Genel

Çocuklar, Yangınlar ve Çıkmazlar Üzerine Bir Sohbet

15310647_968360836603019_1268317838_n

İlköğretim çağında kız çocukları, bir vakfa ait olduğu söylenen yurtta kalıyorlar. Gece yangın çıkıyor. Yangın merdivenine koşuyorlar belki ama kilitli. Çıkamıyorlar. On bir çocuk ve bir görevli can veriyor. Kendini aşağı atanlardan yaralılar var. Bir trajediyi, bir katliamı nötr bir dille aktarmak çok zor. Acıya ve öfkeye kapılmadan tüm yönleriyle konuşmak da… Biz de konuya dair dertleşmemizi yazıya dökelim istedik. Eksiğiyle fazlasıyla okuyunuz:

 

Burcu: Haberi aldığım an aklıma yurtta geçirdiğim yıllar geliyor. Yangın merdivenine hava almak için çıkabildiğimizi hatırlıyorum ama çıkışı kilitli olurdu. Zaten çok sıkı denetim vardı yurt girişinde. Saat 12’yi geçtiğinde savunma verirdin, ailene bildirilirdi falan. Burası da yarı özel, seküler bir üniversite yurduydu. Ama gençleri kontrol altında tutmak can güvenliğinden daha önemliydi. Şimdi düşünüyorum da 4 katlı, upuzun koridorlu kalabalık bir yurtta o yangın merdivenine yığılsak, kapısı kilitliyken oluşacak panikle ezilenler, geri kaçanlar, atlayanlar…. Hiçbir açıklaması yok. Yangın merdiveni binadan çıkabilmek içindir. Resmen yangın çıkmadığı için hayattayım diye düşünüyorum sabahtan beri.

Feyza: Şimdiye dek Türkiye’de işini yapmaya hazır bir yangın merdiveni gördüğümü hatırlamıyorum. Hatta işini düzgün yapabilen kapı bile az. Kapanması gereken kapılar düzgün kapanmaz, açılması gereken kapılar düzgün açılmaz. Bütün bunların üstünde işini düzgün yapmayı aklından bile geçirmeyen, denetimsizliğin ve cezasızlığın norm olduğu bir devlet sistemi var. Müthiş bir işbirliği. Ancak dediğin gibi aynı işbirliği çocukların ve gençlerin “sokağa kaçmaması” konusunda çok iyi işliyor.

Burcu: Tabii orada herkes hem fikir. Bir yangın merdiveni olup çocuk oradan dışarı çıkabilecekse yangında ölme riski tercih edilebilir oluyor. İşin kötüsü bunun bir uzlaşı noktası olduğunu söylemeye korkuyor insan. Örneğin sosyal medyada “bu bir denetim/ toplumsal cinsiyet/ yangın güvenliği” sorunu dediğinde linç edilmeme şansın yok. Çünkü bir gün boyunca cemaat yurdu üzerine vurgu yapınca dev sorunlar yok oluyor sanıyoruz. Oysa ki olmuyor. Ya da bu sorunun daha geniş kapsamlı olduğunu yazıyorsun, kaçak yurtları savunuyorsun sonucu çıkıyor.

Feyza: Ben de bugün herkesin kendi bulunduğu, çocuğunun bulunduğu binanın acil çıkış kapılarını ve yangın merdivenlerini denetlemesi gerektiğini düşünüyorum. Ama tabii bu seçme şansı olan insanlar için geçerli. Peki ya seçemeyenler? Ölen çocuklardan birinin ailesi, “başka şansımız yoktu, bu yurda verdik” demiş. İlçede başka yurt yok. Ailenin aklına bile gelmemiş olabilir yangın merdiveni çalışıyor mu diye bakmak. Ama baksa bile ne değişir? Çocuk okusun diye okula göndermişler, mecburen yurtta kalacak. En temel güvenlik önlemlerinin bile olmadığı bir binada nasıl devlet okulunun öğrencileri kalabiliyor?

Burcu: İşte bu sorular bizi daha büyük soruna götürüyor, senin de dediğin gibi denetimsizliğin ve cezasızlığı norm olduğu bir devlet sistemi. Şimdi aileler hesap sorsa ne olacak? Örneğin bir yangın merdiveninin işlemediğini şikayet etsen, hemen tanıdık ilişkileri ile şikayetinin üstünün örtülmeyeceği ne malum. Hele ki çok fazla çaresi olmayan, seçme şansı olmayan aileler için bir ufak tehdit yeterli olacaktır şikayetleri susturmak için.

Feyza: İşte bence cemaatler-tarikatler meselesi burada devreye giriyor. Biz toplanıp bir grup kadın, bir grup ilköğretim öğrencisi kız çocuğuna Anadolu’nun bir ilçesinde yurt açabilir miyiz? Sabahtan beri bunu düşünüyorum. Belli ki bazı vakıflara belli imtiyazlar sağlanmış. Devlet yurdunun yıkıldığını, yerine bu yurdun gösterildiğini söylüyor aileler. İlköğretim düzeyinde özel yurt açılamayacağına dair yasa var. Devlet yurtları daha mı iyi oluyor? Hayır ama devletin hiç ortada olmadığı yurtlar o yaştaki çocuklar için tamamen facia. Pedagojik açıdan uygun değil, çocukları istismara açık hale getiriyor, fiziksel olarak güvende tutmuyor. Peki bu yaygın bir durumsa, yani her yerde belli vakıf yapılanmaları ilköğretim çocuklarının barınma ihtiyacını karşılıyorsa, bu aileler, bizler kimden hesap soracağız?

Burcu: Evet Adana’da ve daha önce de başka yurtlarda yaşanan özgün durum bu galiba. Aslında ülke genelinde konut binaları, ofis binaları, kamu kurumları vs. yapıların neredeyse tamamı yangın açısından güvensiz. Ama en azından peşine düşülebilecek şikayet mekanizmaları, muhattaplar var. Özel bir yurt olduğunda, imtiyazlı bir durum olduğunda ise bir muhatap yok. Kamuda bile etkili olabilen çıkar ilişkileri özel yurtlarda daha da etkili oluyordur. Kamu en kötü haliyle bile denetimden, şikayetten çekinir.

Feyza: Bir de çocuklar dedikçe geçen haftanın gündemi aklıma düşüyor. 16 yaşından küçük çocukların “sevme ve evlenme hakkı”nı konuşuyorduk. Çocuklar genel olarak çok az seçenek arasından birşeyler seçiyorlar. Bir Anadolu karanlığı tablosu çizmek istemiyorum ama yoksulluk bir yandan, belli ahlaki normlar bir yandan, gidilecek yolların azlığı bir yandan… Düşündükçe kararıyorum.

Burcu: Evet çocukların sevme hakkını konuşurken, çocuklar dışarı çıkmasın diye yangın çıkış kapısının kilitlendiği ve yaşam haklarının ellerinden alındığı bir gündeme geçiyoruz.

Aslında sevme hakkı, dışarı çıkma hakkı vs. gibi hakları yok çocukların. Seçme şansı olan ailelerin de yangın kapısının açık olması konusunda nasıl bir tavrı olacağından emin olamıyorum. Denetimli girişin yanısıra muğlak bir dışrı çıkış ihtimali ile ailelerimiz nasıl ilişki kurardı?

Feyza: Bu iki gündemi bir arada düşününce, çocuklara dair daha çok kafa patlatırız gibi duruyor. Bulunduğumuz binalarda yangın çıkmaz ve sağ kalırsak tabii! Şimdilik çocuklarımın fiziksel olarak sağlıklı, sağlam bir şekilde yetişkinliğe erişmesi birinci önceliğim oldu. Eğitimden filan geçtim. Çocukların devlet, aile, toplum kıskacında nasıl dar alanlarda büyümeye çalıştığını düşündükçe sağlam durmak çok zorlaşıyor. Çocuklar için eşitsiz koşullar var ama umutsuzluk konusunda hepimiz eşitiz bugünlerde…

Burcu: Evet ben de son dönemlerde çocukların bir kıskaçta var olmaya çalıştıkları üzerine düşünüyorum sık sık. Kendi çocukluğumu ve gençliğimi de düşününce epey çaresiz bir dönem olduğunu hatırlıyorum. Yani aslında hep okutulan, yurda gönderilen, dışarı çıkarılmayan, evlendirilen vs. gibi kelimelerin pasif öznesi… Beni bir de şu olayı tartışma biçimimiz umutsuzluğa düşürüyor. Yani yangın çıkmayan yurtlarda da çocuklar korku ve tedirginlik dolu hayatlar yaşıyor. Bu korku yurt yönetimi olabilir, aileye haber verilecek şeyler olabilir… Hatırlıyorum da dolaplarımız kontrol edilirdi yurtta. 18-25 yaş arasından bahsediyorum, bu ülkenin seküler kalelerinden birinden bahsediyorum. Kıyafetlerimiz kurcalanırdı, her şeyimizin ailelerimize bildirleceğinden çekinirdik. Olabildiğince inek ve “uysal” çocuklardık ama hep denetim tedirginliği vardı. Müdireye özel alandan bahsettiğimizi ve bizimle dalga geçtiğini, ailelerin emaneti olduğumuzdan bahsettiğini hatırlıyorum. 

Feyza: Sürekli birinin diğerine çocukları emanet ettiği, ama her halkada çocukların güvenliğinin giderek azaldığı bir zincir… Acaba çocuklar ne zaman bu zinciri koparıp bizden hesap soracaklar? O zaman onlara ne diyeceğiz?

Bir Yorum

  • Elif
    1 Aralık 2016 - 17:43 | Permalink

    Denetimsizlik vs tamam da asıl sorun şuncacık çocukların okuyacak diye yurtlarda heba olması. Aldığımız da eğitim olsa. Nereden tutarsan elinde kalıyor bu sistem.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir