Genel

Kadınların Hak Mücadelesi Aile Kurumunu Tehdit Ediyor Temalı Safsatalar

Konuk Yazar: Ayşe Özlem

Akit’in manşetine taşıdığı ve bir süredir özellikle muhafazakar erkeklerin diline pelesenk olmuş şu “kadını koruyan yasalar ve kadınların hak mücadelesi aile kurumunu tehdit ediyor” temalı safsatalar silsilesi ile ilgili bir iki kelam etmek şart oldu. Bunu da bir iki bilimsel olarak geçerliliği ve tutarlılığı olmayan  araştırmaya dayandırıyorlar.

Safsata-1: Kadına şiddete yönelik hukukî düzenlemeler şiddeti azaltmak yerine artırıyor…

Hiçbir geçerli bilimsel veriye dayanmayan bu iddia; insan hakları hukukunun gelişmesi insan hakları ihlallerini artırdı demek kadar büyük bir safsatadır. Doğru dürüst uygulanan her ülkede hak ihlallerinde de kadına yönelik şiddette de hem de kültürel devrim niteliğinde bir azalma sağlanmıştır.  Kısa vadede belirli bir süre, yeni hukuk kültürüne alışana kadar tepkisel bir artış söz konusu olabilir ancak bu tamamen geçici ve sönümlenmeye yazgılı doğal bir tepkidir. Artış gibi görünen istatistiki verilerin ciddî bir kısmı ise şiddetin teşhir ve kayıt edilmesi konusundaki teşvik edici politika ve teknik düzenlemelerle ilgilidir. 

Safsata-2: Kadın hakları mücadelesi ve kadının ekonomik, psikososyal olarak güçlenmesi boşanmaların temel sebebidir ve aile kurumunu tehdit etmektedir…

Yine bu da toplum içinde kaos çıkabilir diye başka herhangi bir hak talebini engellemek ne ise aynı mantıksal ve etik temel üzerine kurulmuş bir safsatadır. Benzer gerekçelerle ABD’de siyahlardan, geçen yüzyıllarda kölelerden mücadelelerinden vazgeçmeleri talep edilmiştir. Ancak tarih bize şunu göstermiştir ki insanlığın onur mücadelelerine safsataya dayanan hiçbir karşı duruş engel olamamıştır. Çünkü insan onurunun kaynağı  “Hak”tır. Hakkın-hakikatin eninde sonunda tüm safsataları yıkıp geçtiği tarihsel bir vakıadır…

Aile kurumunu tehdit eden temel dinamik ise; kadınların onur mücadelesi değil, erkeklerin yüzyıllara dayanan ve kendilerine tüm toplumsal katmanlarda;  ailede ya da kamuda pek çok açıdan konfor ve  avantaj sağlayan süregiden düzeni sürdürme konusundaki hakka değil hevaya dayanan  sömürüyü sürdürme refleksi-direncidir. 

Safsata-3: Aile kurumunun korunması hak bilincinin gelişmesi ile değil karşılıklı anlayış, tolerans ve şefkat duygusunun gelişmesi ile mümkün olacaktır…

Kulağa çok makul, haklı ve hoş gelen bu sevgi pıtırcığı argüman da çarpıtmalı bir safsatadır. Bu kültürde yetişen bir kadın anlayış, tolerans, şefkat denen kişilik özelliklerini; erkeğin konuşmadan kaşının-gözünün hareketi ile bile ne hissettiğini, ne demek istediğini, ne talep ettiğini anlayacak kadar patolojik bir sezgisellik düzeyinde içselleştirerek kazanır zaten. Bu konuda az gelişmişliğin hangi cinse özgü olduğu yine herkesin malumu olan bir vakıadır.  Aileye tehdit olarak gördüğünüz hak mücadelesi dediğiniz şey işte bu karşılıksız hassasiyeti sonuç veren patolojik  gelişim problemini bir dengeye oturtmak üzere insan onurundan kaynaklanan haklı ve doğal bir tepkidir….

Hasılı; aile kurumunu, kadın-erkek ilişkilerini sağlıklı ve sağlam temeller üzerinde korumayı gerçekten dert edinenler safsatalardan medet umarak hak mücadelesi yürüten kadınlarla uğraşmayı bırakıp erkeklerin ailede ve cinslerarası ilişkide “anlayış, tolerans ve şefkat” yetilerini geliştirmeye yönelik kafa yorarlarsa  toplum olarak vakit kaybetmemiş oluruz. Biz erkek çocuğu olanlar temelden başladık bile. Erkek ve kız çocuklarını birbirlerini öncelikle “karşı cins” olarak değil kendine özgü duyguları, düşünceleri ve beklentileri olan “insan” olarak kodlayacakları bir kültür geliştirmek üzerine yoğunlaşmak dışında “aile”yi kurtaracak bir yöntem de yok…

Bir Yorum

  • 5 Aralık 2017 - 13:47 | Permalink

    Ah Leo Leo Leo, senle ayrımcılıktan, cinsiyetçilikten uzak ilişkimizin içinde dahi ufak tefek cinsiyetçilikler olduğunu burada belirtmek zorundayım. Çünkü içimize işlemiş Leo, toplum bizi böyle büyütmüş. Ama bu demek değil ki vazgeçeceğiz. Hayır. Daha da savaşacağız içimizde tek bir cinsiyetçi zerre kalmayana dek

    Ahh Leo ömrümüz bunlarla savaşmakla geçecek. Neden bize kendimiz olma fırsatını vermezler ki? Kızsam doğayı keşfetmeye çıkamaz mıyım, atlayıp bir arabaya hız yapamaz mıyım? Ya sen? Erkeksin diye ağlayamaz mısın, duygularını paylaşamaz mısın? Ara sıra senin de güçsüz olmaya hakkın yok mu? Nedir bu sırtımıza bindirilen yükler? Her gün defalarca “ben” diyoruz, “kendim” diyoruz, acaba bunları söylerken gerçekten kendi “ben”liğimizden bahsediyoruz, yoksa başkalarının bize” sen”sin dediği kimliklerimizi ömrümüz boyu kendimiz sanıp yanılsama içinde yaşamaya devam mı ediyoruz?? Kişilik değil de kimlik dediğime dikkat ettin mi Leo? Onu da açıklayacağım sana ilerleyen zamanlarda, zamanı gelince ama Leo zamanı gelince.. Her şey zamanı gelince..

    https://www.facebook.com/leoyadedimki

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir