Genel

Manifesto

Konuk Yazar: ayşe

 16069892774_b92d1d6e02_b

7’de gözlerimi açtım, babamlar yaklaşmış olmalı. Telefon elimde, hayırlı olsun yeni bir hobim var, O’nu stalklama…

Son görülme, bakıldı. ✔

Twitter, twit yok. ✔

Instagram, yeni foto yok; hikayesi de temiz. ✔

Tamam yaşamaya devam edebilirim… Allah’tan Facebook’u kapatabildim yoksa ne hikayeler, ne stalklar…

Zaman ilerledi, babamı aradım, daha bir buçuk saatlik yolu var. Yataktan çıkmak istemiyorum, zor bir gün olacak. Strateji oyunlarını severim, ben zaten oyun oynamayı hala çok severim. Bir tur oyun oynadım, sarmadı. O’nun en çok kızdığı şeylerden biri; “30 yaşına geldin hala oyun mu oynuyorsun?” Ya da “Oyun oynayacağına otur ders çalış, oyun oynayacağına spor yap…”

Kalkmam lazım ama ne yapacağım, ne yapmalıyım? En iyisi evi toplayayım. Mutfak tamam, makina boşaltıldı, evi de süpürdüm, yavaş yavaş hazırlandım. Annem aradı “Biz indik” diye, onları aldım eve geldik. Kahvaltı yaptık.

Okuldan müdür bey aradı, “Okula gelmeniz gerekiyor, diğer İngilizce öğretmeninin başlaması için istifa dilekçenizi sunmanız gerekiyor.” dedi. “Yarın, marın” dedim ama yok, bir an önce başlaması lazım. Haklılar. Benim yüzümden boş kaldı öğrenciler.

Taksici Mustafa abiyi aradım, kumbaramı boşaltmıştım, 110 lira çıktı, onu bankaya götürüp yatırdım. Oradan da okula.. Hem de kalan eşyalarımı da alırım. Okula vardım, istifa dilekçesini yazıp teslim ettim, öğretmenler odasına doğru yürüyorum. Allah’ım! Ne diyeceğim insanlara? Kapıyı açtım bütün kadın hocalar içerde. “Aa!” dediler beni görünce, “Veda etmeye geldim” dedim. Tutamadım kendimi. O öğretmenler odasında bir aydan beri hep zor zamanlar geçirmiştim. İçim kan ağlarken şakalar yapmaya çalıştığımı bilirim, sırf konuşmak gelmiyor içimden diye kendime işler çıkartırdım. Güzel insanlar tanıdım orada da.

Derse çıkmadı kimse, bekliyorlar beni. Oturdum karşılarına, böyle… Böyle… Başladım anlatmaya, ben anlattım onlar ağladı, ben ağladım, onlar anladı… Vedalaştık, sarıldık teker teker, kapıya kadar uğurladılar beni… Öğrenciler bahçede, “Hakkınızı helal edin öğretmenim” dediler, “Helal olsun” dedim. bir tanesiyle sarıldık.. Taksiye bindim. Ve güle güle T. Köyü Ortaokulu… Buruk bir hikâyenin sessiz mekânıydın sen…

Yollar akıyor, köyden ilçeye geçiyoruz, her yer kavak. Her yer sarı kavak. Her yer sarı kavak yaprakları; gazel… Şu yaşadıklarım film olsaydı dram türünde kaçtı puanı? İzlerken imbd 6.8; yaşarken 9.9…

Mustafa abi anlıyor halimden bir sıkıntı var, sorunca, “Gidiyorum Mustafa abi…” dedim. “Neden tayin mi çıktı hocam?” dedi. “Hayır, ayrılıyoruz biz.” dedim. Yol bitene kadar taksici abi terapisi aldım. İyi geldi… Ya da iyi gelsin istedim… “Dışarıdan ne kadar iyi görünüyordunuz işte insan içinizi bilemiyor ki.” dedi, doğru nasıl bilsin içimi… Ben bile okuyamıyorken… “Şunun şurasında bir aydan beri çalışıyorsunuz hoca hanım, herkes sizi kapıdan uğurladı ne bileyim iyi insansınız demek ki.” dedi. Sağol abi. Bu da iyi geldi. Övülmenin vermiş olduğu kabarmadan değil, sürekli yerilmenin vermiş olduğu kendini tanıyamama hissinden.

Evet, ben iyi bir insanım. Güzel kahve yaparım… İyi dert dinlerim…

Eve geldim. Babam balkonları yıkamış, annem evi tekrar süpürmüş, yahu ben yeni süpürdüm evi. Yohh… Ellerinize sağlık, yüreğinize kuvvet. Annem biraz az ağlasa keşke…

Yine menstürasyonun dengesi şaştı, karnım ağrımaya başladı, yatağa uzandım. Ne yapsam hep son uzanışım, son yatışım, son oda keyfim diye yapıyorum. Amenna, acıma keyif katıyor ne yalan söyleyeyim… O’nun poları, gözüm takılıyor. Alıyorum yanıma, kokusu… Allah’ım çok zor, çektim içime. Hep kalsa ya kokusu burnumun direğinde.. Durum vahim, ağlamaya başladım.  “Nasıl dayanacağım ben sensizliğe.” diye inliyor içim. İçim… Ey içim… Kaçtır ağzıma s.çışındır bu… Gözümü bir mendile diktim, onu alıp saklayacağım galiba, üstüne de O’nun parfümünü sıktım mı, gizli köşelerde balici gibi dolaşırım artık. Yoo yapma, yapma Ayşe…

Geldiler, uyumaya yanaşmıştım. Açtım kapıyı ama başımı yerden kaldıramıyorum, siluetler… Evet, bu babası, işte arkada anası.  İçeri girdiler, bir şey diyemedim. Bizimkilerle selamlaştılar, ben başka odadayım. Oov, kimse konuşmuyor, arka planı Western yapsan birazdan düello patlayacak dersin… Bir hamle yapmalı, aldım bir sandalye gittim “Nasılsınız?” dedim. Konuşmaya başladık. İyi ki konuşmayacağım dedim ya, tabi ki yine en sevmediğim şekilde ve en sevmediğim halde konuşuyorum; öfkeli yüksek ses… O geldi…

O geldi, cebinden bir kağıt çıkardı, “Şu sıra aklım çok karışık olduğu için size anlatacağım şeyleri yazdım.” dedi. Bana “Ayşe bize biraz müsade edebilir misin?” dedi, çıktım odadan ama seslerini duyuyorum. Dinlemeye başladım. Kronolojik olarak onun canını sıktığım, ailesiyle ilgili olan konuları yazmış. Arada girdim, geberticem kendimi, müdahale edince tekrar çıkmamı istedi, ama bastırıyor. Duramıyorum. Bitince gittim, “Kâğıdı ver de ben de o sıraya göre gideyim.” dedim, vermedi. Benim bile ilk defa duyduğum vakâlar yazmış, eyvallah demeli bu saatten sonra…

Babam “Biz şimdi geçmişi konuşursak sabaha kadar yine anlaşamayız, şimdi ne yapacağız? Nedir bize düşen? Onu söyleyin.” dedi. O’nun babası da “Biz bitmesini istemeyiz.” dedi, O ise “Benim için bitti artık zihnimde, aklımda bu iş.” dedi, babası bana dönüp “Ayşe sen devam edebileceğini düşünüyor musun?” dedi, “Karşı taraf zaten bitirmiş kafasında ne diyeyim ki olmaz artık.” dedim. “Hayırlısı o zaman.” dediler.

Annem O’na “Sen hep kelimelere takılıyorsun.” dedi, “Ben nazik bir insanım karşımdakini incitmemek için kelimelerimi seçiyorum, çünkü onu bekliyorum.” dedi. Ho ho ho… Nazik…

“Allah’ından bulsun…” dedim.

Gittiler. Ağlaya ağlaya gittiler…

Eşyalarımı toplamaya başladık, kıyafetleri valizlere koyduk. Annem olmasa ağlaya ağlaya yapardım. Annem üzülmesin diye tutuyorum kendimi…

Gözüne güzel görünmek için aldığım ve birer kere giydiğim kısa elbiseler…
İlk buluşmaya giderken giydiğim hırka…
En sevdiğim ve zaten bir tane olan sabahlığım…
Kolunu kedimin dişleyip deldiği kıyafetler…
Kimi çöp oldu, kimini valize koydum…

Kitaplara baktım, insan beraber kuruduğu kitaplığı nasıl ayırır ki… Bizim idi… Olmadı, elim neye gitse ayıramadım, zaten kitap okuyacak halim de yok. Birkaç ders kitabını ve sınav kitabını koydum çantaya. Mustafa Kutlu’ları karıştırıyorum, kitap kapaklarına ben hep  “Ayşe &….” yazmışım, o ise kendi adını soyadını yazmış. Canın sağolsun be…

Kitaplar kucağımda, göğüs kafesimde bir kıpırtı, göğüs kemiğime bir bıçak saplandı, nefes al…
Nefes ver…
Noluyor ya?!
Ağrı acıya dönüştü.. Keskin bir acı.
Nefes al, ver, al..
Alamıyorum..
Bekledim. Sanırım 10 saniye sürdü. 10 saniye, uzun bir zaman.
Acı sola doğru kayıyor..
Acı azalıyor..
Omuzlarım uyuşuyor.
Kollarım karıncalanmaya başlıyor, parmaklarım.
Göğüs kafesi hala sıkışık.

Kalktım salona gittim, bekledim… Geçiyor gibi, kollarım hala uyuşuk.. Aradım 112’yi bir şey danışmak için aradım deyip anlattım olanları, stresli günler geçirdiğimi de ekledim. Ambulans yolluyoruz, EKG çekilmesi uygun olacak denildi. Hoba, nerden çıktı ambulans? Babam aşağı indi sokağın başına ambulansa yol göstermek için, telefondaki doktora “Ben iyiyim yürüyebilirim.” diyorum, “Hayır yürümeyin sakın.” diyor. Ambulans geldi, ayıptır, artık bir şeyim yok, yukarı sedyeyle çıkarlarsa utancımdan yanlış geldiniz deyip saklanıcam neredeyse. İndim aşağıya. İki kadın görevli yürüyerek gelmiş bile, anlattım durumu ambulans yanaştı, hala göğsüm sıkışık, o anda bir geğirsem ne gülerdim ya hahahah.

Ambulansa aldılar beni, uzanın dediler. Uzandım, ilk defa ambulansın içini görüyorum. Sol kolumu sıyırıp bi iğne soktular. “Noluyor…” demeden damar yolu, ben iyiyim diyorum, sağ koluma tansiyon aleti, parmağıma kıskaç şeklinde olan ama ne işe yaradığını bilemediğim alet. Sedyenin de bütün klipslerini bağladılar, acile geldik. “Doğruldum, ben giderim.” dedim sedyeyi indirmeyin. “Tamam.” dediler, içeri girdik

Derdimi anlattım, EKG’ye gerek görmedi, akciğer filmi istedi çekildim. Filmin çıkmasını beklerken “Hazır damar yolu açılmışken bir sakinleştirici yapar mısınız?” dedim. Yaptılar. Güzel bir kafayla yazıyorum şimdi bu yazıyı… Ha bu arada “Bir şeyin yok.” deyip eve yolladılar. Kollarım hala uyuşuk…

Yarın avukata gideceğim, bir arkadaşımın eşi. Annem babam da gelecekti, “Anne sen gelme lütfen, ben sen üzülme diye istemeden kasıyorum kendimi. Rahat rahat anlatamam belki.” dedim. “Tamam, kızım.” dedi. Oturdum salona, O’nun çalışma masasında yazıyorum. Evi ona bırakacağım büyük ihtimalle, yorucu her şey, çok yorucu çünkü.

“Sen bağrına taş bas kızım, ben de bağrıma seni basarım; iyileşiriz”
Babam

 

32 Yorum

  • medine
    5 Aralık 2016 - 11:21 | Permalink

    aaahh aaahh ayse….Allah yar ve yardimcin olsun… gecer elbet hepsi hersey gecer… saril babana sımsıki gececek inan..

  • specialist
    5 Aralık 2016 - 11:59 | Permalink

    Siz ne güzel, ne cesur insansınız. hissettiğiniz gibi nasıl da aktarmışsınız acınızı. Okurken hissettim. Babanız ne güzel bir baba. Size ben de sarılmak isterdim. Acınızı hafifletmez belki ama yanlız degilsiniz demek adına…

  • Ayşe
    5 Aralık 2016 - 12:02 | Permalink

    Çok benzer hikaye. Sizinle yazışmak isterim eğer siz de isterseniz Nasıl yapabiliriz?

  • meraklı
    5 Aralık 2016 - 12:37 | Permalink

    Bütün hikayeyi bir solukta okudum..
    Her ayrılık zor. Hele severken..
    Ne söylenebilir ki..

    Rabbim hakkınızda en hayırlısını nasip etsin ve buna gönlünüzü razı etsin…

    Ama affınıza sığınarak söylüyorum bu hikayenin hepsini duymak isterdim.
    Nasıl başladı, nasıl devam etti…

    • ayşe
      6 Aralık 2016 - 01:15 | Permalink

      Bir blog yazmaya başlamıştım, başı sonu yok henüz ama mail atarsanız link yollayabilirim

      kedikafka@gmail.com

      • 6 Aralık 2016 - 19:28 | Permalink

        Merhaba Ayşe hanım, yazıyı okuduğumdan beri unutamıyorum. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Allah yardımcınız olsun.

        Bu arada, mail adresini google’a yazınca google plus hesabınıza, oradan da blogunuza ulaşılabiliyor. (Eğer aynı blogdan bahsediyorsak) Belki herkesin ulaşmasını istemiyorsunuzdur diye haber vermek istedim.

        • 6 Aralık 2016 - 19:31 | Permalink

          Şimdi post’lara baktım, aynı blogdan bahsetmiyoruz muhtemelen. Neyse yine de google plus hesabınız bulunabiliyor.

          • ayşe
            8 Aralık 2016 - 02:00 | Permalink

            Farklı bir blog o. Teşekkürler yine de uyarın için merve.

  • olive kitteridge
    5 Aralık 2016 - 12:50 | Permalink

    Farz edin ki bir trafik kazasıydı her şey.. Geçmiş olsun, geçiyor olsun inşallah.

  • neslihan a.a.
    5 Aralık 2016 - 12:54 | Permalink

    içimden size sıkı sıkı sarılmak geldi, çok güzel ve içten yazmışsınız… çok geçmiş olsun, inşallah geçip gittiğine şahit olduğunuz güzel günleri de görürsünüz..

  • 5 Aralık 2016 - 15:18 | Permalink

    İnşallah seni bu ruhsuzdan daha fazla anlayıp sahip çıkacak ve ailesini sana tercih etmeyecek bir centilmen karşına çıkacaktır Ayşe Bu aralar sıkıntılı olacaksın tahmin edebiliyorum Esaretin Bedelini izle ve umudunu kaybetme lütfen. Eskisini aramayacak güzellikte günlerin olsun inşallah☺️

  • Berna K.
    5 Aralık 2016 - 15:19 | Permalink

    Paralel şeyleri yaşayan biri olarak çok canımı yaktı yazdıklarınız. Hıçkırarak ağladım, o günleri tekrar yaşadım sizinle beraber. Belki bu cevabım yüzünden topa tutacaklar beni, ancak yazmadan edemeyeceğim. Biz aynı şeyleri yaşadığımız sırada, yani tam da avukata gitmeden önceki akşam, akşamın içime çökerttiği hüzünle beraber gelen bir cesaretle son bir mesaj attım eşime: “Biz şimdi bu imtihanı göz göre göre kaybedeceğiz öyle mi?” dedim. “Nasıl yani?” dedi. “Evliliklerden nefret eden şeytan; binbir bahane ile bizim boşanmamıza çalışıyor, biz de tırnaklarımızla kazıyarak kurduğumuz mutluluğu domino taşları gibi tek bir hamleyle yıkacağız.” dedim. “Ben yapabileceğime inanmıyorum, sen inanıyor musun?” dedi. “Tüm kalbimle” dedim. “O zaman seni almaya geliyorum.” dedi ve o günden bugüne birbirimize ve verdiğimiz söze tutunduk. Yeri geldi aynı hataları tekrar ettik, bağrıştık, kavgalar ettik, kıyametleri kopardık senden nefret ediyorum diye! Sonra ayrı odalarda ağladık saatlerce. Ama Allah’ın en son çare olarak verdiği reçeteyi kullanmadık, boşanmadık. Bu kadar hakikatli bir sevgi ziyan edilmemeli. Biz de hata yapıyoruz hanım kardeşim, haksız olan her zaman karşı taraf değil. Annesi istediği haltı yesin, siz sağlam durdukça karşınızda çürüyecektir sizin yanlışlarınızdan beslenen ve susuz kalan zehirli bir diken gibi. Evliliğin çoğu affetmekmiş çok acı şekilde öğrendim ama mutluluğuma kapı açtı. Kimseyi dinlemeyin erteleyin kararı. Bekleyin Allah’ın açacağı kapıyı. Kolayı değil zoru tercih edin… Özleyeceğiniz kokuyu başkalarına teslim etmeyin.

  • Eren
    5 Aralık 2016 - 22:02 | Permalink

    İki kere, göz yaşları içinde okudum.
    Size sarılıp, “Her şey güzel olacak, her şey düzelecek” demek istedim.
    Allah yardımcınız olsun, tez zamanda yaralarınızı sarsın inşallah.

  • Zidyar Sonanka
    5 Aralık 2016 - 23:27 | Permalink

    Herkesin bir hikayesi var..ve belki herkes nice çetrefilli imtihanlar yaşadı veya yaşıyor..evet hayat ve yaşadıklarımız birer imtihan…
    Sabır , şifalı lâkin acı çok acı bir ot gibi…
    ve evlilik karşılıklı sabır işi…sevgi olmadan da pek gerçekleştirilebilecek birşey değil hani…
    Birbirimizi ateşten korumak için yanlıştan alıkoyma çabası da göstermeliyiz..(Defaatle bu aşamaya zihnen gelmiş biri olarak söylüyorum…)..Allah rızası için bu çaba bir hayr ve bir bereket getirecektir..
    Belki eskiye dair belki yeni bir yola dair…
    Allah yâr ve yardımcın olsun kardeşim…
    Kalbini en iyi emanet Alan’a emanet ediyorum…selam ve dua ile…

  • 6 Aralık 2016 - 02:29 | Permalink

    Sen güçlüsün Ayşe, yoluna devam etmen ve inandığın gibi yaşaman için birinin desteğine ihtiyacın yok. Seni Ayşe olduğun için sevecek insanların yanında değerine değer katarak mutlu ve özgür bir hayat geçirmeni dilerim.

  • Fatma Merve
    6 Aralık 2016 - 15:00 | Permalink

    Hisler ve yaşanılanlar bu kadar mı aynı olur. Yalnız değilsin Ayşe. 8 Nisan 2016 günü ayrılmak, bırakmak, unutmak zorunda bırakıldığım hayatımdan( karşı tarafın evliliğim süresince yaptığı eylem, davranış ve tutumlarıyla) ve aslında hiç benim olamamış evimden ayrılırken aynı duyguları, aynı acıları ben de yaşadım. Üzerinden 9 ay geçti mahkeme sürecim devam ediyor. Tek ve en büyük desteğim ve dayanağım ailem. Rabbim onları başımızdan eksik etmesin. Acım ilk günkü gibi kalbimi deşerek yaralamaya devam ediyor. Ama bu süreçten geçenler hep bana bir gün her şeyin geride kalıp, geçeceğini söylüyor. Ben her gün o günün hemen gelmesi için Rabbime dua ediyorum. Onun da benim kadar çok sevip ama sevilmemesini( Yıldız’ın bir şarkısında dediği gibi “Sende sev ama sevilme” )ve Allah’ından bulmasını istiyorum. Fedakar ve gerçekten seven kadınların hikayesi ve acıları aynı, tek değişen isimler. Ayşe, Merve ve daha niceleri.. Rabbim bu kaderi yaşayan tüm kardeşlerimin yar ve yardımcısı olsun. Yanındayım ve seni manen kucaklıyorum Ayşe..

  • Sema
    6 Aralık 2016 - 16:41 | Permalink

    Ayşinim.. hepsi geçecek. Şu süreci düşünüyorum; sen tanıdığım en güçlü kadınlardan birisin. Birlikte atlatacağız. Sonra belki kafkeytoyu da tekrar yanına alırız:)
    Güzel yemeklerinin ve emeklerinin kıymetini bilen insanlarla karşılaştırsın seni Rahman.

  • Yusuf
    6 Aralık 2016 - 23:11 | Permalink

    Ya anlamıyorum belli ki sende eşini seviyorsun oda seni seviyor hala yazdıklarından bu çıkıyo. Birkaç gün ayrı kalıp kendinizi biraz sorgulasaniz birazda affetmeyi alttan almayı deneseniz çok mu zor ya. Hatta aileler bile sizden daha mantıklı düşünüyor ve boşanmayı onaylamıyo. İlerde çok pişman olacak her iki taraf ama iş işten geçmiş olacak tekrar mantıklı düşünün. Aile büyükleri ile konuşun danışın ve idare etmeyi ogrenin

    • rumeysa |REÇEL
      8 Aralık 2016 - 00:06 | Permalink

      Yazıyı hiç anlamamış gibisiniz. Bu samimi anlatıdan nasıl böyle bir pozisyon edinebildiniz şaşırdım.
      Nasıl bir üsttenlik!
      Yazarın neleri denediği, ne yollardan geçtiği hiç mi belli olmuyor?
      Normalde böyle bir yorumu yayınlamama taraftarı olurdum, ama yazarın gündelik hayatta nelere maruz kalabileceğini de görmek adına burada olması gerektiğini düşündüm.

      • ayşe
        8 Aralık 2016 - 01:47 | Permalink

        Teşekkürler rumeysa. Eşimin hala beni sevdiğine inanmıyor ve düşünmüyorum, nasıl bu kanıya vardın yusuf. Güveni ve inancı yitirilmiş bir evliliğin yasını tutuyorum. Acım bitince ben iyi olacağım, biliyorum. “İlerde çok pişman olacaksınız” demişsin, inan bu haldeyken o eve, o evliliğe devam etmeye çalışmak daha da pişman eder beni. Nolur bu kadar düz bakarak kolay konuşmayın. Çünkü hiç kolay işler değil bunlar. Selametle.

        • Yusuf
          12 Aralık 2016 - 19:04 | Permalink

          Neyse hakkınızda allah hayırlısini versin

    • Sema
      8 Aralık 2016 - 02:39 | Permalink

      Bu yazı Ayşe’nin sadece tek bir gün yaşadıklarını anlatıyor. Bundan çok öncesi ve sonrası var. Her şeyi çok biliyor olduğunuza sizi kim inandırdı bilemiyorum ama böyle hassas konularda bu kadar sığ yorum yapmamanız gerektiğini ben söylemiş olayım.

  • Maryam
    7 Aralık 2016 - 05:30 | Permalink

    Ofke baldan tatlidir. Oku dukkan sonra Ilk aklima bu geldi nedense..Ayrilmak isteyen siz degil kocaniz oyle anladim. Eger seviyorsaniz hic gurur yapmayin, hiskerinizi acik acik konusun onunla, bu,ayrillsaniz bile ilerde olusabilecek sucluluk duygunuzu cok hafifletir. Bosanma esnasi kadin daha cok uzulur, bosandiktan sonra erkek diye duymustum insallah hayirlisi ise Allah onun da kalbini yumusatsin.

  • Nisacan
    7 Aralık 2016 - 05:58 | Permalink

    Benzer bir durumun için den mucize denilebilinecek şekilde feraha çıktım paylaşmak isterim, blog unuz içinde link atabilirseniz sevinirim ,

  • E.Gül
    10 Aralık 2016 - 12:32 | Permalink

    Canım Ayşe… Seni hiç tanımıyorum ama içimden böyle seslenmek geldi çünkü yaşadığın hayal kırıklığını anlayabiliyorum. Dahası yazdıklarından kendine eş olarak seçtiğin kişi tarafından sahiplenilmediğini de görebiliyorum ve senin onu hala eş olarak gördüğünü de. Ve lâkin sen artık iyileşme sürecindesin ve bırak yaraların iyileşsin. Önce aitlik takılarını çıkar cümlelerinden sonra üçüncü tekil kişiyle ötekileştir onu ve doyasıya ağla… Gözünün yaşını kim siliyorsa ona sarıl… Her bittim dediğin de yeniden başla daha güçlü daha da güçlü bir şekilde… Çünkü bundan sonraki hayatında daha güçlü olmak zorundasın. Canım Ayşe, sana gül bahçesi olacak bir hayat vaadebilmeyi unuttuğun da her şey çok güzel olacak demeyi istiyorum fakat insanların kötülüğü karşımda duruyor. Sen kadın olduğun için seni suçlayacaklar, evliliğini kurtarmak için ne yaptiysan az gelecek onlara, elinde çetele ile gelmiş senin sevgini zerre hak etmemiş , birlikte aldığınız kitaplara bile “ben” duygusunu kazimis, seni yeniden şekillendirmeye muhtemelen eğitmeye çalışan o, bir şekilde aklanip paklanacak. Sana duygusal şiddet uygulayan bu erkek evinin geçimini sağlıyor , içkisi,kumari yok muhtemelen abdestli namazlı diye (her erkek gibi) pozitif ayrımcılığın keyfini sürecek. İşte sen tüm bunlara inat daha güç ol! Bu canına yandığım sistemin bir kadını daha sindirmesine izin verme! Mesela kar yağıyor diye mutlu ol, yağmura yakalandığında koşma mesela ,yağmurda yürüyorum diye mutlu ol. Çay… dostlarınla çay içiyorsun diye mutlu ol mesela. Canım Ayşe önce kendin için, sonra seni hiç tanımayan bu kadın nezdinde tüm kadınlar için mutlu ol! Canım Ayşe ,bir tek dileğim var; mutlu ol yeter :)

    • ayşe
      14 Aralık 2016 - 00:57 | Permalink

      Nasıl iyi geliyor bu merhamet, şefkat dolu destekler. Çok teşekkürler, kadın erkek değil de insan olsaydık ya önce..olacağız, iyileşeceğiz.

  • sakin
    17 Aralık 2016 - 04:23 | Permalink

    Ayse, okudugumda gozlerim doldu. Kalbi kirilmis, ondan hastanelik olmus diye dusundum. (broken heart syndrome diye gecen nane…) Guzel gunler gelecektir, zamana birakmaktan baska care yok. Okudugum gunden beri ara ara aklima geliyor yazdiklariniz. Size mail atsam blogunuzun linkini paylasir misiniz?

  • Aysenur
    25 Aralık 2016 - 22:13 | Permalink

    Merhaba ayse..
    Yazmamak icin gunlerdir tutuyorum kendimi.. ama artik dayanamayacagim. Uzunca bir zaman once, yillar boyunca hayalini kurdugum gunleri hic hayalini kurmadigim sekilde yasamaya basladigimda sertce bir duvara tosladigimi hissettim. Evlendigim gun, hatta “evet” demeden dakikalar once bile pismandim. Sadece kendimi siddetli bir ruzgara birakmisim da o ruzgar beni ordan oraya savurup perisan ediyormus gibi yalnizca izliyordum. Herseyi durduracak kudretimin oldugunu bile farkedemeyecek kadar ozguvenim zedelenmis, sindirilmis ve cok yipratilmistim. Yalnizca 4 ay ayni evi paylasabildik. Benzer sekilde hic yapmadigim seyleri yaptigim iddia ediliyor , kendi evimde(?) bir yabanci gibi dolaniyordum. Ozluyordum, deli gibi; bekar odami, baba evimi. Tek celseyle biten mahkemenin ardindan cok kisa bir sure sonra sehir degistirdim. Kimsenin beni tanimadigi, niye oldu, nasil oldu diye soramayacagi bir yere.. o sehir tum yaralarimi sardi. Hep iyi ki’li cumlelerim oldu sonra hayatimda. Simdi iki cocuklu ici huzur dolu bir yuvam var. Umut kardesim.. umut.. evliligi bir daha hic dusunmeyecek bir haldeyken ve bu halimden de gayet hosnutken simdi o gunlere donup baktigimda kocaman bir kabustan baska hicbir sey olmadigini dusunuyorum. Ruya gibi geliyor insana yasadiklari. Bunlari ben gercekten yasadim mi diyecek kadar unutuyorsun acilari. Bunlari yazarken aglamadim, uzulmedim.. tebessumle bitiriyorum. Sen de oyle hissedeceksin yillar sonra. Gulumse kardesim. Duamdasin.

  • 26 Aralık 2016 - 22:52 | Permalink

    Ayşe Rabbim yardımcın olsun. Belki konuşmak istersin. Elektronik posta adresim hocaanne@gmail.com

  • Elif
    11 Ocak 2017 - 23:35 | Permalink

    Ayse
    Ah Ayşe…Benzer süreçten geçtiğim dönemde ihtiyacım olan tek şey gözlerime bakarak “seni anliyorum” diyecek bir dost idi. Yargılanmadan,sadece anlaşılmak! Tüm kalbimle söylüyorum,seni anlıyor ve acını kalbimin taa derinlerinde hissediyorum.
    Ben çok zorladım,kendimden,benligimden ödün verdim. Bosanmadik,pişman değilim bunun için. Doğru ya da yanlış her tercihin bir bedeli oluyor. Biz mücadele ettik,ikimiz de devam etsin istiyorduk,çocuklarımız için. Şimdi o sabrın karşılığını görüyorum çok şükür. Göğsümde koca bir yorgunluk taşıyorum ama.
    Herkes bu kadar zorlamali mi bilmiyorum. Belki de bazen bitmesi daha hayırlıdır. Belki de sonrası öncesinden daha güzel olacaktır.
    “Rabbim vereceğin her hayra öylesine muhtacım ki” duasına sığın,ben de tanımadığım bir Ayşe için dua edeceğim…

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir