Genel

Evlilikte Kariyer Yapmak

Yazar: Fatma Büşra Helvacıoğlu

lars

Daha önce Rümeysa’nın hakkında yazdığı Sema Maraşlı yazısı hepimizin malumu, siniriniz bozulmayacaksa bir link de buraya verelim.

Bu gibi yazıların en büyük sorunu evliliği, birbirini seven, birbirinin kötü yönlerine katlanabilen insanların birbirlerine vaat ettiği yol arkadaşlığını, yalnızca güzellik normlarına ve müthiş bir cinsel yaşama indirgemesi oluyor bence.

Çünkü iki insan sadece yatak odalarını paylaşıyor, evlilik müddetince başka bir şey yapmıyorlar. Çünkü tek dertleri düzenli bir cinsel hayat, o kısım iyiyse geri kalan dertler yok oluyor. Çünkü evin içinde acayip güzel, bakımlı, yakışıklı olduğunda hiçbir zorluğa göğüs germen, sevdiğini kollaman gerekmiyor. Şu durumda, güzellik yerini yorgunluğa bıraktığında toz olabilirsin, ne gam!

Evliliğin her zaman çok güzel görünmek, arzu edilebilirlik ve caziplik üzerine kurulu olması fikri ürkütücü. Hele ki “muhabbet” denilen şeyin yalnızca bunlarla var olabildiği veya yok olabileceğini düşünmek muhabbetin anlamını kavramamış olmakla ilgili, denilebilir. Maraşlı evliliklerin kadın ve erkeğin daha bakımlı olmasıyla, güzel giyinmeleriyle uzayacağını söylüyor. Evliliğin ömrü bu şekilde uzar mı? Belki birkaç yıl. Aralarında derin bir anlaşmazlık bulunan, bir arada olmaması gereken iki insanı sonsuza dek kurtarır mı renkli fanteziler?

Maraşlı dışarıda türlü çeşitli belalara maruz kalan, deli gibi çalışan, eve rahat bir nefes almak için gelen insanlara diyor ki: “Durun, mesainiz daha bitmedi!” Yatağa girene kadar, hatta “yatak etkinliği” yapacağınız günlerde yataktayken de çekiciliğinizi korumalısınız. Çünkü siz aslında yorulan, ağlayan, sinirlenen, öfkelenen, neşelenen, şükreden, küfreden insanlar değilsiniz; belirli günlerde belirli mekanik, tanımlı ve seksi tavırlarla bir evlilik yürüten şeylersiniz. Sizler aslında birer imajdan ibaretsiniz; evliliğiniz yürüsün istiyorsanız bu imajı da koruyacaksınız. Sonra bunun adını muhabbet koyuyor. Kapitalizmin her durumda kendimizi satabilmemiz yönündeki dayatmaları Maraşlı’nın dilinde muhabbete tercüme ediliyor.

Muhabbetin ne olduğunu şimdilik bir kenara bırakalım. Muhabbet elbette cinselliği de içeriyordur; bu ayrı. Sorun zaten ilişkinin bir bütün olmaktan çıkarılıp sadece bir noktanın güçlendirilmesiyle evliliğin kurtarılacağının düşünülmesi. Ev aynı zamanda insanın kendisini rahat ve güven içinde hissettiği bir yer olmalı değil midir? Ben sürekli, ya da haftanın belli günleri, elinde not defteri ne kadar çekici göründüğümü, etek boyumu, elbisemin kıvrımlarını puanlayan bir adamın yanında ne kadar kendim olabilirim ki? Peki ya, bana en yakın insanın yanında bile kendim olamayacaksam, kafama yerleştirdiğim el kitabından ona “seni seviyorum çünkü şöylesin” diye ezbere laflar edeceksem ne anladım ben bu işten? Kocam benim yanımda eski pijamasıyla dolaşamayacaksa, sürekli şık görünme zorunluluğu hissedecekse, evde de kendisini bir proje olarak görecekse, ben onu zırhsız ve savunmasız haldeyken de sevmeyeceksem bu nasıl bir yoldaşlıktır kardeş? Fiziksel olana, salt görünürdekine bu kadar çok odaklanırsak, iki çift laf konuşamamak, hiçbir şeyi verimli şekilde tartışamamak, ne bileyim bir yürüyüşe çıkamamak, kendini “mükemmel imajlara” kasmaktan sıkıntılı durumlarda alttan alamamak olmaz mı bu işin sonu? Güzel görünmek, daha doğrusu piyasanın dayattığı güzellik ve cinsellik ölçülerine uymak insanları birbirine daha iyi gösterir mi? Piyasanın bozduğunu yine piyasa düzeltebilir mi? Maraşlı insanın bu kadar derinliksiz, bu kadar katmansız bir varlık olduğunu mu düşünüyor gerçekten? Cinsel yaşamları harika gittiği halde boşanan karı-kocalarla ilgili bir fikri var mı? Bir evliliğin kurtarılması şişman bir kadının zayıflamasına, gözaltı torbalarını aldırmasına, evde mini etek giymeye başlamasına bağlı olacaksa, o zaman dört beş çocuk doğurup, yıllarca evi çekip çeviren, iyi günde-kötü günde kocasının yanında olan ama bu süreçte, doğal olarak yorulan, bütün kadınları çöpe atalım. Emeği, iyiliği bir köşeye bırakıp hep daha “cazip” olana yönelenleri de mideleriyle baş başa bırakalım.

Bir de 300-500 tatlı söz söylemek gibi, 2000 satır şiir okumak gibi hem sözü hem insanı meta haline getirebilecek tavsiyeleri var Maraşlı’nın. Allah arttırsın da ev ödevi mi bu yahu. Patrondan papara yedikten, otobüs şoförüyle kavga ettikten sonra eve gelip karısını döven; karısı yemeği yaktı diye veya annesini özlediği için kadına hayatı zindan eden adam ne şiiri ezberleyecek? Hangi şiir bu kadına gerçekleri unutturacak?

Dinde elbette karşındakini hoş tutma, eşlerin birbirine güzel görünmesi gibi tavsiyeler var. Bunları inkâr eden yok. Ama bunlar belirli bağlamlar içinde, dinamik bir biçimde var. Bir bütün içinde var. İyi bir cinsel yaşam, nezaketle muamele eşlerin ruh sağlığı için de elzem elbette. Bunu da yadsıyamayız. Ancak bunların mekanik bir düzen içinde yapılması, reçete gibi belirli gün ve saatlere bağlanması düşüncesi bile beni daraltıyor. Dediğim gibi, dinde cinsellik, güzel görünmek, tatlı sözler söylemek ne kadar vurgulanıyorsa; merhamet, şefkat, huzur ve eşlerin birbirinde sükûn bulması da o kadar önemseniyor.

İşte bu yüzden Nurettin Yıldız’ın söylediklerinde de, Sema Maraşlı’nın yazdıklarında benzer bir şey okuyorum ben. Evi bir tür işyerine döndürmeye çalışmak. Evin içini, evliliği mesaiye tabii kılmak. Yani evi mescit olmaktan çıkarmak. Kadınları ve bilhassa erkekleri yalnızca “yatak etkinliğiyle” çalışacak birer meta olarak göstermek, belletmek. Böyle bir ev mescit olamaz. Hâlbuki evlerimizi mescit kılmamız buyrulmuştur. Dertlerin paylaşılmadığı, sadece yatak odasının paylaşıldığı bir evde ne muhabbeti olacak? Maraşlı muhabbeti bitiren bir şey arıyorsa geçim derdinin ağırlığına baksın. Çalışma saatlerine baksın. Her yerde patronun veya üslerinin yüzünden beli bükülen insanlara baksın. Sadece asgari ihtiyaçlarını karşılayabilmek için saatlerce çalışmak zorunda kalan adamlara, bunun için çalıştığı yetmezmiş gibi bir de evin bütün işini üstlenen kadınlara baksın. Otobüslere, metrobüslere baksın.

Sonra bir de yıllardır kadınlara “nasıl seksi olunur”u öğreten, dayatan kadın dergilerine baksın. Acaba kendi söyledikleriyle bir benzerlik fark edecek mi? Bütün hepsi birlikte aynı kareden bize gülümsüyor olmasın?

17 Yorum

  • h
    30 Aralık 2014 - 11:53 | Permalink

    bayan maraşlı’nın şahsında-n bir güzel şeklî modernleşme öyküsü.

  • 30 Aralık 2014 - 13:22 | Permalink

    Önce sizin yazınızı sonra bahsi geçen yazıyı okudum. Bir kanun maddesine “muhabbetin” üstelik de “aile içi, eşler arası muhabbetin” konu edilmesi bile başlı başına bir tezat iken yazılanlara, önerilere şaşırmadım. İtirazlarınızın ve asıl kaynaklarının altına bende evet derim. Yapay kişilikler geliştirdik yapay bir dünya içinde üstelik sorunlu bir düzenle. Toplumun ağırlığı bu yönde. Evet aklı başında duygusu kalbinde, merhameti yüreğinde imanı hayatının tam içinde insanlar için ne bu dertler ne de bu çareler manasız.Ama böyle insanlar ne kadar dahası ne kadar böyle olmak istiyor ve çabalıyoruz.
    Bu toplum küvezde büyümeye başladı, annesine hala verilmedi. Arada değen o yumuşacacık dokunuşlar ile kalbi çarpsada hasret ve bunalım devam ediyor.
    Diğer yandan varolan durumu da idelimizden uzak ve hastalıklı olduğunu bilerek görmek lazım.
    Önerilen tedavi reçeteleri yetersiz ve köksüz olsa da şu düzenin içinde aslında son çare gibi olsada bir çırpınış anı gibi geldi. Yani evet ailenin devamında aile içi estetik ve cinsel hayatın seviyesi önemli ama yeterli değil. Bunu herkes bilir evli ise. Diğer yandan boşanırken bile evet beni çok mutlu ediyordu diye son bir kez eşiyle beraber olanlarda var. Boşanmaya engele değil o yüksek seviyeler ve hazlar.
    Her durumda ortayı bulmak yine en iyisi gibi. Ne kendimiz olmak diye kendimize bile iyi gelmeyecek bir salıvermişlik ne de aman eşime böyle görünmeyeyim diye askeri disiplin. Ve bir de bu orta çizgiyi karşılıklı tutturmak. Belki de seviyende bir insanı seçebilmek, seviyeni iyi bilmek, kendini bilmek ile başlamak lazım ki o da büyük mesele.
    Selam ile.

  • nuquedb
    30 Aralık 2014 - 13:40 | Permalink

    Yazılanlar bir yere kadar doğru her zamanki gibi bence. Kadının seksi olmasının bence sakıncası yok, güzel olmaya gayret göstermesinin de. Erkekler de bir zahmet daha güzel görünmeye, nazik, kibar, anlayışlı iyi görünmeye gayret etsinler. Seksi görünmek ise göreceli bir kavram. Kadın dergileri abartmış olabilir, hiç umrumda değil. Kadın dergileri seksiliği seksapelliği her neyse abartmışsa, biz kadınlar ille de kötüğü ve çirkinliği mi örnek almalıyız. Hayır benim cevabım. Kendisine göre seksi, kendisine göre güzel olmak istemenin ne sakıncası var.

  • büşra helvacıoğlu
    30 Aralık 2014 - 14:39 | Permalink

    merhaba,

    yorumlar için teşekkürler. yazıda kimsenin güzel veya yakışıklı görünmeye uğraşması yerilmiyor. sadece evliliğin buna indirgenmesine, bir performans olarak gösterilmesine getirilen bir itiraz var. bütünlüklü bir şekilde okursanız bu anlaşılacaktır.

    kadınların kötülüğü ve çirkinliği örnek alması gerektiği gibi bir kanıya nereden vardığınızı anlayamadım doğrusu. “sıkıntılı durumlarda alttan almak” derken, anlayışı kastettiğimiz de belli.

    bütün bunların yanı sıra belirli bir güzellik normunun dayatılması zaten asıl sıkıntı. “piyasa ölçütü” derken, “kadın dergisinin dayatması” derken bunu kastediyoruz. bütün bunlar da var yazının içinde zaten.

  • nuquedb
    30 Aralık 2014 - 17:30 | Permalink

    Yazının evlilik kısmına itirazım yok, kadın bakışıyla çiftlerin ilişkisini çok iyi irdelemişsiniz. Yazdığım kısa eleştirinin başında bir yere kadar doğru dedim. Evet kadın dergileri nasıl seksi olunması gerektiğini dayatıyor olabilirler. Haklısınız, ancak kadınlar da bu dayatmalara karşı durmayı becersinler artık diyorum. Kimse de kimseye “ahlak” ya da “ahlaksızlık” dayatmasın. Rahat bıraksınlar kadınları. Yoksa seksi olmanın görünmenin bence bir sakıncası yok, evin içinde ve dışında.

  • leyla
    30 Aralık 2014 - 18:06 | Permalink

    Umarim Sema Marasli denk gelir ve yazinizi okur. Zaten yatak odasi muhabbeti, ciftlerin arasindaki sevgi saygi muhabbetinden dogmali degil midir. Gece yarilarina kadar calisan, birsuru derdi olan ve birbirlerinden haberdar olmayan ciftlerin cozumunu direkt yatakodasinda bulmak bana da sorunlu geliyor.
    zaten gundemde bir yatak odasi muhabbetidir gidiyor. Butun sorunlarimizin caresi bu olayda anlasilan. Sonunda ulkenin refahi varsa, seksi olup, cocuk dogurmaya devam edelim derim ben ;)

  • büşra helvacıoğlu
    30 Aralık 2014 - 20:02 | Permalink

    sevgili nuquedb;

    seksi olmakla şahsen benim de bir derdim yok elbette:) ama seksi olmanın da tek bir tanımı yok tabii ki.

  • A
    31 Aralık 2014 - 21:52 | Permalink

    çok yakınım olan bir kadının hasta bir oğlu var. babası zaten oğluyla pek ilgili değil. kadının bu hasta çocukla ve diğer çocuğuyla uğraşmaktan canı çıkıyor ve üstelik adam karısını yeterince güzel bulmadığından şikayetlenebiliyor. tabiki kadın da erkek de eşinin kendisine hoş gözükmesini isteyebilir ama böylesi bir durumda kadının yükünü zerre hafifletmezken bir de güzel bulmamak, bu yüzden kadını üzmek ayıp, günah bana kalırsa. işte bi bunu görüp bir de bu kadar güzellikten yatak muhabbetinden bahsedenleri görmek beni sinirlendiriyor.

  • büşra helvacıoğlu
    1 Ocak 2015 - 02:49 | Permalink

    tam onu diyorum ben de. sana kalırsa değil direkt günah galiba :D “ümmetimin en iyileri hanımlarına en iyi davrananlardır” hadisini de hatırlatalım bu vesileyle.

  • A
    1 Ocak 2015 - 09:59 | Permalink

    Yok bence direk günah da kimin günah işlediğine dair herkesin yaptığı gibi net konuşmak istememisim galiba :) ama hiç kaçari yok tabi. hem çocuğu ile ilgilenmedigi hem de eşini uzdugu için günah içinde ve iste sorsan güzelliği istemek de en büyük hakkı. Nitekim hocalar da bunu söylüyor.

  • Liva
    5 Ocak 2015 - 15:45 | Permalink

    Ben de reçele kadınların çalışma hayatına dair düşüncelerimi ve tecrübelerimi paylaşacağım bir yazı yazmayı çok isterim. yazıyı hangi adreslere mail atmalıyız? teşekkürler. bu arada bu blog harika olmuş :))

  • hevesli bardak
    15 Ocak 2015 - 14:03 | Permalink

    “Maraşlı muhabbeti bitiren bir şey arıyorsa geçim derdinin ağırlığına baksın. Çalışma saatlerine baksın. Her yerde patronun veya üslerinin yüzünden beli bükülen insanlara baksın. Sadece asgari ihtiyaçlarını karşılayabilmek için saatlerce çalışmak zorunda kalan adamlara, bunun için çalıştığı yetmezmiş gibi bir de evin bütün işini üstlenen kadınlara baksın. Otobüslere, metrobüslere baksın.”

    Ne kadar doğru!

    Şu haliyle Maraşlı geç vakitte programına telefon bağlantısıyla katılıp “kocam evle ilgilenmiyor, beni de dövüyor” diyen çaresiz kadınlara “hayatım sen saçını bir tara, şöyle bi elbise giy öyle çık kocanın karşısına. tamam mı canım benim? öpüyorum” diye tavsiye veren teyzeye benziyor.

  • Anonim
    19 Şubat 2015 - 23:53 | Permalink

    Merhaba! Sizler ne kadar güzel düşünen insanlarsınız geç tanışmanın hüznü ile daim olmasını temenni ederim.Şükür ki…

  • Merve
    5 Mayıs 2015 - 10:17 | Permalink

    Güzel bir eleştiri olmuş. Ama Maraşlı’nın yazısında eleştirilmesi daha elzem olan başka bir konu var gibime geldi.

    Ne bilmemkaç bin dizelik klişelerle dolu “aşk şiiri” ezberlemek, ne anlamsız 300 “tatlı söz” etmek, ne de karısının mini etek/elbise giydiğini görmek bir erkeğin kendisinde gördüğü hakkı (entitlement) değiştirebilir…. Pardon ama kadınların kocaları tarafından işkence gördüğü, dövüldüğü, öldürüldüğü, tehdit edildiği, tecavüz edildiği “AİLE” ler var bahsettiğimiz arasında. Seksi görünerek sizi döven adamı ne derece yatıştırabilirsiniz? Aşk şiiri ezberleyerek ne derece karınıza saygı geliştirebilirsiniz? “Yatak aktivitesi”ni zorunlu tutarak ne derece muhabbet oluşturabilirsiniz? Bunların her biri çok, çok büyük sorunlar.

    Kadın bakımlı olarak, seksi görünerek, üç beş saçma tatlı söze içi eriyerek erkeğe yaltaklanmak zorunda olmamalı.

    Buna zorlanmasının adı aile olmamalı.

  • merve
    19 Mayıs 2015 - 00:14 | Permalink

    görselde resmi kullanılan “Lars and the Real Girl” filmini de başka bir açıdan görmeye başladım şuan. İsabetli bir seçim olmuş.

    Teşekkürler ;)

  • sude
    20 Mayıs 2015 - 22:01 | Permalink

    Öncelikle yazınızı beğendim ve birçoğuna katılıyorum..
    Katılmadığım hususu aşağıya yazıyorum..

    Sema hanımın yazı ve kitaplarının tamamını okumuş ve hala devam eden yazılarını okuyan biri olarak haksızlık ettiğinizi düşünüyorum..
    Muhabbet,cinsellik ile yazdıkları geçim sıkıntısı ile boğuşan hasta evladının tedavisi ile meşgul olan başında 3. Sayfa haberlerine konu olacak şekilde davranan psikopat bir eşi olanlara değil..
    Sema hanımın bu hususta tavsiye verdiği örnek gösterdiği eleştirdiği kesim eşi haricinde sosyal yaşamda karşılaştığı her insana iki dirhem bir çekirdek gezen “elalem ne der” sözünü hareket tavır ve kıyafetlerine referans alan kimselere..kendisine gelen okuyucu maillerinden yola çıkarak yazıyor yazılarının bir çoğunu..
    Hem hiçbir yazısında haftanın 7 günü her durum ve koşulda bakımlı güler yüzlü işveli cilveli olacaksınız gibi birşey okumadım ama sizin yazınızda sema hanım bunu öneriyor algısı var..
    Kapitalizmin kapak bebekleri gibi olmanın özendirildiği bir yazısı yok mesela..
    Herkesin kendine yakıştığınca eşinin isteği doğrultusunda bakımlı ve özenli olunması konusunda önerileri var..
    Bakım ve özen denildiğinde insanların aklına kozmetik sektörü ve dekolte kıyafet geliyorsa bu kendi tercihleridir..
    Velhasıl kelam erkek ve kadını birbirlerine ve evliliklerine saygılı ve ihtimamlı olmalarının elzem olduğunu düşünüyorum ki yazınızda buna aykırı bir taraf yok..
    Sadece şahısları tek bir yazı ile değerlendirmemek gerek..

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir