REÇEL

The Başörtüsü

Hala imaj üzerinden dindarlık/dinsizlik/çok dindarlık/az dindarlık okumaya devam mı edelim? Bu sığlığı sizin ruhunuz kaldırıyor mu?

Konuk Yazar: Mavi

Bakıyorum da bu konuda herkes yine bir şeyler söylüyor. Yakın zamanlarda başını “açmış” genç bir kadın olarak, benim de söylemek istediğim, daha önce söylenmemiş bazı şeyler var.

Yaklaşık dokuz ay önce, başörtüsü takma deneyimimin o dönemki izdüşümlerini “Madem Normalleştik, Ben Bunları Niye Yaşıyorum?” isimli yazımda paylaşmıştım. Bu yazıda, hayattaki seçimlerimizin biz kadınlara hala büyük bedeller ödettiğini, başörtüsü takma veya çıkarma kararlarımızı hala hiç de “normal” şeyler olarak yaşayamadığımızı yazmıştım. Bugünkü tartışmalar bu tespitin doğruluğunu gösteriyor.

Öncelikle, şunu bir olgu olarak artık kabul etmeliyiz ki, kadınların başını örtmesi de açması da onlara bir takım sosyal ve psikolojik bedeller ödetiyor. Kadınlar olarak elbette bunların farkındayız. Bu tür bir eylemin risklerini okuyor ve kendimiz için en optimal stratejiyi uygulamaya çalışıyoruz. Bazen riskler o kadar yüksek olabiliyor ki, (fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, eve kapatma) başörtüsünü açmak ancak ciddi bir cesaretin sonucu olarak gerçekleşebiliyor. Kadınların bu süreçte kendi içinde yaşadıkları fırtınaları, suçluluk duygusunu saymıyorum bile… Yani, özellikle çocukluğundan itibaren din, gelenek veya adetler sebep gösterilerek baskılanmış kadınlar için başörtüsü çıkarmanın neden özgürlük anlamına geldiğini anlayabiliyorum. Onlar kendilerini baskılayan toplumsallıkla mücadele ediyorlar ve diledikleri hayatı kazanmaya çalışıyorlar. Kadınların bir kısmı, başını açmayı kendileri için özgürlük olarak görüyor, bu şekilde deneyimliyorlarsa kimsenin had bildirir pozisyonda “bu özgürlük değildir” demeye hakkı yok. Aynı şekilde, başını örtmeyi seçen kadınlara kimsenin “kurban” gibi davranmaya da hakkı yok. Başörtüsü takmak da çıkarmak da özgürleşme olarak tecrübe edilebilir. Size, kadınların başörtüsü ile ilgili deneyimleri hakkında doğruluk payını kanıtlayamayacağınız genellemeler yapmamayı öneriyorum. Yaşadığımız şeyin ne olduğunu ve ne anlamlara geldiğini sizden öğrenmeye ihtiyacımız yok. Kadınlar başörtü ile ilgili birbirinden farklı tecrübeler yaşıyorlar çünkü “başörtülüler” diye homojen bir grup yok…

Benim bu yazıyı yazma sebebim tam olarak bu. Anladığım kadarıyla, son günlerde gündem olan kadınların bir kısmının başörtüsü takmayı bırakması, eş zamanlı olarak inançsızlaşmanın ve/veya sekülerleşmenin bir sonucu olarak gerçekleşmiş. Benim tecrübem böyle olmadı. Artık başörtüsü takmıyor oluşum benim için (dinden) özgürleşme ifade etmiyor. Başörtüsü takan/çıkaran her kadın inanç dünyasında veya yaşam tarzında devrimsel bir değişim yaşamıyor. Örtü takmayı bırakmak benim için dinimi daha bireysel yaşamayı seçmek anlamına geldi. Başı örtülü bir kadın olarak bu kadar görünür olmaktan, üzerimden analizler yapılmasından, hedef gösterilmekten, siyaseten kullanılmaktan, tesettüre dair had bildirmelerden yılmıştım. Başörtüsünün ağır mı ağır toplumsal, siyasi yüküne itirazım var. İnancımı, bir kıyafet üzerinden sürekli toplumsal gerilimler yaşama kısırlığına kurban etmek istemiyorum. Çünkü bu gerilimleri bizzat yaşadım ve üzerimdeki yıkıcı etkilerini gördüm.

Örtü takmak kimseyi otomatik olarak daha dindar yapmayacağı gibi takmamak da inançsız yapmaz. Zaten tesettür de başörtüsünden ibaret değildir ve böyleymiş gibi davranılmasına razı değilim. Daha kapsamlı bir şeydir hicap. Başörtüsü takmıyorum diye bazı hassasiyetlerimden vazgeçmiş değilim. Niye vazgeçeyim ki? Bu söylediklerime, “din budur, kuralları vardır, başörtüsü vardır, uymuyorsan güle güle” diye itiraz eden din muhafızlarını duyar gibiyim. Kusura bakmayın ama mekânın sahibi siz değilsiniz. Din Allah’ındır. Hepimiz hesabımızı ona vereceğiz.

Kıyafetin insanın inancına, ahlakına, önceliklerine ve kişiliğine kefil olamayacağında takriben ne zaman anlaşırız? Sonuçta kıyafet bir imajdır. Hala imaj üzerinden dindarlık/dinsizlik/çok dindarlık/az dindarlık okumaya devam mı edelim? Bu sığlığı sizin ruhunuz kaldırıyor mu?

Konuk Yazar

5 yorum

  • Ohh bee, sonunda biri içimde tuttuklarımı haykırmış. Maalesef çevremdeki herkese de anlatsam, ailem biraz eksik kalıyor, anlamamak için uğraşıyorlar, belki jenerasyon farklıdır deyip kandırmaya devam etemekten kendimi alamıyorum…

  • Merhaba, bu güzel yazı vesilesiyle bir şey söylemek istiyorum. Reçel blogun ilk zamanlarında üslupla ilgili olarak beğenmediğim bir şeyler vardı. Hem çok kavgacı buluyordum, hem de konuların önemi ve çekiciliği itibariyle okumadan edemiyordum. Sonra ben de birkaç yazı gönderdim.
    Açıldığından beri her bir yazıyı tek tek okurken, farklı kişilerin yazısını okusak da yazı üsluplarında bir olgunlaşma farkettiğimi söylemeliyim. Farklı tarzda, görüşte yazılar yayınlandığını görüyorum. Ama toplamda ortak bir güzellik görmek çok iyi.
    Lafı çok uzatmadan, Reçel’de başörtüsünü çıkaran kadınların bu konu hakkında da düşüncelerini, hislerini, deneyimlerini buraya has bir güzellikte anlattıklarını düşünüyorum ve mutlu oluyorum. Tüm editörlere ve yazarlara, okuyuculara teşekkür ve selam :)

  • “Başı örtülü bir kadın olarak bu kadar görünür olmaktan, üzerimden analizler yapılmasından, hedef gösterilmekten, siyaseten kullanılmaktan, tesettüre dair had bildirmelerden yılmıştım. Başörtüsünün ağır mı ağır toplumsal, siyasi yüküne itirazım var. İnancımı, bir kıyafet üzerinden sürekli toplumsal gerilimler yaşama kısırlığına kurban etmek istemiyorum. Çünkü bu gerilimleri bizzat yaşadım ve üzerimdeki yıkıcı etkilerini gördüm.” Hayatim su paragrafin ozeti gibi. Yine de zor gelmiyor. Yine de kendimden bir parca gibi..

  • “Dini bireysel yaşama” arzuları bana Peygamber Aleyhisselam’ın sıkıntısını ve mücadelesini hatırlatıyor. “Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar.”…

    Allah’ın adını en güzel şekliyle (Firavun’a karşı bile yumuşak bir dille) yüceltmekle mükellef iken, farklı uç yönlere savrulmuş hayatlar arasında ruhumuz daralmış: Bir tarafta kendi nefsini-yaşamını gözden geçirmeyi bırakıp uyarmayı/tebliği başkalarına en kaba, itici ve hadsiz bir şekilde yapanlar, diğer tarafta onlardan bıkkınlık yaşayan ve İslamı kalpte yaşanacak bir şeye indirgeyip bireyselleşme ihtiyacı hissedenler…