Genel

Reçel’den Bir Röportaj Daha!

-kadin-kadinalik-onemli--5228419

Reçel Blog editörleri, Milliyet Pazar’dan Güliz Arslan ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdi. Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri ne demek bilmiyoruz ama röportajı ilginize sunuyoruz : )

 

“Kadın kadınalık önemli”

“Bir grup Müslüman kadınız” diyorlar. Ama “başörtülü bacım” olmadıklarını söylüyorlar. Sitelerinde anneliğin kutsal olmadığına dair yazı da dizilerdeki türbanlı kadınlarla ilgili yorum da var”

Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde farklı alanlarda eğitim görmüş, 20’li yaşların ortalarında, altı Müslüman kadın; Rümeysa Çamdereli, Fatma Büşra Helvacıoğlu, Huri Küçük, Büşra Eser, Zişan ve Feyza… Geçtiğimiz eylül ayında bir internet sitesi açtılar. “Kadınların ve bilhassa Müslüman kadınların kendi sözlerini söyleyecekleri bir mecra olsun” diye açtıkları bu sitenin adı, Reçel blog, yazar Dücane Cündioğlu’nun bir tespitine atıfta bulunuyor. Cündioğlu 2004’teki bir yazısında geleneksel aile yapısındaki değişimi modern Müslüman kadınların evde reçel yapma pratiğini terk etmesi üzerinden anlatıyordu. Cündioğlu, 2010’daki bir başka yazıda da “İslâmcı kızlara İslâm sosyolojisi türünden lafazanlıklarla vakit kaybetmek yerine önce doğru dürüst reçel yapmayı öğrenmelerini tavsiye etmiştim de bir zamanlar kıyametler kopmuştu” dedi.

Rümeysa Çamdereli, Fatma Büşra Helvacıoğlu ve Huri Küçük’le buluştum. Siteyi tarif ederken kullandıkları “İsterse çok ciddi isterse tamamen ciddiyetsiz olabilecek, özgür bir platform” tanımının kendileri içinde geçerli olduğunu gördüm; ne zaman çok ağır bir sistem eleştirisi yapacaklar, ne zaman çok can sıkıcı bir konuyla ilgili bir espiri patlatacaklar kestirmek zor. Kendi adıma bu çok entelektüel, çok eğlenceli, çok “kafa dengi” üç kadını tanımaktan büyük mutluluk duydum. Siz de tanıyın isteriz…

 

Kimsiniz siz? “Bir grup …” Burada boşluğu neyle doldurursunuz?

Fatma Büşra Helvacıoğlu:Bir grup Müslüman kadın.

Ne hissettiriyor bu bir grup Müslüman kadına “reçel yapamayan İslamcı kızlar” ifadesi?

Rümeysa Çamdereli:Müslüman camiada, özellikle erkeklerin, kadınları bir yerlere konumlandırma çabasının önemli örneklerinden biri o ifade.

Huri Küçük:Gerçekte itibar etmediği bir emeği yüceltme var o ifadede. Üstelik o emeği yüceltirken de başka bir emeği itibarsızlaştırıyor.

“Reçel yapamıyorum ama yazı yazıyorum”

  Aslında reçel yapmaya o kadar da itibar etmiyorlar mı?

Fatma B.H.:Reçel yapan kadını da Trier (Lars Von) konuşamadığı için küçümseyecektir muhtemelen.

Huri K.:Bir de öyle bir eleştiriki o… Sanki hiç sınıf meselesi olmayan bir toplumda yaşıyoruz. Evde reçel yapmak daha pahalıya mal oluyor. Kadın onun tüpünü, şekerini hesaplıyor…

Rümeysa Ç.:10 saat mesai yapan bir kadın eve gelip bir de bunları yapamayabilir. “Evde otursun, yapsın” argümanınında geçerliliği yok. Tek maaşla ev geçindirmenin imkansız olduğu bir hayat yaşıyoruz.

Huri K.:Kaçımız reçel, tarhana, turşu yapılabilecek evlerde yaşıyor ayrıca? Penceresiz evlerde yaşıyor insanlar, nerede kurutacaksın o tarhanayı?

Rümeysa Ç.:Kaldı ki taşrada reçel yapmaya devam ediliyor. 70 milyonun 15 milyonu burada diye geri kalanı yokmuş gibi davranıyoruz.

 

  Siz reçel yapabiliyor musunuz?

Fatma B.H.:Anneannelerimiz reçel yapabilen kadınlardı, annelerimiz yapabiliyor ama yapmıyor belki, ben yapamıyorum. Ama yazıyorum… Yazı da benim reçelim.

Huri K.:Ben yaparım. Yapabildiğimi görenler şaşırır. Bu da beni sinir eder. Kadın hakları konusunda hassas biri olmak sana şu etiketlerle dönüyor: Sen örgü yapamazsın, çocukları sevmezsin, yemek yapmayı bilmezsin… Arkadaş, ben yemek yapmayı seviyorum ama bunun görev olarak üstüme etiketlenmesinden rahatsız oluyorum! Ama aynı şekilde kadına dair bir şeyler söyleyen biri olduğum için yemek yapmayı sevmeyen kadın etiketinin yapıştırılmasından da rahatsız oluyorum.

 

“Allah’ın bize verdiği hakları geri almaya çalışıyoruz”

  Kendinizi feminist olarak nitelendiriyor musunuz?

Fatma B.H.:Aramızda feminist olan da var olmayanda… Bu pratikte sıkıntı çıkartmıyor. Feministiz desek, feministten ne anlaşılacağıda belli değil. Bir teyzem var, geçen gelmiş; “Bende artık feministim, erkeklerden nefret ediyorum” diyor…

 

  Reçel’in siyasi bir karşılığı var mı?

Rümeysa Ç.:Herhangi bir partiye ya da cemaate bağlılığımız yok. Ama apolitik değiliz. Siyasi bir eğilimimizin olmaması çok politik bir tercih aslında. Şahsen yüksek siyasete kesinlikle inanmıyorum. Sivil toplum kuruluşları da (STK) yüksek siyasetin parçası haline geliyor bir süre sonra. Tüm bu kurumsallaşan ve kirlenen şeylerin dışında bir şey yapmaya çalışıyoruz biz.

Huri K.:İşyerinde kreş hakkı gibi bir konu için politik bir çaba gösterilir belki ama kadın olmakla ilgili bir mücadele yürüteceksem STK’dan ziyade annelerle kurulan yoldaşlığı daha çok önemserim.

Rümeysa Ç.:Sığınma evleriyle ilgili imza kampanyasına katılmak gibi şeyler yapıyoruz zaten. Ekibin bir kısmı Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi’ne üye.

 

  Cumhurbaşkanı’nın “Benim başörtülü bacım” diye bahsettiği gruba girmiyorsunuz…

Rümeysa Ç.:Girmiyoruz.

 

  Yine de, Müslümanlığınızı vurgulamaktan kaçınmadığınız için sizin eleştirilerinize sözgelimi benim eleştirilerimden daha çok kıymet veriliyor mudur İslami camiada?

Rümeysa Ç.:Kesinlikle başını örten kadınlar daha kolay kabul görmüyor. Biz bir şey söyleyince anında “edepsiz” oluyoruz, marjinalize ediliyoruz. Eskiden biz de homojen olduğumuza inanıyorduk. Üniversite kapılarında beraber mücadele ediyorduk çünkü. Ne zaman ki üniversiteye girdik, herkes kendi köşesine çekildi.

  Kadınlıkla ilgili savunduğunuz şeylerle Müslümanlığın çatıştığı durumlarda ne yapıyorsunuz?

Fatma B.H.:Biz Allah’ın bize verdiği hakları geri almaya çalışıyoruz. O yüzden çatışma olduğunu çok düşünmüyorum.

 

  Kürtaj mesela? Yasaklanmasına karşı olduğunuz ama kişisel olarak da doğru bulmadığınız bir şey belki…

Rümeysa Ç.:O da bir kadınlık durumu ve bunu savunan kadınlar var. Bunu görmezden gelip “Kadınlığın bütün hallerini ortaya koyacağız” demek saçma olur. Kendimde asla tercih etmeyeceğim bir şey. Ama devletin çocuk engelliyse kürtaj hakkını vermesinin de çok ikiyüzlü bir şey olduğunu düşünüyorum.

Huri K.:Bazı mağduriyetleri göz ardı edip kürtaj yasağını savunmak üst perdeden bir tavır gibi geliyor bana. Tecavüze uğrayıp çocuk doğurmak zorunda kalan kadınlar var…

 

“Başındaki örtüyü çıkart, öyle yaz diyen ibretlik yorumlar da var”

 

  Dışarıdan gelen yazılara ya da yazıların altındaki yorumlara müdahale ediyor musunuz?

Fatma B.H.:Hiç katılmadığımız halde yayımladığımız yazılar oluyor.

Rümeysa Ç.:Şimdi anneliğin kutsal olmadığına dair yazılar var ama ileride anneliğin kutsal olduğuna dair yazılar da olabilir. Ama “Başındaki örtüyü çıkart, bunu öyle yaz” gibi bir yorumu “Bu ibretlik bir yorumdur” diye notumuzu koyarak paylaşıyoruz.

 

  Başka ne gibi tepkiler geliyor?

Fatma B.H.:“Siz evleniyor musunuz ya?”, “Bir feministe evlenme teklifi edeceksem ne yapmam gerekir?” gibi şeyler yazanlar oluyor.

Rümeysa Ç.:“Okudum, kendimi çok rahatsız hissettim. Ben de yapıyorum bunu, düzelteceğim” diyen erkekler de var.

 

  Farklı görüşteki kadınların yazılarına yer veriyorsunuz ama sizinle aynı şeyi savunsa da bir erkeğin yazısına yer vermiyorsunuz değil mi?

Rümeysa Ç.:Evet, şu an için vermiyoruz. Bu konuda da editörler olarak aynı düşünmüyoruz. Bence erkeklerin sözlerini söyleyebileceği çok fazla platform var. O yüzden onların kendilerini ifade etme pratikleri çok gelişmiş. Kadınlar yazı yazma konusunda kendilerini baskılıyor. Kadınların yazmaya cesaret edebilmesi için o kadın kadınalık önemli. Erkekler de isterlerse yazılara yorum yazabiliyorlar.

 

“Bu rahatlığın zekatını vermek, daha çok çalışmak istiyoruz”

 

  Nasıl bir ortamda yetiştiniz siz…

Fatma B.H.:Babam da abim de aktif olarak politika yapmış insanlar. Hayat tecrübelerine saygım var ama benim politik görüşlerim onlarınkinden farklı. Bunlardan dolayı sert kavgalar yaşadığımız oldu, hâlâ belli şeyleri, eve geç gitmemi falan sorun edebiliyorlar. Öte yandan, annemle de farklı düşünürüz ama özel bir ilişkimiz vardır. Bunun bir kısmı benim kadın dayanışmasına verdiğim önemden de kaynaklanıyor tabii. Kavga da ederiz ama hep de kollarız birbirimizi.

Huri K.:Benim annem bana “evin erkeği” gözüyle bakıyor kimi zaman. Kütüphanede geç saatlere kadar çalıştığımı biliyor, gece geç gelmemi sorun etmiyor. Bir yandan da  hayat tecrübesinden dolayı toplumsal cinsiyet rollerine farklı açıdan bakabiliyor.
Bir dini sohbette kocaya itaatle ilgili bir şey duyduğunda “Ne diyor bunlar ya?” diyen bir kadın.

Rümeysa Ç.:Ben rahat bir ailede yaşadım. Erkek kardeşimden daha rahat büyüdüm. Sonra da bana her konuda destek olan bir adamla evlendim. Hepimiz görece rahat ortamlarda büyüdük. Bu rahatlığın zekatını vermek, daha çok çalışmak istiyoruz.

 

“Kahkaha atmamanın başörtüsüyle ilgisi olmadığını gördüm”

  Müslüman-Ak Partili erkeklerden “Kadın-erkek eşit değildir”, “Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak”, “Annelik dışında kariyeri merkeze almamak gerekir”, “Hamile kadının sokakta gezmesi doğru değil” gibi açıklamalar duyunca ne yapıyorsunuz?

Rümeysa Ç.:Bir kısmını kale bile almıyoruz, bir kısmıyla dalga geçiyoruz. Bir kısmı için de oturup ciddi bir yazı yazıyoruz.

 

  Hangilerini ciddiye alıyorsunuz?

Rümeysa Ç.:Bize değenleri…

 

Sizin Bülent Arınç’ın kahkaha açıklamasıyla ilgili bir yazınız var mesela.

O size değen bir şey belli ki. Çok etkileyici bir yazı. “Tek kahkahayla ‘başörtülü bacı’dan ay savaşçısına dönüştüm” diyorsunuz…

Rümeysa Ç.:Kahkaha benim lise travmamdı. Okulda tek başörtülü bendim. Her şeyi maksimum Müslümanca yapmam gerektiğini düşünüyordum; kahkaha atamazsın, sakız çiğneyemezsin… Çok çılgın bir arkadaşım vardı. “Sen niye kasıyorsun?” demişti bir gün. Onun sayesinde kahkaha attım, yolda şarkı söyledim… Sonra feminist okumalarım da destekledi bu değişimi. Kahkaha atmamanın başörtüsüyle çok da ilgisi olmadığını gördüm. Müslüman olmayan kadınlar da benzer baskılar hissediyor. Aslında bu tarz açıklamalar bu hükümete has bir şey değil, neredeyse her dönemde bunlar olmuş.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir