Genel

Ortağım mısın Puşt Desem?

Yazar: Huri

Sargent_Street_in_Venice  

Başlığı okur okumaz gelecek olumsuz yorumları az çok tahmin edebiliyorum. Ne güzel yazıyorduk değil mi, nereden çıktı şimdi bu puşt lafı, yazının tamamına bakıldığında meselenin sadece “puşt” lafından ibaret olmadığı da görülecek üstelik. Yakıştı mı bana veya Reçel ekibine? Evet insan kalbini, dilini ve eylemlerini iyi ve güzel olana yöneltmelidir. Lakin öyle pûru pak, bembeyaz bir dünyada yaşamadığımız için bunun her zaman mümkün olduğunu düşünmüyorum ve bazen ağızdan çıkan argo bir kelime ya da küfrün yerini başka hiç bir şeyin dolduramayacağını düşüyor insan, hele de mesele şiddet, taciz, tecavüz ise. Bu nedenle, affınıza sığınarak, aşağıda değineceğim konuda kimsenin benden kibarlık ve incelik beklememesini rica edeceğim.
Bu yazıyı okumadan önce burada linki bulunan, Zeki Demirkubuz’un Masumiyet filminin en vururcu ve bana göre gayet gerçekçi cinnet anı olan sahneyi izlemenizi rica edeceğim. Sahne üzerine hiç yorum yapmadan kendi mevzuma gireceğim.
Kimilerine göre kadın ve kadınlık bir iyelik halinden ibaret. Sahip olunması ya da sahip çıkılması gereken bir bedenden ibaret yani. Üzerinde her erkeğin söz ve eylem hakkı bulunan …
Evet böyle… Otobüste, metrobüste tutunacak iki santim yer bulmuşsun, kalabalıktan hiç bir şeyin farkında değilsin, elinin üstünde bir el arsızca geziniyor. Oturmuşsun karşında bir çift göz, artık yol ne kadar sürerse. Ters ters bakıyorsun, ufluyorsun pufluyorsun, iyice azıyor hayvan. Derin bir nefes alıp ne bakıyorsun lan desen; senin gibi şebeğe mi bakacağım diyor yüzsüz. Yanına denk gelirse daha beter, sen toplanırsın o yayılır. Suratına bakarsın sinirli sinirli, arsız arsız sırıtır.
Gece, gündüz, öğlen, ikindi, akşam hiç farketmiyor. Kılık, kıyafet, tahrik laf.  Kısa bir yürüyüş yapacaksın bir akşam üzeri. Kulağında kulaklık etrafını pek algılamıyorsun ilk önce. Sonra bir bakıyorsun birisi de seninle yürüyor. Bir sağa geçiyor, bir sola, bir arkanda, bir önünde. Başını kaldırdığın an iki göz üzerinde, yiyecek seni. Çattık deyip devam ediyorsun yoluna, vazgeçeceği yok. Hızlanıyorsun, yolunu değiştiriyorsun, atlatıyorsun bir şekilde. Bir süre arkanı kollaya kollaya ilerliyorsun. Neyse diyorsun sinirli sinirli, ağzında bir kaç argo söz, bitti galiba. Bir iki saat sonra geri dönüyorsun aynı yerde birden yine aynı sahneye başlıyorsun, yine aynı kişi. Aynı taktiği uygulayıp kurtuluyorsun.
Sinir, stres ve bol mide bulantılı bir gece…
Ne olur ne olmaz deyip emniyete gidiyorsun. Adamın adı sanı yok; ne yapsınlar, koca İstanbul’da nasıl bulsunlar sarı çizmeli Mehmet Ağayı? “Senin namusun bizim namusumuz” diyerek sana sahip çıkıp, seni “cesaretlendirmek” düşüyor polis memuruna. Bir kaç kere aynı cümleyi tekrarlıyor; “diyeceksin ki ulan şerefsiz seni polise şikayet ederim”. Sonra hemen 155’i arayacaksın. Onlar gelene kadar sen bay sapığa bir çay ısmarlarsın. Tam kapıdan çıkacaksın polis memuru daha gür, tok ve “baba” bir sesle aynı cümleyi tekrarlıyor “Ulan şerefsiz…”.
Herkes yüzüne bakıyor bön bön, kiminin suratında “bir halt yemiş belli” ifadesi. Tacizi gerekçelendirmenin en çok bilinen ve kolay yolu dişi köpek hikayesidir malum.
***
Sokakta, toplu taşımada vs. bununla kalmıyor taciz olayları tabii. Tacizle de bitmiyor; tecavüz girişimi! Mağdura Allah yardım ederse girişim olarak kalıyor. Allah yardım ederse diyorum çünkü, şehir düzenlemesi, güvenlik öyle bir hale getiriliyor ki kadınlar silah kuşanıp sokağa çıksa anca kurtarırlar kendilerini. İş merkezlerinin vs. olduğu bir yerde devasa bir binayı kız öğrenci yurdu yapacaksın. Akşam altı ya da yediden sonra etrafta kimse kalmayacak. Yurda en yakın durak yirmi dakika uzaklıkta ve durağa giden güzergah da aydınlatmanın olmadığı tekinsiz bir yer olacak. Her gün duyulan sözlü taciz vakalarına karşın bıçağın kemiğe dayanması beklenecek. Bıçak kemiğe nasıl mı dayanır?  Yurtta kalan iki öğrencinin bıçak zoru ile bir arabaya binmeye zorlanması ile. İşte bu noktada yukarıda bahsettiğim Allah’ın yardıma koşması meselesine geliyoruz, şayet arkadan başka bir araba gelmese bu öğrenciler tecavüz girişiminde bulunan adamların elinden kaçma fırsatı bulamayacaklar belki de. Bıçağın kemiğe dayanması için bu yeter mi, yetmez elbette. Aynı gün aynı yerde bir kaç saat ara ile ikinci bir taciz vakası daha yaşanması gerekir. Böylece bıçak hakikaten kemiğe dayanır.
Kadınların çilesi bununla da bitmez: Yetkililerin lakayıt  ve öküzün altında buzağı arayan tavırları. Olayın gerçekleştiği saat sorgulanır, üstelik öğrenciler olayın gerçekleştiği zamanın erken bir saat olduğunu anlatmaya çalışırken. Bu durumlarda en can sıkıcı olan ise muthattabına durumu bir türlü anlatamamak ya da muhattabın karşıdakinin de kendisinin de insan olduğunu unutup, yaşanan olayın vehametini bir kenara bırakıp, kurum kafası ile adeta bir stratejist gibi hareket etmesi.
Anlayacağınız mesele polisin önerisine uyup “ulan şerefsiz seni polise şikayet ederim” diyerek üstesinden gelinebilecek kadar basit değil. Ayrıca meselenin, böyle bir durum gerçekleştiğinde tacize uğrayan kişinin yaşadığı travmayı hiçe sayarak, o saatte orada ne işin vardı vs. gibi sorular sorup tacize bahane üreten zihniyetle de çözülemeyeceği aşikar. E o zaman polisin ütopik tavsiyesini  bir kenara koyup bu “ulan şerefsizler”e hoşt, kışt değil de “ortağım mısın puşt” desek hak etmiyorlar mı yani?
 

7 Yorum

  • aciz
    13 Kasım 2014 - 16:19 | Permalink

    vallahi hak ediyorlar.

  • Gönül
    13 Kasım 2014 - 22:33 | Permalink

    Bence şu uyuyan yöneticileri bir gün tam arabalarına binerken taciz etmek iyi bir fikir. Elinde plastik bi bıçak, elin kolun nerede belli değil..:) adam neye uğradığını anlamadan azıcık hırpalamak… Bak işte taciz bu! demek.

  • zeytin
    14 Kasım 2014 - 18:15 | Permalink

    Bu tür heriflerin arsızlığı kadar minibüste bacaklarını evinin divanında oturur gibi ayıranlara ne denecek diye düşünmeden edemedim.Onlar mı bunların atası yoksa aynı malın kuruşu mu bilmiyorum?En son olayımdan sonra(hem ayırıp oturdu hem de o zaman taksiyle gidecen diye böğürdü.)koca minibüste benden başka kimse azıcık bacaklarını toplayacaksın kardeşim lafını diyememişti.Her kesimden insan olmasına rağmen.

  • adalet
    19 Aralık 2014 - 23:45 | Permalink

    evet dişi köpek olayı dini bir yere gitsen kapalı kendi halinde kadınsın otur evinde ibadetini yap diyecekler yine kadın suçlu iyiki kadınlar var erkekler napardı nasıl temiz kalırlardı sonra

  • Merve
    5 Mayıs 2015 - 18:26 | Permalink

    Bunların erkeğin cinsel güdüleriyle, yok karısının çalışıp ev işlerini aksatmasıyla (!), kadının neresini açıp neresini kapattığıyla HİÇBİR alakası yok. Eğer mesele nefs ve sergilemek olsaydı hepşmiz pastane vitrinlerini kırıp döküp pastane çalışanlarını kandırmaya çalışıyor olurduk.

    Burada mesele kadına “Sen burda istenmiyorsun” demek. “Sokaklar senin yerin değil” demek. Senin benden farklı olman ve öyle görünmen bana dokunuyor, demek. Ben senin sadece varlığına kendime tehdit görüyorum ve bu yüzden seni ezerek egemenliğimi pekiştirmek istiyorum demek. Hala milletin aklında dişi köpek de kışkırtma da bilmemne. Gidin Allah aşkına, her şey cinsellik sanki. Burda “Aklımız şeyimizde” gibi başlığı olan bir yazı vardı, ona da işte “insanın fıtratında cinsellik var” vs yazılmıştı yorum olarak, hadi ordan. Basbayağı otoriteyi yeniden üretmenin adına cinsel güdü diyorsunuz, sonra da fıtrat var. Kadının fıtratı ayartmak erkeğinki ayartmak, her şey bu kadar basit? Sonra da İslamofobinin nasıl oluştuğuna şaşırıyorsunuz. Ne kadar saysam rahatlayamam.

    Ellerinize sağlık Huri hanım, zevkle ve öfkeyle okuduğum, güzel bir yazı.

  • E.GÜL
    18 Nisan 2016 - 15:57 | Permalink

    5 aylık hamileyim. Karnım yeni yeni çıkıyor.Sabah doktora gidiyoruz eşimle ve nihayet cinsiyetini öğreniyoruz. Doktor çıkışı bir birine yakın olan iş yerlerimize doğru sohbet ederek keyifle yol alıyoruz. Her zaman ki büfeden atıştırmalık bir şeyler alıp ayrılıyoruz.Önce eşimin iş yerine uğruyoruz. Ardından beni kapıya kadar yolcu ediyor. Her zaman ki gibi bir süre arkamdan bakıp işinin başına dönüyor. Belki yüzlerce kere geçtiğim yedek parça dükkanlarıyla dolu sokaktan iş yerime doğru yürürken arsızın birinin mide bulandırıcı laflarını duymak zorunda kalıyorum. La havle çekerek hızla uzaklaşıyorum. Yazınızda anlattığınız ruh halinden ne eksik ne fazla…Yok diyorum yok bu işin tesettürlü giyinmekle açık giyinmekle alakası yok! Niyet bozuk olunca Akşam oluyor, iş çıkışı evimin yakınındaki çarşıya uğruyorum. Heyecan, umut ve hayallerle bebeğim için alış veriş yapıyorum. İlk giysilerini, ilk ayakkabısını, emziğini, biberonunu alıyorum… Mağazadan elimde poşetlerle çıkıp, ruhumu saran mutlulukla evime yürürken. “Yavrum seni şeker gibi yalarım!” diyen ve giderek çirkinleşen cümleleri sıralayan bir sesle buz kesiyorum. Sabah ki soysuz yeniden karşımda. Bu defa la havle çekemiyorum, bedenim dilim benden bağımsız hareket ediyor ve elimdeki poşetlerle kafasına gözüne neresine gelirse vurmaya başlayıp galiz küfürler savuruyorum. Pislik karşılık vermiyor. Muhtemelen hışımla dışarıya çıkan esnaftan korkuyor ve bu kez o hızla uzaklaşıyor. Bense etrafa saçılmış kızım giysilerine kırılmış biberonuna bakarken göz yaşları içinde kala kalıyorum. Elim karnımda aklımdan geçen tek şey: DAHA KENDİMİ KORUYAMAZKEN KIZIMI NASIL KORUYACAĞIM?!

    • hatice
      19 Nisan 2016 - 00:17 | Permalink

      Kendinizi koruyamadığınızdan ziyade koruduğunuz anlaşılıyor. moral bozmaya gerek yok. kız çocuklarımızı kaplan gibi yetiştirmemiz lazım. toplumda rahatsız eden tiplerin kaplanlardan çekinmek gibi bir psikolojileri vardır…

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir