Genel

Reçel, Kimlik, Aidiyet

Konuk Yazar: Algın

unnamed

Gecen kış elma reçeli yapmaya sardırmıştım. Bildiğimden ettiğimden değil ha… Komşunun bahçesinden getirdiği elmalarla ne yapacağımı düşünürken birden aklıma geldi. İnternet sağ olsun, bu ilk yaptığım reçel fena da olmadı. Sonra bir iki defa daha yapayım dedim, sonuçtan pek memnun kalmadım. Güneşte kurutulmuş organik kayısı reçeli yapmayı da denedim.  Reçelci olamayacağıma karar verdim.
Aslında aidiyet üzerine konuşmak istiyordum.  Reçel yapmak nasıl bana ait değilse, ben de ona ait değilim. Ait olmadıklarımın listesini çıkarmak daha kolay olacaktı.  Halbuki bazıları ne kolay diziveriyorlar kadınların kadınlıklarını belirleyen işaretleri.  Aidiyet önemli mi? Önemliyse, neden önemli? Parçalanmış aidiyetler var mı?
Yurt dışındaydım… Bir gün kitaplarımı, kap kaçağımı toplayıp memlekete geri döndüm.  En uzun yolculuk eve dönüş yolculuğuymuş. Döndüm ve evin neresi olduğuna, ne olduğuna dair kafam zonklamaya başladı.  Sonra kabımı kaçağımı, kitaplarımı kapıp yurt dışına geldim, tekrar, yerleştim. Bu serüven aidiyetle ilgili neler neler koydu önüme, Müslümanlık dâhil.
Kimlik ve aidiyet aynı şey midir?  Tek bir kimliğimiz mi var?  Tek bir kimlik yerine çok kimliğimiz varsa birçok yere mi aidiz?  Başkalarının bize yapıştırdığı etiketler mi kimliğimizi belirler?  Kimliklerimiz mi, ait olduğumuz varsayılan yerler mi bizi ötekileştiriyor?
Kadınım dediğim zaman bir kimlikten mi bir aidiyetten mi söz ediyorum?  Ya feministim, sosyalistim dediğim zaman?  Bunların tanımlarını, tanımlar arasından süzerek, kendimiz için belirlediğimiz zaman kendimize kimlikler oluşturduğumuzu düşünüyorum.  Bu kimlikler bize özel kimlikler.  Bize özel kimlikler bir yere, bir gruba ait olmadığımızın da ilanı. Kimlik ve aidiyet aynı şey değil bence. 
Bir yere, aynı yere, ait olmamız gerekmiyor birlikte hareket edebilmemiz ve bir şeyleri paylaşabilmemiz için.  Tanımlarımız örtüştüğü ölçüde beraber olabiliriz. Ayrıştığımız  yerlerde ne yaptığımız önemli.  Bir yere aitsek bize özgü tanımlar ortadan kalkar.  Ait olduğumuz yerin belirlediği tanımlarla davranmak zorunda kalırız.  Ait olduğumuz alan ayrışmalara izin vermez. Çok kimliklilik ayrışmalarla baş edebildiğimiz oranda gerçekleşir. 
Türkiyeli miyim? Evet. Türkiye’ye mi aidim?  Hayır. Türküm, ama Türklüğü Kemalistler, milliyetçiler gibi mi yaşıyorum? Hayır.  Müslümanlığımı da birçoklarından farklı yaşıyorum.  Bu kimlikleri kendi belirlediğim değerlerle taşıyorum.  Hiçbir tarafa ait olmaya ihtiyaç duymuyorum, ait olmak değil; böylesine çok kimlikli olmak istiyorum
Ait olduğumuz varsayılan yerler ötekileştirilmemizi kolaylaştırıyor.  Oraya ya da buraya aidiyetimiz varsayılarak ötekileştirilmemize karşıyım. Öteki olmayı biz seçiyorsak, kimliklerimizi, değerlerimizi kendimiz belirliyorsak, zaten ötekiyiz.  Alışılmış normların dışına çıkıyoruz.  Toplumdaki genel geçer beklentileri karşılamıyoruz. Muhalifiz. Yerimiz ayrılmış değil, kalabalıkta safımız belli yine de. 
Bütün kimliklerimle REÇEL’in safındayım.
(Haa, yine bir gün tekrar reçel yapma hakkımı da mahfuz tutuyorum.) 
 
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir