Genel

Yol Dönümü

Konuk Yazar: Ayşe

Görsel: Claire Shorrock

 

1

Uyandım, saat 8:12.

Bizimkiler mutfakta oturuyorlar. Aradı, duyuyorum. annem gelip bana haber verdi. “Ayşe, geliyormuş” diye. “Tamam siz konuşun ben konuşmayacağım” dedim. Babam dünden beri daha iyi, beklemeye karar verilince rahatladı annemle babam. Amenna, iyi niyetlerine, yapıcılıklarına minnettarım..

Geldi. Aşağıdan babamı aradı, “Yukarı gelsene” dedi babam telefondan, kapıyı açınca “Dışarıda konuşsaydık baba” dedi. Kendi evine girmiyor. Neyse ki içeri lütfetti.

Önce beraber konuştular sonra annem yanlarına girdi. Sonra beni çağırdılar. Oda hemen O kokmuş. Babam bir ara “Erkeğin dediği olur zaten” filan dedi, heh iyice sıvıyoruz ne güzel dedim içimden.. Neyse babam “Geçmişe sünger çekip, kötü huylarınızı törpüleyip bu evliliğe devam edeceksiniz ortada ben bir sorun göremiyorum”, dedi… Ortada kütle halinde bir sorun yok ki zaten, parça pinçik “Bana şunu dedi”cikler..

(Bir keresinde benim günlüğümü bulup okumuştu, yukarıdaki benzetmeyi yaparken aklıma geldi şimdi. Günlüğüme hasret, gurbet, yalnızlık, uzaklık temalı yazılar yazarken bunların hepsinin beni hüzünlendirdiğini ama artık buna alıştığımı belirtmek için şu kelimeleri kullanmıştım, tözsel bir hüzün. Günlüğümü okuduğunu söylediğinde tepki vermiştim. “Ne kızıyorsun ben okuyayım diye yazmışsın zaten” demişti. Hayır. İstememiştim. Bunun üzerine bir zaman tözsel hüzün lafımla dalga geçti. Ben de bir daha yazmadım. O günlüğün kapağını bile açmadım, utandım. )

Babama bu sefer, “Ben bu evin erkeği olduğumu hissetmek istiyorum, hem dışarda hem evde” dedi. Genelde bu minvalde şeyler. Vay be.. Babamı da buradan yakaladı..

Sonra beraber çıktılar, inanılmaz öfkeliydim. Babam annem bile beni eleştirmeye , ona hak vermeye başlamışlar gibi hissediyordum… O an kalakaldım. Evden gitmek istiyorum ama İstanbul’a da gitmek istemiyorum. Aklımdan onlarca düşünce geçiyor.. Anneme patlıyorum, merak etmeyin başımın çaresine bakarım diyorum. Dil döküyor kadın bana, “Biz ayrılmanızı istemediğimiz için ağzımızı açıp birşey demiyoruz, orta yolu bulmaya çalışıyoruz” diyor. Hâlâ kızgınım, “Gider gitmez daha büyük bir ev bakacağım ben” diyor. “Bakmana gerek yok, rahatsız olmayın dağılmayın siz diyorum”. “Ne yapacaksın? Ayrı mı yaşayacaksın?, Bir namusun kaldı ona da mı laf gelsin?” diyor. Aha! Allaaah.. Bağırmaya başladım, “Ne demek istiyorsun sen?, Ağzından çıkanı kulağın duysun, ayrı yaşayan orospu mu oluyor hemen?” diyorum… Bir bu eksikti, kavga ediyoruz. Annem arada birşeyler söylüyor, soruyor beni sakinleştirmek için. Tersliyorum, “Tamam şu an öfkelisin” deyip o da kendi halime bırakıyor..

Babam geldi. Bakmadan içeri girdi, ben mutfakta bu yazıya başlamıştım. Babam yanıma gelip selam veriyor, “Hoşgeldin baba”. Hoş buldu. “O ılımlı kızım, ben inanıyorum ki düzeleceksiniz” diyor. Konuşuyorum. Anlatıyorum. Aklıma öncelerden birkaç olay geçiyor, onları duyunca kalakalıyorlar. Küçük hesaplarını farkettiğim ama göz ardı ettiğim şeylerden birini sadece.. Bunların lafını bile etmekten haya duyuyorum. Bu kadar küçük şeyleri mesele etmez insan, etmemeli. Ama aklıma geliyor bir bir..
Babam annem sakin..
Çantaları kapıya yanaştırıyoruz..
Gitme vakti yaklaşıyor..
Kafka’yla nasıl ayrılacağım?!

2

Otobüsteyim. Saat 23.00
Müşterek aldığımız bir kararla Ecenaz’ın yanına gitmemin daha uygun olacağını düşündük. İstanbul’a direk gitmek zor ve yorucu olacaktı. İnsanların merakını, sorularını annemle babam ilk etapta absorbe etsinler bakalım. Bir hafta 10 gün sonra da ben giderim yanlarına..

Kızlar hep yanımda olsun istiyorum, korkuyorum bu kadar belirsizlikten..

Babamlar akşam 6.30’da bindiler otobüse. Ben eve döndüm. Önce son bir Göksun fotoğrafı çektim. Instagram’a post. Birhan Keskin’e bayılıyorum. Bir şiiri yine -bence- çok yakıştı fotoğrafın altına.

İkindi gibi O’nu aradım. Evden ayrılacağımızı bildirdim, Kafka’yı sabah geldiğinde sormuştum, “Ben bakarım” demişti, babam rica etmiş “Yuva bulunduysa verin” diye kabul etmiş. “Tableti yanıma alabilir miyim?” dedim “İstediğini alabilirsin” dedi ve kapattık telefonları.

Otogardan dönerken komşuma uğradım çay içtik, lafladık. Keşke daha çok vakit geçirebilseydik. Nasip..

Bir an önce eve çıkıp evimle vedalaşmak istiyorum. Kapıda Kafka karşılıyor yine, gerine gerine atlıyor kucağıma, ben yanaklarını boynunu öpüyorum, o zımpara diliyle yüzümü yalarken kazıyor.. Kuzum, hiç bişi demem ki.. Mii mii diye diye beni mamanın başına götürüyor, oturuyorum mamanın başına ben yanında olunca daha rahat yiyor, mırlaya mırlaya..

Ağlamaya başladım, gittikçe yükseliyor şiddeti.. Biz bunu haketmedik diyorum, tutamıyorum.. Kafka gelip gözlerimi yalıyor, terapist misin kedi misin be yavrum?..

Evde hiçbir kişisel eşyam kalmadı neredeyse.. Zoruma gidiyor. Düşünüyorum O eve girince ne hissedecek, rahatlayacak mı acaba yoksa üzülecek mi.. Kapının önündeki terlikleri de kaldırdım.. Vestiyerde de bir şeyim kalmadı..

Allah’ım güç ver..

Veriyor.. Hala yaşıyoruz işte..

Kafka gözlerini kocaman yapmış bana bakıyor, haklısın oğlum. Son kez oyun oynamadan ayrılmamalıyız. Başlıyorum kovalamaya, o kaçıyor ben kovalıyorum, ben saklanmıyorum o gelip buluyor.. Ne oyuncu bir kuzusun sen Kafka.. Yorulduk. Uzanıyor yere karnını mıncıklayıp seviyorum, elimi ısırıyor her zamanki gibi.. Isır be, hatta bir iz daha bırak kendinden ..

Bir sigara yakıp mutfak balkonuna çıkıyorum. Sandalyede oturup yazının başını bitiriyorum. Kafka da mermerde oturup etrafı seyrediyor. Yüzünü inceliyorum o karanlıkta, yakışıklı kedim benim.. Gelip kucağımda oturuyor, patilerini seviyorum..

Balkondaki çiçeklere son kez su verdim, mutfağa baktım dağınıklıkları toparladım. Çöpleri de toplayıp kapının önüne koydum. Çantalarımı hazırladım, kapının önüne çıkardım. Kafka anladı dışarı gideceğimi, kapının önünde bekliyor beni. Yapma be oğlum git uyu ki kolayca gideyim..

Saat 20.00 oldu. Çıkmam lazım, Kafka kapıyı açınca dışarı fırlıyor ama merdivenlerde beni bekliyor sürekli miyavlıyor, ayakkabıları giyene kadar bir kat aşağı inmiş bile. Koşa koşa gidip onu yakalıyorum, öpüp içeri koyuyorum, kapıyı kapattım ama pati atıyor kapıya..
Yapma be oğlum..
Başladı uzun uzun miyavlamaya, keşke duymasam..
Alt kata indim, komşumla vedalaştık çok zor tuttum kendimi ağlamamak için, ağlasam konuşmayacağım. Öyle de gitmek istemiyorum. Apartmanın önüne kadar geliyorlar benimle, hâlâ Kafka’nın ağlamasını, ulumasını duyuyorum.. Keşke duymasam, ayrılıyorum komşulardan. Komşulardan biri Kafka’nın sesini duyuyor, “Ayşe! Kafka bağırıyor” diye sesleniyor, duyuyorum be canım, maalesef anladı evden ayrıldığımı buna adım gibi eminim..
Kafka’nın sesini duyamayacak kadar uzaklaşınca tutamıyorum kendimi..
Evimi bıraktım..
Kedimi bıraktım..

Arkadan bir araç yaklaşıyor, farlarından gölgem önüme düşüyor. “O’ymuş bir de” diye düşünüyorum. Benim hâlâ umudum mu var. O değil tabi..

Otogara vardım. Göksun gözüme değişik görünüyor artık. Yıldızlarına, ışıklı yollarına, şiveli konuşan insanlarına bakıyorum uzun uzun…

Kafka hala miyavlıyor mudur, diye düşünmeden edemiyorum.
Otobüs yanaşıyor, biniyorum.
Muavin yaklaşıp soruyor, nereye abla?
-Bursa..

6 Yorum

  • Maggie
    3 Kasım 2017 - 14:16 | Permalink

    Dün akşam yaşadıklarımdan sonra kendi günlüğüme varmamıştı elim….tevafuken çıktı yazınız karşıma..günlüğünüzü okuması hem kişisel mahremiyeti ihlal hem de bilemiyorum kendi penceremden hoş da bir şey
    Ben günlüğümü yatağımın yanıbaşında bırakıyorum da bir kere merakını cezbetmiyor…….
    Aşağı yukarı benzer şeyler … erkeklerin kendi erkekliklerini hissetmek için bizim kendimizi geçmişimizi çiğneme ihtiyaçları beni benden alıyor
    Evlilik o kadar gereksiz ki….

    • Ayşe
      5 Kasım 2017 - 00:33 | Permalink

      Evliliğe ve erkekliğe dair içimde koca bir hissizlik var artık. Umarım mutlu olabileceğiniz bir yol bulursunuz. Sevgiler.

  • Merve
    3 Kasım 2017 - 14:18 | Permalink

    Merhabalar,
    Keske kedinizi birakmasaydiniz. O da yuvasini kaybetmis oldu. Üzücü.
    Umarim her sey daha guzel olur.

    • Ayşe
      5 Kasım 2017 - 00:31 | Permalink

      Kedimle bu ayrılıktan yaklaşık bir ay sonra kavuştuk. Hala da benimle beraber. Ayrılamadık çok şükür

  • suzi
    8 Kasım 2017 - 05:47 | Permalink

    anne babanizla degil de iki tarafa objektif bakacak birilerinin yaninda tekrar konussaydiniz daha iyi olurdu belki.. durumunuzu bilmeden tavsiye vermek istedim, umarim yanlis bir sey soylememisimdir.

  • Böğürtlen Reçeli
    27 Kasım 2017 - 00:04 | Permalink

    Merhaba,

    Yazıda beni en çok hüzünlendiren şey odanın hemen O koktuğunu farketmeniz ve arkadan gelenin O olduğunu düşünmeniz… Birinden kopmak çok zor bir şey. Onun sizden kopamayacağını düşünmeniz, bu umudu taşımanız da acının asıl sebebi oluyor aslında. Dilimiz bitsin derken içimizde bir ses “bu kadar mı bitti” diye hayret ediyor. “yok bensiz yapamaz, illa ki aklını başına toplayacak” gibi bir bekleyiş de olabilir bu. Sizin duygularınızı bilemem ama yazdığınız bu iki kısım bendeki bu duygularla örtüştü.

    Sonunda kopuluyor. Ama devam da ediliyor, devam etmeyip ne yapılacak sanki? Dostlarımızla görüşmeye, çalışmaya, instagramda fotoğraf çekmeye ve hatta yazmaya bile devam ediyoruz. Ara sıra pişmanlık da yokluyor ama olsun…

    Durumum sizinle benzer değil ama Allah sizin ve tüm ayrılmak zorunda kalan kadınların yardımcısı olsun. Erkeklik krizi yaşayan erkeklerden de uzak eylesin…

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir