Genel

Hastanenin Cinsiyeti

Konuk Yazar: Fasülye

İnsan ya bu, bazen birden kendini acilde filan buluveriyor. Ben de 31 haftalık görece sorunsuz geçmiş gebeliğimde İstanbul yakınlarındaki bir büyük kent olan memleketimden eve, İstanbul’a dönmek üzereydim acillik olduğumda. Yola çıkmak üzereyken kocaman bir üniversite hastanesinin acilinde, acaba bu bebe erken erken doğmaya mı kalkıştı, bir küçük fasülyeyi rahmimde tutamıyor muyum ben yahu falan diye düşünürken, “sizi doğumhaneye yatırıyoruz” deyiverdiler. Allah için, araştırma hastanesi, herkes işini çok iyi yapıyor, tıbben emin ellerde olduğunuzu hissediyorsunuz, güven duyuyorsunuz. Amma velakin bir sorun var. Hastanenin cinsiyeti!

Kadın doğum kliniği de olsa, doğumhane de, o cinsiyet erkek olarak kodlanıvermiş tüm prosedürlerin en ince yerlerine. Nasıl mı? Doğumhane denilen, bir düz dört duvar. Bir yatak, bir tuvalet. Kimi oda hatta tek kişilik,
bulunmaz bir lüks. Gelin görün ki tek başınasınız. Acil durumda doğumhaneye alınmış komplikasyonlu bir gebelik bir tarafa, her şey yolunda iken miadında doğurmaya gelseniz de tek başınasınız. Kadınların etrafınızı sardığı, doğuma yardımcı olduğu, o kadim insanlık eylemini adeta kutsadığı günlerden geriye bir başına bir odada, göbeğinize bağlı lastiğin altında iki adet sancı ölçerle, yatmaktasınız. Dışarıda sizi bekleyenler ise, içerde doğuruyor musunuz, sizi acil sezaryene mi aldılar, bildiğiniz bi haberler her şeyden. Ve kimse size “Neye kime ihtiyacın var?” diye sormuyor. Al sana iktidar.
Maceram sadece doğumhanede sonlansa, kliniği ve daha fazlasını görmesem, belki de cinse dair sonuçlar çıkarmadan önce az daha beklerdim. (Rutin normal doğum prosedürlerinin aşırı cinsiyetçilikle hemhal olmuş uygulamalarını ayrı bir yazı konusu olarak kenara bırakıyorum).

Sabahı zar zor edip kasılmaları ve kanamayı durdurduktan sonra beni ve bizim anne karnındaki bebeyi kliniğe almaya ve orada takip etmeye karar verdiler. Heh dedik sevindik zira refakatçi kalabilecek yanımda yaşasın falan derken, bir de ne görelim, kadın doğum kliniğinde erkek refakatçi yasağı var. Yani bebesini doğurduğunuz, bakımına aktif katılsın diye bin dereden su getirdiğiniz adam çocuğunu anca ziyaret saatlerinde görebilecek! Caanım hemşirelerden biri “Çok haklısınız, biz adamları katmaya çalıştıkça devletimiz izin
vermiyor, her yerdeki kadın doğum klinikleri böyle ne yazık ki” dedi. Ben ve eşim pencereden birbirimize el salladık. Arada annemin refakatçi kartı ile kaçak göçek takıldık.

O esnada sabah oldu. Ben kasılmaları durdursun diye verilen magnezyumdan sarhoş, karnımdaki bebe ayrı sarhoş, biraz ayılır gibi olmuşuz, anneciğimle dondurma yalanıyorduk ki, odaya harala gürele dalan hocalar ve asistanları güruhu ile karşılaştık. Gork tavuk ve civcivlerini bilirsiniz değil mi, gork tavuk doçent hoca, nazik mi nazik janti bir bey, üstünde önlük bile yok, gözlüklerini elindeki dosyayı incelemek için indirmiş gözlerine, arkasında bir dolu asistan civciv, nereye gitse peşindeler ve her zaman olduğu gibi hasta öyküsünü bile ayakta yarım yamalak
dinliyor, değil siz soru sorasınız. Velhasılı bu janti bey odaya sesinde çılgın bir şaşkınlık “İki abort mu? Hiç yaşayan çocuğu yok yani?” diye bağırarak girdi. Bildiğiniz bağırarak. Üstelik
aldığı gebe öyküsünü de yanlış anladığı için kürtajların isteğe bağlı olduğunu kaçırarak ve bilmeyen bir insan için o anki tıbbi durumla bağ kurmasına neden olacak şekilde! Mesela canım annem için!

Yetmedi bana döndü ve “Demek hiç yaşayan çocuğunuz yok” dedi aynı janti şaşkınlıkla.
Dondurmamı yalayıp “yok” dedim. “İki abort yani?” dedi benden doğrulama almak için üstüne basa basa. Annemle hala dondurma yiyoruz ve annemin elbette kürtajlarımdan haberi yok. Dondurmamdan bir ısırık alıp “İSTEĞE BAĞLI iki adet geçmiş kürtaj var, evet” dedim. “Yalnız,” diye ekledim, “Bu mahrem konuyu keşke benle yalnız konuşsaydınız. Tanıştırayım, annem. Kendisinin kürtajlarımdan haberi yoktu. Sizden öğrendi şu anda” dedim ve dondurmamdan bir ısırık daha aldım. Bir sessizlik oldu, çok kısa. Arkadaki civcivlerin şok içinde bana baktıklarını gördüm. Karizmatik hoca ise anlık şaşkınlığını ve bozgununu bir iki teknik soru ile geçiştirerek geldiği gibi uçarak terk etti odayı. Geriye benden bu tür konularda asla hesap sormayacak kadar saygılı, ama kızı ve doğmamış torunu için zaten endişeden kıvranan annemin gerçek hüznü kaldı. Ellerimizde dondurma çubuğu ile beraber.

Dünyada sadece kadınların yapabildiği bir eylem için sizi uhdesine alan hastane, “Desteğe ihtiyacın var mı?” sorusunu sormadan sizi doğumhanede yapayalnız bırakma hakkını kendinde bulur. Bunu atlattık dersiniz, sevgilinizin en olması gereken yerde, çocuğunun yanında yahu, olabilmesi için saate riayet etmesi istenir, bunun muhtemel sebeplerinden biri de kadın doğum kliniğindeki kadının mahremiyetini korumaktır; tam mahremiyete en çok ihtiyacınız olan yerde, hasta öykünüzde, kime söyleyip söylememeyi seçeceğiniz detaylar bir son dakika havadisi olarak herkesin ortasında ortaya dökülüverir. Şimdi bana kim anlatabilir burada bir yanlışlık olmadığını?

2 Yorum

  • esma
    7 Ağustos 2017 - 17:54 | Permalink

    O zaman tam da yeri gelmişken başımdan geçen ‘bir gork tavuk ve civcivleri’ hikayesini de ben anlatayım. Üniversiteye giderken rahatsızlanıp doktora gittim ve doktorum 15 gün hastanede serum tedavisi almam gerektiğini söyledi. Yattım hastaneye. Ertesi gün pat diye odaya dalan doktorum – buradaki gork tavuk o oluyor- ve peşinde 10 üniversite tıp öğrencisi vardı. Ben yattığım yerden toparlanmaya çalışırken o bir çırpıda tüm hastalık geçmişimi öğrencilerine sayıyordu. Hatta arada durup öğrencilere sorular soruyordu. Benim mahrem bilgilerimi sanki ben orda yokmuşumcasına paylaşıyordu insanlarla.İlk şok anından sonra gözümü doktorumdan alıp öğrencilere bakabildim. O an öğrencilerin içinden ikisinin aslında yakın arkadaşım olan , sık sık görüştüğüm, beraber birşeyler yaptığım insanlar olduğunu farkettim. O anı şimdi hatırlarken bile kafamda bir yerler uyuşuyor. O hastaneden fiziksel olarak iyileşmiş ama ruhsal olarak yıpranmış olarak çıktım. Ayrıntılara boğup uzatmak istemiyorum.Velhasıl kelam hastane personelimize ve doktorlarımıza mahremiyet eğitimini ve bunun ne denli önemli olduğunu -bilmiyorum nasıl,ama bir şekilde- anlatmalıyız.

  • Ebru
    17 Ağustos 2017 - 09:47 | Permalink

    Elleri Tılsımlı-Modern Türkiye’de Ebelik / Gökçen Beyinli bu konuda okunası bir kitaptır. Doğumun nasıl erkek egemen bir hale geldiğini Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayıp Cumhuriyet inşasıyla birlikte neler olduğunu sözlü görüşmelerle de destekleyerek anlatıyor.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir