Genel

Hayattaki Tek Amacım: “Neden Ağlıyor?”

Konuk Yazar: Nagehan
Annelik Manifesto
Anne; muhteşem öngörü sahibi, her şeye gücü yetebilen, her türlü fiziksel koşulla başa çıkabilen, çocuk yetiştirmek konusunda uzman, yemek pişirmek konusunda üst düzeyde yetenekli, ailesi için her şeyden vazgeçebilen, her zaman onlara öncelik veren insanüstü varlık.
Yıllardır bu düşünceyi pekiştiren onlarca şey dinledim, gördüm, okudum. Zannediyordum ki anne olduğum gün ben de büyük bir dönüşüm geçireceğim, artık “sıradan” bir kadın olmayacağım, içgüdüsel olarak tüm bu yetiler anında varlığımda yer edinecek. “Kucağına aldığın ilk an her şeyi unutacaksın, ikinci çocuğunu hayal edeceksin, ayağı taşa değse senin için acıyacak, annelik duygusunu o ilk tattığın an masmavi bulutların üstünde pamuk şekerler eşliğinde…”
Hikaye pek de böyle değilmiş. Söylenenin aksine, hastaneden eve geldiğimiz ilk akşam eşime sarılıp dakikalarca ağladım. Tamam, avuç içi kadar bir bebek, kavun gibi kafası tutmasan pıt diye düşecek ve bunun karşısında elbette derin bir şefkat duyuyorsun ama varlığım varlığıyla bütünleşmedi, Allah var. Benim nasıl bakacağımı bilmediğim, kendisi de nasıl yaşayabileceğini bilmeyen bir bebekle geçirdiğim 24 saatin sonunda doğru düzgün uyumamış, yemek yememiş ve dahi tuvalete gidememiştim. Daha da korkutucu olanı, bu daha sadece ilk gündü.
O sırada hayattaki tek amacım, neden ağladığını en kısa sürede doğru tahmin edebilmek ve gereksinimi en uygun şekilde vererek bebeği rahatlatmaktı. Hayattaki tek amacım. İnanamıyorum.
Yıllar süren ve sürmeye devam eden eğitim hayatım, yıllardır istikrarla devam ettirdiğim mutlu bir ilişkim, düzenli bir aile hayatım, arkadaşlarım, gezmeceler, eğlenceler, gelecek planlarım; hepsi anında sıfırlanmış ve yerini tek bir soruya bırakmıştı; “neden ağlıyor?”
Taşınabilir süt makinesi olarak geçirdiğim o 20 günün ardından, kendisi de otomatik bez değiştirme makinesi olan eşim beklenmedik bir teklifte bulundu; dışarı çıkmak. “Eskiden yaptığımız gibi” pijamadan farklı bir şey giymek, (ön koltukta oturup) arabaya binmek, açık havada bulunmak, kalabalık bir mekanda vakit geçirmek… Sanırım bizim için her şeyin dönüm noktası o oldu. Süt, alt değiştirme, kusma, üst değiştirme, süt, alt değiştirme döngüsü sebebiyle evden çıkmamızın 3 saati bulduğu o gün, yaşadığımız zorluğa rağmen aslında birkaç modifikasyonla hayatımıza devam edebileceğimiz fikri yeşerdi. O günden sonra anneliğe olan inancımı yeniden düzenlemeye başladım.
İlk iş, anneliği insani bir düzeye indirmek. Yeterli sütün olmamasını “tam anlamıyla anne olamamak” değil de, yeterli sıvı tüketmemek ve yorgunlukla açıklayacak kadar mantıklı ve insani.
Evet, herkes kadar ben de neden ağladığını bilmiyorum ve ben de aynı ihtimalleri gözden geçirip deneyerek sonuca ulaşıyorum. Üşüyüp üşümediğini içgüdülerimle değil termometre ile oda sıcaklığına bakıp anlıyorum. Acıktığını ağlamasıyla, doyduğunu ağlamamasıyla ölçüyorum. Yani ben de, etrafındaki herkes gibi problem çözme, yürütme fonksiyonlarımı kullanarak sonuca ulaşıyorum. Anneliğin getirdiği olağanüstü yetilerle değil. Dolayısıyla başarısız olduğumda da sebebi, ilahi bir eksiklik, bir yetememe durumu değil; sadece tecrübesizlik. Tüm özcü arkadaşlara…

3 Yorum

  • Pınar
    8 Aralık 2014 - 00:04 | Permalink

    Harika bir yazı, muhteşem.

  • Sanem
    8 Aralık 2014 - 12:40 | Permalink

    Yazının üstünden iki ay geçmiş. Yani biraz daha rahatlamışsınızdır şimdi. Ben de o yollardan geçtim, derdinizi çok çok iyi anlıyorum. Bizler kedi olmadığımız, insan olduğumuz gibi, her şeyi, anneliği de dahil, içgüdüsel olarak değil öğrenerek yapıyoruz ve yaşıyoruz. Bunu hep hatırlayın. Şimdi bir rampa çıkıyorsunuz, birkaç ay sonra rampanın tepesinde durup, vitesi boşa alabileceksiniz. Her şey biraz dha kolay ve zevkli olacak. Sevgiler…

  • Merve
    6 Mayıs 2015 - 00:28 | Permalink

    Artık genç kızlara o bahsettiğiniz yalanları anlatan kadınların devri bitti. Ben de kimseden utanmadan, kendi günlüğüne ablam için gizlice “Görür görmez seveceksin dediler, kukla gibi bir şeydi, nasıl büyüteceğim bilemedim” diye yazabilen annem sayesinde uyandım bu duruma. “Herkesin yaşaması gereken bir durum benceeee”nin de mantıksızlığına inanıyorum. Gerçek (!) kadın ve anne olmak değil, istediği şeyi yapıp onun mutluluğunu yaşayan kadın vardır. Korkmadan ve dürüstçe yazdığınız yazınız için teşekkürler, yavrunuzla olan yolculuğunuzda şans, sabır ve bol gülücükler dilerim.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir