Genel

“Ee Şimdi Napıyorsun?”

Konuk Yazar: Sema Ş. 

17408159658_fa0dd8f922_o

 

Nedense çalışan kadınlar yaptıkları fedakarlıkları çalışmayan hemcinslerini  küçümseyici örneklerle anlatma, çalışmayan kadınlar ise hemcinslerini bencillikle suçlayarak – hele bir de çocukları varsa- rahatlama çabasındalar.

Özellikle eğitim ve çalışma haklarının kısıtlanmadığı coğrafyalarda bir kadın tabii ki kendisini eğitmeli, geliştirmeli ve üretmeli. Fakat birinin çalışma, ötekinin çalışmama tercihi kimseye yıkıcı eleştiri yapma hakkını vermemeli. Çünkü bu yıkıcı eleştiriler kadınların çalışmasının ve/veya çalışmamasının hep bir “zorunluluk”tan kaynaklandığı izlenimini veriyor. Halbuki bir kadın çalışmak için çalışmak zorunda olmamalı veya ev hanımı olmak zorunda olduğu için çalışma azmini kırmamalı. Bir kadın fedalarlık yapmak zorunda olduğu için çalışmamalı veya bencillikle suçlanmamak için ev hanımı olmamalı.

Bir kadın istediğini –istediği zaman- yapabilme özgürlüğüne sahip olabilmeli. Hayatım boyunca ev hanımları ile çalışan kadınlar arasında bir ayırım yapmadım. İki tarafın da birbirini eleştirmesine ve küçümsemesine de bir türlü anlam veremedim. Eleştirirken iki tarafın da haklı yönleri vardır veya yoktur bu konuya girmek istemiyorum ama bu iki tarafa da karşı tarafı birbirlerini ‘tanımlama’ hakkı vermemeli. Bana gore kadın her daim üretken ve çalışkandır, ister çalışma hayatında olsun ister evinde. Fakat çalışmayan kadınlar ve onların yaşadıkları psikolojik baskı ile alakalı empati yapma fırsatını evlilik sonrası için aldığım kişisel karar sonrası yaşadığım bir tecrübe sonrasında buldum.

Yoğun çabalar ve yıllarımı verdiğim zamanlar sonucunda eğitimimi yurtdışında alma imkanı buldum. Eğitim hayatım bitince bir yıl süre ile çalıştım ve hemen sonrasında evlenip yuvamı kurdum. Hayattaki ideallerimin ve planlarımın sıralaması tam istediğim gibi gerçekleşti. Evlendikten sonrası için de planlarım vardı elbette. Bir süre çalışmamak, evliliğime ve yeni çevreme adapte olmak, hayatıma yeni giren insanları yakından tanımak gibi. Yılların yorgunluğunu atmak için bir süre dinlenmeyi, istediğim saatte uyanıp, sevdiğim tatlıları öğrenmeyi, günün istediğim saatinde romanlarımı okuyup, gezip göreceğim şehirler için bir blog oluşturmayı evlilik sonrası için hayal ettim ve bir adım sonrasını planlamadım.

Gel gör ki, daha evliliğimin ikinci haftasında “Ee şimdi ne yapıyorsun?,Ee şimdi ne yapacaksın?” sorularına defalarca maruz kaldım. “O kadar eğitim aldın, neden çalışmıyorsun?” sorusundan “Ev hanımı olmak için mi lisan öğrenin?” e kadar farklı imalar ve farklı ses tonlarıyla sorulmuş çeşit çeşit sorulara maruz kaldım. İnsanlara kendimi dinleme dönemimde olduğumu, bunun kişisel bir seçim olduğunu anlatmaya çalışsam da kimseye anlatamadım. ‘Herhangi bir şey yapmıyor olmak’ ve bir süre yapmayacak olmak insanların burun kıvırması için yeterli bir sebep oldu.

Zannederim hayatımın hiçbir döneminde insanlara –kadın, erkek, genç, yaşlı- kendimle alakalı açıklama yapmak zorunda da kalmadım. Bu sorularla karşılaşmayı hiç beklemediğim için bende bir yetersizlik hissi ve  özgüven eksikliği hakim oldu. Bu zamana kadar bana takdirle bakan gözler, bir anda küçümseyici bakışlara dönüştü. İnsanlardaki hal ve tavırlar değişmeye başladı ve kendimi hayallerimi ve yapmak istediklerimi bir tarafa bırakıp çeşitli mecralardan iş arıyor halde buldum. Yapmak istediğim için değil, çevremin yapmak zorunda olduğumu bana hissettirmesi, en azından bana daha once tecrübe etmediğim bakışların değişmesini istememden dolayı yaptım. Çünkü insanlara göre bir an evvel aldığım eğitimin hakkını vermeli ve hayat koşuşturmacasında kendini kaybeden insanlar arasına dahil olmalıydım. “Ee şimdi ne yapıyorsun?” sorusuna onların istediği gibi cevap verip küçük hayallerimden bir an once uzaklaşmalıydım. Sonuç olarak toplumsal yaramız ve hayatımızı istediğimiz gibi yaşamamıza engel olan “İnsanlar ne der?” düşüncesi beni istemeden de olsa içine çekmiş oldu.

Eğitimli olup da çalışmama tercihi ve özgürlüğü kısa veya uzun vadeli de olsa herkesin olmalı kanaatindeyim. Eğitimli de olsa evinde vakit geçirme, misafirlerini, eşini dostunu akrabalarını ağırlama ve onlara zaman ayırma özgürlüğü olmalı. Bunlar küçümsenecek hayaller olmamalı. İstediği yemeği özenerek yapmak için saatlerini harcama özgürlüğü olmalı kadınların örneğin.

Yeter ki kendi isteği ve karar doğrultusunda olsun her şey. Yeter ki toplum yönlendirmesin hayatını. Yeter ki herkesin bir hayali olsun kimsenin gerçekleşmesine müdahale edemeyeceği. 

 

7 Yorum

  • melisn
    17 Şubat 2016 - 12:12 | Permalink

    Erkeklerin de yillarca okuyup cabaladiklarini goz onune alirsak, onlarin da bir sure kafa dinleme, sevdikleri seylerle ugrasma gibi haklari oldugunu dusunuyor musunuz? Ozellikle sizin durumunuzda ornegin, evlilik sonrasi bir erkegin ‘ben cok yoruldum yillardir okuyorum/calisiyorum, biraz kafa dinlemek istiyorum, bir 3 ay kadar evde kalmayi planliyorum’ diyebilmesi mumkun mudur? Eger mumkunse bu sure zarfinda ev nasil gecindirilecektir? Kaldi ki erkegin karsilasacagi toplumsal tepki ve baski ne yazik ki cok daha ust duzeylerde olacaktir. Yoksa sondan bir onceki paragrafta belirttiginiz gibi bu ozgurluk sadece kadinin mi olmali ne dusunuyorsunuz?

    • zeynep betül erdoğan
      17 Şubat 2016 - 13:58 | Permalink

      kadınla erkeği bir tutuyorsunuz sanırım. siz kendınız iğneli uslubunuzla bir cevap aramısınız zaten. kadın yapı titibarı ıle daha hasaastır. evde durmak ona zaman zaman ıyı gelecektır. erkekler eve bakmakla yukumluler. bence toplumum kanayan asıl yarası karılarını zorla calıstırıp onlar uzerınden hayallerını, hırslarını gerceklestırmeye calısan adamlar. aa senın daha evın yok mu ? sorusuna aldık cok sukur dıyebılmek ıcın karılarını AGIR İŞLERDE CALISTIRIP BUNA DA EŞİTLİK, MO DERNLIK DIYORLAR YA bende buna şaşıp kalıyorum.

    • elif
      18 Şubat 2016 - 08:49 | Permalink

      yazarın cevabını da merak ediyorum ama kocası şuan ev kocası olan bir kadın olarak yazmak istedim. Eşim 11 yıl boyunca istanbul’un göbeğinde ağır şartlarda çalışmış bir adam. Bebeğimiz olunca 1 yılın sonunda ben evde çok sıkıldım.( bu sıkılma istanbul’daki yalnızlığımızla alakalı, memleketimde olsam böyle olmazdı diye düşünüyorum.) ve çalışmaya başladım, bebeğimiz çok küçüktü ve başka ellere bırakmak istemedik. ve öyle ayarladık ki eşim işi bıraktı 2 ay tatil yaptık, boş beleş gezdik ve ben sonrasında işe başladım. Şimdi o evde bebeğimize bakıyor. Önce kendi annem babam olmak üzere, kayınpederim ve kayınvalidem de bu durumdan hiç memnun değil. Eşimin çok yorulduğunu dinlenmeye boş oturmaya hakkı olduğunu söylediğimizde ise bebek bakmanın da çok yorucu olduğunu söylüyorlar. Yani bence evet, arada yükleri değiştirmek herkese iyi geliyor. Oğlumuz tam bir babacı, anasıyla meme dışında işi yok. Futbolda kendini çok iyi geliştirdi. Oğluma babası baktığı için çok mutluyum. Erkeklere de özgürlük :)
      ama yukarıda yazdığım o iki ay var ya, işte hayatımın en güzel iki ayıydı. Köyde, doğayla iç içe geçirilmiş olması etkili tabii ki fakat şehre gelince adapte olmamız uzun sürdü ve zorlandık. Bence herkes köyde lahanasını yetiştirip yaşamayı en azından 1 ay deneyimleyebilmeli. Tatuta’nın gönüllü çiftlikleri var, tatillerde değerlendirilebilir.

  • 17 Şubat 2016 - 12:53 | Permalink

    Sizi o kadar iyi anlıyorum ki! Ben hep kendimi şanslı görmüşümdür, istediğim zaman işten ayrılabilirim, ev geçindirmek gibi zorunluluğum yok. Oh Allah’ım iyi ki kız çocuğuyum, kimse benden para kazanmamı beklemeyecek, istediğim gibi okurum, okurum, okurum.

    Aynı sizler gibi o evde misafirler ağırlamalar, istediğin saatte kalkmalar vs. o fikirlerin hayalleri beni de çok mutlu ediyor.

    Hikayemin sizden farklı olan kısmı ben bekarken işten ayrılmak istedim ve o zaman kıyametler koptu. Meğer ben bir kız çocuğuymuşum, ama okumuş bir kız çocuğuymuşum. Evet ev geçindirmek zorunda değilmişim ama onca zaman boşuna mı okumuşum? E o zaman neden okumuşum?

    Bir üstteki yorumda soru bana sorulmamış ama ben o soruyu söyle cevaplıyorum: toplum kadına böyle bir özgürlük alanı tanımış, onu kullanmak isteyene karşı çıkılmamalı. Tıpkı çalışmak isteyen kadının da engellenmemesi gibi.

  • Inci
    17 Şubat 2016 - 17:38 | Permalink

    En büyük özgürlük baska insanlarin ne dedigine takilmamakmis..Bunu ne yazikki zamaninda cok arkadasi olup onlarin ne dedikleriyle üzüldükten bir cok sey yasadiktan sonra ögrendim ..Insanlari azaltip okuduklarimdan kendime ait bir Dünya olusturduktan sonra farkettim.Zamaninda calistim simdi kendi istegimle tatile ciktim..sabah istedigin saate kadar uyumak ne büyük bir keyifmis meger..evde paspal giyinebilmek…mutfakta cesit cesit seyler denemek Allahim ne mutluluk…Evet biraz parasiz kaliyorum ama olsun umurumda degil..Evde durmaktan daralinca tekrar baslarim o bunu demis ,o ima etmis hic umurumda degil…Beni veya cocuklarimi üzecek insanlara hic yer vermiyorum hayatimda artik…Sema hanim cok güzl ifade etmissiniz durumu ama gencsiniz sanirim..40 tan sonra hrsey bakisiniz baska oluyor ..hrseyden anladiginiz da..Lütfen 40 a kadar beklemyin..hayatin tadini cikarin…Baskalarinin n dedigiyle hayati yasamayacak kadar hayat kisa ..Sevgiler ..

  • sevtap
    18 Şubat 2016 - 01:33 | Permalink

    :) hep ayni seylere maruz kaliniyor demek ki; sadece ben degilmisim. bu bizim kulturumuzun sorunu sanirim. ben benzer tepkiyi %95 bayanlardan almistim. Bence memlekete sosyolog ve psokiloglar el atmali:))
    melisn’in de tespitini cok guzel buldum..

  • 26 Şubat 2016 - 11:41 | Permalink

    Ne yazik ki insanlar herkesin hayatina mudahil olma hakki goruyor kendinde. Bir de kendini ve digerlerini kiyaslama sorunu. Egitimli olmak cok onemli, eger imkani varsa kisinin. Fakat insanlara anlatamadigimiz sey, egitim sadece meslek sahibi olmak icin alinmaz. Ben yillar sonra yurtdisinda okuma imkani edindim. Yuksek lisansimi da yaptim. Onlara eger meslek icin olsaydi buralara gelmez onceki isimde devam edip tecrube edinip yukselirdim desem de anlamadilar. Evlenince tabii ki calisacaksin diyor herkes, kimse ne dusundugumu sorma kulfetine girmiyor. Evlilik icin gorustugum beyler ise ya ‘esitlikten’ yana ve “evlenince isi birakmayi dusunuyorum, hele ki cocugum olunca calismayi istemiyorum” diyince kaciyorlar, ya da hemen ‘bayanin yeri evi’ mantigiyla yine fikrimi sormadan tabii ki calismamam gerektigini dayiyorlar. Hem de bunu saygisizca, su an sanki calismiyormusum gibi yapiyorlar. O kadar zor ki, anlatmak insanlara. Cevremdekiler ise “ikisini de begenmiyorsun, ne istiyorsun” diyorlar. 3. bir secenek yokmus gibi. Benim ne dusundugumu, ne istedigimi sorsaniz mesela. Toplumun deger yargilari degisti ve bizimkiler o yargilarin disinda kaldi. Komik olansa bu kadar ozgurlukten bahsedilirken, herkesin tek tip hayat yasamasi lazim gibi davranilmasi. Ne diyelim, Allah herkese gonlunce versin :)

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir