Genel

Reçel’den Röportaj Var!

Yeni Şafak Gazetesi’ nin Pazar eki için bizimle yaptığı röportajı yayınlıyoruz.

Genç, yaşlı, eğitimli, eğitimsiz, reçel yapan, yapamayan, yapmayan tüm Reçel severlerin ilgisine.

 

Adsız

Tartışma Dücane Cündioğlu’nun ‘reçel yapamayan İslamcı kadınlar’ sözüyle başladı… İslamcı kadınlara reçel yapıp yapmamaları üzerinden kıymet biçilmesini reddeden Müslüman kadınlar kendilerine bir blog açtılar ve buradan kadınların ve bilhassa Müslüman kadınların gündelik deneyimlerine, toplumsal meselelere karşı yaklaşımlarına, dertlerine, umutlarına, kaygılarına ve çözülemeyen sorunlarına eğilen yazılar yayınlamaya başladılar. İsmi Reçel Blog. Adresi, recel-blog.com. Aslında bu blogun amacı, senelerce Müslüman kadınlar haricinde herkesin konuştuğu ‘Müslüman kadın’ meselesine alternatif bir mecra açmaktı. ‘Bakın biz de böyle düşünüyoruz’ ve ‘bizim gibi düşünenlerin sayısı hiç de az değil’i göstermekti. Bunu görüştüğümüz Reçel’in sabit editör ve yazar kadrosundan öğreniyoruz. Bu 6 editör içerisinde tercüman da var akademisyen de, müzisyen de var psikolog da, mühendis de. Daha önce Kadına Şiddete Karşı Müslüman İnisiyatifi’nde yer alan bu kadınlar, Reçel’i de birlikte açmaya karar vermişler. Reçel bu inisiyatifle doğrudan bağı olan bir blog değil. Burası kadınların toplandığı, dertlerini, gündemlerini ve tespitlerini paylaştıkları bir mecra. Bir nevi gün. Farkı, herkese açık olması. Bir de, bu günde börekler, çörekler, kısırlar yok. Aksine kimlikler, sorgulamalar, sorunlar ve çözümler var. Onlar “Kalemimizi, klavyemizi, tenceremizi, meyvelerimizi, şekerimizi aldık geldik. Reçel zamanla size kendisini anlatacaktır” diyorlar ama biz, kendilerinden işin hikayesini detaylı dinleyelim istedik.

6 EDİTÖRÜ VAR

Reçel’in sabit yazar kadrosu dışında yayınladığı yazıların çoğu dışarıdan mail yoluyla editörlere iletiliyor. Editörler üzerinde uzun tartışmalar yürüttükleri bu yazıları daha sonra siteye yüklüyorlar. Bazı yazıların düzeltilmesi, meselenin daha da açılması gerektiği durumlarda yazarla işbirliği yapıyorlar. Normatif sıkı kuralları yok Reçel’in. Yeter ki kadınlara dair ‘bir şeyler’ söyleyebilsin. Sitenin içeriğine geçmeden editörleri tanıyalım. Büşra Eser, İstanbul Üniversitesi Psikoloji mezunu. Zişan çevre mühendisliği mezunu, şu anda yüksek lisans yapıyor. Huri kendini “Modern Türkiye Çalışmaları’nda yüksek lisans yapıyorum. Çevirmenim. Reçel’e düzenli yazı yazıyorum” cümleleriyle tanımlıyor. Rumeysa ise Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu. Müzikle uğraşıyor, uzun zamandır. Kendi deyişiyle ‘müzisyen olmaya çalışıyor’. Feyza, Şehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Son olarak Fatma Büşra Helvacıoğlu, Mütercim Tercümanlık bölümü mezunu ve şu anda çevirmenlik yapıyor.

Reçel’in fikri Zişan’dan çıkmış. Daha önce Rumeysa’nın farklı bir bağlamda ortaya attığı başka bir blog fikri de bu konuda ilham kaynağı olmuş. “Kadınlarla ilgili yeni yeni kurcalanan meseleler ve konular hakkında konuşan çok az insan var. Birbirimizin ne düşündüğünü bilmiyoruz, bunları yazıya dökelim istedik. Bazılarımız daha önce hiçbir yerde yazmamıştı şimdiye kadar. İnsanları yazı yazmaya teşvik edecek bir yer nasıl olur fikrinden yola çıktık. Ve Reçel açıldı.” Ekip, daha 4 ay önce açılan Reçel’in bir yazı atölyesine dönüştüğünü söylüyor: “Mümkün olduğunca bütün yazıları yayınlamaya çalışıyoruz. Teknik yorumlar yapmadan sözünü söylemek isteyen tüm kadınlara açık tutmaya çalışıyoruz.”

OTORİTEYE MUHALEFET ÜRETMEK

Peki, neydi bu Müslüman kadınların dertleri? Blogda yayınlanan yazıları ilk okuduğunuzda hâkim bir öfke göze çarpıyor. Reçel kadrosu da bunu inkâr etmiyor. Huri “Biz Müslüman kadın kimliğine sahibiz. Derdimiz de kadınların ve bilhassa Müslüman kadınların kendi aralarında ve kendi haklarında konuşacakları bir platform oluşturmak. Biz artık kendimizi, kendi kendimize konuşabiliriz demek istedik. Bir bakıma bu yapılan Müslüman kadınların haricindeki otoritelerin ürettiği söyleme muhalefet üretmekti.” Büşra Eser de kendi açısından Reçel’i ‘Kadın kimliği üzerine yöneltilen eleştiriler yüzünden Müslüman kimliğinin yargılanmasına karşı bir konum alış’ olarak tanımlıyor.

YALNIZ DEĞİLSİNİZ

Bu arada Zişan giriyor topa. Grubun en heyecanlılarından o. Bilhassa Müslüman kadın söylemi üzerine argümanlar geliştiriyor ve şöyle anlatıyor derdini: “Müslüman kadın çok popüler bir konu. Herkes onların hakkında konuşuyor. Ama onlar ne söylüyor? Popüler bir söylemde bulunduğunuzda herkese ulaşıyor ama başka bir şey söylemek istediğinizde platform yok. Kimse aynı şekilde muhalefet etmek zorunda değil. Bazılarımızın katılmadığı yazılar var ama onları da ekliyoruz. Blog yazarları bile her konuda hem fikir değil, herkesin farklı bir bakış açısı var, herkes Reçel’i farklı bir yerinden tutuyor. Yazıların altına yorum girilebiliyor, tartışma oradan da yürüyebiliyor.” Reçel’in sacayaklarından biri de düşüncelerinde kendini yalnız hisseden kadınlara, ‘yalnız değilsiniz, biz de sizin gibi düşünüyoruz’ demek. Rumeysa bunu genişletiyor: “Bir de kadınların kendilerini yalnız hissetme durumları var. ‘Demek böyle düşünen yalnızca ben değilmişim’ diyorlar. Bu karşılaşmalar bizi başka yazılara itiyor. Yorumlar bazen yazıların da önüne geçiyor. Tartışma platformu haline de gelebiliyor Reçel.”

HAKİM ANNELİK SÖYLEMİ ELEŞTİRİLİYOR

Reçel’in katı kuralları yok. Blogun hakim bir söylemi de yok. Hakaret edilmediği, birilerine nerede durması gerektiğini söylemedikçe ve had bildirmedikçe tüm yazılar yayınlanabiliyor. Siteye gelen yorumlar bazen agresif olabiliyor. “Onları da ibret-i alem olsun diye yayınlıyoruz” diyor Reçel ekibi. Reçel’e dışarıdan gelen yazıların çoğunluğunda hakim annelik söylemini eleştiren cümleler var. Feyza “Bu site Müslüman kadın denen, tekil görülen şeyi çoğullaştırmak aslında. Bu çoğullaştırma da kendi başına bir iş. Hakim annelik söyleminin dışına çıkan eleştirel yazılar çok geldi. Kadınların doğru ve makbul annelik konusunda o kadar sıtkı sıyrılmış ki, o konuda çok yazdılar. Başörtüsünü, hakim çizginin dışında ele aldığımız zaman temel itirazlarımızı dile getiren yazılar popüler oldu. Çünkü bu kadınlar hep kendilerine başka mecralar aradılar” diyor.

ERKEKLERİ RAHATSIZ ETTİK

Sosyal medyada daha çok yeni olmasına rağmen Reçel’de yayınlanan yazılar sıklıkla paylaşılıyor. Birçoğu da Müslüman kadının dillendiremediği belli başlı konular hakkında. Doğal olarak atılamamış bir öfke var. Rumeysa bunu kendi yazılarında da gördüğünü söylüyor: “Fazlasıyla sinir/ duygu yüklü yazılar geliyor. Kendi yazılarımızı da katarak söylüyorum, acayip bir öfke patlaması var. Benim annem de okuyor, bir yerden sonra yorulduğunu söyledi. İyi hoş diyorsunuz da bu kadar mı öfkelisiniz? Biraz böyle yazılar yazarız sonra kendi hayatımıza dair de bir şeyler yazarız dedik ama diğer meselelere sıra gelemedi.” Burada Zişan ekliyor “Ve şunu fark ettik ki o öfkenin patlayacağı başka bir yer de yokmuş. Gelen yazılar bu kadrodan daha öfkeli.” Büşra Eser ise şöyle katılıyor: “Etrafımızda bir şeye sinirlenip Reçel’e yazmak isteyenler oluyor, Reçel’in buna olanak sağlamasını seviyorum.”

BİRİLERİNİ RAHATSIZ ETTİK

Tabi sadece Müslüman kadından söz edilmiyor blogda. Bu kimlik temel alınarak yazılmıyor yazılar. Kadınlık deneyiminin bir sürü varyasyonları var. Huri “O şiarla yaşamayan arkadaşlardan deneyimlerini aktarmaları açısından yazı istediğim oluyor. Kadınlık deneyimini politik bir söyleme dönüştürmemiş kadınlarla bir aradayız ve o tartışmanın buraya yansımasını da istiyoruz” diye de belirtiyor. Peki, geri dönüşler nasıl? Fatma Büşra “Feminist devrim yapıyormuşuz gibi algılayanlar da var, dincisiniz, yobazsınız diyen de. Müslüman kadınların yazdığı bir bloğa gelip dincisiniz demek de ayrıca komik. Rumeysa, “Meselelerimiz derinliksiz gelebiliyor beylere. Zaten kadınlara dair birçok nokta derinliksiz onlara göre” diye ekliyor. Zişan ise “Siteyi ilk açtığımızda inanılmaz tepkiler geldi. ‘Reçel yapmayı bilmeyen kadınlar reçel hakkında yazıyorlar’ dediler. Daha birkça yazı eklemiştik ama onlar ne yapacağımızı bizden daha iyi biliyorlardı. Tedirgin oldular, bu kim, kim var arkasında gibi sorular geldi. Sanırım biraz rahatsız ettik bazı erkekleri. Durduk yere bu can sıkıcı konuları açacak ne vardı canım diye düşündüler.”

FEMİNİST BLOG DEĞİLİZ

Bir kısım erkekleri ve kadınları rahatsız ettiklerini söyleyen, feminist olmanın bir hakaret gibi kullanılmasına da değiniyorlar. Reçel kendini feminist olarak tanıtan bir blog değil. Feyza “Aramızda feministim diyem kadınların yanı sıra hiç feminist olmayanlar da var. Feminist olmak kötü bir şeymiş gibi biz yazıları yayınlar yayınlamaz etiketlemeler başladı. İtibarsızlaştırma çabasıydı bunlar” şeklinde konuşuyor. Öte yandan ‘Reçel’in varlığı bana iyi geliyor’ diyen kadınlar, ‘kendimi rahatsız hissettim ama bu rahatsızlık bana iyi geldi’ diyen erkekler de olmuş.

NEDEN REÇEL?

Reçeli bu tartışmadan çıkarmak istiyoruz. Yazılardaki tavrımız da o. Kadınların yazarken de hayatın diğer bütün alanlarında verdikleri emek de bizler için çok kıymetli. Reçel yapmaya verilen emek bizim için kıymetli. Sürekli bununla suçlanıyoruz. Çalışan kadınlar buna itibar etmiyor deniliyor ama ona itibar etmeyenler de yine erkekler. İsmi düşünürken sıkıcı bir şey olmasın, hicivkâr bir şey olsun derken Dücane Cündioğlu’nun reçel yapamayan İslamcı kadınlar söylemi yaraya bastı. Reçel metaforikti orada. Tüm olayı iyi özetliyordu da bir yandan. Reçelse böyle de yapılır. Bu da reçel.

İkiyüzlülükleri ortaya çıkarmak hevesimiz var

Feyza, Reçel’in kuruluş amaçlarından birini de şu cümlelerle açıklıyor: “28 Şubat denilen ve mitleştirilen o dönemde devlet önümüze bir yasak koydu, Müslümanlara atfedilen suçların bedellerini başörtülü kadınlar ödedi. Bu siyasi olarak güçlenmek için de kullanıldı. Ama o dönemde biz bizzat Müslüman erkeklerin bizi nasıl ayrımcılığa uğrattıklarını gördük. Kemalist’ten daha Kemalist olduklarını, az maaş verilen başörtülü kadınları ve buna benzer ikiyüzlülükleri ortaya çıkarmak gibi bir hevesimiz de var. Kendi karısını dışarı çıkarmayan ama kendisi iş yaşantısında kadınlarla çok rahat ilişkiler kurabilen erkekler, işyerinde taciz, tecavüz, ikinci evlilikler, mobing… Bize bire yorum gelmişti. Şöyle diyordu: ‘Bize ikinci eş olmaktan başka bir alternatif tanınmadı’. Bu tam bir ikiyüzlülük. Hepimiz biliyoruz ama hiçbir söz edilmiyor. Okuyanlar da ‘Niye bunları söylüyorsunuz’ diye öfkeleniyorlar. Bu sırların
ortaya dökülmesinin öfkesi.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir