Genel

S/anki..

Konuk Yazar: Zeynep Delav

1036642_620x410

Onu ilk denizin kenarına koyduğu tripodun az uzağında görmüştüm. İkide bir yaklaşıp objektife ayar çekip tekrar geri dönerken, ayakkabılarımla çakıl taşları arasında ki o ritimli sese dönüp bakmıştı. Yanından geçerken dudaklarıma ‘merhaba’ ile ‘af edersiniz’ arası yarım yamalak bir tebessüm iliştirmiştim.

Her zaman ki gittiğim yere gittim. Aslında bir menemen, demli bir çay ve tava ekmeğinden fazlası değildi aradığım, evde yalnız kahvaltı çekilmiyordu hele de Pazar günleri. Bütün evli arkadaşlarının kocalarıyla uzun bir Pazar kahvaltısı ettiği düşüncesi, gerçi kimisi kahvaltı sonrası o uyuz Western filmlerden ya da bilmem kaç tane eki olan gazetelerden uzak tutamamaktan şikayet etse de, olsun her durumda bu düşünce fenalaşmaya yetiyordu, işte bu krize anca bol yumurtalı menemen dur diyebiliyordu.

Menemen sıcağıyla boğuşuyordum ki, objektifle çok uğraş verdiği için, kendisini sanatçı zannettiğim o adam girdi içeriye saçları da uzun evet evet kesin sanatçıydı.

O günden sonra, hep gördüm onu ve tahmin ettiğimin aksine sanatçı değil, cerrahtı. E tabi ‘itina ile kesilir’ sözünden muaf tutmazsak her durumda kapı yine sanatçıya çıkıyordu.

Onu tanıdıktan sonra, artık Pazar sabahları yalnız kahvaltı etmemeye başlamıştım.

Sustum, direnmedim.. betonlaşmış kalbimi çözdüğü için büyük bir saygıyla sevdim. Her zaman ‘saygı, sevgiden fazla değilse, o ilişki yürümez’ sözüne başımı sallayıp içimden ‘ hadi canım’ desem de, bu iç sesimi hep çürütmüştüm çünkü.

Öyle bir saygıydı ki bu, evli olduğunu, hatta çocuğu olacağını duyduğum anda bile hiç fire vermediğim, sonsuz kredisi olan bir saygı…

Seninle hiçbir zaman ortak bir hayat kuramayacak,evlenemeyecek bir adamı sevmek acınası bir durumdu aslında ama işin içinden sıyrılmak için kendime birkaç çıkış yeri bulabiliyordum.

“Ütü yapmıyorsun işte, fena mı”, “sevdiği şeyleri takip ederek yemek te pişirmiyorsun” gibi ucuz teselliler. Hiçbir zaman fotoğrafın bütünü olamamak, hani her defasında var olan fotoğrafa, diğer fotoğraftan kesilip bantla yapıştırılmak gibi, taşınırken bant yerlerinden kopmasın diye de yapmacık bir itina gösterilmesi gibi.

Bir çok kere rüyamda görüyordum onu, koşuyorum koşuyorum başımı hızla göğsüne bastırıyorum, bütün seslere kulak tıkar gibi kalbimin atışını ta kollarımda hissediyorum, sakinleştikçe onun kalbinin atışlarını duymaya başlıyorum, iyice dayıyorum kalbine kulağımı ben atıyor mu diye, sanki duyuyorum ya da duyuyor sanmak işime geliyor. Kulaklarım bayram ediyor.

Bazı günler de rüyaların aksine, sabah gözlerimi açar açmaz, ben artık böyle yaşamayacağım diyorum.

   Öteki kadın…

   Aşşağılık kadın…

   Yuva yıkan kadın…

Gerçi hiçbir şeyi de yıkamıyorum, her şey sapasağlam. Beni Zuhal Olcay’ a benzetiyor olması içimi yumuşatmaya yetiyordu. O an, kırmızı balona fit olan çocuklar gibi oluyordum, hem de bunun farkındaydım.

Hani denize bakarken ayaklarını kaldırırsın, denizin bitiş çizgisini görmeye çalışırsın, biraz daha.. biraz daha.. ama yok bittiğini göremediğin gibi, o genişlik te içine işler ya.. o bitiş çizgisini göremediğim deniz gibi içime işlemişti ve ben yüzmeyi bilmiyordum ondan ayrı kalmak, can simidin olmadan açılmak demekti ve benim buna gücüm yoktu.

Ta ki; işten dönerken arabasıyla yanında bir kadınla giderken görene dek, saplandım kaldım ona.

O saate kadar karısını hiç görmemiştim ve eminim benden daha fazla güzel değildi, işte bu hissin tadına varmak için takip ettim onları..

Araba durdu ve aşağı indiler,o an benim kulaklarımda adeta yelken yarışı varmışcasına bir uğultu, ağzımda tarifi güç, acı bir kuruluk, sürekli gelen yutkunma hissi, kollarımda dirseklerimden aşağıya doğru kontrolsüz seğirmeler ve yer yer yanaklarımda anlık titreme başlamıştı. Yüz felci böyle yanak titremeleriyle başlıyor diye hep duyardım, acaba yüz felcimi geçiriyordum! Tek korkum kadını göremeden gözlerimde bir problem çıkmasıydı veya şimdi şuraya küt diye düşüp bayılmaktı. Neyse ki gördüm, kadın ne benden güzeldi ne çirkin, sadece Zuhal Olcay’a benziyordu.

***
İmalar ve zanlar arasında bu da geçer ya Hu desen de, kadın yazar olmak boyuna hırpalanmak demektir.
Yazıyorsanız, bir de kadınsanız geniş bir meydanda oldukça tekinsiz duruyorsunuz demektir. “Kadın yazar” cümlesinin önüne ya da ardına gelen isimler var ki, onları artık yazamayacağım. Bana göre yazar, cinsiyetsizdir. Cinsiyet demişken, cinsiyet rollerine ters düşen veriler kaleme almak, kurgulamak, yine “kadın yazar” la hırçın davranışlar içinde olmak için en etkili sebep.
Madame Bovary, Gustave Flaubert tarafından 19. yüzyılda yazılmış, ilk çağdaş realist roman. Fransa kadınının hayatını anlatmaya çalışırken, kadın-erkek ilişkilerine de örnek teşkil eder, ardından da bir sürü eleştiriyi sürükler!
Kaçıncı yüzyılda yaşarsanız yaşayın, toplumsal değer yargıları, ahlak ölçülerinin ikiyüzlülüğü yazarlar tarafından kaleme alınacaktır. Biraz önce okuduğunuz öykü için, yayımlandıktan sonra, neden “evli” bir adamı kurguladığım sorusu çokça soruldu. “Kadın evli olduğunu anladıktan sonra neden çekip gitmedi” lerden tutun da, kötü şeylerin örnek verilmemesi gerektiğine kadar çekilmeyen nutuk kalmadı. Şimdi bir soru da ben sormak istiyorum. Bu kurgusal öyküde (S/anki..) adamın hiç suçu yok muydu?

2 Yorum

  • Cecol
    23 Şubat 2015 - 10:59 | Permalink

    Adamın suçu var evet belki ama mesele burda adamın suçunun pek de umrumuzda olmaması. Siz bu umrumuzda olmaması durumunu “kadın yaparsa o.luk olur erkek yaparsa elinin kiri” olarak algılıyrosunuz galiba ama mesele bu değil. Ben eğer o gün kahvaltıya giden bir erkek ve cerrah evli bir kadın olsaydı bu öyküden bu kadar rahatsız olmayacaktım. Çünkü eğer bir erkek aldatılırsa bu konuda yapacağı tamamiyle kendi hür iradesine bağlıdır. Affeder, ayrılır vs vs. Peki ya kadın…gidecek bir yeri yoksa ya da maddi bağımsızlığı hamile bir kadın nereye gider…istediğini yapabilir mi? Toplum, ailesi ona istediğini yapmasına izin verir mi? Ben size söyleyim yapamaz. Ne olur? O korkunç gerçekle yaşamak zorunda kalır üstelik hikayediki ikinci kadın gibi bunu baştan kabul etmediği halde. Burda mesele ahlak filan değil artık, bu bir insanın başka bir insana yapabileceği en büyük kötülüklerden biri. Kendi hayatı hakkında çok fazla yapabileceği olmayan bir kadının dünyasını altüst etmek gibi bir şey ve elbette kendi dünyasını. Niye iradesi zayıf, sadakat duygusundan bir haber biri için böyle bir şey yapılsın ki! Yazık!

  • uğur
    23 Şubat 2015 - 18:00 | Permalink

    Ne cerrahin ne ondan hoşlanan kadının ne de yazarın bir suçu var. Suçluyu ilan ediyorum: aşk konusunda ceddine layık olamayan olamayacak olan büyük medeniyetimizin küçük insanları. :)

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir