REÇEL

Çocukların Kendi Kaderini Tayin Hakkı

Zulümle abad olunmaz. Çocukların her şeyden önce çocuk olamadığı bir dünyadan daha büyük zulüm de olmaz elbet.

Yazar: Fatma Büşra Helvacıoğlu 

çocukların kendini

Bir süre önce annem öğrencilerinden birisinin babası tarafından okuldan alındığını söyledi. Velisi gerekçe olarak kızlarla erkeklerin birlikte öğrenim görmesinden rahatsız oluşunu göstermiş. Çocuğu erkek olsaydı yine böyle hassas olur muydu bilmiyorum. Annem sınıfımdaki en akıllı, en kafalı çocuktu diyor. Konuşkan da bir çocuk belli ki, babasının “marifetlerini” sayıp dökermiş. Çocukların kızlı-erkekli okumasından rahatsız babamız televizyondaki kadınları boş geçmezmiş mesela, Allah affetsin. Annem bunları anlatırken epey sinirliydi, çünkü adamla da saatlerce konuşmuş, kızını okuldan almasının çocuğa büyük haksızlık olacağını söylemiş, çok iyi bir öğrenci diye diretmiş, adam yine de yok demiş, kardeşim, siz orada kızlı-erkekli şarkı filan söylettiriyorsunuz çocuklara, böyle şey istemem. Bunları da duyunca belki dedik adam bir tarikata intisap etti de biz geri kalan fanilerin yolu yol değil, diye düşündü. Kızı da okuldan aldı. Bütün sülale eteğine yapışmış adamın ama bizimki Nuh demiş, peygamber dememiş. Çocuklar şarkı söylüyorlarmış, “güzellerde naz olur” diye bir söz geçiyormuş şarkıda, bu nasıl işmiş.

Neyse işte yasal olarak yapılacak her şey yapılmış. Okul müdürüne, kaymakama haber verilmiş. Takip etmekten başka yapacak bir şey de kalmamış. Bunları dinlerken cidden sinirlendiğimi hissettim. Demek ki eğitim hakkı diye bir şeye inanıyormuşum dedim içimden. Buna da sinirlendim. Eğitim dediğimiz şeyin içeriği belli ne de olsa. İdeolojik yüklemeler, sınıfsal yüklemeler, bolca propaganda ve benzeri. Bu kızın eğitimden alıkonulmasına sinirlenmiştim sinirlenmesine ama (içimdeki aydınlanmacı feministe merhaba deyin, ilk taşı da içinde aydınlanmacılık yatmayan atsın) bir taraftan eğitim denen şeye pek de inanmıyordum. Yani yarın birisi çıkıp eğitim kurumlarını (akademiyle birlikte) kökünden halledelim mi dese bana uyar kardeş diyecek militanlıktaydım. Dolayısıyla da bunun çocuk için ne kadar karanlık bir şey olacağından emin değildim. Annem de veliyi ikna etmeye çalışmasına rağmen, bana milli eğitime pek o kadar inanmadığını, bir rejimin bir şey, öbürünün başka şey dayattığını, çocukların ahlâklı yetişmesini sağlayacak bir düzen olmadığını söylemişti. Lafın kısası, demişti, “babasının ona vereceği eğitim bizimkinden daha mı kötüdür, bilmiyorum bunu.”

Kafama takılan mesele şu: Çocuklar ailelerin malı değildir evet ama devletin de malı değildir. Çocuğuna devlet tarafından doğru bir eğitim verilmediğine inanan bir anne-baba, onu kendince daha iyi bir donanım için başka yerlere de sevk edemez mi? Devlet mi ailen mi deseler ailemin diyeceğini tercih ederim muhtemelen ama bu şimdi geldiğim yerle ilişkili bir şey. İkisini de tercih etmem diyenler olabilir, bu da biraz hayalperestlik. Uzayda mı yaşıyoruz? Hah, yaşamıyoruz değil mi. Lafı oraya getirecektim. Her birimiz belirli koşulların, belirli ilişki biçimlerinin, belirli bir ailenin ve sınıfın içerisine doğuyoruz. Hayat boyu yaptığımız her hareket de bir şekilde bunlarla ilişkili. Evet, devletin kötü politikalarıyla ailenin dayatmacı tutumu arasında kalan bir çocuk var, ama bu çocuk zaten belirli yaşa kadar hep sözünü ettiğimiz koşulların, ilişkilerin, ailesinin kendisine yüklediğiyle hareket edecek.

Yetişkin olduktan sonra da devletle olan ilişkimize göre, ailemizden birçok şeyi miras alarak devam ettiğimiz bir yol var. Bunu da biz seçmiyoruz. Sadece geçmişimizden ve toplumsal arka planımızdan hiç de bağımsız olmayan şekillerde bazı sapmalar, savrulmalar yaşıyoruz. Ancak bunları söylerken irade göstermenin önemini hepten reddetmiyorum elbette. Konforumuzu bozup, koşullarımızı aşmaya çalışarak, sorumluluk aldığımız her an umut var. Derdim herhalde, muhalefet ederken bile esen rüzgârlara bağlıyken, kendimizi haksızlığa karşı savunduğumuz noktalar bile geçmişimizle doğrudan ilintiliyken, yani ortada etkilerden bağımsız karar alabilen soyut bir birey filan yokken, eğitimi özgürlüğe giden yol olarak görüp yüceltmek. Eğitimi yüceltmek aslında bir yerde tek başına kurtuluşu da önermek demek. Tek başına kurtuluş ne demek?

Hikâyeni tek başına yazabilir misin meselâ? Bunun üzerinde duralım.

***

Bu soruları hikâyesi devlet eliyle, doğrudan şiddet yoluyla sonlandırılan, tekrar tekrar öldürülen çocuklar için soramayız, soramıyoruz. Bunca sisin pusun, karanlığın, akıl almazlığın ortasında daha fazla konuşmak anlamsız gelebilir, geliyor da zaten, ama yine de son bir umut, ısrarla, söylemek lazım: Zulümle abad olunmaz. Çocukların her şeyden önce çocuk olamadığı bir dünyadan daha büyük zulüm de olmaz elbet.

 

 

Fatma Büşra Helvacıoğlu |REÇEL

2 yorum

  • Yazıyı okumak için 2 yıl geç kalmışım ama çok yorum yazasım geldi.

    Yazıda geçen baba nereli bilemedim ama google amca bu bir şarkı değil bayburt yöresine ait bir türkü diyor. Yani adam televizyonda gördüğü hemcinslerimizi bırakın bizden önce yaşayan nenelerimizi de es geçmiyor. Çok geniş bir yelpaze, tutarlılığına şaşırdım, mesele çağ değil kromozom der gibi. Türkü ‘gündüz gelme gece gel/el duyar söz olur’ gibisinden devam ediyor. Ya veli sinirinden devamını okuyamamış bu kısmı bilmiyor ya da öğretmen kadın olduğu için gerçekten rahatsız olduğu kısmı söyleyemedi. İkincisiyse, neden diye sorsak ‘çünkü o kadın’ cevabını alacağımıza emin gibiyim. Eee yani kadınsa nolmuş derseniz siz de kadınsanız cevap alamazsınız muhtemelen. En azından ben bu basamaktan sonra kimseden doyurucu yanıtlar alamıyorum. Belki yüzüme karşı hakaret etmeyecek kadar duyarlı(!) er kişilere sormuşumdur.

    Küçük detayı geçip yazarın sorduğu ağır soruya gelelim: ne kadar özgürüz/ bu gerçekten çocuğun hayatını eskisinden daha kötü yapar mı?

    Bildiğim kadarıyla Amerika’da ‘homeschooling’ sistemi var. Aileler temel müfredat çevresinde kendi çocuklarını eğitebiliyor. Genelde çok dindar Hristiyanların tercih ettiği ama arada değişik ideolojideki ebeveynlerin de uyguladığı bir sistem. Misal feministler. Her ikisinde de ailenin düşünce sistemini çocuğa daha yoğun nüfuz ettirme amacı taşıdığı bariz. Devlet de bir düşünceyi nüfuz etme amacı taşıyor. Şimdi çocuk ya ikisine birden maruz kalacak ya da birine. Ben çocuğun ne kadar çeşitlilik görürse o kadar bağımsız düşünmeyi öğrenebileceğine inanıyorum. Evet yazıda geçen öğrenci zaten o babayla büyümüş ondan öğrenmiş ama arkadaşlarından da öğrenebilir birşeyler. Yani bu baba veya Amerika’daki homeschooling’i tercih eden ebeveynler çocukların öğrenme ve sosyalleşme kaynaklarına ket vuruyor. Hepimiz ailemizden öğrendiklerimizi sosyal çevremizde test ediyoruz ve ‘kendi’ benliğimizi, değerlerimizi, karakterimizi oluşturuyoruz. Aksi halde bir aile aynı karakteri seri üretim halinde üretiyor olurdu zaten. Hem sosyal çevresinden hem ailesinden tamamen zıt özellikler taşıyan insanlar da bir tepki oluşturarak çevreden etkilenmiş oluyorlar. Felsefi anlamda özgür değiliz ya uyum sağlıyoruz ya da tepki gösteriyoruz ama bu argümanı böyle konularda kullanmak bence biraz kendimizi teselli için. Şunu da söylemeden geçmeyeyim, Amerika’da ailesinden eğitim alan çocuklar sonrasında üniversitede ya da işte sosyalleşmede güçlük yaşıyor ve okulda eğitim alanlar tarafından garipseniyorlar.

    Kız-erkek ayrı eğitim de bende hep bu soru işaretini oluşturuyor: e nasıl çalışacaklar birlikte? Hadi kızların biri kendi yaşam görüşüne göre çalışmayı tercih etmedi ya eden nelerle savaşmak zorunda kalacak? Çalışmayacaklarsa sokakta, otobüste, markette de mi hiç karşı karşıya gelmeyecekler? Şöyle düşünün, benim gittiğim okullarda liseye kadar hiç Kürt olmamıştı ve çevremde de yoktu. Ben Kürtleri televizyondaki haberlerden biliyordum. Liseye başladığımda şuan utandığım önyargılarım vardı. Çeşitlilik (cinsiyet, etnisite, din veya ideoloji) görmeyen insanlardan hoşgürü beklemenin biraz zor olduğunu düşünüyorum. (imkansız değil tabi aksi yönde de örnek biliyorum)

    Devlet politika yaparken sonuç odaklı olmalı. Bu sonuç fırsat eşitliği ise(umarım öyledir) eğitime ulaşım kritik bir mesele. Şuan Türkiye’de kadınların beşte bire yakını okuma yazma bilmiyor, bu oran erkeklerden yüksek. ‘Çocuk gelin’ diye bir kavram var. Aynı gazetenin 14 yaşında evlendirilen hemcinsime ‘kadın’, aynı yaşta dağa çıkana karşı cinse ‘çocuk’ dediği yazılar okuyorum ben/okuyoruz biz. İrade meselesinde bir de buradan yakalım. Bunların nasıl yorumlanacağı açık.

    Kız okuldan alındı. Artık sadece kendi ailesinden ve akrabalarından insanları görecek muhtemelen. Dahası nasıl bir hayata sahip olacağı neredeyse şekillenmiş gibi. Aklıma gelen kötü senaryolar var. Malum diplomasıza iş yok bu ülkede. Okula göndermeyen baba zaten çalıştırmaz. Ya tek kurtuluşu ‘koca’ bulmakta görürse? Ki yazıdan bu umutsuzluk bence çıkmıyor. Önündeki alternatif rotaların kapandığını ama kendisinin yeni rota açabilecek güçte olduğunu düşünüyorum. Hikayesini kimse tek başına yazamıyor da tamamen etkisiz de kalmıyor hiçbir zaman.