Genel

Demet’e

Konuk Yazar: Haşime Kılıçaslan

Giderek uzağa düşüyoruz. Toplu bir sinir hastalığı hali. Herkes kendi doğrusuna, biricik hakikatine hapsolmuş. Başka hayatlardan, acılardan habersiz zırhına sımsıkı sarılıyor.

Ötekinin acısı kayda değer değil, çoğunlukla komik ve acınası. Sanırım asıl bombalar zihnimizde patlıyor. Büyük bir hızla uzaklaşıyoruz birbirimizden. Sevdiğim yazarlar “artık acımayacağım” diyor. Bir kaç arkadaştan da bu kelimeleri duydum. Birileri istikbal harbi verirken halka kendi istiklal harbini vermek düştü…

Halbuki o kadar çok uzağa düştük ki… Hiç mi insanoğlu akıllanmaz? Yanıbaşımızdakine hoyrat, nobran, tahammülsüz. Giderek kendimize sığınıyoruz, kaçıyoruz sonra yalnızlık güzellemeleri…

Acıları yarıştırdık. Bir süre sonra bu yetmedi. Acıları aşağıladık. Birinin ciğerine düşen ateş bizim elimizde tek kullanımlık bir enstrüman oldu. Eleştirdiklerimizin daha büyük haleleri halinde ne kadar vicdanlı (!) olduğumuza hayret eder olduk. Kendimizi kaybediyoruz. Bence en ağır yenilgi bu. 

En yakın dostumun adı Demet‘ ti. Karşı komşumuz. Zengin bir ailenin kızı. (İlk defa ayakkabı ile girilen evi onlarda görmüştüm. Ailesinin evine gittiğimizde) Benden 3 yaş büyüktü. O fakir bir hayatı tercih etmişti. Babannesi ile karşımızdaki bodrum katında yaşıyorlardı. Babaannesi yıllar boyu alışveriş için çarşıya gitmemiş. Ayakkabısından kuyumcusuna evlerine gelirmiş. Dede vefat eder. İflas şu bu derken elde avuçtaki gider. Demet’in annesi ölmüş. Üvey anne, baba ve bir de ablası vardı. Onlar yine varlıklı bir hayat sürerken o babaannesiyle bizim karşımızdaki bodrum katındaydı.

O mini etek giyerdi ben eteklerimi kıvırırdım. Dans etmeye giderdik. Beraber yaptığımız figürümüz bile vardı. İlk defa ailemsiz sinemaya onunla gittim. Filmi hatırlıyorum. Yaşımıza göre iyi film seçmişiz. Rain man… Hayatımdaki birçok ilki onunla yaşadım. O vefakar, sabırlı, ben çok şımarıktım.

Şimdi daha iyi anlıyorum. Yaşının üzerinde çok şey yaşamıştı. Çok yağmur yağdığında illa o bodrum kata ya su girer ya da lağım taşardı. Beraber çok temizledik.

Beraber kahvaltılarımız… Güzel günlerdi. Sonra ben başımı örttüm. Toplum mühendisleri, buyurganlar tek tip istiyordu. En ufak farklılığa kimsenin tahammülü yoktu o yıllarda. Çok denedik devam edebilmeyi. Birbirimize çok düşkündük. O daha düşkün. Hayatta sığındığı az şey vardı ve biri bendim. Ben o sıralar hiç anlamadım bunu. Bir kavgam vardı ve onun yanında her şey önemsizdi.

Ablası bilinen bir derneğin özel kalemi. Onun yanında beni gördü. Ağır konuşmuş Demete. Sanırım tehdit de etmiş. Birbirimizle görüşmemizi yasakladılar. Gizli saklı, binbir yalanla buluşuyorduk. Sanki dünyanın en ağır suçunu işler gibi. Ben yoğundum. Çok önemli (!) bir mücadelem vardı. Uzaklık girdi araya. Bir gece telefonda hıçkıra hıçkıra ağladı. “Ne olur başını aç”  Bunu istemesini anlamadım o sıralar. Ayda yılda bir görüşür olduk. Sonra onlar da kesildi. Bir gün halamlarda komşularla otururken hafız abla Demet‘in intiharından bahsetti. Hayat durdu. Zaman yavaşladı. Her şey ağır çekim ve benimle alakalı değil. Ben onun intihar ettiğini öğrendiğimde aradan kocaman 3 yıl geçmişti bile. Koskoca 3 yıl…

Didem Madak bir kapıcı çocuğundan bahseder ya, benim miladım da o gündü.
Sahte sınırlar, sahte duvarlar ve sahte limanlar…

Faşizm iki kişinin ilişkisinden başlıyor. Hiç tanımadığımız insanlara yaşam tarzı, cinsiyetçi, kimlikci yaklaşıp nefretle bakmamızı sağlıyorlar. -Öyle görünmesi -nefret sebebi. Sonra tüm iyi şeylerden ölesiye korkuyoruz. Asıl hapishane zihnimizde.

5 Yorum

  • feyza
    25 Ocak 2017 - 15:02 | Permalink

    hepimizin bir demeti var sanırım..

  • Agresifakademisyen
    25 Ocak 2017 - 17:53 | Permalink

    Ne yazık. Çok üzülüyorum fikir ayrılıklarının ayırdığı arkadaşlıklara. Ben yaşadığım çevrede genellikle tek kapalı kız olurum. Alışkınım buna ve hiç bir zaman sorun etmedim insanları bakışları arkadaşlarımın benim ile çatışan görüşlerini. Arkadaşız biz diye düşündüm hep. Farklı düşünebiliriz.
    Sonrasında ne oldu, zamanla onlar fikirlerini söylerken Ben sustum içimde patladı öfkelerim. Ben saygı duyarken aynı saygıyı bulamadım karşımda. Ama çok yakın arkadaşım… Kıyamadım dostluğumuza. En son 15 temmuz’da bombalardan kaçtık resmen kocamın ateşlerden kaçışını gördüm iki kişi şehit oldu orda. Hiç tanımadığım insanlar halimi hatrımı sordu da. Canım arkadaşım bir arayıp nasılsın demedi, oyun dedi hikaye kurgu dedi. Orda film koptu tespih taneleri gibi döküldü arkadaşlık adını koyduğum sahte dünya. Hala arada konuşsak da buruk bir tebessüm şimdi sadece. Ne yapalım… Zor zamanların insanlarıyız.

  • Hana
    25 Ocak 2017 - 20:24 | Permalink

    Bir yakınımı intihar sebebiyle kaybettikten sonra çevremdekiler dine göre onun cehennemlik olduğundan bahsedip durdu. Böyle düşünmek geride kalanları kahrediyor. Siz de bunu tecrübe ettiniz mi? Sizin düşünceniz ne bu konuda? Fazla özel olmayacaksa öğrenmeyi isterim.

  • Kübra
    25 Ocak 2017 - 21:50 | Permalink

    Toplum mühendisleri tek tip insan istiyor gerçekten.. nasıl olduğu önemli değil. Ayrışmayı eleştiriyor gibi görünen bu yazı da bile bir ayrıştırma var üstü çok da kapalı sayılmaz. Bu da çok garip gelir bana hep. Gerçekten hapisanemiz kendi zihnimiz.

  • hasime kilicaslan
    26 Ocak 2017 - 02:27 | Permalink

    Hana,
    İntihar insanlar da tuhaf bir biçimde utanma duygusunu tetikliyor. Bu biraz da savunma mekanizması değil mi?
    Onu suçlamak hatta diğer dunyayla bile yargılamak kendimizi yargılanmaktan daha kolay ve konforlu.Sonra yok sayma ve dinen aforoz geliyor.
    Hatibelik yaptığım dönemlerde sık sık intihar edenin namazı kılınır mı?, ona dua edilir mi? Vb sorular gelirdi. O dönem ciddi bir biçimde ( kendi yaramın da etkisiyle) araştırmıştim.
    Bu konu da bir çok görüş var. Onları saymacağım. Cehennemliktir hükmü çıkartılacak açık bir nas yok. Yorumlar giriyor devreye. İnsanın yorumlarını da sandıkları, kaygıları ve korkuları yönetiyor.

    Lisan i hali ile uğruna binbir şekle girdiğiniz, eğilip büyüdüğünüz dünyayı alın başınıza çalın deyip gitmiş…
    Onun yanında olamamak ya da anlayamamak koyuyor insana.
    Yargilarimizi törpuleyebildigimiz kadar insanız…
    Kubra yazımın böyle anlaşılması ya da hissettirmesi üzücü. Bu yazi da bile kamplaşmayı birakamamissam yazık bana.

    Nerede gördüğünü anlatirsan sevinirim.
    Zira Aynı siyasi görüşte insanların bile ufacık farklılıklarda birbirlerine nasıl saldırıp, düşman ilan ettiğini görüyoruz. Bu ideoloji, din ayırt etmeden insani bir araz…

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir