REÇEL

Bitmiş Bir Aşkın Hikâyesi

Ben anne babasının akıllı kızı, kayınvalidesinin âlim gibi gelini, kocasının melikesi olan kadındım. Mühendistim, erkeklerin akıl erdiremediğine akıl erdirendim. Söylediğim dinlenir, yazdığım okunur, pişirdiğim yenirdi. Bir de kadın gibi kadındım. Şimdi?

Konuk Yazar

Görsel: Jens Johnsson

Bizimkisi bir aşk hikayesiydi. Dünyada bitmeyeceği sanılan, ahirette devam etmesi umulan…

Başörtüsü yasaklarının kısmen uygulandığı günlerde, ülkenin en seçkin üniversitelerinden birinin kalabalık bir amfisinde, amfideki tek başörtülü kızın -ki o bendim- dersten atıldığı bir günde başladı bu hikâye. Ben ikinci sınıftaydım, o ise son sınıfta. Alttan aldığı bir ders buluşturmuştu bizi. Aylarca süren karşılaşmalarımızın tesadüf olmadığını, başörtülü kızlara kendince hamilik yapan erkek öğrencilerin kullandığı “bacım,” “kardeşim” kelimelerini hiç kullanmadığını benden önce arkadaşlarım fark etti. Bir gün mescid çıkışında yakaladı beni. Biraz konuşabilmek için izin istedi. Yan yana yürürken “Ben, sizi takdir ediyorum; saygı duyuyorum; hayranlıkla izliyorum. Ama hepsinden önemlisi sizi düşünmeden bir an duramıyorum. Aylardır düşünüyorum, hayatımın geri kalanını sizinle birlikte geçirmek istiyorum.”  deyiverdi bir anda. Heyecanlandım ama şaşırmadım. Bugünü bekliyordum zaten. O günlerde üniversitede okuyan her başörtülü öğrenci az çok idealist bir mücahide; namaz kılan erkek öğrenciler ise mücahid idi. Ve her mücahide onun gibi bir mücahid ile evlenmek isterdi. Biraz zaman istedim, önümüzde zaten yarıyıl tatili vardı. Tatil dönüşü kararımı vermiştim. Başörtülü kızların bir erkekle görülmesinin çok abes karşılandığı zamanlardı o yıllar. Yalnız kalmadan, el ele gezip dolaşmadan, mümkün olduğu kadar haram-helal sınırlarına dikkat ederek bir dönem geçirdik. İyice aşık oldum o bir dönemde. Dindardı, yakışıklıydı, karizmatikti, lider vasıflıydı, merhametliydi, zekiydi. Biraz kıskanç, biraz da otoriterdi. O yaz ailelerimizin bütün muhalefetine rağmen nişanlandık ve sonra nikahlandık. İlk başlarda benim ailem eğitim ve iş hayatım için endişeliydi. Onun ailesi ise oğullarının kendi çevrelerinden, kendi seçtikleri bir kızla evleneceğini umduklarından hayal kırıklığına uğramıştı. İki yıl sonra da evlendik. Beş yıl önce yatılı bir lisede okuduğum şehre gelin olarak gittim.

Benim ailem sıradan, mutaassıp, tek maaşlı bir memur ailesiydi. Eğitime önem verirlerdi. Ablam öğretmen olmuştu. Erkek kardeşim tıp fakültesi öğrencisiydi. Maddi imkanlarımız sınırlıydı. Eşimin ailesi ise şehrin ileri gelen tüccarlarından, kızlarını ilkokuldan sonra Kur’an kursuna yollayan, bir cemaatin aktif olarak içinde bulunan oldukça varlıklı bir aileydi. İki ağabeyi babasıyla birlikte çalışıyorlardı. Ablası ve kız kardeşi evliydi. Eşim ailenin üniversite mezunu tek üyesi, ben ise ilkokuldan sonra okula devam etmiş tek kadınıydım. Aileyi çok sevdim, sanırım kayınpederim dışında herkes tarafından da sevildim. Kayınpederim oğluna, kendi cemaatlerinden evlenmediği için kırgın; bana karşı mesafeliydi. Hoş, öyle bir otoritesi vardı ki; bu sadece bana değil herkese karşı mesafeli olmasına sebep oluyordu.  Uzun uzun anlatıyorum çünkü yaşadıklarım bütün bu bağlamdan ayrı değil.

Evlenmeden önce benim çalışmam hakkında konuşup anlaşmıştık eşimle. Babasının tepkisine rağmen bir fabrikada mühendis olarak işe başladım. Maaşım az da olsa çalışmakta ısrarcıydım. Başörtülü çalışıyordum, birçok kadın işçinin olduğu bir ortamdaydım, namazlarımı kılabiliyordum. İşi bırakmam için bir sebep yoktu. Ta ki hamile kalıncaya kadar… İş hayatım ilk yılını doldurmadan hamile kaldım. Sürekli kusarak ve raporlu geçirdiğim üç ayın sonunda hamileliğim gerekçe gösterilerek işten çıkarıldım. Uzun yıllar sürecek ev hanımlığı serüvenim başlamış oldu böylece.

İlk çocuğumun hemen ardından, tam bir yıl sonra ikincisi dünyaya geldi. Sonra üçüncü, sonra dördüncü. Evliliğimin on birinci yılında dört oğlum vardı.  Eşim, babası gibi otoriter bir aile reisi olmasına rağmen ilgili bir baba, hâlâ âşık bir kocaydı. Üniversite yıllarında yurdunda kaldığı grupla bağını koparmış, ailesiyle aynı cemaate devam etmeye başlamıştı. İş hayatı çok iyi gidiyor; babasından ayrı bir sektörde, babasının izinde ilerliyordu. Hizmetten, sohbetlerden geri kalmıyor; bir kız Kur’an kursunun bütün masraflarını karşılıyordu. Evimize sık sık erkek öğrencileri davet ediyor, pazar günleri çocuklarımızı da alıp öğrencilerle birlikte pikniğe gidiyorlardı. Bu öğrencilere yemek yapma işini ben de severek yapıyor, Allah rızası için bir şeyler yapmaktan mutlu oluyordum. Haftada bir gün evimizde sohbet yapılıyor, Kur’an okunuyor, ibadet ediliyordu. Kocamın geri kalan günlerde de mutlaka bir meşgalesi oluyordu. Hatta ben bunun esprisini yapıyor, arkadaşlarıma “Kocamın dışarı çıkmak için hep bir sebebi vardır. Bir gün zikretmeye, bir gün fikretmeye, bir gün şükretmeye gider. Evde olduğu günlerde de misafirimiz oluyor zaten.” diyordum. Bütün bunların dışında hem iş hem de hizmet için sık sık yurtdışı seyahatlerine çıkıyordu.  

Dört çocuklu bir ev hanımıydım, ama kocamın “melike”siydim. Çalışarak elde etmekte zorlanacağım birçok maddi imkâna sahiptim. Güzel bir evim, arabam, çocuklarımın bakımına destek olan, evimin işlerini yapan bir yardımcım vardı. Kocam bütün yoğunluğuna rağmen bana vakit ayırmaya çalışan, arada çocukları evde bıraktığımız romantik bir hafta sonu kaçamağı planlayabilen bir kocaydı. Her yaz tatile, sık sık Umre’ye gidiyorduk. Henüz bugünkü gibi Müslüman burjuvazinin oluşmadığı 90’lı yıllara ve 2000’li yılların başlarına göre oldukça lüks yaşıyorduk.

Eşimin cemaatine kendimi yakın hissedemiyordum. Sorgusuz sualsiz bir lidere teslim olmak bana göre değildi. Benim de devam etiğim, konferanslarına katıldığım, yardım faaliyetlerinde yer aldığım bir topluluk vardı. Ama biz daha çok özgür takılan kadınlardık. Bazen hemfikir olur, aynı şeye dertlenir, ağlar, aynı şeyle mutlu olur gülerdik. Bazen fikir ayrılığına düşer tartışır, sonunda ortak bir noktada buluşamasak da kavga etmez, birbirimize saygı duyardık. Kermes yapar, ihtiyaç sahiplerine ulaşırdık. Konferansla paneller düzenler, İslam dünyasının ve Müslüman kadının sorunlarını tartışırdık.

Üniversitede okuduğum yıllarda birlikte başörtüsü mücadelesi verdiğimiz arkadaşlarıma bunları anlatsam bir peri masalı olduğunu düşünürlerdi sanırım. Dindar, yakışıklı ve zengin bir adam, dört çocuk ile hizmetten ve ilimden geri kalmayan bir kadın, Kur’an kurslarına, öğrenci evlerine, çevresindeki hatta yurtdışındaki ihtiyaç sahibi Müslümanlara uzanan eller… Üstüne üstlük o dindar, yakışıklı ve zengin adam aynı zamanda romantik bir koca!

Bir aşk hikayesiydi bizimki. “Aşkımız Allah aşkına vesile olsun.” diye dua edilen, Allah rızasına niyet edilerek yola çıkılan, ailelerle yapılan mücadelenin ardından gerçekleşen bir evlilik. Bu evliliği taçlandıran dört güzel çocuk, helal rızık için çalışan, ailesine her sabah namazını cemaatle kıldıran, sahip olduğu hiçbir şeyi onlardan esirgemeyen bir baba… Kocasına karşı itaatte kusur etmeyen, ülkenin en güzel üniversitelerinden birinden mezun olup, diplomasını çocuklarını büyütmek için rafa kaldıran bir anne…

Bütün bu peri masalının içinde aslında gene sadece peri masallarında görülebilecek bir şekilde otoriter bir kocaydı eşim. Sabah namazı beraber kılınacak, kahvaltı saat yedide yapılacak ve herkes sofrada hazır olacaktı, örneğin. Biri bir yaşında, diğeri yeni doğmuş iki bebekle uğraştığım günlerde bile bu kuraldan taviz vermedi. Bebeğin bakımını üstlendi, çocuklarla ilgilendi ama her sabah yedide o sofraya oturuldu. Kadınların pantolon giymesinden nefret ettiği için, evlendiğim hatta nişanlandığım günden beri pardösünün altından bile olsa hiç pantolon giymedim. İzin vermedi demeyeceğim; çünkü başlarda aşk sarhoşluğundan, sonra tepkisini tahmin ettiğim için hiç teşebbüs etmedim. Kıskançtı, yabancı bir erkekle konuşmamdan hoşlanmazdı.

Bir başka hassas olduğu konu da akşam ezanından sonra yanımda kendisi yokken ev dışında olmamdı. Çalıştığım zamanlarda işten çıkış saatim akşam ezanından sonraysa, fabrika kapısında beklerdi. Daha sonraları da akşam ezanından geç gelmem eşim için kavga sebebiydi. Evden çıktığımı bildiği günler akşam ezanında evi arar, kontrol ederdi. Akşam dışarıda olmamı gerektirecek bir işim varsa benimle birlikte gelir ve işimin bitmesini beklerdi. Programlarımı onun istediği şekilde ayarlamaya çalışırdım. Eve geç kalırsam özür dilememi bekler, özür dilemezsem bağırır çağırır, beni kısıtlayan tek hassasiyetinin bu olduğunu söyler, dini gerekçelerini sıralar, en sonunda bir daha tekrarlanmamasını Allah rızası için rica ederdi.  Ve itiraf edeyim, bunların dışında ben onun “melike”si; o ise hep iyi huylu, cömert, sabırlı, ilgili ve benim severek, isteyerek itaat ettiğim, âşık olduğum adamdı. Temizlik, çocuk bakımı, akşam yemeğinin hazır olup olmaması, ailesiyle ilgili meseleler, para konuları ve daha birçok gündelik mesele hiç sorun olmazdı. Tatlı sözler ve sürprizlerle beni mutlu etmeyi bilirdi. Çocuklarımızla çocuk olur, bütün yoğunluğun arasında maddi imkanlarını da seferber ederek eğitimlerine ve sosyal faaliyetlerine vakit ayırmalarını sağlar, derslerine fırsat buldukça yardım ederdi.

Bizimkisi bir aşk hikayesiydi, dört çocukla taçlanan. Allah için sevilen, Allah için yaşanan, çocukların Kur’an okuyarak, dinleyerek büyüdüğü, ezan ve ḳāmet seslerinin yankılandığı, cemaatle namaz kılınırken imam olan babanın sırtına küçük çocukların çıktığı bir evde geçen bir hikâye.

Bir gün, ama hiç ummadığım bir gün hikâyenin sonu geldi birdenbire. Deprem bölgesi olmayan bir yerde yaşanan, hiç beklenmeyen şiddetli bir deprem gibi, ansızın geldi. Beşinci çocuğuma hamile olduğumu öğrendiğim o gün geldi. Beklenmeyen hamileliğin karışık duyguları içindeyken geldi. Sevgili kocam, gönüllü cariyesi olduğum, güzel huylu, merhametli, cömert, güler yüzlü ama yine de otoriter kocam, üç gündür evde yoktu. İş seyahatlerine alışıktık, bizim için sıradan bir yokluktu. Güzel bir mayıs sabahıydı. Bahçedeki güller açmış, neşeyle sallanıyorlardı. Bu sırada telefonum çaldı, kocamdı:  

“Hazırlan. Annemlerin bağ evini hazırlattım. Birkaç gün baş başa kalalım. Çocuklar akşama kadar bakıcıyla kalsın. Akşam dedeleri gelip alacak.  Annemle de konuştum, birkaç gün o bakar.” dedi.

Hamile olduğumu bilmiyordu, içine mi doğmuştu? Ben ona sürpriz yapmayı düşünürken o bana sürpriz hazırlamıştı. Akşam olmadan eve geldi. Çantamı hazırlamış, en sevdiği kokuları yanıma almış, en şık iç çamaşırlarımı valize koymuştum.

Bağ evine vardığımızda sürpriz daha da güzelleşti. Ev sıcacık, sofra hazırdı. Yemeğimizi yedik. O imam oldu ben cemaat; akşam namazımızı kıldık. Çayımızı demledik, hırkalarımızı aldık, verandaya çıktık. Allah rızasını kazanmaktan konuştuk, üniversite günlerimizden bahsettik. Evliliğimizi kurarken amacımızın Allah’ın rızasına uygun bir yaşam olduğundan bahsettik. Bize verdiği nimetler, hizmet ve ibadet fırsatı için, namaz kılan evlatlarımız için Allah’a şükrettik.

Gecenin, hatta hayatımın sürprizini yatsıdan sonraya saklamış, bilemedim. Hamile olduğumu bile söylemedim, söyleyemedim…

Yatsı namazından sonra oturduk ve konuşmamız gereken çok önemli bir konu olduğunu söyledi. Ben hamile olduğumu söylemeye hazırlanıyordum. Benden önce davrandı. Pat diye söyleyiverdi. Benim sevgili kocam, merhametli bildiğim kocam, yüreğimin orta yerine bir bıçak sokuverdi.

“Ben…” dedi yutkunarak…   “Yeniden evlendim, üç gün önce. Haram işlemedim, yanlış bir iş yapmadım, Allah’ın izniyle, peygamberimizin sünnetiyle evlendim.”

Dondum kaldım. Hazırlıksızdım. Her şey çok güzeldi, o kadar güzeldi ki, 37 yaşında hamile kalmıştım ve bu durumdan mutluydum. Nasıl hiç sezmedim, anlamadım? Ne zaman karar verdi buna? Kimi, nereden buldu? Ne soracağımı, ne söyleyeceğimi bilemedim. Ağladım, ağladım, ağladım…

“Ağlama artık, kendine eziyet etme. Olan oldu. Ortada yanlış bir şey yok. Allah’tan gelene sabretmek gerek. Bu durumun seninle ilgisi yok. Sen benim karımsın, değişen bir şey yok.”

Allah’tan gelen mi? Bu iş Allah’tan gelmedi, senin nefsin ve şehvetinden geldi. Benimle ilgisi yok, öyle mi? Benim yuvam, benim evliliğim ve benim kocam. Ama bu işin benimle ilgisi yok, öyle mi?

Ağladım, sustum, tekrar ağladım, sinir krizi geçirip mutfaktaki her şeyi kırdım, bana engel olmaya çalışan kocamı yumrukladım. Avaz avaz bağırarak hamile olduğumu söyledim. Ama sanki üç gün önce yanımda olan, on beş yıllık kocam gitmiş, bambaşka bir adam gelmişti. Ne bir merhamet, ne duygusallık… Biraz sakinleştiğimde “Hayırlı olsun, gözümüz aydın. Bu güzel haberi böyle karşılamak istemezdim ama bu da Allah’ın bir hikmeti.” dedi.

Düşündüm. Olabilir miydi? Rabbim bu yaşadıklarım karşısında yuvamın yıkılmaması, sabredecek bir gerekçem olması için mi nasip etmişti bu evladı bana?  

Kadınlık gururum, çocuklarımı da alıp hemen terk edip gitmemi söylüyordu ama bunu söylerken yalnız kalıyordu. Mantığım öfkeyle kalkma, zararla oturursun, sakin ol, iyi düşün diye nasihat ediyordu. İmanım sabret, Allah’a tevekkül et, zina yapmadı, haram işlemedi, bu bir imtihan diyordu. Kalbim ihanete uğramanın verdiği acıyla kıvranıyor ama içindeki aşkı söküp atamıyordu.

Bağ evinde üç gün kaldık. Bu üç günde sakinleştim. Çalışıp kendi ayaklarım üzerinde dururum dedim, daha doğmamış bir bebekle nasıl yapacağımı bilemedim. Ailemin yanına dönsem diye düşündüm, bu evliliğimi sürdürmekten daha zordu, yapmazdım. İşimi Allah’a havale ettim.

Bugün bir yıl oldu. Kadınlık gururumu dinlemedim, dinleyemedim. Dört oğlumdan sonra gelen kızım kucağımda üç aylık, ben otuz sekiz yaşındayım. Kocamın yeni karısı ise sadece yirmi yaşında. Kocam, bana ve çocuklarıma karşı sevgisinde değişen bir şey olmadığını göstermek için sürekli uğraşsa da bedeni, yirmi yaşın tazeliğine çoktan kaptırdı kendini.

Ben anne babasının akıllı kızı, kayınvalidesinin âlim gibi gelini, kocasının melikesi olan kadındım. Mühendistim, erkeklerin akıl erdiremediğine akıl erdirendim. Söylediğim dinlenir, yazdığım okunur, pişirdiğim yenirdi. Bir de kadın gibi kadındım. Şimdi? Şimdi melikeliği yirmi yaşında bir tazeye kaptırmış bir kumayım. Diğer özelliklerim bende hâlâ. 

İşte bir aşk hikayesi böyle bitti. Aşktan geriye kalan sadece bu hikâye…

Konuk Yazar

93 yorum

  • Kanun kadinin yaninda. Evi terketmenize hic gerek yok, hatta kesinlikle terketmeyin. Evlendiginizden itibaren esinizin edinilmis mallarinin yarisi sizindir. Oturdugunuz aile evinde kalabilirsiniz. Yuklu bir aylin nafaka ve cocuklarin masraflarini alabilirsiniz. Bir avukatla mutlaka gorusun bir fikir olur en azindan. Boyle yasamak zorunda degilsin.

    • Çözümü ne kadar da kolayca söyleyivermişsiniz. ” böyle yaşamak zorunda değilsin” sanki dediklerinizi yapsa hersey çok daha güzel olacakmış; bu derece aşkla sevilen, böylesine inanılamayacak kadar güzel yılların ardından böylesine bağlanılan bi eş bi kusurundan dolayı -ki bir kadın asla kabullenemese de Allah’ın müsaade ettiği bi fiilden dolayı- bırakıp gidilebilecekmiş; o 4 erkek ve 1 kız çocuğunu böylesine mükemmel bir babayı sadece haftada bir gün görmeye mahkum etmek bu kadar kolaymış gibi..

      Allah kimseye böyle imtihanlar yaşatmasın. Rabbim yâr ve yardımcısı olsun bu kardeşimizin..

      • Nutkum tutuldu yazdıklarınıza. Bu sizce tek bir kusur mu, evliliğin her yerini kaplamış bir şey mi? Allah gizli saklı evlenip, sonrasında duyurmaya müsaade etmiş mi? Mükemmel babanın evde şu an kaç gün geçirdiğini bilmiyoruz, yeni çocukları olunca nasıl adaleti gözetecek bilmiyoruz, boşandığı için çocuklarını sadece bir gün görmeye başlayacak biri mükemmel bir baba mıdır sizin nezdinizde?

      • Allah için, Allah adına ayetleri konuşturan, kendi nefs ve hevesleri uğruna dini sosa çeviren her türlü menfaatperestin düzeni yerle bir olsun inşallah. Adamdaki özgüveni ona aşılayan her sistem yerin dibine girsin. Tercihin ne olursa neye karar verirsen ver, çok kıymetli ve değerlisin kadın. Sadece SEN olduğun için, Allahın kulu olduğundan, KADIN olduğundan, ayrıcalıksız sadece İNSAN olduğun için çok değerlisin. Esfelasafilin tiplerin kulp olarak taktığı kuma vs yakıştırmalara asla aldırmadan kendini ne iyi hissettirecekse onu yapmaktan, onun için çabalamaktan ASLA vazgeçme. Seni önce ALLAH’a sonra KENDİNE emanet ediyorum.

      • Mükemmel bir babayı nerde gördün bacım sen bu hikayede? Cezasını sürünerek çeksin inşallah koca bozuntusu.

      • “bi” kusurundan dolayı mı? hanımefendi dinin neresinde var gizli saklı evlenmek? hiç bir fıkıh alimi de mi dinlemiyorsunuz? adaletiyle öve öve bitiremediğimiz Allah, eşit sevgi ve merhamet gösteremeyeceklerini bile bile erkeklere bu hakkı verir mi? Siz Allah’ı, dini ne sanıyorsunuz?

      • Siz de çok kolay yazmışsınız ayrılmasın die,Allah sadece ruhsat vermiş ama eklemiş,sizin için hayırlı olan tek eşliliktir,adaleti sağlayamazsınız demiş,üstelik karısının arkasından iş çevirmiş adam resmen,sınınmadığınız acılar üstüne konuşmayın,sınanırsınız,görürsünüz kolay mı zor mu,bırakılıyor mu bırakılmıyor mu,çeken bilir,seyreden ve okuyan değil

      • Cidden işte kadınlar yıllarca hep böyle sindirilmiş ezilmiş ve bu bize kabul ettirilmiş. Cidden kaç yaşındasınız bilmiyorum ama bu kadına haksızlık eşitsizlik. Bunu kabul eden kadınları gördükçe aşırı üzülüyorum. Bunu dine bağlayıp erkeğin Çok yanlış Bir şey yapmadığını söylemişiniz. Bir evlilik bi sözleşmedir. İki insanın birbirine verdiği bir sözdür. İnsanlar evlenmeden önce bir ilişkide kurallar konur. Bu böyledir. Çok uzatmayacağım sizin gibi kadınları gördükçe üzülüyorum onu söyleyeyim. Bunu o kadın yapsaydı lanetlenip günahkar olarak atılacaktı. Bunun dinde yeri yok erkek yapsın adamdır yapar kadın yapınca günahkar şeytan. Bu sadece toplumsal bi norm haline gelmiş yüzyıllar boyunca kadınlar hep ezilmiş eziyet görmüş. Din de bunu emretmez. Çok yazık

  • Tüm ömrünü mücahidlik ile, hayır yarışında, Allah rızası için geçiren adam ne yapmış oldu şimdi? O kadının ahı üzerindeyken vereceği hesabı düşünmedi mi? Daha doğrusu, neden ayette bile tek bir eşin onun için daha hayırlı olacağı söylenmiş iken, bunu görmemeyi seçerler?

  • Tüylerim diken diken oldu okurken. Sonunun nereye çıkacağını hissederek korka korka okudum. Ben bekarım, sizin mücahid, yakışıklı, dindar kocanız gibi biriyle evlenecekken direkten döndüm. Teselli midir bilmem; o evli, ben hala onunla evlenmediğime şükredecek şeylere şahit olmaya devam ediyorum. Belki bu sebeptendir okurken sanki ben yaşamışım gibi paramparça oldum. Uzun uzun yazmak isterdim ama limbik sistemim doğru kompozisyonlar kurmama engel olacak kadar kan pompalıyor beynime. Şöyle diyeyim; sizi, size hiç benzemeyen bir Merve olarak yürekten anlıyorum. Sosyal bilimler alanında, dindar geçinen çok insanın olduğu bir branştayım. Belki de bu yüzden o mücahid (!)in bunları yaptığına zerre kadar şaşırmadım. Muhafazakar kadınların seküler erkeklerle daha mutlu olacağına inanmaya başladığım yaşlardayım. Geleneksel veya modern tüm dindar kadınlar bir şekilde hayallerinin bir yerinde dindar bir motife sahip bir erkek ümit ediyorlar. Bugünse o erkeklerin size ve sizin gibi pek çok kadına yaptıklarına üstelik bunu şehvetleri için yapıp Allah’a iftira attıklarına defalarca kez şahit oldum. En azından dindar olmayan biri sizi aldatsa da bunu din sosuyla, din adına, Allah, Peygamber diyerek yapmıyor. Bence bu, kadın olarak incinmişliğimizi azaltmasa da insanlık onurumuza diğerinden daha az zarar veriyor. Seni Yaratan Allah’ın bu adamın cinsel doyumsuzluğu için senin bu haksızlıkları yaşamanı murad ettiğine inanmıyorum ! Evlilik kültürel bir olgudur, bunu dinler ve kültürler üstü değerlerle bezememek gerekiyor. Yoksa Peygamberin sünneti çok eşlilikten öteye geçemiyor. Tarihsel ve kültürel bir olgu, size dinin asli hükmü gibi sunup yutmanızı bekleniyorsa orada bir erkeğin kişisel ve bencil arzuları vardır, hiç şaşmıyor. Dindar kadınları dinden tiksindiren dindar (!) erkeklerin Allah belasını versin, başka bir şey diyemiyorum.

    • Yazdıklarınıza katılıyorum. Bu din anlayışını taşıyanların dini kendilerine olsun. “Lekum dinikum, veliyedin.” Benim inandığım Allah, İslam’ı bize “harem” ucuzluğunda yutturmaya çalışan utanmaz kişilerin ve onları destekleyenlerin cezasını verecektir. Böyle hayat hikayelerini okudukça, hatta birebir yaşayan arkadaşlarımdan dinledikçe, kadınların dindar erkekler konusunda çok daha dikkatli olmaları gerektiği sonucuna varıyorum. “Dindar erkek”, “güvenilir, dürüst ve merhametli” gibi bir default paketle gelmiyor. Hele zenginse veya sınıf atlamışsa (sonradan görmeyse) “dindarlık” örtüsüyle ve sosuyla yapabileceği rezilliklerin ucu bucağı görünmüyor. Bir de bunları dini, sünneti delil gösterip destekleyen kadınlara inanamıyorum. Yüz karamızsınız. Azalarak çıkın hayatımızdan, amin.

    • İnanmadığınız kısmı mücahid adam bunu yapmaz mı? Gizlice yapmaz mı? Sanki ikisinin de örnekleri bolca mevcut…

      Bu kadar güzel bir evlilik böyle bir anda değişmez, kısmına mı inanmadınız. Evet bence de değişmez otoriter, dediğim dedik ve baskıcı biriymiş. Kadın evliliğinin mutlu olduğuna inanma uğruna bunları sineye çekmiş hep.

    • Metin kurmaca değil. Yazan benim, anlatan ve yaşayan lise arkadaşım. Arkadaşımla farklı şehirlerde yaşıyoruz ve ancak birkaç yılda bir görüşebiliyoruz. Yaşadıklarını anlatınca günlerce kendime gelemedim. Kendi kocamdan nefret ettim, sırf erkek olduğu için. Yaşananlar sevgili dostuma, ayrıntılar bana ait yani.

    • Kafanızı kuma gömmeye ne kadar da meraklısınız? Hikaye kurmacaymış, tabi tabi.
      Bu anlatılanların gerçeklikle hiç bir ilgisi yoktur. Başka bir gezegende yaşanmış olduğu düşünülmektedir.

  • Eğer kız yetim sınıfına girmiyorsa nikahın geçerliğini yeniden düşünmek gerekir. Çünkü çokkarılığın amacı toplumdaki yetimleri ve onlar arasındaki adaleti gözetme kaygısı olarak gösteriliyor ayetlerde. Bu arada, yetim kavramı, diğer Arapça kökenli sözcükler gibi Türkçeye geçerken anlamı değişmiş. Kuran’ın yetimden kastettiğini bulmamız gerekiyor bu ayetleri çözümlerken.

    • Kız yetim değil ama öksüz. Yine de bu bahane olabilir mi? Başka türlü kızı himaye edemez miydi? Kaldı ki daha önce birçok gencin evliliğine vesile olmuş bir insandır kendisi. O kıza denk bekar biri hic mi yoktu? Sorular, sorular….

  • Okurken kalbim sıkıştı. Yazdım yazdım yazdım sildim. Bu hikayenin 20 yaşında olmasa da diğer tarafında duran bir kadın olarak.
    Üzerine daha çok konuşup daha çok düşünebilsek keşke bu düzenin

    • Sevgili anonim, hikayenin diğer tarafından da dinlemek isteriz. Aşık olmak insanın elinde olmayan bir şey, biliyorum ama nasıl ikna ediliyor hikayenin öte tarafı, onu anlayamıyorum. Gerçekten reçel’e yazsanız ne güzel olur dedim yorumunuzu görünce

    • Diğer taraf ne düşünüyor hep merak ettim. Çevremde birkaç aile var ama hiç “diğer kadın”la iletişim kurmadım. Eminim onlar için de hikaye çok üzücüdür.

  • Kimse bana bunun İslami ve helal olduğunu anlatamaz. Bir insanın hayatını bir günde, haber bile vermeden bu şekilde yıkmanın ruhsat verilmiş bir hak olduğu bir din olamaz. Bu erkeklerin nefsidir. Örnek verirken savaşta dul kalmış kadınları gösterip uygulamada beş çocuklu karını 20 yaşında kızla zevkin için aldatmaktır. Zina değilmişmiş, haram değilmişmiş. Allah belasını versin pabucumun mücahidinin. Dilerim kurtulursun, o malların yarısı senin kız kardeşim.

  • O kadar sinirlendim ve üzüldüm ki aklımdan çıkaramıyorum.

    Tam tersini düşünelim. Kadın, harama bulaşmadım, zina işlemedim, 20 yaşında bir delikanlıyla evlenicem, boşanalım, bu da senin imtihanınmış, sabret, dese, adam 3 gün ağlayıp sabredecek miydi? Ki bu bile önden haber vermek olur, bununki gibi hayatını bir anda mahvetmez. Toplumdan dışlanır vs.

    Bu kadın boşanmak istese Allah’ın imtihanına sabretmiyor diye dışlarlar, ayıplarlar. Hatta otoriter kocası belki boşanmasına bile izin vermez. Aynı şehirde zaten barındırmaz, muhtemelen nüfuzlu ailedir. Çocuklarla tehdit eder.

    Allah belanı versin adam.

  • Merhaba. Son postunuzu beğenemiyorum bile lütfen lütfen bu hanımefendiye ulaşın… O 20 yaşındaki kıza bir baksın, yarın bir gün kendi kızı o kızcağızın yerinde olsun ister mi? İşte tam bu sebeple ayağa kalkıp işe koyulma zamanı… buraya yazabildiğine göre hala sorguluyor, öfke yok ama güç var… hadi ha gayret…

  • Bir arkadaşım böyle bir babanın çocuğuydu ve tüm ömrü babasına duyduğu nefretle sevgi arasında bocalamakla geçti. O adam yeni hayatına devam etti ve geride kalan annesi kendini bu sefer çocuklarına adadı. Umarım bu metnin yazarı, kendisi için bir şeyler yapma gücünü ve imkanını kendinde bulur. Allah’ın yardımı onunla birlikte olsun.
    Ahlaki yoksunluklarını dinle örten bu adamlar kadar, böyle adamların hayatına giren, başkalarının mutsuzluğu üzerine yuva kuran kadınlara da çok sinirleniyorum ben. Şimdi kazandıklarını düşünüyorlar belki ama görünen o ki bu ahlaksızlığı meşru kılma sebebi oluyorlar.

    • Böyle yaşamak zorunda değilsiniz, baba evinde çekirdek bir aileniz varmış ne güzel. Sevginiz gerçeklerin önüne geçmesin kendiniz için yapın, nolur hakkınızda hayırlısı olsun inşallah ama bir avukatla konuşun. Onun göze aldığı şeyleri siz de göze alın. Nolur. Rabbim gönlünüze ferahlık versin

  • Aldatılan kadınlar bunun yaklaştığını, geldiğini fark ederler mi? Hiç beklemediği bir zamanda boşanmak isteyen karılar/kocalar da tanımıyor muyuz? Aldatan bir kocanın haberini duysak “Kadın hiç mi fark etmemiş, kesin yalan.” mı derdik?

    Burada aldatan, sık sık yurtdışı seyahatine çıkan bir adam (ayrıntıya dikkat) gizli saklı nikah yapıp bunu İslami bir kılıfa sokmaya çalışan bir adam var. Nesi inanılmaz?

  • Sizin imtihaniniz sadece size ait size özel bunu unutmayin zaman geçmiş ama hala aci çekiyorsunuz halbuki hayat çok kısa çabucak geçiyor ya kendi sartlarinizda mutlu olmaya bakin ya da şartları revize edin ama kesinlikle size bahsedilen kısa ömrü böyle harcamayin nacizane tavsiyem

  • Hikaye daha çok, bir sekülerin muhafazakar bir aileyi gözlemleyip kurduğu hayaller üzerine yazdığı hissiyatını veriyor, osmanlı haremini görebilme imkanı olmayan batılı gezginlerin harem hakkında yazdığı hayal ürünü hikayeler gibi, işin garibi özenilesi bir hayat yaşayan kadının uğradığı ihanet temalı diziler toplumda eskisi kadar rağbet görmüyor ama buna din sosu eklerseniz tadından yenmez değil mi sizi gidi köylü kurnazı sekülerler siziii:))

    • nasil ya ? adjdjdj
      boyle bir hissiyati nasil edindiniz. hikaye gercek mi %100 bilemeyiz ama gercege de yakin bir hikaye.

    • O kadar haklısınız ki(!) hiç duymadık(!)hiç görmedik(!)hiç şahit olmadık(!) muhafazakar ailelerin zenginlerinin çocuğunun yaşadığı hayat bu zaten kurguya gerek yok ki tek fark hepsi eşine ve çocuklarına karşı bu kadar hanımefendinin tabiriyle mükemmel olmuyorlar. Benzer şeyleri yaşayan bir sürü insan tanıyorum birebir. Uzaklara gitmeme gerek yok. Asıl siz kurnazlık yapmaya kalkışmışsınız ama olmamış.

    • Hikayeyi yazan benim, yaşayan ve anlatan lise arkadaşım. Arkadaşımla farklı şehirlerde olduğumuz için çok sık görüşemiyoruz. Uzun bir aradan sonra görüşüp hikayesini dinleyince günlerce uyuyamadım. Çıldıracaktım neredeyse. Arkadaşıma ayrı üzüldüm, çocuklarına ayrı. Ve işin gerçeği bu işin benim başıma da gelebilme ihtimaline ayrı üzüldüm. Ama arkadaşımla aramızda birkaç fark var. Ben ilk üniversitemi başörtüsü yüzünden bıraktıktan sonra yeniden okudum ve çalışıyorum yani kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. O ise iş hayatını çoktan kapattı. Ben, evimde sadece kocamın otorite olmasını kabul etmedim hiç, o da demokratik bir aile düzenini benimsedi. Arkadaşımın evinde ise tek otorite hep kocasıydı. Üçüncü fark ise benim kocam onunki gibi zengin ve nüfuzlu değil. Ama yine de benimki de eski mücahitlerden ve benim tepkimden çekindiği için açıkça söyleyemese de çok eşliliğe karşı değil.

  • bir erkek olarak sonra da mümin olarak ,en başta beri Allah adına yapılan işlerde Allah yokmuş ki ,sadece şekiller uygulamalar varmış ,sonuc ta yine Allah in olmadığı ikinci bir evlilikle sonuçlanmış, kimsenin imanını sorgulamak durumunda değilim ama yine insan ektiğini biçmiş……..

  • Benim yaşadıklarımın
    Bi tık haffifi

    Şimdi iki çocuğum ile 40 yaşımdan sonra hayata yeniden başladım

    Üni kazandım okuyacağım
    Malesef islamı kendi çıkar heva ve hevesleri doğrultusun da yaşayan ve kendine mükemmel müslüman görüntüsü veren çok

    Zararın neresinden dönerseniz kârdır
    Bu yaptığı islama uygun değil dir.

    Din insanları vefalı merhametli ve sabırlı yapar. Bunların hiç biri yok bu anlatılan kocada

    Yeniden ayağa kalkın ve korkmayın

    Allah yardımcınız olacaktır

  • Bu yazıyı okurken bile parça parça oldum, siz tüm bunları yaşamış ve bu yazıyı yazabilmişsiniz. Çok güçlüsünüz. Bu gücü lütfen küçümsemeyin. Destek alabileceğiniz insanlardan destek isteyin. Çiğnenip geçilmiş, incitilmiş, yok sayılmış tüm duygularınızı kendiniz tamire muktedirsiniz inşallah. Uzun yıllar süren evlilikler insana ‘onsuz yapılamaz’ ilüzyonu yaşatıyor. Yeryüzünde bir sürü eşinden ayrılıp hayatına devam eden insan ya da bunları hazmedip hayatına devam eden insan var. Maksadım yargı dağıtmak değil, sınanmadığım bir şey için de akıl vermeye kalkmak istemem. Siz hangisini seçerseniz seçin, bu ömrün bir kere var olduğu gerçeğini bilerek, kendinizi bu süreçten en az hasarla kurtarmaya çalışın. Çok değerlisiniz. Bunu hatırlamak için kimseye ihtiyacınız yok.

  • Böyle yaşamak zorunda değilsiniz, baba evinde çekirdek bir aileniz varmış ne güzel. Sevginiz gerçeklerin önüne geçmesin kendiniz için yapın, nolur hakkınızda hayırlısı olsun inşallah ama bir avukatla konuşun. Onun göze aldığı şeyleri siz de göze alın. Nolur. Rabbim gönlünüze ferahlık versin

  • Peki 2. Eş almadan önce eşiniz nasıldı abla? Aranız iyi myidi bir anda pat diye mi evlendi. Merak ettiğim için soruyorum, resmen erkeklerden korkuyorum ya :/

  • Müslüman Müslümanın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.
    habersizce gizlice bir insanın üzerine evlenmek ne mücahitlik ama
    ‘En iyisi mücahitlerden uzak durmak gerek’
    İnsan mücahit olduğunu sanmayagörsün gerisini koyverebiliyor hadsizce…..

  • Müslüman Müslümanın elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir
    Ne mücahitlik ama
    En iyisi mücahitlerden uzak durmak
    Mücahit olduğunu sanan gerisini koyveriyor anlaşılan

  • Gözyaşlarına engel olamıyor insan. Zaten bütün sonlar en korktuğumuz şekilde olmaz mı? İşin hangi tarafından tutsam elimde kalıyor. O kadar ki empati yapmak bile beni korkutuyor. Allah tarafından müsade edilmiş ama bunca yılın ardından insanın hiç mi vefa borcu olmaz size bu imtihanı yaşatmaktansa duygularını bastırıp nefsine hakim olup kendi imtihanını kazanmalıydı. Oturduğum yerden duygularınızı yaşadıklarınızı çevrenizi psikolejinizi bilmeden şöyle yapmalısınız böyle davranmalısınız demek çok kolay. Kendiniz için en iyiolani siz bilirsiniz. Allah yardımcınız olsun

  • Kurmaca çünkü yıllar tutmuyor. 90’lı yıllara göre diyor, 37 yaşındaysa zaten universiteye 2000de baslasa en erken 2004 mezuniyet hazirlik okusa 2005 e o zaman nasil 90li yillara ve 2000li yillarin basina gore lux yasiyor? Ayrica kusura bakma surekli cocuk yaparak çalışmasi engellenmis, mühendis ve en guzel universite vurgusu yapmis surekli ama zekasi kocasinin kurnazliklarini cozmeye yetmemis eger gercekse anlatilanlar. Hicbir yere gidemeyecegini kocasi da biliyor, 5 cocukla ne yapacak, adam bu kadar superse! kadin kocasina aşık hala cocuklar da oyledir ve erkek olduklarina gore babanin zihniyetiyle yetismislerdir. Biri yazmis laik adamlar daha mantikli diye kesinlikle oyle,hic olmazsa dini kullanmaz.

    • Sadece en güzel üniversite değil, en güzel liselerden birinde de okuduk olayın kahramanı ile. Üniversiteye 90’lı yıllarda başladık. 16 yaşında üniversiteliydi arkadaşım, 21 yaşında ise mühendis ve evli. Hikayeyi yazan benim. Ayrıntılar bana ait. 90’lı yıllar ifadesini de ben kullandım, üniversite yıllarını kastederek.
      Ayrıca bir kadının kocasının kurnazlıklarını çözmesi için zeka, ne gerek şart ne de yeter şart bence.

  • Başlığın altındaki tanıtıcı yazıdan mıdır? Yoksa kalbimden doğrudan geçirdiğimden midir? Yazıda evi dağıttım, hayatıma sil baştan başlıyorum diyecek sandım. Olmadı.

  • Evet gerçekten çok zor bir durum kadın için ama dinen erkeğin evliliği karısına bildirmesine gerek yok.Adam Allah katında günah bir iş yapmamış

    • Siz şimdi kadına üzüldünüz ya..
      Onun sizden daha merhametli ve daha adaletli bir yaratıcısı var. Ve bu sebeple bunca emek, gönül bağı, şartlar VS hepsini ölçerek bir hükme varacak olan Odur. Siz Allah katında yanlıştır doğrudur hükmünde bulamazsınız.
      Kendinizi nasıl bir makamda görüyorsunuz. Hayret!

    • Erkekler zaten Allahın kulu da değil bir nevi yarı tanrı olduğu için hiçbir kadın kula töbe haşa ne kadar hayati bir konu olursa olsun haber vermek zorunda değil. Allah adına Allahın Ayetlerini hevesleri hesabına konuşturanlar helak olsun inşAllah.

    • Nasıl bildirmesine gerek yok beyfendi. Nikahın gerçekleşmesinin şartlarından biri de ilandır. İlan edilmeyen ve hukuki olarak kabul edilmeyen nikah zaten geçerli değildir. Burda temel sorun nikahın tanımında. 2.Eş hukuken tanınıyor mu? Hz. Peygamber ve sonrasındaki süreçle günümüz hukuku aynı mı? Kişiler işine geleni kabul ediyor gelmeyeni red. Hem ilk eş hem de 2. Eş içinde bi hukuksuzluk söz konusu malesef.

  • Boşandiniz mi? Şu anda ne durumdasınız? Cok merak ettim. Sizi. Geçmiş olsun… Kırılan kalbinizin şifasını diliyorum Allah’tan.

  • Ben burada mükemmel bir eş ve bir baba göremiyorum erkek olduğu için herşeyi kendine hak gören bir adam var. inanca bağlı ritüeller bile onun himayesinde yapılmış, kahvaltılar onun himayesinde yapılmış, hele ihanetini kader ve sünnet diye süslemesi, iknayı inşa etmek için romantik bir atmosfer kurup itiraf etmesi ne kadar çiğ, doğan çocuk kız olduğu için ileride bu eril baskı, kısıtlamalar, kıskançlıklar ve psikolojik şiddet ona yönelecek muhtemelen , inşallah kurtarırsınız kendinizi Allah işinizi kolaylaştırsın.

  • Merhaba ben şunu merak ediyorum sadece, evlilik akdiniz nasıldır? Eşiniz açıkça evlilik akdini bozmuş. Siz evlenirken tek eş olacağınıza dair bir inancınız, akdiniz vardı büyük ihtimal. Yani bu evlilikte eşiniz güveni, sadakati, sevgiyi zedelemiş akdi bozmuş. Evlilğin başında siz böyle bir izin vermemişsiniz ardından yeniden konuşulup akid yenilenmemiş. Ayrıca o 20 yaşındaki kızın bu akdi ne kadar kabul ettiği de belli değil. Allah’ın ayetleri açık. Bu duruma teşvik yok zaruret durumu var. Ayrıca peygamberimizin şöyle bir hadisine rastladım:
    “Bir erkeğin nikahında iki kadın bulunur da, aralarında adalet gözetmezse, kıyâmet gününde bir tarafı felçli olarak diriltilir.”

    Medeni hukuk da sizin yanınızda. Resmi nikah olmadan dini nikah geçersiz. Boşanıp boşanmamak size kalmış ama zinadan boşanma davası açabilirsiniz. Allah en hayırlısı neyse o şekilde sonuçlandırsın.

  • Ben burada kesinlikle aşk hikayesi ya da çocuklarını ailesini seven müşfik bir baba profili göremedim. Patriyarkanın nimetlerinden sonuna kadar faydalanan, narsisist ve egoist zavallı birinin portesine şahit oldum. En başından beri içinde bulunduğu sistemi/yapıları sonuna kadar kendi hizmetine amade etmiş, kendinden başka hiçbir varlığı zerre kadar düşünmeyen, bunu da din iman gibi sözlerle cilalayan bir zavallı. Sizi en başından beri güçsüzleştirip o sistemdeki hizmetçilerin içine yerleştiren, asla zerre kadar alan bırakmayan, kendinizin kim olduğunuzunu hatırlatacağı her bir noktayı itinayla kapatan bir canavar. eğer iddia ettiği gibi sizi sevseydi, sizin bağımsız bir birey olmanız için, eşit olmanız için çalışırdı, gittikçe her türlü sermayesini, şehvetini, otoritesini büyüterek size o kurduğu ağın dışında bir hayat alanının bir dünyanın olmadığını adım adım işleyerek değil. rezillikleri yakasını bırakmasın isterim. ama isterim ki siz ve güzel çocuklarınız onun o diktatörlüğünden kurtulursunuz. ve ondan çok daha güçlü olduğunuzu ona gösterirsiniz. ancak onun kadar zayıf ve hastalıklı bir diktatör bu kadar baskıyla bu kadar kuraltanımazlıkla, tevazu görünümlü kibirle ve hedonist egoist saldırganlıkla etrafındakilere bunları yapar/yaptırır. o zayıflığından ve güçsüzlüğünden ve iradesizliğinden için için ödü koptuğu için.

  • Dil, din, ırk, makam, mevki farketmeksizin erkek her yerde aynı. Karakterinde varsa daha güzelini daha gencini istiyor. Kimi dini kılıf uyduruyor, kimi sosyal sebep buluyor, kimi başka bir bahane sunuyor ama temelde aynı: Daha güzeli daha genci.

  • İlahiyat Fakültesi’nde hocamız demişti ki:”Hz.Ali 2.eş istediğinde peygamberimiz ‘o halde kızımi boşa’ demiş.Kendi kızı için istemediğini ümmetin kızları için ister miydi?

  • Bu hikayeyi okuduğumdan beri her vakit namazımdan sonra senin kurtulman için Rabbime dua ediyorum. Ah be güzel ablacim sen daha 38 yaşindaymişsin. Senin yaşında daha evlenmemiş bir sürü insan var. Sen daha çok gençsin. Zina sebebi ile dava açarsın bir güzel maddi manevi tazminatini alır. Üstüne de hem kendin için hem de çocukların için ayrı ayrı aylık nafakanı alırsın. Düşün önünde koskoca yıllar var, 1 yıl katlanmışsın zaten hala kabullenemişsin inan bundan sonraki yılların da pek farklı olmaz o evde daha fazla kalıp hayatı kendine zindan etme. Bu durum ne senin için ne de çocukların için sağlıklı olur. Al çocuklarını da çek git bakma da ardına. Senin ardından iş çeviren aldatan bi de sevap yapmış gibi sünnet bu diyen bi düzenbazın yanında gelecek o güzel yıllarını heba etme. Peygamberimiz vakti zamanında Fatmasının yaninda durmuş Allah da şimdi senin yaninda. Baktın bir kaç yıl sonra karşına Mümin adam gibi biri çıkar evlenirsin de. Hayat o kadar güzel sürprizlerle dolu ki sadece adım atman lazım. Nolur abla adım at!!

    • Hikaye arkadaşımın hikayesi ve maalesef bırakıp gidecek gücü yok. Ailesi bile -ki asla böyle bir şeyi kabullenecek insanlar değillerdi, dört erkek çocukla boşanmasının doğru olmadığını düşünüyorlar. Kendisi de babasız beş çocukla nasıl baş ederim diye düşünüyor. Baba sahip olduğu maddi imkanları da kullanarak üzerlerinde öyle bir otorite kurmuş ki onsuz hareket etmeyi bilmiyorlar.

      • En çok da bundan korkmuştum, babalarının gölgesinde yetişen, ayakları üstünde duramayan, babalarının yaşantısını doğru kabul eden 4 erkek evlat. Yapılanı kabul edecek ve benimseyeceklerse korkarım bunu kendilerine de hak görecekler. Babalarının yaptığının yanına kâr kalmadığını görmeleri için bile düzenleri bozulmalıydı çocukların. Iskele babası değil ya, yine babalık edecek. Biraz da bu cephede savaşsın mücahit(!)

      • Ve bu haliyle çocuklarının psikolojini yerle bir ediyorlar. İlerde o beş çocuktan biri dahi psikolojik tedaviye ihtiyaç duysa babanın bu otoritesi ve aile içindeki baskısına karşı dik duramayan anne sorumlusu olacak!!! O yüzden malesef önce kendimiz için sonrasında ise o çok kutsal gördüğümüz anneliğimiz için güçlü ve dik olmak zorundayız. Tabi anlatılanların kahramanı kadın bunca şiddet ve eziyet içindeki hayatın konforundan (asıl kast ettiğim maddiyat değil bilindik, alışılmış hayat şartları çünkü fakirlik içindeki nice kadında benzer bahanelere çocuklar vb. sıgınıyor o konfor alanı için) vazgeçememesi üzücü. Allah güç, kuvvet, irade ve kolaylık versin. Hayat böyle zorluklarla dolu ve imtihan bu. Nasıl dönüştürdüğümüz de bizi belirliyor. Müslüman kadınlar ise özellikle din soslu bu tahakküm karşısında daha da güçlü olmalı.

  • Eşini bir kez aldatan birinden daha çirkin bu adamın yaptığı. Hem eşini bir kez aldatmış, hem de buna dini bir kılıf uydurarak meşruiyet kazandırmış. Bu meşru bir şeyse, kendi kızı veya annesinin kendinden 20 yaş büyük bir adamın 2. eşi olmasını da kabul etmesi lazım gelirdi. Umarım boşanıp kendinize bağımsız bir hayat kurabilirsiniz.

  • Acı bir olay değil sadece, toplumsal bir gerçek. Ve yapılan yorumlara bakınca da görülüyor ki aynı düzeni koruma amaclı zihinsel kodlar. Çocuklarını al git…. Ne demek bu adam rahat etsin bırak düş yakasından mi. Bu beş çocuk bu adamın da çocuğu. Alırsın nafakani mi. Yeni bir aşk mi bulursun. 5 cocuklu bir kadını alacaklar el kaldırsın. Hadi çocuklar adamda kaldı. 37 yaşında maddi gücü olmayan baba evine dönüpte tüm düzeni alt üst olmuş bir kadın nerede nasıl yaşar. Adamın karizması değil parası dulu kızı kapıya diziyor. Kimler adama akıl ve fetva vermiştir kimler kimleri teklif etmiştir…. Biz böyleyiz bunu önce bi kabul edelim
    Erkeğin konforunu önceleyen ve ona herşeyi meşru gören bir toplumuz. Sana akıl vermeyeceğim. Çünkü derdi çeken sensin. Evrile çevrile derdinle pişecek aklın ve kalbin seni bir noktaya zaten getirecektir. Allah selamete çıkarsın

    • Bu nasil kotu bir dil? Ne demek “dulu”, “kizi””? siz mi duzen karsiti oluyosunuz bu sekilde yorumlarla?

      • Toplumda genel geçer durumu ifade etmeye çalışmış bence. Maalesef bu hikayede de durum bundan başka bir şey değil.

    • Evet 4 çocuklu bir kadının kocasından kendi iradesiyle ayrılıp istediği kişiyle evlenmesini duydum. Adam da kadın da tekrar evlendi, çocuklar kırıldı belki- ki ben çocuğun tarafındaydım danışmanlık sürecinde- ama herkes yolunu buldu. Ben bu saçma sevgisiz evlilikte yıpranan en küçük çocuğun kırılmışlığını dinledim ve dedim keşke daha önce boşansalarmış. Baba bu kadar baskıcı olmasaymış, anne daha erken adım atsaymış. Bu kadar kavga hır gür olmadan alınsaymış kararlar olgunca.

  • Hikaye arkadaşımın hikayesi ve maalesef bırakıp gidecek gücü yok. Ailesi bile -ki asla böyle bir şeyi kabullenecek insanlar değillerdi, dört erkek çocukla boşanmasının doğru olmadığını düşünüyorlar. Kendisi de babasız beş çocukla nasıl baş ederim diye düşünüyor. Baba sahip olduğu maddi imkanları da kullanarak üzerlerinde öyle bir otorite kurmuş ki onsuz hareket etmeyi bilmiyorlar.

    • Bence niye kadın çekip gitsin neden hep böyle düsünülüyor. O perişan olacak 5 çocuk aynı zamanda adamın da çocukları değil mi? Kaç yıllık evliliği ya da yeni evliliği arasında karar vermesi gereken yediği haltlar yüzünden adam. Ya boşasın hakkını verip (mehir) yeni aldığı 20 lik hatun kişiyi de zengin edip bu kadına da yarar sağlayarak, ya da seçsin çocuklarını ve 20 yıllık eşini mağdur etmeyi bir mücahit olarak. Bu kadar basit bu kadar net. Tercih yapacak, bu durumla ilgili oturup kara kara düşünecek tek bir kişi var o da bu haltları yiyen kişi olarak adam. Ama onu bile üzerine almadan kadına sen bunu yapmak zorundasına getirmiş. Adamın kendiyle yüzleşmesi için kadın da biraz sert dursun. Babalarının tercihine göre evlilik ya da boşanma kararı almak zorunda kalacağını ifade etsin çocuklarına. İnsan psikolojisinden bir kuple anlayan bir insan isem oturup en azından ben ne yaptım diye düşünecektir adam böyle bir durumda. Ve aksi halde bir an önce adım atmazsa neredeyse eminimki bu adam yavaş yavaş kadının yıllarca emek emek biriktirdiği maddi ve manevi yatırımı, adamın ikinci eşine aktardığını üzülerek ve çaresizlik içinde görecektir. Nacizane tavsiyem.

  • Tartışma için biraz geç kalmışım ama…
    Bu hikaye de haksızlık olan tek şey adamın ikinciye evlenmesi…
    Aynı hikaye adamın aniden gelip aşık oldum boşanmak istiyorum demesi olsaydı da aynı tepkileri alacaktı ama.
    Evlilik bir sözleşmedir ve bozulabilir.
    Kadınlar bu sözleşme bozulduğunda sürekli ama bu haksızlık duygusundan çıkmalı önce.
    Feministi de gelenekseli de…
    Evlilik bir sözleşmedir ve bir gün bitebilir.
    Boşanma teklif edildiğinde de aynı tepkileri veren. Saçımı süpürge ettim her türlü fedakarlık yaptım hiç mi kıymeti yok ben mağdurum diyen onlarca Kadın tanıyorum.
    Saçını süpürge ederken çocuklarına bakarken bunun bir sözleşme olduğunu ve bitebileceğini bilmelisin.
    Kimse sonsuzluk sözü vermiyor ya da buna zorunlu değil.
    Burada kadınların yanında durduğum tek nokta kendinin ve çocuklarının hakkını sonuna kadar uygun koşullarda talep etmek.
    Kimse seninle evlendi seni sevdi çocuk yaptı diye ilelebet seninle kalmak zorunda değil.
    Aynı şekilde sen de öyle
    Ama çocukların ve senin haklarını her şekilde korumak zorunda.
    Etrafımda benzer hikayeler yaşayan kadınlar genelde boşanmayıp diretip hayatı zindan etmekten yana. Çocukları kullanmak onları göstermemek de en çok kullanılan yöntemlerden.
    Hayat zindan falan da olmuyor karşı tarafa.
    Durum buysa kabul edip en etkin şekilde haklarını almak değil midir esas olan.
    Hem kadınların hem erkeklerin bir ilişkiden vazgeçme hakkı vardır.
    İlişkiden vazgeçildiğinde bunu bir mağduriyet yapan nice okumuş ayakları üstünde kadınlar.
    Kimse bir tercihini sonsuza kadar sürdürmek zorunda değil. Evlilik sözü ömürlük bir borç değildir. Biz de tamamen geleneksel olarak bu hale dönüşmüş

  • Bu şekli ve haliyle beş çocuk babalı mi olmuş oluyor? Tersten okuyalim, boşandiginda kendini bu hainliğe karşi koruyup bu psikojik şiddetten uzaklaştiğinda cocuklar babasiz mi kaliyor?
    Mali durumu iyi olan bir adamla anlasmali bir sekilde hukuken hakki olanlari alarak ve vicdanliysa manevi tazminat bedelini de odeyerek boşanmak, bu kadini ona yaşatilan acilardan içinde tutulduğu rezillikten kurtarmaz mi? Acisi, yası, iyilesme sureci olacak fakat bu şekilde yaşamak kadar yaralanmayacak. Kanatilan yarasini durdurmasi lazim. Daimi olarak hancerlenen bir insan var. Dini kullanmak ki ihaneti legallestiremez. Hakkini sagla ve baskasini istiyorum durustlugu ile boşa eşini diyenlere karsi bile arsizlik icinde bir adaletsizlik hukum suruyor. Bir ibadetmis gibi sunulan dort eşlilik, Arşi titretiyor.

    O cocuklar bu siddeti yasayan anne ile babasiz! Hayir diyebilen, o adamin leş elinden kendini kurtarabilen, ki cok zor bi kopuş bu, biliyorum, canim dedigin cigerini sokmeye calisiyor, yuzune gozune bakma hakkini eşligini kaybeden adam bana layik degildir dedigi anda o cocuklara saglikli bir anne ve ilgilenmekle sorumlu bir baba verecek..

    Genc karisinin yanindan annelerine gelen bir baba, ne kadar saglikli mesajlar verecek dunyaya dair bu cocuklara? Adaletsizligi mesrulastiracak gozlerinde.
    Bu zulumdür.
    Hakki savunalim ki, tercihi yapmiş, zarar vermiş,yikmiş olanin kim oldugunu ayirdedelim ki, duracagi yeri bilsin.

    Babalik, her ne sebepten boşanilsa da yapmak isteyenin yapacagi bir sorumluluktur.
    O kadinin ruhunu yika yika yapmaya devam ettigi cok eşlilik durumunun, babalik yapmasina ne katkisi olabilir. Ya da, Boşanmanin babalik yapmasina ne gibi bir manisi olabilir. Yapacagini yapmis, eşini kaybetmiş, cocuklarini degil.

    İnsanligin midesini kaldiranlar! Bu hesabi veremeyeceksiniz..

    • Her bir cümle ayrı güzel ve doğru!
      “Hakki savunalim ki, tercihi yapmiş, zarar vermiş,yikmiş olanin kim oldugunu ayirdedelim ki, duracagi yeri bilsin.”

  • İmam hatip lisesinde olduğu yıllarda okuduğum Ahmet Günbay Yıldız romanları gibi bir hikaye idi. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Katlanılması çok zor

  • Bana çoğunluğu kurgu gibi geldi ya da eksik birşeyler var ama diyelim ki doğru, ben olsam kesinlikle boşanırdım. İlk hanımından izin almadan tamamen nefsi hislerle kıyılmış nikah ilk işe zulümden başka birşey değil. Kocasını başka bir kadınla paylaşmak ne demek! En güzel ders de çocukların velayetini babaya bırakmak olur herhalde! Zaten böyle sonlanacağını bilse böyle birşeye cesaret edemez, nefsine hakim olur, ilk hanımıyla yetinirdi muhtemelen!

  • bu olayda bahsedilen il adıyamandır ve bahsedlen cemaatin de kimler olduğu herkesin malumu ve ben kesinlikle yaşanmış olduğunu düşünüyorum. Allah herkese sağlıklı bır ruh hali sağlıklı bir akıl hali versin ki sağlıklı kararlar verelim. inşallah kendisi için en sağlıklı kararı verir.

  • Böyle yaşanmış hikaye çok duydum ama aldatan ya da kuma getiren erkeklerin hiç alelade olduklarını görmedim, duymadım. Soruyorum “ne buldun bu erkekte? Cevap güya “”Ahlaklı, dürüst, güvenilir…” Halbuki güçlü, varlıklı, ünvan sahibi…

    Herkes eşiti ile evlensin.

  • Okuduğum günden beri arada sırada bu hanımefendi aklıma gelir. Ne zaman aklıma düşse kendisine dua ediyorum. Bu son 3-4 günde de sık sık aklıma geliyor dualarımdan ayırmıyorum öyle ki uykularım kaçıyor. Acaba şimdiki hali nasıl, kendisine yaşatılanlara karşı sabretmek mi zorunda kaldı yoksa başkaldırarak rabbimin yardımıyla yeni bir hayata mı başladı çok merak ediyorum. Bunlar şüphesiz ki Allah’ın kullarını imtihanı, Kalbim, tüm zorluklarına rağmen yeniden başlayanlardandır inşAllah Rabbim ona yardım eder diyor. Aklım yeni bir hayata başlamak zor zaten bu dünya da yalan dünya Rabbim kendisine bol sabır, mutmain bir kalp ve cenneti nasip etsin diyor. İki halde de duacısıyım ama dilerim ki yeniden başlamış ve bu coğrafyadaki kadınların alınyazısı olan boyun eğmeyi silip güçlü ve bilinçli bir kadın olarak başlamış olsun. Eğer hala evli kalmak zorunda kalmışsa, kocası olan adamın kalbinde Rabbim hanımefendiye karşı merhamet ve özel bir sevgi nasip etsin. Rabbim hanımefendiyi ve çocuklarını şerlerden korusun, evlatlarını analarına karşı hayırlı evlatlardan eylesin, bizleri imtihanını geçenlerden eylesin. Amin.

    • Pazar günü aynı beraberdik hikayenin kahramanıyla. İnanmayacaksınız ama kocasının ikinci eşiyle muhabbet ediyorlardı. Aralarında bir anlaşma sağlanmış. Çok fazla birşey sormadım, ayaküstü konuşabildik. Ama ikisi de iyi görünüyordu. Arkadaşım çalışıyor artık. Kocasından boşanmadı. Çocukların hepsini birden pazar günleri babalarına yolluyorum, ne hali varsa görsün diyor. Maddi olarak hayatında eksilen birşey yok. Anladığım kadarıyla karı koca ilişkileri de devam ediyor. Ancak birçok konuda kadın inisiyatifi almış artık. İstediği şeyi istediği kadar yapıyor. Mutlu gördüm arkadaşımı.
      Eşim de kocasıyla konuşmuş biraz. Adam “aklı olan tek eşli kalır. Çok eşlilik berbat bir durum. Bir kere yapınca, bu işe girince çıkamıyorsun. İkisini birden memnun etmek imkansız, boşansan boşanamazsın.” demiş. Eşim “kendi genç kadını almış, bize nasihat ediyor” modunda.

      • “İstemem yan cebine koy” durumu. Bu topraklarda erkekler özellikle dindar(!) ise zaten çok eşliliği öncelikli bir hak olarak görüyor ve fırsatını bulduğunda da uyguluyor. İlk eşin rızasını alma yok arada hak, adalet gözetme falan göz boyama için kılıfına uydurma için. İş eyleme gelince hepsi yok oluyor.

      • haddim degil belki ama esinizin tepkisine sinirlerim bozuldu. Allah yardimciniz olsun. Bu (gercek) hikayeyi yazdiginiz icin de tesekkur ederim, kac yerde tavsiye ettim, kac kisiye gonderdim bilmiyorum.

  • Offf ya! İnsan ne diyeceğini bilemiyor. Büyüklerimden duyduğum bir sözü bırakıyorum buraya: “Çocuğa, kocaya güven olmaz.”