Genel

Emeğe ve İtibara Dair

Yazar: Huriincir
Blogu kurmaya karar verdiğimizden beri Reçel’e giriş yazım olacak ve “neden Reçel’de yazıyorum” sorusu etrafında dönecek yazı tasarlıyorum. Aklıma sürekli farklı içerikler geliyor, hepsini not ediyorum. Bu taslaklar bir elin parmaklarını geçince anladım ki şu dünyadaki reçel çeşidi kadar bu soruya cevap verecek birbirinden apayrı yazılar yazabilirim. Bu nedenle bu duruma bir son verip okuduğunuz yazıyı yazmaya karar verdim.
“Reçel yapamayan kadınlar” diye başlayan cümlelerde reçel yerine üç nokta koysak, bunun yerine koyulacak sonsuz seçenek vardır. Reçel yapamayan kadınlar, turşu yapamayan kadınlar, baklava açamayan kadınlar… Yapar yapmaz meselesine girmeyeceğim,  ben dönmüyor desem de dönüyor dünya nasıl olsa. Gelgelelim yayla yollarında fisko (böğürtlen), ligarba (yaban mersini) toplayıp reçel yapan Karadenizli kadınların ellerini öper, alnıma koyarım. Zira ben mücadeleden ve emekten yana ne öğrendiysem onlardan öğrendim.
Reçellerle benim ilişkime gelecek olursak, şimdiye kadar incir reçeline dair çocukluğumdan kalma bir iz dışında pek bir ilişkiden bahsedemem. Dedemden kalma eski bir evin bahçesinde bir incir ağacı vardı. Her incir mevsiminde babam incirleri toplayıp getirir, annem de reçel yapardı. Sofrayı rengarenk süslemekten başka bir işe yaramadıklarını düşündüğüm reçellerden bir tek incir reçelini severim ben de. Bu anlatıklarımı yıllarca güzel bir anı olarak zihnimin bir köşesinde sakladım. Annemle babam arasında reçel yapmaya dair bu iş bölümünü ise hiç sorgulamadım. Gelgelelim ne reçellik incir toplarken ağaçtan düşen babam kahraman oldu benim için, ne de güzel incir reçeli ile hayatımıza ve soframıza renk ve tat katan annem bir melek… İncir ağacı yok artık, babam da… Baki kalan bu kubbede hoş bir seda.
Öyle tahmin ediyorum ki hayatım boyunca sevgiye ve emeğe inanmamda bu küçük anının da payı var. Evet yalnızca emeğe inanırım. Dökülen tere, harcanan zamana. Yokluğu da varlığa da veren Rabb’e hamd edip birlikte kurulan ve onu kuran ellere teşekkür edilerek oturulan sofraya inanırım. Bu yüzden modernitenin kıskacına sıkışmış,orta sınıf çekirdek aileye dair kaygılara inanmam. Şehrin ortasında, yüksek standartlarda “yaşam kalitesi” sunan küçük kalelerin içinde inşa edilen, üç beş kişiden fazlasını kaldırmayan, paylaşımdan uzak bencil hayatı sürdürebilme kaygısı. Reçel, turşu, kek, börek… Zerre kadar değer verilmeyen emeğe, söylemde itibar kazandırılmasına inanmam.
Yemek yapmayı, mutfakta uğraşmayı, sevdiklerim için sofralar kurmayı severim. Reçel de bir şey mi, dalından toplayıp kuşburnu marmeladı bile yaparım. Ama tecrübeyle sabit olarak biliyorum ki bu emeğe de itibar edenler büyük çoğunlukla yine kadınlar olacaktır. Nitekim kurulan sofraya tevazu ile oturup, önüne gelen nimete şükretmek yerine küçük dağları ben yarattım kibri ile sofraya yaklaşıp dünyanın en ünlü gurmesi edası ile tuzundan kıvamına yemeği eleştirmeye odaklı tavır takınan bazı erkekler pek çoğumuza tanıdık gelecektir. Bu tavrı takınan erkeğin kendisi için gerçekleştirilen bu eyleme emek çerçevesinden bakması da beklenemez. Her şey onun egosunu tatmin etmek, itibarını ve iktidarını sağlamlaştırmak için yapılmıştır zaten. Kendisi çalışıp para kazanarak üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirip bununla övünmeye hak kazanırken, “sen bütün gün evde ne yapıyorsun” çıkışıyla evi ve aileyi ilgilendiren bütün işlere dair harcanan emeği itibarsızlaştırma ve harcanan emekle ilgili armudun sapı üzümün çöpü minvalinde adalet şiarından yoksun eleştiriler sunma hakkını da saklı tutar. Böyle bir ortamda, kişiler arasında fikirsel ve duygusal bakımdan anlamlı bir paylaşım gerçekleşeceğini de zannetmiyorum. Ne var ki, birçok kadın tam da böyle bir ortamda, belki de bir direniş biçimi olarak, kendisine, her sabah uyandığında ve gece yatağına girene kadar geçen sürede yapıp ettiklerine, harcadığı emeğe inanmaya devam ediyor hem de hiç bir şekilde itibar kavgasına girmeden.
Şu gökkubbenin altında gerçekten adil, huzurlu bir hayat kurulacaksa, bu okumak için, çalışmak için vs. vs. vs. için evden çıkan kadınların eve “geri dönmesi” ile değil, sevgilerine ve her alanda verdikleri emeklerine gerçek anlamda itibar edildiğinde gerçekleşecektir.

7 Yorum

  • nuquedb
    31 Ekim 2014 - 19:00 | Permalink

    Çok güzel:)

  • Huri
    13 Kasım 2014 - 02:04 | Permalink

    teşekkürler :)

  • hiranur lgç
    17 Ocak 2015 - 01:26 | Permalink

    Harika bir yazı.. Değil mi ki bunca emek, bu rengarenk ve farklı kıvamlı reçel içten bir”ellerine sağlık” temennisini duyabilmek içindi.. Neden bunu söylemek canınızı yiyor. Ya tanrı adına evraklanıyor, ya jüri oluyor,ya da ancak kimliğini onaylatıp geçebileceğin turnike oluyorlar. . Edebiyata da adım atar atmaz hemen eleştirmenliğe terfi ediyorlar.. Onaylama dostum, sevme bizi. Sen sevince öğüt ve güven batırıyorsun gözlerimize..

    • Huri Küçük |REÇEL
      17 Ocak 2015 - 19:19 | Permalink

      yazının harika bir özeti olmuş bu yorum. Çok teşekkürler Hiranur.

  • jesus
    19 Ocak 2015 - 14:02 | Permalink

    tebrikler hamfendi.

    Elleriniz dert görmesin çok net çok anlaşılır güzel ve temiz bir yazı olmuş. Reçel’in tepkisel yazılarına kıyasla “bazı erkekler” tamlamasi ile feminist dili esneten temiz bir yazı. Zira o kadir kiyymet bilmeyen hanzolardan onlarcasi var etrafimizda.

    Ayar vermek için soylemiyorum ama neye karşı oldugunuzdan ziyade ne söylemek istediğinize odaklanan yazilar yazarsaniz derdimize derman olabilecek metinler ortaya çıkacaktır. Devrimci degilim ben zira , halkimizin bir ferdi olarak karakterimize sinmiş kotuluklerin aşama aşama tedavi edilmesi taraftariyim.ha bir de erkegim napiyim Tanrı öyle istemiş.

    Reçel’i takibe devam. Allah yardımcınız olsun.

  • Pingback: Her Yer Altın Günü Her Yer Direniş | REÇEL

  • Pingback: Reçel Bir Yaşında | REÇEL

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir