Genel

Külkedisi Masalının Gerçek Sonu

Konuk Yazar: Külkedisi Masallar Ülkesinden Bildirdi

bf3f23886fb9c5b62ba6bd244c5a341a

Bir boşanmak istediğim adama bakıyordum bir de nasıl bu hale geldiğimize…

Çünkü ben onu görür görmez kalbimin çarpıntısını kulaklarımda hissetmiştim ve bunun ne demek olduğunu iyi biliyordum: “Kaaaç!”  Ve ben de kaçtım ama sadece bir kilometre kadar öteye, o da geldi, çünkü bu uzaklık yeterli değildi. Zaten asla yeterli olmaz. Sonra sohbet ettik biraz, sonra, sonra ben onu gördüğümde adımlarım hızlanırdı, parma uçlarımda koşardım, gülümsememe asla mani olamazdım. O da beni güldürürdü zaten.

Sonra her peri masalının sonunda olan şey oldu ve biz evlendik. Aynı evde kaldığımız ilk gecenin sabahında, duvarlara baktım, tavana, dolaplara, odaya ve bir de yanımdaki adama, ağlamaya başladım, hepsi yabancıydı,  hepsini yadırgadım ama yine de ona sığındım. Belki de içlerinde en tanıdık o olduğu için.  Soğuk bir mayıs ayıydı ve yatağımız klimalı yatak teknolojisini sadece soğutma olarak anlamış olmalıydı ve ben yine ona sığındım.

Sonra ben hep ona sığındım, yemek yapmayı bilmiyordum, ütü yaparken ayağıma damlayan sıcak suya biraz şaşkınlıktan biraz da acıdan bağırdığımda ona, hatta adet sancısı çekerken bile ona sığındım. Kim yanında sevgi ve merhamet dolu bir adam varken sıcak su torbasına ihtiyaç duyar? Yazmak isteyip de yazamadığımda, iş yerinde yaşadığım sorunlarda, ailemle yaşadığım travmatik olaylarda hep ona sığındım. Hep yanımdaydı. Şimdi ise ondan uzakta olmak istiyorum hem de kilometrelerce ötede.

Aslında kötü biri değil o, bunu biliyorum. Zaten zor olan tarafı da bu, bir arkadaşın aldatıldığı, başka biri dayak yediği için boşanmışken, benim bu isteğim onlarda bile şımarıklık yaptığım düşüncesini uyandırıyordur. Halbuki ben hep Zeyna gibi silahlarımı kuşanmış halde onların yanındaydım… Onun kötü biri olmadığını biliyorum ama neler olduğunu da biliyorum.

Ben kapandım, kendi isteğimle oldu evet ama şimdi fark ediyorum, altında biraz da onu mutlu etme isteği yatıyormuş, ben işi bıraktım, ben çocuk doğurdum, ben tek maaş stresinin ve hiç bitmeyen ev işlerinin altında ezildim, ben masraf olmasın diye sosyal hayatımdan, arkadaşlarımdan vazgeçtim, okuduğum kitaplardan, zaten ayda bir kez gittiğim kuaförümden ve son olarak kendimden vazgeçtim ben. Şimdi bunların hepsinin altında onu mutlu etme isteği yatıyormuş gibi geliyor.

Sadece bunlar da değildi üstelik, o benim gibi yazma isteğiyle lanetlenmiş olarak dünyaya gelmemişti, insanın hayattaki tek arzusu yazmak iken sırf para kazanmak için başka işte çalışmanın insanı nasıl ezdiğini, yok ettiğini bilmiyordu. İş ve yazılar arasında gidip gelirken üstüne bir bebek ve bir de evin sorumluluğunu hiç eklemedi.

O hiç aklına gelen iyi bir fikri bebeği ağlarken kaybetmedi  ve o hiç tüm yazdıklarının bebeğine miras kalacağını bilerek hareket etmedi ve o hiç eşinden hiçbir hayır, yardım, destek artık adı her neyse göremeyeceğini anlayınca, “Allah’ım ne  olur, yazarak para kazanabileyim!” diye ağlayarak dua etmedi.

O hiç bir satır daha yazabilmek için yardım istediği eşinden, “herkes kendi görevini bilmeli.” cevabı almadı.  Halbuki o sırada işten gelip, uyumuş, kalmamış ve saatlerdir bilgisayarda oyun oynuyordu, ne çocukla oyun oynamıştı, ne de yemeğiyle ilgilenmişti, baba olarak bunlar onun da görevi değil miydi? Ve kadın, kan ter içinde kalmış ve bir de beli tutulmuştu, dır dır ediyor olmamak için derdini anlatmak istememişti.

Evlenmeden önce görmüş olmalıyım bugünleri, yoksa bana yazar olmam konusunda destek olacağına dair aldığım sözlerin mantıklı bir açıklaması olamazdı.

Sorsalar ne diyeceğim şimdi, “Hayır, beni hiç dövmedi, hayır beni hiç aldatmadı da.” Onlar da anlatacaklar sonra, tüm yaşadıklarını ve ben evet diyeceğim, boşanmak için yeterli sebep yok ortada.

Külkedisi çok yalnız, mutsuz, gözünün içinin güldüğü günleri unutmuş, sadece evladı için gülüyor ama bir yandan da Külkedisi olduğu günleri bile özlüyor. Çünkü o zaman, en azından, bir başınaydı.

Bu masal boşanmayla biter mi bilinmez ama mutlu bitmediği kesin.

4 Yorum

  • uzak
    7 Ağustos 2016 - 14:30 | Permalink

    Sevgili Kardeşim,

    Seni çok iyi ama çok iyi anlıyorum. Aynı süreçlerden az çok geçtim. Senden tek farkım eşimin anlayışlı olması idi. Evet büyük bir fark ama zaman zaman o da eşin gibi olabiliyordu. Allah’tan o zamanların adedi çok fazla olmadı da, bu süreçten kafayı sıyırmadan çıkabildim. Rabbim gönlünün muradını yani rahatça
    yazabilme zamanlarını sana ihsan etsin. Bunun için de eşini daha güçlü daha anlayışlı kılsın, duasındayım senin için..

    Nasihat etmeyi sevmem ama sadece başımdan geçenlerden öğrendiğim bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. Erkekler çocuk olduktan sonra -en güçlüleri bile- birden değişebiliyorlar. Güçsüzleşiyorlar ve bilgisayar oyunu vs. gibi şeylere kaçmaya, sığınmaya başlıyorlar. Tabii ki kadın haklı olarak yanında bir destekçi beklerken, kaçan, kendisini anlamayan, zayıf ve alakasını asgariye çekmiş biri ile karşılaşıyor ve aslında acaba ben kiminle evlendim sorusunu soruyor. Senin de dediğin gibi aslında “iyi adamlar” onların birçoğu.. Sadece hayatlarında karşılaşmadıkları bir yük ile muhatap oluyorlar ve klasik erkek tavrı kaçma yolunu seçiyorlar. Bunu, onları aklamak ya da haklı göstermek için söylemiyorum, sadece anlamaya çalışma yoluna gittiğimde gördüklerimi aktarıyorum. Burada ne sen, ne de eşin suçlu.. Belki bir hatanız varsa -ki aynılarını biz de yaptık- senin fedakarlıklarını çoğaltıp kendinden vazgeçmen, onun da bu karmaşadan -evet bebekli ev tam bir karmaşa ortamıdır, milletin iddia ettiği gibi neşeli bir sirk değil- belki de kimseye zarar vermemek adına kaçması… Ben kendi çözümümü söyleyeyim, bilmiyorum fayda eder mi.. Bebekten bir süre uzaklaşıp eşlerin birbirine yaklaşması.. Bir süre derken elbette günler, haftalar değil, belki birkaç saat belki yarım gün.. Şöyle bir kahve içmeyeli birlikte ne kadar oldu.. El ele sinemaya gitmeyeli.. Birbirinizle hararetle eski günlerdeki gibi konuşmayalı.. Bunların sebebi elbette o masum sabi değil, ailelerimiz, etraf, toplum.. Hepsi suçlu..
    Bir gün bir arkadaşımız neden demez, “siz kaybolun ortalıktan, bebeği ben hallederim, sakın telefonum da bebek iyi mi diye çalmasın, mahvederim sizi!” ya da o torunu çok sevdiğini iddia eden ve bunun için yalvar yakar olan anneanneler, dedeler.. Neredesiniz? “Bugün bizde bebek günü, siz haydi istediğinizi yapın!” diyecek ebeveynler… Neredeler, merak ediyorum.. Erkek onca maddi yük altında ezilirken maddi durumu iyi birisi diyemez mi, “bir şeye ihtiyacın varsa ben buradayım!”.

    Evet hayat herkese ağır, herkesin yükü birbirinden ağır, amenna! Ama bu girdaptan da topluca çıkıştan başka yol yok. Sen bugün bana el versen, ben de sana… Kısacası diyeceğim odur ki tüm evlilikler bilhassa bebekten sonra büyük bir sınamaya giriyor. Ancak çok güçlü çiftler bazen de çok şanslı olanlar bu sarsıntıdan sağ salim çıkıyor. Diğerleri toplumun, çevrenin, ailenin duyarsızlığının da etkisi altında yıkılmasa bile yıpranıp gidiyor.

    İnsanın insana yük olduğu bir dünyada, iddiam şu: Evlenen, çocuk dünyaya getiren bu modern insanlar, bence mübarek insanlardır ve bu mübarekler herkesten az çok yardım beklemektedir. Yargılanma değil, anlaşılma ve biraz destek.. Çünkü onların hayatı bebekten önce %100 farklıdır ve bebekten sonra en azından %30-40 oranında eski hayatından esintilere fena halde özlem duymaktadırlar. Bu ne bencillik ne de lüks bir arzudur.. Ah biz neler çektik, kaç çocuk büyüttük demeyi bırakın bir kenara artık! Kadının kendini ifade etme çabasını lüks addetmekten de vazgeçin! Çünkü eski dünyada evlilik öncesi ile evlilik sonrasında erkeğin de kadının da hayatı fazla değişmiyordu ve bu travmatik durumları yaşamıyorlardı. Şimdi artık milattan önce, sonra gibi evlilik öncesi-sonrası, hele hele de en çok bebek öncesi-bebek sonrası sendromları var. Ve bunlar oldukça anlaşılır şeyler.. Tek isteğimiz biraz anlaşılmak ve yardım görmek..

    Şimdiki evlilikleri yargılayıp boşanmalar neden arttı, neden az çocuk dünyaya getiriyor gençler diyeceğinize lütfen bunları okuyup biraz anlamaya çalışın ki.. Yukarıdaki yazıyı yazan kardeşime ve eşine bir nebze faideniz olsun.. Hassaten bana düşen ne varsa yapmaya hazırım!

    Selamlar kardeşim..

  • jane doe
    12 Ağustos 2016 - 18:02 | Permalink

    hem yazı hem de ilk yorum sahibi gibi benim hikayem de. hazır olunmayan bir bebek, travmalarla dolu hamilelik, koca şehirde yalnız olmak ve onunla gelen ‘evde oturan kadın’ psikolojisi.
    evet, maalesef bebek bizim jenerasyonda bir travma yaratıyor. en sağlam evlilik bile şöyle bir sallanıyor.
    bebeğim bir yaşında, hala eşimle sinemaya gitmedim. tek başıma arkadaşlarımla buluşamadım. benim ailem şehir dışında, eşiminki ise bize uzak ve bakma konusunda istekli davranmadıkları için bebeğimle yapışık yaşıyorum.
    aylardır öfke nöbetleri, ağlama krizleri, içe kapanma evreleri arasında gidip durdum. üstelik hala bir çıkış yolu bulduğumu söyleyemem. dişimi sıkıp bebeğimi iki yaşına gelene kadar kendim bakmayı istiyorum. tabii bu sırada sinirleri alt üst bir anneyle mi yoksa her gün onunla geçirdiği iki saatten mutlu olan anne mi daha evladır sorusunu kurcalamaya devam ederek…
    evet erkekler sarsılıyor, uzaklaşıyor, anlamaya çalışsa bile yetemiyor. en nihayetinde onlar yine işe gidiyor, evdeki kaostan bir parça uzaklaşabiliyorlar. hayatları bizler kadar altüst olmadığı için de anlamak ve destek olmak konusunda ellerinden pek bir şey gelmiyor.
    ‘bebeğini bakıcıya bırakıp koşa koşa iş hayatına dönen cani anne’ olmakla olmamak arasında sıkışıp kalan kadın bir kocasına bakıyor evlendiğim adamı hangi aşamada yitirdim diye, bir de bebeğine bakıyor tüm bunlara değecek mi diye…
    ilgisiz arkadaşlar, sosyal hayata teşvik etmeyen nineler ve dedeler, toplum, düzen… bütün bunlar bir yana sosyal medyayı aktif kullanan mütedeyyin ve kültürlü anneler de bebeğim ne kadar pomçik, kocamla deliler gibi mutluyuz, anne oldum ama hala seksiyim mesajı vermek için ölüp bitmeseler.. hepimiz hergün yüzyüze geldiğimiz sıkıntıları az çok paylaşabilsek…
    en yakın arkadaşlarım bile bebekten sonra değişen hayatları için mızmızlanıyorlar;
    toplumun annelik beklentisi, yardımcı olmayan aileler, elini taşın altına sokmayan kocalardan konuşan yok.
    kimse konuşmadığı için de biz, ufak ufak deliriyoruz.

  • anne
    23 Ağustos 2016 - 16:54 | Permalink

    bebeğin kaç yaşında bilmiyorum ama bir dönem o ilgisiz koca baba durumunu hepimiz yaşadık,iyi adam diyorsun ya o iyi adamlar çocuk yürümeye konuşmaya başlayınca seninde desteğinle baba olmayı öğreniyor.Kadın gibi bebek rahme düşünce anne olma hissi ne yazık ki babalarda olmuyor olmayacak.Ama öğrenecek öğreteceksin emin ol bir gün gelecek bu günleri hatarlamayacaksın bile,yeterki iste

  • Rumeysa
    20 Eylül 2016 - 16:27 | Permalink

    Sabret demek istiyorum. Belki de doğum sonrası depresyonu geçiriyorsunuz. Eğer başka bir gerekçe yoksa şunu bilin babalar baba olmayı 3. çocuktan sonra öğreniyormuş. Bebeğiniz iki yaşına geldiğinde farklı olacak herşey 3 yaşında daha farklı. Çok kolay olacak demiyorum ama kendinize ayıracağınız vakitler olacak. Yakınınızda bir akraba varsa yardım alın bu sizin en doğal hakkınız. Bir iki saatle ya da bir günle kimse birşey kaybetmez. Allah kolaylık versin bu pek çok kişinin başına gelen birşey.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir