Genel

1989’dan bir Röportaj: “Türbanlı Öğrenciler Toplumdan Şikayetçi”, Sokak Dergisi, Kasım 1989

Derleyen: Büşra Eser

reçelgörsel

1989-90 yılları arasında çıkmış Sokak Dergisi üzerine bir ödevim var. Üsküdar’dan vapurla Eminönü’ne geçip sonrasında Taksim’e yürüyerek kütüphaneye varıyorum, okuyacağım kaynağa ulaşmak için çaba sarf ediyorum, hoşuma da gidiyor birazcık böylesi. Daha doğmamış olduğum yıllarda yazılanlar, olaylar, söylenen sözler,gruplar, bazı şeylein de hiç değişmeyişi ilgimi çekiyor. Dergi pek çok grubun sesini duyurmaya çalışmış, anaakım gazetecelik pratiklerini eleştirmiş, üstten analizler yapmamış, ismiyle müsemma olarak sokaktaki insanla gidip konuşmuş.  Zaten ilk sayısındaki manifestoda (Ağustos, 1989) kendini “Sokak haber dergisi değil, Sokak dergi (…) Ezilenlerin, uçta duranların, sansürlülerin dergisi. Mültecilerden mahpuslara, yeşillerden eşcinsellere, feministlerden tüm azınlıklar, her rengin söz alacağı bir dergi…” diyerek tanımlamış.  Tüm bu grupların dışında, birkaç sayısında Müslüman gruplara rastlamak daha da ilgimi çekiyor. Kimi yazılarda “… isimli İslami Gençlik dergisini çıkaranlar bal gibi Müslüman. Ama kimseyi asıp kesmeye niyetli olmadıklarını söylüyorlar.”  gibi ifadeler olsa da, bunun o dönemde bu iki kimliğin nasıl karşılaştığıyla da alakalı olduğunu düşünüp, bunu bir anlama çabası olarak görmeyi tercih ediyorum. Bu şekilde okuduğum bir diğer yazı da, 5 üniversite öğrencisi, başörtülü kadınla yaptıkları röportaj. Kendilerine pek çok yerden kalıpyargılar dayatılırken, bunlarla mücadele eden bu kadınlar ilgimi çekiyor. Başkalarının da ilgisini çekeceğini düşünerek, röportajı birebir yazıya geçiriyorum.  

SOKAK

 

Türbanlı Öğrencilerden Naklen

Örtünmek Kolay Mı?

Başörülü ya da türbanlı üniversite öğrencileri okulda ve evlerinde ne gibi tepkilerle yüz yüze geliyor? Nasıl duygular yaşıyorlar? İstanbul İktisat’tan üç öğrenci Derya, Ayşe M. ve Fatma, Boğaziçi’den iki  öğrenci Ayşe A. ve Cemile’ye naklen sayfalarımızı açtık. Gerçekten zor bir hayat yaşıyorlar…

Ayşe M.: Çok zevkle, hevesle başladım okula. 1.5 ay olmuştu. Bir gün derste bir hocamız yanına çağırdı. (Üç başörtülüydük sınıfta.) Herkes bize bakıyor. O kadar gururu kırılıyor ki insanın anlatamam. Yani, hepimiz aynıyız, bizi çağırıyor. “Tenefüste gelin.” dedi. Sonra da başörtülerimizi çıkarmamızı istedi. “Bu türban.” dedik. “Hayır, başörtüsü, bu şekilde sınıfa giremezsiniz.” dedi. Yönetmelik göstermesini istedik. Yönetmelik o zaman şöyle: Kızlar ille de başörtüsü takacaklarsa türban takacaklar, kızların pantolon giymesi yasak, saçlara perma, aşırı makyaj yok. Erkekler de kravat takacak. “Hocam, madem…” dedik, “Bu kadar ısrar ediyorsunuz bütün sınıfa tüm kurallara uymasanı söyleseniz? Tüm erkek arkadaşlar kravat taksın ya da  takım giysinler.” “Bu ekonomik sorun çocuklar.” dedi; “Herkesin kravatı olmayabilir.” “Ama hocam hepimiz türban alacağız, bu da ekonomik sorun?” Asıl amaç bizleri rahatsız etmekti.  Biz “Dekana çıkarız.” dedik, fırlamış bizden önce dekanın kapısına. Düşünün koskoca bir profesör gitmiş dekana bizi şikayet ediyor. Dersine girmedik sonra o hanımın. İnsanın gururu kırılıyor çünkü.

Fatma: Ama bizim arkadaşımız Ulya okuldan uzaklaştırma cezası aldı. Arkadaşlarından bazıları (onu savunan erkek arkadaşlarından) 6 ay okuldan uzaklaştırıldılar.

Ayşe: Bizim gibi insanler değillerdi, onlar normal çocuklardı, fazla dindar kesinlikle değil. İki dönem okuldan uzaklaştırma cezası aldılar.

Fatma: Ben ilk sene hiçbir tepkiyle karşılaşmadım. Düzeyli olanlar sizinle hiç uğraşmıyorlar, çünkü onların amacı iktisatla ilgili sizi bilgilendirmek. Ama kişisel kaprisleri olanlar uğraşıyor. Ben sınıfımda çok sevilen bir insanım. Merhabalaşmadığım yok. Bana muhalefet edenler varsa bile farkında değilim. 260 kişilik sınıf, düşünün. Herkesle konuşurum. Şimdiye kadar bir şey çekmedim Allahıma şükür. Ama işte yasak yeniden gündeme geldi. Hocalar gene ilgilenmiyor. Her şey eski, tas eski hamam. Bizimle uğraşan varsa bile sayılıdır. Birkaç tane vardır. Onlar da tepkiden korktukları için ya da sayımız az olduğu için. İktisat Fakültesi 5 bin kişi, biz 20 kişiyiz bu fakültede.

Derya: Sorun İktisat’ta öğrencilerin derslere alınması değil. Diyelim Çapa’da öğrenci alınmazken biz İktisat’ta derse girersek ne bileyim, rahatsız oluyoruz. Bütün öğrencilerin başına gelen bize de geliyor demektir.

Fatma: Eczacılıkta kimseyi kesinlikle içeri almıyorlardı, ama biz rahat rahat giriyorduk. Çünkü YÖK, yukarıdan bir emir vermiş, o emri isteyen hoca istediği gbi uyguluyor. Bazı hocalar geliyor, “Benim sorunum değildir.” diyor ve sizi dışarı atmak isteyen idari görevlileri sınıfa almıyor. Ama bazı hoca da bütün dersini başörtülü kızlarla dalga geeçmekle, küçük düşürmekle geçiriyor. Bu özellikle Fen Fakültesi’nde çok yaşanıyor, sanıyorum.

Ayşe M.: Bizim fakültemizde pek yok, bu açıdan şanslıyız. Hocaların gelişmişlik düzeyi genelde çok yüksek. Ya da konumları, iktisat konuları çok dana geniş bir perspektif gerektirdiğinden olaylara daha iyi bakıyorlar. O kadar önemli olmadığını görüyorlar insanların kıyafetlerinin. Profesörlerden bir iki tane çıkar sizinle uğraşan. Asistanlar ise pek meraklıdır bizimle uğraşmaya.

Cemile: Zannetmiyorum, hiçbir okulda öğrenciler yüzünden problem çıksın. Ama bence bu profesörlük ve doçentlik meselesi değil. Kişiliğe bağlı bir şey.

Fatma: Pardon, benim demek istediğim daha alt düzeyde olanların daha çok uğraşmasıydı. Görüşüm değil, dikkatimi çeken bir şey.

Cemile: Ama genç kuşakta insanlar daha ılımlılar. Çünkü insanlar birbirleriyle daha fazla iletişim halinde. Dine bağlı insanlar geçmişte okula pek fazla gitmemişler. Şu anda üst kademede olanlar onları tanımamışlar ve bu onlara dar bir görüş getirmiş. Öğrencilerden de okuldan da bir şikayetim yok benim. Ama basının bize karşı tutumu son derece düşmanca. Neden anlayamıyorum. Anayasa Mahkemesi kararına üzüldüm. Ama gazeteleri görünce çok sinirlendim. Devleti yıkmaya çalışan anarşistler, teröristler gibi değerlendiriliyorduk. Kendi düşüncesinden başka düşünceye izin vermeyenler gibi görülüyorduk.

Derya: Sanki biz açık arkadaşımıza başını neden kapatmıyorsun diyormuşuz gibi. Öyle bir şey hiçbir zaman olmamıştır.

Ayşe M.: Biz insanın kıyafetine karışılmasının ne demek olduğunu biliriz. Kimse bilemez bizim kadar bunun acısını.

Derya: Sadece onlar konuyu açarsa biz onlara yaklaşmaya çalışırız. “Hadi, sen namaz kılacaksın.” demeyiz kimseye. Kendi aşamalarımızı anlatırız. Ayrıca çoğu başörtülü arkadaşlar Anadolu’dan gelmiş. Aileleri karşı. Kızımızı piyon olarak mı kullanacaklar diye endişe ediyorlar. İki eylem yapsak basın ayaklanıyor, komünistlere öyle davranmıyorlar.

Cemile: Bir küpür göstermek istiyorum. Baktığınız zaman bir grup başörtülü yürüyor, arkasında da çarşaflı insanlar var. Haberin başlığı “Basın Müzesi’ne Kara Saldırı”. İlişkisiz iki olay. Bir grup kara çelenk koymuş, bir grup da orayı basmış. Çok fena çarpıtılmış bir haber. Büyük bir yanılgı var. Bizim düşüncemiz: Resim yırtmakla hiçbir şey hallolmaz. Zaten Basın Müzesi’ne saldıranlar kızların okumasına da karşı olan insanlar.

Ayşe M.: Bu hareket Müslümanlara bir şey kazandırmaz.

Fatma: Ama olayın kaynağına bakın neden bu kışkırtma var.

Ayşe M.: Coşkun Kırca’nın yazdıklarını okuyun. İnsan haklarına son derece saygılı. Ama başörtüsü için “Sayın Evren ne duruyorsunuz?” diye yazdı. Ertesi gün Evren kanunu Anayasa Mahkemesi’ne verdi.

Derya: Bunlar dini kullanıyorlar, diyorlar. Bizim kurallarımızda başörtüsü farzdır, diye yazıyor. Bize metafiziktir desin, ama başörtümüze karışmasın.

Ayşe M.: Eğer insanlar, adını vermeyeyim oruç tutmak istemiyorsa, neden tutuyor öyleyse, mert olmalı insanlar.

Ayşe A.: Biliyorsunuz bizim okulun bir kısım öğretim üyeleri yabancı. Yabancı öğretmenler yasakla hiç ilgilenmiyor. Ama dışarıda eğitim görmüş olanlarda bir şeyler kalmış. Küçük de olsa tepki göstermek zorunda hissediyorlar kendilerini.

Ayşe M.: Bence onlar İkinci Dünya Savaşı’nda doğmuş protein eksikliği olan insanlar. Beyinleri gelişmemiş.

Ayşe A.: Onlar heralde kendi doğru bildikleri şeyin yıkılmasından korkuyorlar. Ya da düzenlerini, çıkarlarını değiştirmek istemiyorlar. Kayıt işleri var bizim orada, öğrenci işlerine gayet rahata başörtülü fotoğraf verirken, kayıt işleri açık fotoğraf istiyor.

Ayşe M.: Aynı şey bizim öğrenci işlerinde de var. Sıradan bir memur, ben açık fotoğraf getirmediğim müddetçe kimliğimi imzalamayacağımı söyledi. Bir keresinde, olaylar sırasında, kapıcı beni içeri almadı ve hayvanoğlu hayvan diye kovaladı caddeye kadar. Nasıl fenama gitti. Bu adam bakarım her Cuma namaza gider.

Fatma: Adamın görevinin en ciddi kısmı, bu örtülüleri almamak.

Ayşe M.: Ama üstelik bahçe yasağın dışında. Sen ne hakla beni kovalarsın. Hem komiğime, hem ağırıma gider hatırladıkça. Hayvanoğlu hayvanmış.

Ayşe A.: Onlar grup baskısını aşamamışlar. Belki hanımı örtülüdür, ama o gruba kendini kabul ettirmek istiyor.

Derya: Çevrenin, ailenin kışkırtmasına değinmek istiyorum. Yaklaşık bir sene oldu örtüneli. Memlekete gidince “Derya tarikata gitmiş.” dediler. Üniversiteye gelip de örtünenler hep ailelerinden ve çevrelerinden tepki almışlardır. Hatta aileler, yasak çıktığında ailenin büyüğü gidip diyanetten fetva almıştır. “Kızım başörtü yasağı olduğunda sen başını aç gir.” diye. Normal biçimde başını örtüp de açmak zorunda kalan bunun acısını çekiyordur.

Ayşe M.: İçinde kopan fırtınadan kimsenin haberi yok.

Derya: Ben yurtta kalırken bir arkadaşla kavga etmiştim, o bana bas bas bağırdı, inşallah başını açarsın! Adamlar bize kızdıklarında ceza oluyor bu, psikolojik olarak bunalımlara düşüyoruz, ailemizle kötü oluyoruz. Aileler cümbür cemaat geliyor, kızım aç diye, bazıları boşanmaya başlıyor. Bunlardan kimsenin haberi yok.

Ayşe M.: İşin nihayeti başını örtüyorsun.

Derya: Sen bizi millete rezil ettin diyorlar, özellikle Anadolu’da. Öyle zor ki başörtülü kızların durumu.

Ayşe M.: Devleti oluşturanların kendileri olduğunu bilmiyorlar, devleti büyük bir otorite olarak kabul etmişler.

Derya: Öğrencilerden derdimiz yok. Onlar şakalaşıyor, işte hocalar geldi diyorlar, takunya hediye ediyorlar.

Fatma: Yolda laf atıyorlar.

Derya: Öğrenciler saygısız değil, şaka yapıyorlar. İlk başörtüsü sırasında, “Şu kız iyiydi hoştu, gericiler kaptı.” derler, el verirler. Bizim el vermemiz yasaktır. Onu bile bile, o kadar insanın içinde zor durumda bırakmak için el uzatırlar. Okulun sıkıcı havasından bir nevi uzaklaşma oluyor. Eskiye oranla çok daha hoşgörülü. Kaşını incecik alıp kalemle çizmiş bir kadın bana “Kızım bu halin ne?” demişti. Onlar için açık gezebilmek belki çok ileri bir aşamaydı, şimdi benim ruh halimi anlamıyorlar. Şimdi her şey serbest bu çocuklar niye böyle giyiniyor diyorlar. Halbuki bu içten gelen bir dürtü. Biz sırf Allah’ın emri olduğu için yapmak istiyoruz. Yapılabilecek bir şey değil çünkü çok zor. Bütün zorluklara katlanıyoruz.

Fatma: Yasaklamalar ne zaman hatırlatılsa bir bakıyorsunuz 2-3 kişi daha örtünüyor. Yasağı duyan, düşünen durun bakayım bu kızlar niçin başını örtüyor diyor araştırıyor ve yatkın olanların inançları daha güçleniyor ve bir yerden başlamak istiyorlar. Başlarını örterek başlıyorlar. Bizim okulda yasak tekrar gündeme geldiğinde iki kişi daha kapandı. Bu noktada yasaklamalar iyi oluyor, çok iyi oluyor.

Derya: Sonra yayıyorlar, İran’dan para alıyorlar diye.

Ayşe M: Hepimiz aile kızıyız.

Derya: Yurtta kalırken bir vakıftan burs alıyordum. Arkadaşlarım sana da yardım ediyorlar dedi. Bu ipek başörtüleri nerden alıyor. Bizim başka kıyafetimiz yok ki. Üstelik vakıflardan verilen paralar Ensar vakfındandır, Şefkat vakfındandır bunların hepsi de resmidir.

2 Yorum

  • Fatma Hazan Türkkol
    15 Şubat 2016 - 10:28 | Permalink

    Bu söyleşi yapılırken biz Türkiye’ye yeni dönmüşüz, ben okula Türkiye’de gideyim (!) diye. babam kardeşimle ikimizi Ege üniv. kapısında bekleyen başörtülü öğrencilerin oturma eylemine götürmüştü. Birer kucak papatya götürmüştük onlara, büyüyüp aynı şeyi yaşayacağımızı bilmeden.

  • Ayşe
    23 Şubat 2016 - 11:08 | Permalink

    Çok ilginç, teşekkürler.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir