Genel

Bir Kolda Birkaç Karpuz Taşıdığım için Toplumdan Özür Dilerim

Konuk Yazar: Sena Pekkendir Aydın

multitask

En son yazım olan “Avare ruhumu özlüyorum!”a gelen negatif bir yorum beni bu yazıyı yazmaya sevk etti. Şahs-ı muhterem, “Vay be anneliği ne kadar indirgemiş! O her şeyin ucuzunu kolayını çocuğuna nasıl yediriyorsun?” tarzı bir cevapta bulunmuş ben de kendisini üşenmedim cevapladım. Burada kastedilenin çocuğa ucuz tavuk döner alıp yedirmek olmadığını… Burada kastedilen örneğin bezi elinde yıkamak zorunda kalmamak, teknoloji sayesinde daha hızlı ev işi yapıp çocuğuna daha çok zaman ayırmak olduğunu… Falan filan… Zaten anlaşılmayacak kadar kompleks bir cümle değil. Bu da beni şu konuda düşünmeye sevk etti. Biz koltuk altında dört beş karpuz taşıyan anneler acaba bunu yapamayan erkekleri biraz sinirlendiriyor muyuz? Bunu başaramasak anneliğin ne kadar kutsal olduğu ve full-time bir iş olduğunun vurgusuna sığınacaktık ve herkes de bizi mazur görecekti evimizde oturduğumuz için. Ama başarınca birilerinin koltuğuna oturuyoruz, birilerinin yerini işgal ediyoruz. “Bir erkek gibi” çalışıp, “bir erkek” kadar başarılı olunca geriye iki ihtimal kalıyor toplum için: 1) ya anneliğime çamur atacaksınız, çocuğumu eşimi ne kadar ihmal ettiğimi söyleyeceksiniz. 2) ya da yazdıklarımı, ortaya koyduğum çalışmaları beğenmeyeceksiniz.

İkisine de aşinayız Allah’a hamd olsun. Doktora sınıfımda ebeveyn olmanın insan zihnini çok fazla meşgul ettiğini söyleyen ve böyle bir zihnin ancak orta seviyeli bir iş ortaya koyabileceğini iddia eden bir arkadaşım oldu. Zaten 1-0 yenik başladığımızı iddia ediyor. Sadece benim için değil baba olduğu için kendisinin de… Yani kafası ve kalbi meşgul biri olarak ilham verici bir doktora tezi yazamayacağım gerçeğiyle yola başlamam gerekiyor ona göre.. Hadi bunu aştık diyelim, gerçekten ilham verici bir tez ortaya koyduk ve bir hocamın dile getirdiği “Türkiye’de yazılan tezlerin çoğu çöplüktür” eleştirisinin dışında kalmayı başardık. O zaman da bunu başarabilmiş olmam için eşimi ve çocuğumu ne kadar ihmal etmiş olduğum gerçeği toplumun aklını kurcalayacak… Bakıcıya bırakılan psikolojisi bozulmuş çocuklar, yemek pişmeyen dağınık bir ev, mutsuz bir aile tablosu… Ama hayır üzgünüm, o da değil!

Ben şimdiden, ki sadece doktora yeterlilik sürecinde olduğum halde, yer yer kendimi topluma ihmalkar bir anne olmadığımı açıklarken buluyorum. “Evet, çocuğumu bakıcıya değil sadece anneanne ve babaanneye bırakıyorum”, ya da “şu sıralar zaten evdeyim sadece melih uyurken çalışıyorum, onun dışında hep lego oynuyoruz” gibi…. Niye bu cümleler ağızdan çıkıyor? Çünkü o toplumsal bakışı hissediyorum… Anneysen ya çalışmanı ihmal ediyorsundur ya çocuğunu başka bir ihtimal yok! Ama üzgünüm erkekler! Gün 24 saat ve bize laga luga yapmayınca yetebiliyor! Allah da ilim yolcusuna yardım ediyor ayrıca…

Laga luga dedim de… Gerek okulumda, gerek İsam’da (yalnızca akademisyenlerin girebildiği bir kütüphane) kahve ve çay muhabbetlerini, sigara molalarını uzatan erkek akademisyenler görüyorum. Bunların bazısının hanımı evde çocuğuyla, annelik full-time(!) bir iş olduğu için. Ama onlar okulda laga luga modunda… Sonra şaşırıyorum; ne benim, ne de eve gelse de birkaç saat çalışsam diye gözünün içine baktığım eşimin hiç böyle bir lüksü olmadı… Siz sağda solda laga luga yapmaya devam edin. Kadınlar karpuz taşıma işinde ilerledikçe sizin de korkarım kendinize yeni sahalar bulmanız gerekecek…                      

5 Yorum

  • 7 Aralık 2016 - 11:25 | Permalink

    Ben de İsam’da özellikle pazar günleri koca koca adamların saatlerce laga luga yaptığını görünce aynı şeyi düşünüyorum. (Bilen bilir, çay ocağında kimin ne konuştuğu rahatlıkla duyulabiliyor, kimi zaman aynı masa etrafında oturulabiliyor vs.)

    Bu arada, ben ne evliyim, ne anneyim ama hem çalışıp hem yüksek lisans yaptığım için evde hiçbir iş yapmadığımı düşünen, hazır yemeğimin önüne geldiğinden o yüzden o kadar “rahatlıkla!” bunları yapabildiğimden dem vuruluyor. Ben de o yüzden kendimi şöyle cümleler kurarken buluyorum: “çamaşırları yıkamam lazım, o yüzden bugün evde çalışacağım.” “ütüye çok zamanım olmadığı için, ütü istemeyen kıyafetler tercih ediyorum.” “temizliği iş çıkışı akşamları yapıyorum, yorgun olunca okuduğumu anlamıyorum, temizlik iyi geliyor, zihnim dağıtıyor.”

    Bu arada, ailemi ihmal edip etmediğimi düşünen de yok he. İnsanın tek ailesi kocasıymış, çocuklarıymış gibi.

    Neyse, konu çok dağılmasın.
    İsam’dan sevgiler.

  • Zidyar Sonanka
    7 Aralık 2016 - 13:25 | Permalink

    Kaleminize sağlık..başarilarinizin (hayatın her alanında) artarak devam etmesini dilerim..kolay getirsin Rabbi ZülCelal…
    vesSelam!!!

  • Ali
    11 Aralık 2016 - 01:08 | Permalink

    O lagaluganin dedikodu varyantini yapan hanımları da görüyoruz isamda. Referans alıp ispatlamaya çalıştığınız tez bu açıdan biraz sallantıda kalıyor. Neyse farsca bir vecize yazayım da sayfalara gerek kalmasın. Mücerrebdir, eskiler sozudur: “Her ki yek câ heme câ, her ki heme câ hiç câ”. Meal-i âlîsi: Bir şeye kavuşan her şeye kavuşur, her şeye kavuşmak isteyen ise (o da olsun bu da olsun şu da olsa fena olmaz hani diyen) hiç bir şeye kavuşamaz, ya da yarım yamalak kavuşur diyelim.

  • Feyza |REÇEL
    11 Aralık 2016 - 13:42 | Permalink

    Yorumunuz onay bekliyordu. Az önce onayladık.

  • Sena Pekkendir Aydın
    19 Aralık 2016 - 00:19 | Permalink

    Bütün bir yazıyı bu algıya bir cevap verebilmek için yazdım. isam’da dedikodu yapan kadınların da olması kesinlikle bir argüman değil. çünkü onların özel hayatlarını ve meşgalelerinin tamamını bilemiyoruz. Size göre bir kadın bir işi yarım yapma riskini göze almamak adına mesleki ya da akademik bir iş yapmamalı mı o zaman? ya annelik ya da meslek adına tercihte bulunup sadece birini mi yapmalı? bunun çıkartabileceği sorunlara yönelik inşallah bir gün başka bir yazı yazarım. ama daha çok sizin cevaplarınızı merak ediyorum.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir