REÇEL

Sessizlik Zincirini Kırmak Mümkün Mü?

Ödediğim bunca ağır bedele rağmen, kendim için en doğru kararı verdiğimi fark ediyorum ve ara sıra gündeme gelen kürtaj tartışmalarına korkuyla bakıyorum. Ya o gün güvenli bir şekilde, iyi bir doktorun ofisinde, aileme ve etrafa duyurmadan kendime bir çare bulamayıp başka, daha tehlikeli, daha pahalı yollara başvurmak zorunda kalsaydım?

Konuk Yazar: Hatice

Çocukluğumdan beri hep anne olmak istedim. Bu belki sosyal olarak öğrenilmiş bir istekti, belki kendi anneme bakarak buna özendim, belki de gerçekten karakter olarak anaç bir insanım. Bunun ayırdını yapmak çok güç. Tek bildiğim, daha yirmi yaşımda 5 çocuğumun da isimleri hazırdı. İlk kızımın ismini Meryem koyacaktım. Onlarla oynayacağım oyunlara, birlikte öğreneceğimiz hayata özlem duyuyordum. Bu yüzden evlilik benim için hep bu hayalin gerekli bir aşaması, küçük bir detayıydı. 

22 yaşımda üniversiteden mezun olduğumda kendimi oldukça yalnız hissettiğim, ailemle iletişim kuramadığım ve evi terk ettiğim bir dönemde, o sıralar etrafımda dolaşan ve benimle evlenmek istediğini söyleyen birisine sarıldım. Denize düşenin yılana sarılması gibi… Yıllardır devam eden kronik depresyonun, babamla iyice gerilen hatta kaybolma noktasına gelen ilişkimizden dolayı iyice derinleştiği bu noktada elimden tutanın kim olduğunun aslında çok bir önemi de yoktu. O esnada yalnız olmamaya ihtiyacım vardı. Bu yalnız olmamanın bir bedeli vardı elbette, hayatta hiçbir şey karşılıksız verilmezdi. Ben güvende hissedebileceğim bir liman ararken karşıma çıkan hazır olmadığım, istemediğim bir hamilelik oldu. Durumun hassasiyeti hemen yüzüklerin takılıp, ailelerin tanıştırılmasını ve mümkün olan en hızlı şekilde evlenilmesini gerektiriyordu. Çünkü ben, dindar bir ailenin başörtülü kızı olarak, evlilik dışı bir ilişki yaşayamazdım. O saf, masum, günahsız kız imajı korunmalıydı. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Annem görüştüğüm kişiyle tanıştığında evliliğimize onay vermedi. Hem de “Kızım sen bu adama aşık değilsin, zaten birbirinize uygun da değilsiniz, neden ısrarla evlenmek istiyorsun anlamıyorum ama bu evlilikte sen çok mutsuz olursun, rızam yok” diyerek. 

O an her şey değişti. Bütün dinamikler alt üst oldu. Bir anda başka seçenekleri değerlendirmek zorunda kaldığımı fark ettim. Kaçarak evlenmek ya da gebeliğimi sonlandırarak utancıma son vermek. Durumu aileme açmak ise asla bir seçenek olarak dahi belirmedi. Bir mücahide yetiştirmek hayaliyle, müminlerin annesinden ilhamla bana isim seçen anneme bu ahlaksızlığımı anlattıktan sonra onun yüzüne nasıl bakabilirdim ki? Ya da ona yaşatacağım üzüntüyle nasıl yaşayabilirdim… Hayır, bu ihtimal söz konusu dahi olamazdı. Diğer seçeneklerim de bu imkansız ihtimalden daha iyi değildi. Annemin, ailemin rızasını ve desteğini almadan kaçarak evlenmek beni bu evlilik içerisinde yaşanabilecek birçok olumsuzluğa maruz bırakabilirdi. Bu endişemde süreç içerisinde görüştüğüm kişinin “Bizde bir kere evlenilir” gibi tehditkar sözlerinin de etkisi büyüktü. “Ne yani, anlaşamazsak boşanamayacak mıyız?” sorusu içimi, beynimi giderek kemiren büyük bir kaygıya dönüştü. Hali hazırda yaşamakta olduğum derin depresyon, babamla hala devam eden küslüğümüz, ekonomik güvencesizliğim, mutsuz bir evlilik tehdidi bir tarafta, karnımda büyüyen Meryem’i öldürmek fikrinin beni gece gündüz ağlatan, uyutmayan korkunçluğu diğer tarafta. Hepsinden, herkesten kaçıp kızıma ve kendime sadece ikimizin olduğu bir dünya kurabilir miyim? Ama nerede, nasıl, hangi parayla? Bu süreçte kürtaj için görüştüğüm doktorumun görüşme sırasında sürekli ağlamamdan dolayı “Sen daha kararını vermemişsin, vaktin var, düşün” diyerek beni rahatlatması belki de aldığım en destekleyici yorumdu. Çünkü, kimseye anlatamadım… Ne arkadaşlarıma, ne aileme… Görüştüğüm kişi ise hamileliğimi bir “detay” olarak görüyor durmaksızın beni evliliğe zorluyordu. Ama bir dakika! Benim için evlilik bir detaydı, çocuk sahibi olmak asıl karar. Ben anne olabilir miydim ki? Bu rezilliğimin ortaya çıkmasından, aileme laf getirmekten ve aşağılanmaktan korkumla bebeğimi öldürmeye dair duyduğum tiksinti birbiriyle yarışıyordu. Ben her halükarda asla affedilemeyecek bir günahkardım. Namaz kılmayı yüzüm tutmuyordu. Uyuyamıyordum, duramıyordum… Acaba hepsinin çözümü kendime son vermek miydi? Peki ya o zaman hangi yüzle Allah’ın karşısına çıkardım! Emanete çifte hıyanet… Hem kendimi hem Meryem’i öldürmek… Belki bir de annemi… 

Yapamadım. En az kayıpla bu işin içinden çıkmanın en kolay yolu kürtajdı. Yanılmışım… Böyle bir durumda kolay bir tercih olmuyormuş insanın elinde. Bu seçimim için de ağır bir bedel ödedim. Bir hata yaptım ve her anlamda çok ağır bir bedel ödedim. Yıllarca rüyalarıma giren parçalanmış bebekler, bir yerlerde kaybettiğim bir kız çocuk… Ben o gün, o masadan rahmimdeki embriyodan çok daha fazlasını bırakarak kalktım. Yaşama sevincimi, hayallerimi, inançlarımı, azıcık kalan akıl sağlığımı ve içimdeki neşeli çocuğu da bıraktım o masada. Beden bütünlüğümü bıraktım. Bütün bunları tekrar bulabilmek için girdiğim mücadele ve yaşam savaşı ise hala sürüyor. 

Bugün, aradan geçen 8 seneden sonra, geri dönüp baktığımda, ödediğim bunca ağır bedele rağmen, kendim için en doğru kararı verdiğimi fark ediyorum ve ara sıra gündeme gelen kürtaj tartışmalarına korkuyla bakıyorum. Ya o gün güvenli bir şekilde, iyi bir doktorun ofisinde, aileme ve etrafa duyurmadan kendime bir çare bulamayıp başka, daha tehlikeli, daha pahalı yollara başvurmak zorunda kalsaydım? Mesela kürtaj için başka bir ülkeye gitmek ya da diploması dahi olmayan bir sağlık personelinin merdivenaltı ofisinde sağlığımı tehlikeye atmak zorunda kalsaydım. Ya da, ya da, en kötüsü, hiç hazır olmadığım bir hamileliğe ve doğuma mecbur kalsaydım. Düşünmek bile istemiyorum… Yasal kürtaj gibi bir seçenek bulabildiğim için yatıp kalkıp Allah’a şükrediyorum. Şu an o adamla evli olabilirdim ve 7 yaşında bir kızım olabilirdi diye düşününce aklım çıkıyor ve kararımın doğruluğundan tekrar emin oluyorum. 

Diğer yandan hep düşündüğüm ve hikayenin beni çok sinirlendiren bir kısmı var. Ben bir hata yaptım. Sevmediğim bir adamla, duygusal çaresizlik ve yalnızlık girdabının içindeyken gereksiz bir cinsel temas kurdum. Bundan keyif aldığımı bile hatırlamıyorum. Bu hatanın bedelini çok ağır bir şekilde ödedim, bunu yaşamayanın anlaması ve bu konuda yorum yapması mümkün değil. Ancak, benimle aynı hatayı yapan hikayenin diğer tarafındaki kişi, bir erkek olduğu için, ne benim yaşadığım karın ağrısını yaşadı, ne pişmanlık, suçluluk ve korku duydu, ne bir zarar gördü. Kafamızdaki masumiyet ve namus algısı bir kadın olarak beni yalnızlık ve çaresizliğe iterken, benimle aynı derecede dindar olan, dolayısıyla aslında aynı suçun ortağı olan erkek, sadece kürtaj parasını ödedi. Onu da ödemeyebilirdi. Neden hep ben utandım ve suçluluk hissettim? Neden onun için bu “Yaaaa tamam hallederiz” denilebilecek basit bir detayken, benim için hala düşünürken boğazımı düğüm düğüm eden acı bir anı? Cevap ataerkil sistemin namus ve cinsiyet rolleri kurgusunda gizli ama bu başka bir yazının konusu. Benim bu yazıdan muradım yıllardır içimde tuttuğum ve beni hala bir yılan gibi zehirleyen bu hikayeyi paylaşarak hafiflemek ve sessizlik zincirini kırmak. 

Konuk Yazar

12 yorum

  • erkeğin öküzlüğü aynı duyguları hissetmesi lazım. Ben hayatım boyunca unutamazdım böyle bir durumu, uykularım kaçar saatlerde ne yapsam diye düşünürdüm

    • Allah affetsin. En azından yaptığından pişmanlık duyuyor. Duymayadabilirdi. Ama pişman da olsa bir insanı öldürmek hiçbir şekilde haklı gösterilemez. Bazı şeylerin geri dönüşü olmaz. Çözüm bunun farkında olmak ve o hatayı yapmamak.

  • Rabbim yardımcınız olsun… Benzeri durumda olup doğuran; doğurduğu bebeğinin ablası olan o kadar çok kadına rastladım ki muhafazakar ailelerde… Bir ömür yalan, vicdan azabı….

  • Böyle bir arkadaşım vardı. Daha 17 yaşında hamileliğini sonlandırdı. Karşısındaki çocuk da 17 yaşındaydı. Imamhatipli iki çocuktu onlar. Hamile olduğunu çocuğa söylediğinde çocuğun umrunda dahi olmamıştı. “Ne yapabilirim gelmeseydin, yatmasaydın.” gibi cümleler söylemişti.
    Iki “dindar” -çocuğun- bu hale gelmesinin nedeni nefsani arzuları dışında bir durum değildi.
    Arkadaşım bir arkadaşını daha bularak ailesine söylemeden hamileliğini sonlandırdı. Nasıl yaptı bilmiyorum. Şimdi ikisi de bir adam ve kadın. Merak ediyorum sonraki partnerlerine bu yaşadıklarından bahsediyorlar mı? Ya da diğer çocuklar iradelerine sahip olarak neden yıllarca bekliyorlar? Bu yazı zamaninda düşündüğüm birçok soruyu ve bu hikayeyi aklıma getirdi sadece.

  • Yazıyı okurken kalbim oynadı. Aynı durumu yaşama ihtimali ile karşı karşıya kaldığım bir dönem yaşamıştım. 18 yaşında üniversite öğrencisiydim, tesettürlüydüm, ailemin adını bile duymadığı (çünkü söyleyemediğim) bir erkek arkadaşımla cinsel birlikteliğim vardı ve 3 hafta gecikmiş bir menstrüasyon öyküsüne sahiptim. Erkek arkadaşım ile beraber eczaneye gidip test aldık, yan yana denedik. Sonucun negatif olması hayatta en pozitif olduğum ana tekabül ediyor. Sadece o regl olmayı beklediğim 3 hafta acaba gebe miyim gerginliği, aileme nasıl derim fikrinin gerginliği bile hayatımı germişti. Ama sevgilime bu ihtimalden bahseder bahsetmez ailesine söylemiş, onlar ise bunu kutlamış, daha belli olmayan sonucu tebrik etmişlerdi. Beni ise psikolojik fizyolojik şiddet, toplumsal dışlanma bekliyordu…. Yazıyı okurken size sarılma isteği duydum. Psikolojisi istenmeyen gebelik ile bozulmuş bütün kız kardeşlerimle toplaşmayı isterdim inanın. Şuan başörtüsü kullanmıyorum ama sırf bu hatıramın adına bu 8 martta başörtü örtüp kürtaj hakkının kıyametine dikkat çekmeyi hayal ediyorum. Sevgiler

  • Bu yazı, sahibini hafifletir mi bilemiyorum ama beni ağırlaştırdı. Algı çalışmalarıyla topluma ezberletilmis kalıp ifadelerle vicdan rahatlatmak gerçekten vicdanı rahatlatır mı bunu da bilemem ama beni öfkelendiriyor. “Bireysel acında bari özgün ol, kendinle yüzleş, eli kolu rahat durmayan serseri bir mayındım, bi de cana kıydım tam oldu de karşim” demek istiyorum bu yazının sahibine; bu da benim duygularımı ifade etme özgürlüğüm olsun.

    • Şu ana kadar okuduğum en iyi yorum… yazıyı okuduğumda sizin gibi ofkelenmistim. Ve yorumlara baktığımda sanırım farklı gezegenin insanlariyiz diye düşünmüştüm. Insanin vicdanı iki pış pışla yatışıyor yatışıyorsa diğerleri de tabi haklısın kardeş babana kızınca gider ilk gördüğünle sevisirsin. Zaten zevk almiyorsan gunahta olmaz. Hatta buna cerrahi operasyon bile diyebilirsin zaten 20 yaşındasin akil balig olmana 50 sene var bla bla. Biri söylüyor biri alkisliyor bir de bunun adı mubarek kürtaj hakkı davası oluyor… sizi yürekten kucakliyorum Sesime ses oldugunuz için

  • Çok kotu tecrubeler, secimler ve sonuclar yasayabilir insan. Günahlariniz Allah’la aranizdadir ama siz kalabaliklari da şahit tutmak istemissiniz. Islam yazili kulturunde itirafname, aforizmalar tarzi eserler hic yoktur. Cunku gunah saklanir, affolunmasi umulur.. Niyetiniz nedir? Yaptiginiz cesaret midir? Normallestirme yolunda alet olmasaydiniz keske…

  • İnsan önce insan; kadın-erkek değil. Erkekler böyle şeyleri önemsemez sanıp bunu normalleştirmeyelim. Maalesef sizin karşınıza çıkan kişinin size destek olmayışı bu ve çok üzücü. Ama inanın bunu bilemezdiniz. Kendinizi suçlamayın. Birçok erkek için benzer şekilde zor olabilirdi bu yaşanan veya böyle zorlanmayan kadınlar da olabilirdi. Hiç biri suç değil esasen. Cinsellik yok sayılınca yok olmuyor; yemek-içmek kadar hayatımızın içinde. İstenmeyen gebelikleri önlemek, korunmayı her daim gözetmek temel kural bence. İnsanlara sevişmeyin demekle olmuyor; kendimizi kandırıp bu konuda zorluk yaşayanları yalnız bırakmış oluyoruz. Hata veya değil; herkes kendi adına buna karar versin ama destek olmak bize düşen, yargılamak değil. Kürtaj yasağı da bu minvalde istenmeyen gebelikleri değil bir şekilde bunu yaşayan insanları engelliyor. Halbuki tıbbi bakım bir insanlık hakkıdır. Suçlayarak kimsenin elinden bu hakkı alamazsınız. Kürtaj yasağı ise ezici çoğunlukla kadını zora sokan ve sağlığını, hayatını tehlikeye atan bir sonuca ulaşır. Kadının bedeninde cereyan eden bu durumda kadının hakkı her zaman üstündür.

    • Âzâları penslerle kopartıla kopartıla öldürülen bir bebeğin anısının huzurunda, ahlâkın, vicdânın, dîn ile isyanın çığlığı ve nârasından başka tek bir sesin bile var olma hakkı yoktur!