Genel

Ensar Vakfı Meselesi ve “Biz” Olmak

Yazar: rumeysa ç.

 

yazı_ensar Görsel: Mogwai

 

 

Öncelikle yazıda, yanlış anlaşılmasın, son dönemde gündemimize yerleşen bu meseleye dair derin(!) bilgilerimi kamuoyuyla paylaşmak gibi bir derdim yok. Ben de, doğal olarak, herkes ne kadar şey biliyorsa o kadarını biliyorum, hatta belki de gittikçe artan bıkkınlık hissimden ötürü daha azını. Bir de zaten meseleye olan bakışımı birebir anlatan iki yazı da halihazırda yazıldı. Merak edenler için: Reçel’den Z.’nin yazısı ve Mehmet Efe’nin yazısı.

Ama benim hala için soğumadı. Benim derdim şu: Bir mesele gündeme geldiğinde sadece içeriğe nasıl odaklanırız? Siyasal angajmanlarımızı bir yana bırakıp mağdurların yanında nasıl saf tutarız? Ve kim bu “biz”?

Olay bir haber olarak “piyasaya sürüldükten” sonra bir grup insan, Z.’nin de yazısında yazdığı gibi durup ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Bir grupsa “kafalama” habere daldı ve başladı klavye başında fırtınalar estirmeye. Sosyal medyadaki TT’leri, bol paylaşılan yazıları geçiyorum zaten, ama ekşi sözlükteki yorumlar ve maruz kaldığımız bir çok şey beni ve sanırım benim gibileri (artık biz diyemiyorum sanırım) daha da iç seslerimize hapsetti.

Mesela yine bu vesileyle baktım, Ekşi Sözlük’te Ensar Vakfı başlığı altında bir postta şu var: “Bkz. Radikal İslamcıların sapık olması”. Ya da bir post daha: “Vakfın kurucusu zaten 1981’de fiili livatadan yargılanmış. yani baştan mayası bozuk. ne kadar oğlancı-sapık varsa buraya doldurmalarında bir kasıt var. bunlar bu vakfı zaten çocuk istismarı için kurmuş anlaşılan.”

Bir yandan da bunun karşısında “Ensar onurumuzdur”, “Yedirmeyiz” diyenler… Bir vakıf bir insanın nasıl onuru olur yahu? Ne zamandır futbol maçına gitmiş insanlar gibi tezahüratlarla, laf atmalarla, karşılıklı laf sokmalarla siyaset yapıyoruz? Yine, kim bu biz?

Bu ne zamandan beri sorusu beni Kabataş olaylarına götürdü birden. Vakt-i zamanında, başörtülü bir kadının başına gelmesi muhtemel bir olay üzerinden tetikteydik (bize ilk gelen detaylarla sonuçta varılan hikayenin alakası yoktu yine). Ama “biz” daha olayın gerçekliğine dair farklı bilgiler içerisinde boğuşurken kadının ne fantezi dünyası kalmıştı, ne yalancılığı. Zaten AKP’den birilerinin kadını savunması yalancılığı için yeterli bir kanıttı. Son geldiğimiz noktada haberin yalan olması ve gezi karşısında kullanılmış olması net bir bilgi olarak elimizde. Ama benim için o süreçte de haberin kendisinin doğruluğundansa, arkadaşlarımın olaya yaklaşımı ve kadını hiç gözlerini kırpmadan bir kalemde silmiş olmaları etkilemişti. Böylesi bir senaryonun insanlar tarafından kabul edilmesinin tek nedeninin geziyi karalamak olmadığını, halihazırda Gezi’ye giden başörtülü kadınların “tebrik edildiğini”, sokaklarda bazı Müslümanların sözlü tacize maruz kalabildiklerini, kıssadan hisse çıkarıp bu meseleyi ele almamız gerektiğini düşünmek çok zaman almadı çok şükür o zaman. Bu sayede “biz” o süreci daha iyi yönetebilmiş, Gezi içerisinde özelde başörtülü kadınların maruz kaldığı farklı şekillerdeki tacizleri deşifre edebilmiş, tartışmayı sorunu çözmeye odaklayabilmiştik [1]. En azından belirli bir grup insan arasında.

Ama şimdi kendimi daha büyük bir çukurun içine çekilmiş hissediyorum. Bir vakfın, adı ne olursa olsun ve hangi gruba ait olursa olsun, adının etrafında çocuk istismarına dair bir mesele geçiyorsa buna dair meseleyi takip ve çözümde ortak olma sorumluluğu vardır. Nokta. Ortada bir örtbas varsa süreç içerisinde bu suçun içerisinde bulunan insanların suçlarını kabul edip vakfın ilgili yapılarından ayrılmaları ve yine bu ilgili yapılarda radikal düzenlemeler gerekir. Nokta. İktidar mekanizmalarındaki bağlantıları ya da “arkaları” hangi hükümet döneminde olursa olsun insanların işlediği suçların görmezden gelinmesi için bir neden olamaz. Nokta. Bu örnekten de gördüğümüz üzere özellikle küçük yaşta çocuklar için farklı gruplar tarafından açılan evler büyük tehlikeler barındırıyor ve Müslüman camia muhtemel taciz ve istismar vak’alarından arınmış değil, o yüzden böyle evlere dair düzenlemelerin konuşulması ya da bu evlerin tespiti ve kapatılması için öncelikle Bakanlığın sonra da bütün sivil toplum kuruluşlarının çalışması gerekiyor. Bu da başka bir nokta.

Ama tüm bu düzenlemeler vakıf AKP’ye yakın için yapılması zorunlu düzenlemeler değil. Ya da Bilal Erdoğan vakfı çok seviyor diye vakfa yakın kişilerin kurduğu bir evde istismar olmadı. Ya da Aile Bakanı’nın bir sonraki açıklamasında bile toparlayamadığı gibi açıklamalarla vakıf bünyesinde çalışan binlerce insanın sapık ya da istismara meyilli olması gibi bir denklem kurulamaz.

Buradan da gelelim “biz” sorunsalına… Facebook’ta meseleyle ilgili yaptığım tüm tartışmalarda cevap yazan herkes birden, benim karşımda bir yerde bir “biz” sahiplendiler. Senelerce birlikte benzer şeyler söylediğimiz insanlar, meseleyi anlamaya çalışırken her “Bir durun, herkesi dinleyelim, öyle karar verelim” serzenişimde birden karşı tarafa geçtiler, “biz”li cümleler kurdular. Kısacası AKP’ye küfretme sayım yeterli olmayınca yeteri kadar “biz” olamadım. Kendimi birden oraya hiç ait hissetmediğim bir “biz”in içine itilmiş buldum, ama oraya da kısa sürede yaranamaz oldum. O yüzden tüm o “biz”lerden özür diliyorum. Ama insanların mağdur olmasının, istismara uğramasının, öldürülmesinin karşısında herkesle “biz” olurum ama Müslümanların tamamına pedofili diyen, Radikal İslamcı’ların sapık olması bkz.’larını sahiplenen insanlarla “biz” olamıyorum. Yine bir mağduriyet yaratmış (!) gibi olmayayım tabii (Allah’ım iç seslerimle yaşadığım korku dolu muhabbetlerden ben sıkıldım) ama kusura bakmayın, Allah’a ve peygambere iman ediyorum diye tüm dünya sapıklarıyla bir olduğumu düşünüyorsanız siz de benimle “biz” olmayın bir zahmet. İyi ki reçel var da en azından bir 5-10 kişiyle “biz” oluyoruz bu sayede… Azıcık olsun içimiz soğuyor…

 

4 Yorum

  • Elif
    27 Mart 2016 - 12:11 | Permalink

    Aslında bu biz olma meselesi tehlikeli olan. Neden bir kimlik seçmek zorunda bırakılıyoruz çoğu zaman? Biz olmadan taraftarlık yapmadan sadece hakkı arasak ya. Neden herkese kendimi açıklamak zorundayım sırf başörtülüyüm diye? Belki çok sığ ama basit bir çözümüm var, herkes çocuklarına inanmalı ve vakıftır cemaattir diye evlere göndermemeli, çocuklarını şeref, haysiyet, adalet ve iyilik duygularıyla büyütmeli. Ortalık pislik kaynıyor.

    • rumeysa |REÇEL
      27 Mart 2016 - 23:27 | Permalink

      Kimlik seçmektense birilerine kendini tekrar tekrar acıklamak zorunda kalmamak, karsılıklı guven sahibi olmak uzerinden kuruyorum ben sanırım “biz” meselesini. Ama bu ara pek oyle bir grup insan yok gibi.
      Sonda soylediginize de katılıyorum.. cocukları guvenle gonderilecek tek yer olduguna inanmıyorum ben de…

  • ayşe
    27 Mart 2016 - 17:13 | Permalink

    ensar vakfı’nda olup biteni politik pozisyonlar üzerinden tartışma/bunu eleştirme/akpkarşıtlığı üzerinden konuşma/bunu eleştirme’nin dışına çıkamayacak mıyız?
    türkiye’de meslek liselerinin çocuk eğitimi bölümlerine erkek öğrenci alınmıyor, bunun sebebi sadece cinsiyetçi iş bölümü değil, çocukların erkeklere emanet edilemeyeceği bilgisi. bu, patriyarka kaldıkça sürecek bir durum. çünkü çocuk istismarı ve genel olarak bütün cinsel şiddet türleri erkeklerin işlediği suçlar. ensar vakfı vb ortamlarda çocukların kaldığı yurtlarda, evlerde, her neyse, erkekler görev alıyor. ve bu mekânlar yasal prosedürle kurulmadığı, böyle kurulmalarına göz yumulduğu için de denetlenmiyor ve normalde erkeklerin yapmasına yasal izin olmayan bir işi buralarda erkekler yapıyor. çocuk istismarı tabii ki radikal islamcılara özgü falan değil ama türkiye’de bu yapıyı kuran islamcılar. aileler dinin adının geçtiği her yere güven duyarak çocuklarını buralara emanet ediyor. ama dindarlık bir erkeği güvenilir kılmıyor. o yüzden bu evlerin yurtların kapatılması gerekir.

  • VEFA
    21 Nisan 2016 - 17:28 | Permalink

    Güzel site

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir