’la ilgili hiçbir yargı yoktu. Geçtiğim yollarda, farklılık değil yakınlıklar üzerinden iletişim kurmayı tercih eden birçok insanla da karşılaştım. Oslo-Stockholm arası bir otobüste yanına denk düştüğüm, Eritreli kızla konuşacak birşeylerim vardı. Eritre’yi Müslüman çoğunluklu bir ülke olduğu için biliyordum, o ise babasının göçtüğü memleketini hiç görmemişti. Erivan’da bit pazarındaki yaşlı satıcıya İran’lı değil Türk olduğumu ise biraz çekinerek söylemiştim. Benimle Azeri Türkçesiyle konuşmaya başlamasını tabi ki beklemiyordum. Ya da bu sefer başka bir yönde yine Kudüs tramvayında, bizi görür görmez flütüyle İstanbul seyahatinde öğrendiği ‘Üsküdar’a Gider İken’ türküsünü çalmaya başlayan dedem yaşlarında bir yolcu iletişim kurmaya çok istekliydi. Yaşadığım kötü tecrübeden sonra samimiyetine biraz şüpheyle yaklaşmıştım. Ayrılırken vedalaşmak için elini uzattığında bir saniye tereddüt ettim. “Bu sadece bir el, sana zarar vermez.” demesini herhalde hayatım boyunca unutamayacağım.

Yola çıkmanın cesaret işi olduğunu düşünen çok insan vardır. Kendimi hiçbir zaman cesur biri olarak görmedim, ama yolda görüp kendi korkumla yüzleşmemi sağlayan ve cesaretimi arttıran çok fazla kadınla karşılaştım. Kimisi evini açtı, yol gösterdi, destekledi. Padova’da tiyatro eleştirmenliği masterı yapan kadın hem bizi misafir etmiş hem de şehri gezdirmişti. İki kişi çıkmaya cesaret edebildiğimiz İtalya’daki interrail macerasında, Roma’da kaldığımız hostelin kadınlar yatakhanesinde yalnız gezen bir Çinliyle tanışmıştık. Her akşam arkadaşları için seçtiği kartpostalları özenle doldururuyor ve halinden gayet memnun görünüyordu. Biz Filistin Birzeit’te yaz okulunu tamamlayıp Kudüs’e dönerken, Macar aktivist arkadaşımız ‘Beş Kırık Kamera’ belgeselinin çekildiği Bil’in köyüne doğru yol alıyordu, yüzünde hiç tereddüt yoktu. Berlin’de bir sene boyunca can yoldaşım olan Pakistanlı doktora öğrencisi arkadaşım, burs bulmakla uğraşıyor ve bir seneden fazladır ailesini görmüyordu. Eğitimine devam ettiği için, erkek kardeşinin kendisini sürekli olarak Facebook’tan tehdit ettiğini anlatmıştı. Onu öldürmesinden korkuyordu ama geri dönmeye niyeti yoktu. Tüm bu kadınları anmasam hikayem eksik kalırdı.

Seyahat etmek neticede bir imkandır, bazen ekonomi bazen vakit bazen niyet eksiğinden yola çıkılamayabilir. Dünya’nın belki de hiçbir zaman kadınlar için güvenli bir yer olmayacağını düşünenlerdenim. Ama biz yola çıkmayınca daha az tehlikeli olacak hali de yok. Sonuçta, hiçbirimiz dünyadaki Müslüman kadın steorotipini yıkmak için yola çıkmıyoruz, sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz. Kimi zaman evden çıkarak, kimi zaman da bir uçağa binerek. Seyahatin tüm yükünü omuzlayan, yorgunluğunu, meşakkatini eve döndükten sonra hemen unutuverip yenilerini hayale başlayan tüm kadınlara selam ederim. Seyahatimi mümkün kılan yol arkadaşlarıma, gitmeme izin veren ve beni dönüşte sevinçle karşılayanlara da huzurlarınızda teşekkür ederim. Dönecek bir evim olmasa bunların hiçbiri mümkün olmazdı.

2 Yorum

  • sidra
    25 Kasım 2017 - 21:39 | Permalink

    çooook güzel yazmışsınız..samimiyet ve duygu yüklü.. benimde şu anki wn büyük hayalim gezmek hemde başörtülü

  • 26 Kasım 2017 - 15:42 | Permalink

    yazınızı çok beğendim

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir