Genel

Evlensem de Soyadım Değişse!

Yazar: rumeysa ç.

blue_mask

Evleneli 2,5 sene kadar zaman oldu. Evlilik için gerekli belgeleri verirken kimse bana soyadımla ilgili nasıl bir tasarrufum olduğunu sormadı (şaşırdım mı, hayır!). Ama sonrasında nüfus cüzdanımı alırken “kızlık” soyadımı (o da ne demekse) da kullanmak istediğimi belirttim. Eşimin de izni alınarak (!) bu isteğim kabul edildi ve 25 karakter uzunluğundaki ismimi (sadece resmi belge ve evraklarda olmak üzere) kullanmaya başladım.

Bu aşamaya kadar her şey doğalında olmuştu, sanki zaten hep böyle olması gerekiyordu. Tabii ki ben “kendi” soyadımı kullanacaktım, bunda ne vardı ki? Ama yakın zamanda zihnimde, bana durumun pek de böyle olmadığını hatırlatan, geçmişten bir görüntü oluştu. Sene 2007. Yaklaşık 5 senedir gitar çalıyorum, Boğaziçi’ni kazanmışım, folklor kulübüne gidip gelip gitar topluluğunda çalma hayalimi gerçekleştirmeye çalışıyorum, bir yandan da elektrik gitar çalma fikrine gittikçe yakın hissediyorum. 2007 senesinde çıkardığımız “Hepimiz” isimli gösteriye çıkmak – ki gösterinin ismi Hrant Dink’in ölümü sonrasında acıklı olsa da bir şekilde hayatımıza girmiş, ortak hareket etme, birbirinin derdini anlama mücadelesinde her adımda anılır hale gelmişti – tüm bu çabanın bir ürünü olarak çok heyecan vericiydi. Ama o heyecan o kadar uzun sürdürülmedi 2007 senesi için. Asıl manşeti ‘Boğaziçi’nde Tuhaf Şov’ olan şu haber tüm hevesimi, isteğimi benliğimden söktü attı, en dertlisinden 3-4 ay geçirmeme neden oldu.

Beni dertlere salan, sadece gazete manşetlerinin acımasızlığı, kendimi kullanılmış hissetmek değildi. Babam o dönemde şehir dışında bir üniversiteye kendi isteğiyle “sürgün” olmuştu. Ondan önce görev yaptığı İstanbul üniversitesinde rektörü Kemal Alemdaroğlu “türban” konusundaki “hassasiyetiyle” – ve sonrasında da onlarca yolsuzluğuyla – tanınan bilinen bir adamdı. İstanbul Üniversitesi’nde başörtülü bir şekilde akademinin bir parçası olmaya izin vermek şöyle dursun, eşi başörtülü olanları da teker teker üniversiteden atmanın bir yolunu bulmaya çalışıyordu bu adam. Diğer üniversitede de pek durumlar farklı değildi tabii… Peki şimdi bu haber de babamın başına iş açar mıydı? Babamla aynı soyadını taşıyor olmak, ailenin tamamı için böyle bir tehlikeye neden olmuş olmak kafamdan tonlarca kaynar su döktü. Ya babamın “türbanlı” bir kızı olduğunu öğrenir, bir yolunu bulur, onu görevinden uzaklaştırmaya çalışırlarsa? O an hatırlıyorum, içimden “Evlensem de soyadım değişse…” dediğimi. Çok şükür böyle bir şey olmadı, ama benim soyadıyla ilişkim uzunca bir süre böyle kaldı. Her hareketimi bir şekilde kontrol altında hissettim senelerce.

Tamam ben ve benimle yaşıt Müslümanlar 28 Şubat “efsanesini” yaşamadı (bkz. 1997’de 8 yaşında olmak). Ablalarımız abilerimiz kadar acı çekmediğimiz için de zaten hiçbir zaman pek sözümüzün önemi olmadı. Ama işte biz de 18 yaşında da olsa çocukça dertleri dert edinip büyüdük. Yeri geldi lise kapısında Süpermenvari hareketlerle başımızı açtık, yeri geldi başımızda örtü olmasa da hocaların hakaretlerine maruz kaldık, haksızlığa uğradık. Ama her şey gizli kaldığımızda, kabuğumuza çekildiğimizde bir şey ifade etti. Ne zaman ki o kabuktan dışarı çıktık, “biz buradayız” dedik, o zaman hem kendimizin hem de etrafımızdakilerin başına dert olduk. İşte bunların hepsi kadın olmak…

Şimdi biliyorum ki soyadı falan değil önemli olan. Beni diğer Rümeysa’lardan ayırması dışında benim için hiçbir misyonu yok. Resmi evraklara imza atmaktan başka zamanda da pek gündemime girmiyor. Ama bunun için kimseye teşekkür edecek halim yok, çünkü biliyorum ki eğer isterse koltuk sahipleri yine bana soyadım yüzünden başına bela açacağım insanları hatırlatacak bir şeyler bulacak. Gitar çalmaktan, bir yerlerde yazmaktan, doğru bildiğini söylemekten, kendi başına açtığından çok başkalarının başına açtığın beladan korktuğun zamanlar bitti mi hiç emin değilim. Keşke bu “rahatlıklar” bir lütuf haline gelmese. Keşke ne düşünürse düşünsün başına bir şey gelmeyeceğine emin olduğumuz çocuklar yetiştirebilsek. Keşke…

9 Yorum

  • Sum
    24 Ocak 2015 - 07:46 | Permalink

    İnşallah o günler de gelir! Keşke..

  • gul
    24 Ocak 2015 - 20:26 | Permalink

    babanızı birkaç konuşmasını dinleme bahtiyarlığıyla tanıdım. sonra sizi, demlikte. soyadından dolayı onun kızı olup olmadığınızı düşünmüştüm. bugün dörtbuçuk beş arası belki farkında değildiniz ama babanızla aynı marmaray vagonundaydınız (gözlerim beni yanıltmadıysa tabi :). ikinizi tam karşımda birkaç koltuk mesafesi arayla görünce tekrar aklıma gelmişti bu soru. ve sadece saatler sonra bu yazınızı gördüm.
    hiç alakası yok belki bu yorumun yazınızla ya da tam da bu alaka..karar veremedim ben; gene de kendimi yazmaktan alamadım.

    • rumeysa |REÇEL
      24 Ocak 2015 - 20:58 | Permalink

      Aynı marmaray vagonunda oldugumuzu sonradan da olsa fark ettik evet :)
      Yorum icin tesekkurler

  • şuşu
    5 Haziran 2015 - 11:11 | Permalink

    selamlar. sizi liseden hatırlıyorum birebir tanışmamış olsak da. okul birinciliği konuşması geldi aklıma. detaya inmeyeceğim, benden iyi hatırlıyorsunuzdur. kalpten sevgilerimi gönderiyorum. 28 şubatın kırıntılarıyla mücadelemiz devam edecek inşallah.

    • rumeysa |REÇEL
      5 Haziran 2015 - 11:48 | Permalink

      İnşallah.. O konuşmanın süreci bende önemli bir dönüm noktası cidden, hatırlamanıza şaşırdım :)

  • ibrahim
    10 Ocak 2017 - 23:05 | Permalink

    annenin soyadını alsaydın bari

    • rumeysa |REÇEL
      10 Ocak 2017 - 23:23 | Permalink

      :) dünya sevimlisi bir cevap :)
      İnsan ne dendiğini bu kadar anlamak istemez.
      Annemin soyadını da alabilirim tabii, ne olmuş

  • suzi
    11 Ocak 2017 - 09:52 | Permalink

    vay be o zaman insanlar ne kadar insaflilarmis, sadece tasrada bir universiteye surmusler. simdikiler universiteden atiyor, baska yerde is bulmaman icin haber saliyor, yurt disina gittip akademik is buldugunda, oradaki turkleri arayp aman haaa sakin yardim etmeyin, seni mi yardim ettin yoksa, diye tehdit ediyor (yasanmistir), yasadigin ulkeye partizan insanlari gonderip isimlerle tek tek fisliyor (yasanmistir), eger turk birisi ile calisiyorsan hocani, collobration yaptigin kisiyi vs arayip seninle calismamasi icin tehdit ediyor (yasanmistir), yurticindeysen ve canini sikmissan hapse atiyor, mumkunse gebermeni istiyor (yasanmistir). ssk da isminin yanina khk ile atilmis ibaresi koyup saglik haklarindan mahrum ediyor (yasanmistir).

    ama cok sukur basimizda alni secdeli insanlar var.

  • agresifakademisyen
    16 Şubat 2017 - 08:51 | Permalink

    Ne aci suzi hanim. at izi it izine karismis. Bahcemizde esimin helikopter mermilerinden kacisini gordugum bombalarin dustugunu izledigim. Sonralari neler neler ogrendigim 15 temmuzdan sonra artik hic bir seye sasirmiyorum.
    Ne Turkiye’de ne Yurtdisinda olanlara.
    Haksizliga ugrayanlara ne kadar uzuluyorsam bu iste parmagi olanlardan da o kadar nefret ediyorum.

    Sukur basimizda alni secdeli insanlar var( ironi degildir) Ve benim hala umudum var.
    Lakin bu dunya imtihan dunyasi en tepedekinden en siradan insanina kadar.
    Gorelim mevlam neyler neylerse guzel eyler

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir