Genel

Taziye

Yazar: Feyza

12047689_733615846744187_102648569_n

İnsan en çok en yakınındakine yanıyor, en yakınındakinin acısından korkuyor. Uzaklaştıkça acı da ölüm de istatistikten ibaret kalırken, yakınlaştıkça kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Barış siyaseti yürütmek, uzak acıları yakın eylemekten geçiyor. Başka bir tarihi kendinin eylemekten. Toplu ölümlerin, zulmün ve direnişin tarihine kendini yerleştirmekten. Geçmişe dönük bu hesaplaşmaya girmek zor olmasına zor da, Türkiye’de savaş bir türlü durmuyor, geçmiş geçmişte kalmıyor. Bir tarihi yakın eylemeye çalışırken bir bakıyorsun ölüm burnunun dibine gelmiş. Bir sabah uyanıyorsun, arkadaşlarının, arkadaşlarının yakınlarının, uzaktan tanıyıp sevdiklerinin, tanısan çok seveceklerinin tam ortasına kalleş bir bomba düşmüş. İşte o zaman uzaktakini ne kadar yakın eylediğini fark ediyorsun. Arkadaşlarımı öldürüyorlar diye dövünürken, ölenleri arkadaşın eyliyorsun.taziye

Ankara katliamından sonra saatler ilerledikçe daraldık. Daraldıkça eş dost birbirimize sığındık. Yakınlarını kaybedenlere ağladık, kurtulan arkadaşlarımızın haberlerini aldıkça rahatladık. Sonra bir grup kadın buluşup, helva kavurup birbirimizle taziyeleştik. Kalktık, İstanbul’un çeşitli mahallelerinde kurulan taziye yerlerinden birini ziyarete gittik. Üsküdar’ın mahallelerinden birindeki bir köy derneğinin salonuna girince yüzüme çarptı, bu acıyı, bu öfkeyi kendimin eyleyebilsem de bu sabrı, vakarı ve cömertliği de kendimin eyleyebilir miyim? Ziyarete gittiğimiz için bize borçlandıklarını söyleyen bu insanlara ne kadar yaklaşabilirim? Benim borç hanem bu kadar kolay silinebilir mi?  

Konuşmalar, hoşgeldinler, taziyeleşmeler arasında masaya konan çerçeveli fotoğraflara gözüm takılı kaldı. Katledilenlerin fotoğrafları. Bir günde sipariş verilen yüzden fazla çerçeve. Allah’ın her doğan günü yeni fotoğraflar çerçeveleten bir halk. Çantalarda, köylerde, mahallelerde, taziye çadırlarında dolaşan fotoğraflar. Ölümün örgütlediği bir yakınlık hali. Ben ne kadar yaklaşabilirim?

20151013_153751

Köy salonunda taziyeleri kabul edenlerin çoğunluğu aileden, mahalleden erkeklerdi. Dedik kadınları da ziyaret etmek istiyoruz. Evlerine buyur ettiler. 42 yaşında Ankara’da katledilen Selim Örs’ün evi. Kapıda bizi karşılayan bir anne kadın. “Hoşgeldiniz” dedi: “Oğlum barışa gitti!” Yutkunduk. “Nerdensiniz” diye sordular. “Duramadık, kalktık geldik” dedik. Gencecik eşiyle, kızlarıyla kucaklaştık. Ağlamaya utanıyor insan, öyle bir yakınlık, öyle bir uzaklık. 

Kenarda iki kadının elinde Kuran-ı Kerim, birinin elinde Yasin cüzü. Güçlü bir sessizlik. “Oğlumu gördüm, gülümsüyordu” dedi anne. Kürtçe konuşmaya geçti, sonra durdu: “Kürtçe biliyor musun?” dedi. “Bilmiyorum ama öğreneceğim” dedim.

Biz orda durdukça ev büyüdü, büyüdü. Tanıdığım herkesi içine yerleştirdim. Gelseler dedim, görseler, yaklaşsalar; Selim gerçekten barışa gitmiş olacak. Gelseler tüm o uğultu susacak. Bütün analizler, komplo teorileri, bilenen düşmanlıklar bitecek. Muğlak ve boş bir “terör lanetlemesi”nden çıkacak iş, yalan bir “Hak-batıl mücadelesi” kurgusu yerle bir olacak. “Yaklaşsalar”  dedim, yaklaşsak, acıyı kendimizin eyledikçe artık daha fazla fotoğraf çerçevelenmeyecek. Kimse bir daha barış umudunu elimizden alamayacak. O ev öyle geniş, o kadınların elleri, dilleri öyle güçlü…

 Müsaade istedik. “Müsaade sizin” dedi anne, “Müsaade sizin, şehit sizin!” 

3 Yorum

  • Pingback: Taziye | Budamedya

  • Menekşe Arık
    14 Ekim 2015 - 22:53 | Permalink

    Ahhh! Ne kocaman yüreğiniz var sizin. Daha çok olsanız keşke, daha çoksunuzdur umarım. Bütün yalanları elinin tersiyle itip vicdanının götürdüğü yere gidenler. Bu ülke birlikte yaşayabileceğimiz bir yer olacaksa sizin gibilerin sayesinde olacak.

  • 24 Ekim 2015 - 21:32 | Permalink

    Sevgili Feyza,
    (Feyza hanım demiyorum çünkü bu yazı beni çok yakınlaştırdı sana)
    Reçel blogu yaklaşık bir yıldır severek ve merakla takip ediyorum.
    Ben bir Aleviyim.
    Belki bu mecrada yazan ya da bu mecradaki yazıları okuyan insanlara garip gelecek ama, uzun yıllar ‘sünni alerjisi’ taşıdım kalbimde. Ne mutlu ki bu ve benzeri zehirlerden arındım, sonra. Faşizm, yani kendinden farklı olanı ezmenin- yok etmenin ideoloji ve rejimi herkesin ruhuna başka bir çeşit ayrımcılığı nakşetmişti, benim nasibime ‘islamofobi’ düşmüştü.
    Okudukça, paylaştıkça, yaşadıkça, ortaklaştıkça, çok şükür, panzehir reçeteleri geliştirdim. Bu süreçte, toplumsal barışa olan inancım ve peşimi bu yaşıma kadar bırakmayan vicdanım en sağlam koltuk değneğim oldu. Nihai ve uzun vadeli bir birada yaşam hayali için, gey, ermeni, sünni, kürt, hıristiyan demeden hepimizin eşit derecede iyi, ya da eşit derecede kötü olduğumuz gerçeğinin kabulü de bana ışık oldu.
    Yukarıdaki yazın benim bu inancımı kat be kat pekiştirdi. Keşke bu kadar ağır bedeller ödemesek bunların idraki için.Yani bizi, bize benzemeyenlerin de anladığını anlamak için, ölmek zorunda kalmasak…
    Bu ülkenin bu satırları yazan ve okuyan jenerasyonları barışı getirecek bu topraklara.
    Amasız helva kavurarak,
    amasız üzülerek birbirinin yarasına,
    amasız sevinerek birbirinin başarısına,
    amasız paylaşarak somun ekmeğin çıtır ucunu,
    amasız inanarak aynı mavi gökyüzü altından eşit birer alan kaplamaya…
    Feyza,
    İyi ki varsın,
    iyi ki reçel var,
    iyi ki vicdan var,
    iyi ki insanlık var,
    ve unutmadan iyi ki her zaman,
    az da olsa umut var,
    daha güzel bir dünya için.
    sevgilerle,
    d

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir