Genel

Doğmamış Çocuğundan Mahrum Bırakılmak

Konuk Yazar: Ülkü Tatar

 çamaşır

Üç sene önce taşındığımız mahallede gördüm. Anneler misafir olarak gittiği yerlerde kendisine uygun bir gelin ve oğluna uygun bir eş arardı. Özellikle bunun için toplandıkları bile olurdu. Bu uygun gelin adayının elinden her iş gelir olması, saygılı ve efendi, üstelik de belirli bir ailenin namuslu kızı olması onun en belirgin özellikleri arasındaydı. Uygun bulunan eş için erkeğin üzerine düşen de onaylamaktı. Bu zamanda böyle bir kız bulduğu için kendini şanslı bile hissetmeliydi.

Gelin adayının okumamış (!) olmasına özen gösterilirdi. Çünkü bir genç kızın okumuş olması demek dinimiz açısından (!) fazlasıyla günahkar olduğuna işaretti. Hem de bir aile kurmak ve onu idare etmek konusunda yeterli olmadığını da göstermekteydi. Böyle kötü vasıflara sahip olmayan gelin hanımı anneler seçtiyse ailenin diğer üyeleri de onu koşulsuz kabul ederdi. Çünkü anne seçtiyse gerçekten vardı bir bildiği…

Balkonumuzun çaprazında kalan binada gördüğüm komşunun kızı dikkatimi çekmişti. Hiç abartısız sabahtan akşama kadar evin gerekli gereksiz bütün işlerini yapardı. Bu bana bir şeylerle oyalanma hatta adeta bir şeylerden kaçış gibi geliyordu. Onun için çamaşır asma sadece diğer işlere geçmek için bir adımdı. Hiç durmaksızın her günü böyle geçiyordu. Kendine ait bir yatağı bile olmadığını biliyordum ve buna şaşırmamıştım bile. Onunda böyle bir beklentide olduğunu sanmıyordum çünkü onda kendine ait bir şeylerin olma arzusu yoktu. Böyle yetiştirilmişti çünkü.

Yaşlı anne ve babasına yaptığı bu sınırsız hizmet ve verdiği hürmet beni derinden etkilemişti. Anneme onunla ilgili sorduğum soruların arasında ‘okutmamışlar onu da’ cevabını almak şaşırtmamıştı beni. Okusaydı şaşırırdım belki…

Yüzündeki hüznün akşam hangi yemeği yapacağını bulamamaktan gelmediğini elbette biliyordum. Zaten hikayesini öğrenmem uzun sürmedi. Neden bir dakika bile durmadığını anladım çok sonra. Neden durup durup güldüğünü ya da herkes konuşurken neden uzaklara daldığını anladım.

Çünkü bir zaman gittiği evde misafirler arasında kayınvalidesi tarafından seçilmenin o şanssızlığını silmek için uğraşıyordu. Becerikli, namuslu bir kız olmanın övgüleri sebebiyle hayatını böyle şekillendiren şeyi düşünmek istemiyordu.

Kayınvalidesinin kendisi hamile kaldığı sırada ‘bu artık iş yapamıyor, bunu boşa’ cümlelerini eşine söylerken kaç kere duyduğunu bilmiyorum. Ama zor bir hamilelik geçirdiği ve dinlenmesi gerektiği halde kayınvalidesini memnun etmesi gerektiği ortadaydı. Memnun edilemeyen kayınvalidenin ona evde nasıl bir muamelede bulunduğunu da bilmiyorum. Fakat gelinine hamileliğinin son aylarına kadar anca dayanmış olmalı ki daha torunu doğmadan onu doğar doğmaz yanına alacağını ve kızı artık istemediğini, ailesinin gelip almasını istediğini dile getirmişti. Bunlar olurken kocası, karısı için hiçbir şey yapmadı. Kızın mazlum ailesi bile bir şey yapmadı. Bunu biliyorum çünkü ailesi için doğum olduğu sırada hastaneye sadece kızlarını almaya gittiklerini söylediler. Yapılacak ne olabilirdi ki başka? Hastaneye gidip kızlarıyla birlikte eve döndüler. Fakat o kendinden ve hatta her şeyden emin olan, onun için ‘insan’ kavramının ne ifade ettiğini merak ettiğim kayınvalidesi torununu alıp eve gelemedi. Bunlar olurken hiç sesini çıkarmayan tahminimce umrunda da olmayan oğlu vardı yanında eve dönerken. Bebek ise en güzel yere teslim edilmişti. Onun değerini en iyi bilen kendi yanına almıştı. Bir yanda gerçek annesini tanımadan büyüyen bir çocuk bir yanda canından bir parçasını arkada bırakmış bir anne olacaktı. Fakat Allah adaletini gösterdi. Kazanan kazandı. Kaybeden çok şey kaybetti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir