Genel

Kadınların Kılıcı 2

Konuk Yazar: Haşime Elif Kılıçaslan

k1

İmajla yaşayan bir çağ. Vahşi zaafların ardına saklanmamızı öğütlüyor reklam panoları. İnsan gibi gözükmekten korkuyoruz. Yaraları sakla, kusurları ört ve selfie çek.

Özgecan’dan sonra yaralarımızı, inşa edilmiş hasarlı bir zihni konuşmaya başladık. Bu zihinle hesaplaşmadan hiç bir ceza sızımızı eksiltmeyecek.

Yazımı yazdıktan sonra benim için en zor olan tecavüzü yaşayan arkadaşıma yazıyı göstermek oldu. İçimde fırtınalar kopuyor. Onu üzmekten korkuyorum. O nedenle yazıda tecavüzden üstünkörü bahsettim. Yazıyı okudu ve sevindi. Keşke daha net anlatsaydın dedi. Şaşırdım… Bu kadarını ben de beklemiyordum. Çığlığımı gördün ve görünür yaptın, o karanlık dehliz de kalmadı dedi.

O nedenle Reçel Blog’un yaptığını asla küçümsemiyorum. Kadını görünmez kılmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Sadece kullanışlı alanlarda vitrin olabilirsiniz. Onun dışına çıkan her sesi hafifleştirecek kelimeleri var. Yaralarımızdan korkmuyoruz, bayım!

Daha küçücük çocukken evine su içmeye giderken tecavüze uğramış bir kadın söylüyor bunu.

O kadar çok kötü yer var ki, hangisinden başlayacağımı bilmiyorum.

Tecavüzü yaşarken çocuk olduğundan ne yaşadığından haberi yok. Genç kızlığa adım atarken aslında ne yaşadığı anlamış. İkinci defa kahroluş. Kimseye ama hiç kimseye söyleyememek. O hıçkıra hıçkıra ağlarken sadece dinliyorum. Hiç yorum yapmadım. Acısına saygısızlık etmekten o kadar çok korktum ki. O anlarda bir sürü şeyden bahsediyor. Durdu, gözlerimin içine baktı ve “Biliyor musun, bunu kocam duysa beni boşar. Bu konuyu sürekli yüzüme vurur ve yargılar biliyorum” dedi. Anladım ki kocasına her baktığında bir yerleri kanıyor. Devam ediyor. Sonra yıllar sonra pazarda bana tecavüz eden adamla gözgöze geldik dedi. Pis pis sırıtıp, gözlerini kaçırmış.

İçimden kim bilir kaç çocuk var diyorum.

Yargılarınız bayım, çok insansız! Kelimeleriniz cenabet! Bir vahşeti konuşurken bile insanların acılarını işportaya düşürmeniz, politik hesaplarınız, dünyanın her yerinde diye başlayan ıssız, insansız cümleleriniz… Kadın dırdırına dair espirileriniz, “susmayanı var mı?” gibi birbirinizi dürtüşleriniz. Siyasetten bahsederken “ayartıcı kadın gibi” birbirinden çirkin örnekleriniz.

Susmanı öğütlüyorlar, biliyorum. Terbiyeli oturmanı. Sus dediğinde susmanı. Halbuki kapısının önünde o merdiven boşluğunda evin kapısına bir adım varken tecavüzcünün emri de “sus”tu. “Her gün susmasaydım”ı düşünmüş bir kadın. Keşke bir adım daha atıp, kapıyı yumruklayabilseydim. Keşke bu kadar korkmasaydım. “Daha çocuktun” diyorum, çocuk.

Bakan çıkıp “çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin” demişti. Bir çocuk sabah okula giderken yanına yaklaşan taksideki adam onu zorla arabaya bindirmeye çalışır. Çocuk çığlık atar. O kadar güçlü bağırır ki insanlar etrafına toplanır. Adam arabasıyla hızla uzaklaşır. Plakası alınmıştır. Ne mi oldu? Aile suç duyurusunda bulundu. İnsanlar şahit oldu. Savcı ifadesini alıp serbest bıraktı. Ortada suç yokmuş.

Hangisinden başlamalı? Yol uzun… Hastalıklı bir zihin var. Yaptığı tüm vahşeti kolayca kadının üstüne atıp, sorumlu tutabilen bir zihin. Her gün bir şekilde karşımıza dikilen ahlak yargıçları. Kadınlar şunları yapmalı, şu fıtrattan, bu ifritten diyen üst, eril bir akıl. Her gün bir şeyler dayatıyor. Sanki çöplüğüz biz. Her gün gelip üstümüze bir şeyler boşaltıp gidiyorlar.

Artık çocuk değiliz. Bazılarımız çok çabuk, bazılarımız ağır aksak ama büyüdük. Hepimizin üzerinde ağır bir sorumluluk var. Bunları konuşmak hatta ifşa etmekle başlıyoruz. Unutmamakla devam etmeliyiz. Sorunların üzerini örtmelerine izin vermeyerek. Her gün saçmalıklarını yüzlerine vurarak. Her gün adalet talebimizle karşılarında bulmalılar bizi. Ellerindeki büyüteci kırıp suratlarına atmalıyız.

Didem Madak bir röportajında şöyle diyor; “Bir zenci kadın şair şöyle demiş: Erkekler özgür iradeyi efendi efendi tartıştılar, bizse çığlıklar atarak tartıştık onu.”

Hep kendimizi tarif ettik. Delilik saydılar. Üzerlerine yapışır diye korkanlar var. İçimizi türlü kötülüğün adresi görüp, çıkmaz sokak sakın girme diye uyaranlar var. Olsun! En masum düşlerimizi, kelimelerimizi alıp sokağa çıkıyoruz. Görünür oluyoruz… Var mısınız?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir