Genel

Cinsellikle Olan İkircikli Bağımız

Konuk Yazar: Silahsız Avrat

“Ağlarım aklıma geldikçe” seviştiklerimiz…

 

Sevişmek deyince hepimizin aklına bir takım anahtar kelimeler gelir; seks, günah, haram, evlilik, tabu, bekaret, seks, acı, dağılma, gebelik, bebek… Nadiren, biraz da şanlıysak aşk gelir.

Çoğu kadın biliyor ve tartışıyor ki erkeklerin ve eril olanın bizim arzulama kapasitemizle ilgili bir sıkıntısı, derdi var. Yani erkeğe nesne olarak kalmamıza alışmış bir yapının içinde büyüyoruz; özneleşmemek üzere öğütleniyor, arzulanan olmaya güdümlü yaşıyoruz.

Bu yazıda cinselliğin din içindeki helal ve haram sınırlarını tartışmayacağız. Bir tık seküler bir yazı olacak; islami perspektiften yazmıyorum, belirtmekte fayda var.

İlk birlikteliğimi 22 yaşında fazlasıyla objektif, bilinçli ve mantıklı bir anımda yaşadım.
22 yaşıma kadar cinsel ilişkiye dair neredeyse hiçbir bilgim yoktu. Bu konu hakkında ailemdeki kadınlara biraz kızgınım diyebilirim. 22 yaşına kadar bu birleşmenin nasıl gerçekleştiği, nelere dikkat edilmesi gerektiği vs ile ilgili hiçbir datamın olmaması üzücü.  Arkadaşlarıma soramayacak kadar bu konuda kapalı bir insandım, internet ayıklayamayacağım kadar ekstra çirkin bilgiyle doluydu. Konu ilgimi çekmiyordu, 22 yaşıma kadar hiçbir erkekle sevişmeyi istemedim bunu açıksözlülükle söyleyebilirim. Çünkü bedenimi, hazzımı ve arzumu henüz keşfetmemiştim. Ama yine de benden yaşça büyük bir kadının -bence bu annemdir- bana objektif bir şekilde bunu anlatabilmiş olmasını, yol gösterebilmiş olmasını isterdim.

Elimde herhangi net bir bilgi yoktu.  Bekaretin tam olarak ne olduğunu, canımın acıyıp acımayacağını, bedenime tam olarak ne olacağını, bu mevzunun neden bu kadar önemli olduğunu düşünmeye başladığım süreçte bir şeyler de öğrenmeye başladım.  Cinsellikten keyifle bahseden bir kadınla tanışmadım. Annem yıllarca sevişmemek için babamla kavga edip şiddet görmüş bir kadın. Birçok kadınsa ilk cinsel birleşmede canının nasıl yandığından bahseder (böyle bir şey de yok, bu fizyolojik bir rahatsızlık halinde oluyor). Neticede zihnimde bu konu büyüdü büyüdü büyüdü ve o akşam bu operasyona hazır olduğuma karar verdim.  

Çok aşık olmamakla beraber sevdiğim bir adamlaydım. Odasındaki iki çekyattan birinde o birinde ben uyuyorduk, bazı gecelerde onda misafir olarak kalırdım. Arkadaşım gibiydi ama değildi, sevgilim hiç değildi, aramızda saçma bir gerilim olduğunu hissediyordum. Ama onda kaldığım hiçbir gece beni rahatsız etmedi. Öylece uyuyup uyanıp işe ya da okula gidebilirdim. Ondan biraz etkileniyordum. Sevgili olmayacağımıza emindim, onun hayatımda daimi kalmayacağına emindim, daha önce hiçbir erkekle sevişmemiştim ama yine de bu deneyimi ilk kez onunla yaşamak istediğime karar verdim. Çünkü benden büyüktü, beni koruyan biriydi, benimle sevgili olmak istemeyecekti, bekaretimi bozmak ya da bozmamak gibi bir algısı yoktu, buna bağlı olarak bana bir borç ya da sorumluluk hissetmeyecekti ya da buna bağlı olarak bana aşık olmayacaktı. Tam olarak bu konuyu duygusal-toplumsal normlar dışında yaşayabileceğim tek insandı. Böylece onunla yaşayacağım bu birliktelik ve sonuçları bir operasyon olarak hafızamda steril bir şekilde sakince hatırlanacaktı.

Birlikte olalım, dedim. Emin misin bunu benim için istemiyorsun değil mi, dedi. Hayır kendim için istiyorum, dedim. Yapmak zorunda değilsin, dedi. Biliyorum zorunda olmadığımı, dedim. Biraz odunca ama evet biraz böyle oldu.

Birlikte olduk, canım acımadı. Elbette bir keyif almadım çünkü keyif alabileceğimi bilmiyordum, bir ameliyatta güvenli bir doktoru bekliyormuşum gibi seksin bitmesini bekledim.  Kanama durumum olmadı, hatta o an “ Aa nasıl ama ben bakireyim, kan man yoksa bekaret bu işin neresinde  bekaret tam olarak ne acaba?” diye bile düşündüm. Her kadında kanama olmayacağını bile bilmiyordum siz düşünün gerisini. Neyse gayet sakin bir şekilde bu olayı izledim. Bedenim dağılmadı, eksilmedi, vücudumda bir anormallik yoktu, sıradan bir öpüşme gibiydi ve artık bakire değildim.

Bu bekaret mevzusunu hala bu dönemde bile nasıl bu kadar abartıyor, yüceltiyor, farklı değerlendiriyoruz anlayamıyorum. Yani aslında şunu anlıyorum, iki insan ilk kez birbiriyle sevişen kişiler olmak isteyebilir. Ama karşılıklı bekaret ortamının yüksek oranda az olduğu bu ülkede bir kadın bakir olmayan erkek/ler karşısında bu durumu nasıl önemseyebilir? Gerçekten önemser mi önemsemeli mi? Taze evliyken ayrılmak durumunda kalan bir kadın bile “tekrar nasıl evleneceğim” diye sırf bu yüzden kaygı duyabilirken (arkadaşımdır), erkekler elini kolunu sallaya sallaya istedikleri dozda bunu deneyimliyor.

O akşam bu birliktelik tam planladığım gibi oldu. O arkadaşımla da arkadaş kalamadığımız ve sevgili de olamadığımız için bir daha hiç görüşmedik.

Artık özgürdüm. Şu menem bekaretten kurtulmuş, elmayı yemiştim (topluma göre ayvayı). Bundan sonra bekaret mevzusunu önemseyen hiçbir erkek zaten benim karşımda olmayacaktı, baştan yollarımız ayrılacaktı. Bana da bu konuyu aşmış ve benim cinselliğimi tanıyan, saygı duyan bir partner düşecekti. Ya da sırf bekaretimi “bozduğunu”( ifadeye bakınız)  düşündüğü için bir erkek benimle evlenmeye ilişki sürdürmeye kalkmayacaktı. Zaten bu ondan önce olan bir şeydi onun sorumluluğunda elbette değildi, onu ilgilendirmiyordu. Beni seviyorsa kalacaktı, sevmiyorsa da gidecekti. Harika…

Plan kısmen işlemekle beraber yine de ana akım sorunları tamamıyla yok etmedi. Hayatıma 3 ay sonra biri girdi, bu süre zarfında kimseyle birlikte olmadım. Hayatıma giren bu kişiyle birlikte oldum. Bakire olmadığıma şaşırmadı, kendisi de bakir bir erkek değildi. Bunu önemseyen birine benzemiyordu. Birbirimizi çok sevmiştik ve ilişki ciddi bir çizgide ilerlemeye devam etti. İlişki ciddileşirken elbette kendimize, geçmişimize dair önemli detayları paylaşmıştık; hayatımıza giren insanlardan bahsetmiştik. Ben de ona tıpkı size anlattığım gibi ilk birlikteliğimi rahatça anlattım. Ona yıllarca aşık olduğum ve çok acı çektiğim adamı da anlattım ama nedense o diğerini daha çok önemsedi. Tam bu noktada kafasında çok geleneksel bir mum belirdi ve şok oldum. Onun için yanıp kavrulduğum, aşık olduğum, 2 yıl peşinden koştuğum ama sevişmediğim adam önemli değil de saçma sapan bir operasyon memuru olan ilk birlikteliğimi yaşadığım kişi önemli hale gelmişti. Bence bu nokta çok önemli. Bu şu demek; “Senin arzunun bir önemi yok, senin arzunun gücü ,iktidarı, değiştirebilme kudreti yok. Yalnızca senin bekaret zarının bir kudreti var, o kudreti de benden önce başka birine bırakmışsın.” Tabii böyle söylemiyordu ama anladığım buydu. Partnerimle ilişkimiz devam ederken yıllarca peşinden koştuğum aşık olduğum adamın da bana aşık olduğunu ama farklı sebeplerle birlikte olamadığımızı öğrendim. Benimle konuşmak istedi bana ulaşmaya çalıştı ve partnerim de tüm bunları görmesine rağmen onu değil de benimle yatan adamı kıskanmaya devam etti.

Ben buna çok afedersiniz bekaretimle gülerim…

Demem o ki, sizin kimi istediğinizi bile çok da sallamayan bir toplum söz konusu. Sizin ne aldığınızla değil ne verdiğinizle ilgilenen, sizi verici olmakla niteleyen, sizden çalan bir toplum söz konusu. En ummadığınız erkek bile bu konuyu size karşı hakaret, aşağılama ve suçlama yoluyla kullanabiliyor. Bu numaralara asla gelmeyin. Benden sürekli ilk deneyimim için pişman olmamı bekledi. Çok enteresan değil mi? Pişman olacak olsam neden yapayım? Hayır pişmanlık duysam onun yüzünden neden duyayım? Onunla yaşadığım cinsellik de aynı şey değil mi? O zaman bir gün bundan pişmanlık duyma ihtimalim de yok mu? Eğer iğrenç bir olaysa bu cinsellik fena bir şeyse, o zaman seninle neden yatıyorum? O zaman annem gibi odadan odaya kaçarak bölük pörçük uyuyarak ve ilişkiye girmenin onur kırıcılığına inanmış bir halde kocamdan da tiksinerek yaşamaz mıyım?

Şimdilerde düğün hazırlıkları içerisindeyim aynı kişiyle. Annem diyor ki düğün akşamı bir otele geçersiniz eşinle… Yoo anne çay da içebiliriz evde, diyorum. Anlamıyor.  Öyle de bakire kafalar…

Velhasıl kız kardeşlerim için:

1- Korunun

2- Öpüşmek kadar basit, olağan ve doğal bir şey bu; canınız illa da acımıyor, bu o an bedeninizin ne kadar hazır olduğuyla ilgili

3- Seksten sonra hayatınızda bir şey değişmiyor.

4- Bakireyseniz ve helal daireden çıkmıyorsanız da Allah denginizi size nasip etsin. Ama gerekirse boşanmaktan da korkmayın, dul olmak da çok mühim bir şey değil.

 

21 Yorum

  • Umutsuz
    29 Ekim 2018 - 12:13 | Permalink

    Dul(!) boşanmış kadına ” namussuz,benim kocamı da baştan çıkarır bu,yollu , kullanılmıs biriyle evlenilmez ” vb söylemlerde bulunan bu toplumda,bekaretin İslami bir durumdan önce Geleneksel bir sorun olduğu bellidir.
    Kadın bu toplumun gözünde; kişi hangi ideolojide, inanışta olursa olsun bekaretten-zardan öteye gidemiyor maalesef.
    Güzel yazıydı teşekkürler sevgili kardeşim.

  • Leyla
    29 Ekim 2018 - 13:44 | Permalink

    Bu yazıyı okurken babamın “kizimin boşandığını göreceğime Allah canımı alsın ” deyişi geldi muhtemelen kaygilandiği şey giden bakirelikti…

  • Sümeyye
    29 Ekim 2018 - 20:39 | Permalink

    Anlatılan hikayeden kadının kimi istediğinin önemsenmediği anlamı çıkmıyor. Ayrıca ilk deneyimi için Silahsız Avrat’ın pişmanlık duymasını da istemişse müstakbel karısının tutumunu gayet önemsiyor adam. Benim eyyorlamam kadarıyla herkesler değer vermeyi kendi kriterine göre yapmalarını bekliyorlar karşıdan. Silahsız Avrat’a göre deneysel türden olan cinsellik pek bir şey ifade etmeyebilir ama adam için de böyle mi olmalı? Dişinin, erkeğin eşinde nelere önem vereceğinin bireyde kişisel gelişimin yanı sıra hangi dışsal, tarihsel, yapısal vs. faktörlere bağlı olabileceğini akılda tutarak kişileri suçlamak yerine oldukları gibi kabul etmek ve ona göre bir mesafe almak gerek, diyorum. Kısacası genelde dişilerde duygular cinsel ilişkiden daha fazla ön plandadır, genelde erkekler için cinsellikte belki dişilerin erkek olmadan bilmesinin çok zor olacağı kadar mühim bir anlam vardır. Burada beni lütfen stereotipçi stereotipçi diye dışlamayınız. Kaba genelleme yapmak ile kanıta dayalı bilgiyi dikkate almak arasında fark var. Nasıl ki adamlar kadınların kendi kafasıyla aynı kafaya sahip olduğunu varsayarak “Bu kadınlar ne istediğini bilmiyor.” diye suçluyor aynı şekilde kadınlar da erkekleri odunlukla itham ediyor. Bu yazıda biraz bunu düşündüm ama daha çok veriye ihtiyaç var bir yargıya varmak için veya yargılamak için, asıl söylemek istediğim de bu.

  • Sema lika
    29 Ekim 2018 - 20:48 | Permalink

    Ozetle, Onlar yapiyorsa ben de yapayim benim neyim eksik anlamina gelen bir yazi olmus.
    Ben bu degerlerin bu kadar yipratilmasina karsiyim. Hayvanciklardan evrim konusunda digerlerine gore daha guclu ilerleme kat edenler bile bir ese sadik kaliyorken bu bi opme gibidir bacilar hadi yapalim ne varki bunda yeaaa demissiniz. Opmeyi birak dokunma bile cok ozeldir ve bu kadar duyarsizlastirilamaz. Yazinin sadece son maddesi dışında bir tutarliligi yoktur. Ve bence bunun dinle de bi alakasi yoktur. Medeni hayatin o an gerektirdigi neyse ona ilgili biseydir. belkide kendine verdigin değerle

  • Dilek
    29 Ekim 2018 - 23:53 | Permalink

    Son dönem okuduğun en ürkütücü yazı diyebilirim…eyvallah bekaret tabu olmasın da kurtulunması bir habis ur da değil! Cidden hayret içindeyim zina güzellemesi bu ya dini değerleri tahfife almak…

  • kaybeden kus
    30 Ekim 2018 - 10:01 | Permalink

    “Onun için yanıp kavrulduğum, aşık olduğum, 2 yıl peşinden koştuğum ama sevişmediğim adam önemli değil de saçma sapan bir operasyon memuru olan ilk birlikteliğimi yaşadığım kişi önemli hale gelmişti.” özünde bu yazdığınız cümlenin yattığı bir açıklama yapmıştım o zamanlar sevgilim olan şu anki eşime. Ama bence hala aşık olup peşinden koştuğumu değil diğerlerini düşünüyor. Yazık. Ne zamanki kalbim, paylaştığım bedenimden daha değerli olur, o zaman affederim onu.

  • Bir kul
    30 Ekim 2018 - 12:19 | Permalink

    Zinayı normalleştirmek, erkek yapıyorsa ben de yaparım basitliğine indirgemek ürkütücü. Toplumsal kalıplara karşı olan bir insanım. Misal evlenip ayrılan bir kadın tekrar evlenme sürecine girerken yaşadığı zorlukları bir erkeğin yaşamaması. Ancak, erkek zina yapıyorsa kadın da yapar, bekaretimden kurtuldum rahatladım vari ahlaki değerleri küçümseyen yok sayan bir yaklaşımı tasvip etmem mümkün değil. Erkek de yapmamalı kadın da… Allah bunun size helal yollarını sunmuş. Neden helal bir şekilde ve sevdiğiniz insanla birlikte bu güzel nimeti yaşamak varken başka yollara sapmak neden? Gençlerde bu yaklaşımın ne oranda olduğunu düşünmek dahi istemiyorum. Allah bizleri korusun.

    • Şimdinin getirdiği
      31 Ekim 2018 - 13:00 | Permalink

      Helal yollardan bahsetmişsiniz. Dini hassasiyetlere sahip biri olarak bunun önemli olduğunu bende düşünüyorum.Ama birde olayın şu boyutu var : Artık evlenmek çok zor. Bir kadın ya da erkeğin cinselliğinin farkında olması ve evlenememesi(armudun sapı üzümün çöpünden değil, nasip olmayışından bahsediyorum, artık insanların birbirine aracı olmayışı da buna dahil) gibi bir durum mevcut. Peki bu insanlara ne tavsiye edeceksiniz merak ediyorum?

      • Bir kul
        31 Ekim 2018 - 15:44 | Permalink

        İnsanlar hayatlarında çeşitli imtihanlarla karşılaşırlar…Katılıyorum, şuanda evlenmek çok zor. Güvenecek insan bulmak zor, insanların aracı olmaması vs. Peki bunun çözümü harama bulaşmak mı? Belki imtihanınız da bu noktadır? Kimisi evlenir evlilik içinde öyle şeyler yaşar ki imtihanı olur. Kimisi çocuk ister, ileride çocuğuyla imtihan olur. Bu imtihanı harama bulaşmadan atlatan birisini ne gibi güzelliklerin beklediğini biz bilemeyiz. Benim kanaatim bu yönde… Fetva makamı asla değilim. Arkadaşın yazdığı yazı harama bulaşanların vicdanını rahatlatma yazısından başka bir şey değil. Ben geçici bir dünya için kalıcı hayatımızı ahiretimizi yakmamız gerektiğine inanıyorum. Ben Allah’ın imtihanlara karşı insanlara bu dünyada ya da diğer dünya da çok güzellikler sunacağına inanıyorum.
        Saygılar ve selamlar,

  • Dila
    30 Ekim 2018 - 23:56 | Permalink

    Yukardaki yorumlar cok uzucu ve toplumun minik bir aynisi. Bu bir nokta.

    Ancak ben “Senin arzunun bir önemi yok, senin arzunun gücü ,iktidarı, değiştirebilme kudreti yok. Yalnızca senin bekaret zarının bir kudreti var, o kudreti de benden önce başka birine bırakmışsın.” diye cok cok guzel cumle kuran bir kadinin oyle bir adamdan ayrildigini yazmasini beklerken o adamla evlenecek olmak??? Acaba silahsiz avrat tam da sorguladigi toplum gibi dibine kadar bekarete onem veren ve sadece kebdinden once 1 kisi ile yattigi icin bunu tolare edebilen, kafasinda bunu mesrulastirabilen bir adamla evlendiginin farkinda olmayabilir mi?

    • Silahsız avrat
      31 Ekim 2018 - 16:08 | Permalink

      Sansasyonel bir yorum yapmışsın Dila:D Güzel, sevdim.

      Seviyorum partnerimi; tolare edecek adam bulmak kolay, tolare edecek zihniyet bulmak zor. Ama yavaşça o da öğreniyor.
      Sevgiler

  • Maryam
    31 Ekim 2018 - 14:59 | Permalink

    -Belki -ilkel kabileler haric ,dunyanin hicbir yerinde kadin ve erkek bedenin kiymetini esit tutacak bir kultur bulamayacaksiniz. Americada bile eski feminist meshur bir Adam sunu soruyor.”madem kadin erkek cinsellikte esittir. Neden hala cok sayida yatan erkege capkin, kadina surtuk diyoruz?, itiraf edelim biz erkekler kadinlari kandiriyoruz, Sonra enaz kullanilmis kadinla evlenmek istiyoruz” Yani istedigin kadar modernles, erkek ruhu degismiyor. Ben oyle degilim diyen erkek ya kendine kiyaslayip adil olmak icin kendini zorluyor, yada tamamen yalan soyliyor. “En serseri erkek bile karisini namuslu ister”. Erkek icin eldegmemis bir hazinedir, gururdur bakire bir beden. kultur deyip gecemeyiz, cok daha ilerde birsey. Yazidaki gibi Seven erkek bekareti sineye cekebilir, ama bu unuttu anlamina gelmiyor.

  • elıf
    1 Kasım 2018 - 08:28 | Permalink

    Önce yukarıdaki alıntılara bir değineyim:

    “madem kadın erkek cinsellikte eşittir. Neden hala çok sayıda yatan erkeğe çapkın, kadına sürtük diyoruz?,”

    Bunu Amerika’da 70lerde genç olan bir feminist söylemiştir. 2018’de değil. On yıldan fazladır Amerika’da yaşıyorum.

    “Seven erkek bekareti sineye çekebilir, ama bu unuttu anlamına gelmiyor.”

    Bekaret konusunu daha aşamayan, ama bunu takmaması gerektiğine ikna olmuş; arada kalmış bir nesil var. Ülkemizde seküler kesimde 40-50 yıldır bu arada kalmış nesiller var. Ama ondan bir sonraki neslide bu da aşılıyor. Yani 20-30 yıldır ülkemize bunu tamamen aşmış erkekler var.

    “En serseri erkek bile karısını namuslu ister”.

    Bekaret namus olmadığı için bu doğru bir söz.

    Bekaret konusu yüzde yüz aşılsa dahi, hala insanlar kendisini aldatmayacak yani “namuslu” bir kişi ile ilişiki kurmak ister. Batı bekareti ikinci dünya savaşıyla aştı, ama nesiller geçti, hala insanlar güvenebileceği, kendisini aldatmaycak, yani ‘namuslu’ kisilier arıyor batıda da. Mesala aldatılınca terk edip gidiyor. Ama bekaret aramıyor. Yani batıda bekaret namus demek değil.

    İslamda da bekaret namus demek değil, çünkü boşanıp tekrar evlenmek mümkün. Bekareti zina ile aynı kefeye koymak çok saçma. Zina en dar anlamda “aldatmak” anlamında ele alınırsa, en açık batı toplumunda dahi hor görülüyor. Yani en açık toplumun da bir zina anlayışı, ve ona göre bir beklentisi var. Çünkü bu insanın doğası, insan aldatılmak istemez, ve doğası gereği eşini kıskanır. Bekaret ise bundan bağımsız bir konu.

    Zina “aldatmak” dışındaki diğer anlamlarında ele alınsa dahi, yani evli olmayan kişilerin cinsel ilişkiye girmesi anlamında, bu kavram dahi batıda hala geçerli. Batıda tek gecelik ilişki yaşayan kişiler gene azınlıkta. Insalar doğaları gereği “anlamlı” ilisikiler arıyor. Bu ilişkilerde sadakat bekliyor. Ya batıda ya doğuda, insanın doğası aynı. Batı, bekareti konu olmaktan çıkarmış, “ciddi” ilişki ve sadakat ararken illa nikah diye diretmiyor. Sadakati imzaya/kâğıda değil, karşılıklı güvene indirgemis, imam/papaz otoritesinden, veya ana baba onayından soyutlamış. Bu da kadınların ekonomik gücünü eline almasının sonucu olmuş, kadınlar artık imza/kağıt garantisine muhtaç değil. Sadece karşılıklı güven yetiyor. Evlilik kavramı yerini ciddi-anlamlı-güvene dayalı ilişkiye bırakmış. İnsanlar doğaları gereği, en özgür koşullarda bile, hala bu anlamda “evli” olduğu kişi ile cinselliği arıyor. Çoğunluktan bahsediyorum tabi.

    Islamda evlenince aynı eve çıkacaksınız diye bir zorlama yok. Bu yüzden Arap dünyasında ana babasının evinde otururken nikah yapan gençler çok yaygın. O zaman bu gençlerin, batıdaki “dating” den pek farki kalmıyor. En büyük fark hala ana-baba onayı aranması.

    • Maryam
      2 Kasım 2018 - 01:49 | Permalink

      Yazdiklarinizi hem anladim hem anlamadim. Evet Amerikada bekaret aramak sacma cunku 20 yasina gelmis bir kiz icin bakirelik utanilacak birsey dolayisiyla Orada erkekler bunu Asmak zorunda. Fakat bunun Boyle olmasi erkeklerin sevgililerinin gecmiste kac kisiyle yattigini onemsemiyor anlamina gelmiyor. Bir de batida evlilik kurumunun cokmesini Iyi birseymis gibi sunup“ kadinlar ekonomik olarak ozgurlendi ya… araplardaki ile ayni Seye geliyor ya “tarzi boncuklu seyler yazmissiniz. Sizi diploma gostermeden matematigi iyi biliyorsun diye matematik ogretmeni yaparlar mi? Yapmazlar niye “cocuklari harcama, hayatlarini pic etme”diye. Sevdim sevistim dogurdum kagida ihtiyacim Yok Denirse iste o cocuklarin hayati pic etmis olunur. Bende amerikadayim 10 yildan fazla. Hala evlilik disi iliskilerin ilk kurbanlari kadin ve cocuklar. Kadinlarin itibarini ozgurluk propogandasiyla pul eden, o masumlari sokaga dusurenlere yazilklar Olsun! Sozlerim size degil cunku dedigim gibi ne Demek istediginizi tam anlayamadim.

      • elif
        4 Kasım 2018 - 23:36 | Permalink

        Neden bahsettimi tam olarak anlamamaniz çok doğal. Çünkü bu mahallede büyümediniz, ve içinde yaşamıyorsunuz. Türkiye ve Amerika farketmez, bu mahalle bizim mahalle. Ben de sizin bazı bahsettiklerinizi tam olarak anlayamam.

        “Hala evlilik dışı ilişkilerin ilk kurbanları kadın ve çocuklar. “

        Bunda gerçeklik payı var. Ekonomik gücü olan kadına bir şey olmaz, ama çocuklar için konu başka. O yüzden bu mahallede evlilik, ancak çocuk yapma noktasına gelene kadar gereksiz görülüyor. “EV-lenme” kelimesini “ayni eve cikmak” anlamıyla anlarsak, ilişki aynı eve çıkma ciddiyetindeyken dahi resmi nikaha gerek duyulmuyor bu mahallede. Ama çocuk yapma evresine gelince nikah yapılıyor.

        Avrupa bu konuda Amerika’dan biraz farklı, çünkü orada nikahsız ama birlikte yaşayan çiftleri aynen evli ciflerle aynı resmiyete tutan yasalar var. Yani aynı eve çıkınca, Türkçemizdeki dendiği gibi “EV-lenince” yasalar birden size evli muamelesi yapıyor. Bir de çocuk varsa, zaten artık bu DNA testi ile sabitelenebiliyor, evli olmayan babalar yine maddi sorumluluklara tabi tutuluyor. Nikah o yüzden gereksiz, çünkü nikâhın garantilediği haklar sisteme entegre olmuş durumda.

        Yani “evlilik kurumu” çökmüş değil. Ama yasal, bilimsel, ve de ana-baba onayı gibi boyutları ile evrim geçirmiş halde, dimdik ayakta duruyor. Ve evet, bütün bunlar kadınların erkelere ekonomik olarak muhtaç olmalarının sonlanması ile gerçekleşti.

        • elif
          6 Kasım 2018 - 02:10 | Permalink

          Şu “piç” konusuna değinmeyi unuttum.

          Bazı avrupa ülkelerinde artık doğan çocukların yarısında fazlası nikahsız ailelere doğuyor. Bu demek degilki bu çiftler aynı yastıkta kocamıyor. Çoğu yıllarca aynı yastığa baş koyup, eşlerine sadık kalıp, çocuklar büyütüyorlar. Yani nikahlı “evliliklerden” farkı yok.

          Çocukların yarısından fazlasının, sizin tabirinizle “piç” olduğu bir dünyada, çocukların “piç” olmasında bahsetmek kel alaka tabi.

          Türkiye gibi ortamda ise, bizim mahalle çocuk yapmadan önce nikah yapıyor ki çocukları Türkiye ortamı üzmesin. Biz birisiyle çocuk yapacak noktaya kadar geldiysek, bu yıllarca çıkmak, sonra yıllarca beraber yaşama evresinden sonra geldiği için, nikah kıymak artık detay oluyor. Biz eşimle gidip nikahı kıydık, sonra eve dönüp beraber evi topladık. Çünkü evden atar topar çıkmıştık, ve etraf darmadağınık kalmıştı. Evi toparladıktan sonra da bir yere yemeğe gittik kutlamaya. Ertesi gün ise yine sıradan bir gündü. Yıllardır evliyiz, çocuğumuz var. Bize bakıp da, aaha evlilik kurumu çökmüş demek nasıl bir mantık, bunu da ben anlamıyorum.

  • ela
    1 Kasım 2018 - 16:34 | Permalink

    Belki de partneriniz bu işi bir deney, o kişiyi de bir memur olarak görmenizin saçmalığına bakıp da pişman olmanızı beklemiştir. Aşık olup yaşamak daha makbul değil mi? Bunu bir operasyon olarak görmek çok şaşırttı beni.

    Evet birşey değişmiyor ,vücutta izler ya da devasa değişimler olmuyor ama artık kadın olduğunu hissediyorsun, eğer muhafazakarsan duyguların karışık oluyor. Evliyken bile kendini çok değerli birşey kaybetmiş gibi hissedebiliyorsun, evli değilsen neler hissedersin bilmem. Yoksa bekareti geri getirmek (!) mümkün. Ki ben kendi her uzanabildiği çiçeği koklarken eli ele değmemiş kız arayan iki yüzlü erkeklerin bu tür kandırmacaları hakettiğini düşünüyorum.

    Bu inançla değil geleneksel kültürle alakalı tamamen. Çünkü bizim toplumumuzda bu bir tabu.Ta evleneceğin zaman sağdıç denen kişi kendinin de çok bilmediği bişeyler anlatıyor.Saçma sapan ilk gece anılarından sonra sanıyorsun ki çok acı verici, tamamen erkeği tatmine yönelik bir görev (!) bu. Yaşayınca anlıyorsun, beni kandırmışlar!

    Beni asıl düşündüren genç kızlarımıza hem bunun oldukça keyifli olduğunu anlatıp hem de helal dairede yaşanması gerektiğini nasıl anlatacağız?

  • Zeyenp
    2 Kasım 2018 - 13:00 | Permalink

    “Silahsız Avrat” ın bir önceki yazısı ne kadar iyiyse bu da o kadar kötü. Galiba reçelde şimdiye kadar okuduğum en kötü yazılardan biri. Yani “bu blogta bunu da mı görecektik!”. Artık liboş olduğunu da iddia eden yazar, liberalliğin neresinde ki yazının sonunu “cinsellik tavsiyeleri” vererek bitirmiş. Reçel blog “sadece müslüman” değilmiş, eyvallah. Ama bu tüm doğrular ve yanlışlar denizinde, “sevişmenin doğrusu şöyledir” “bekaret aslında böyle algılanmalıdır” normları nereye oturuyor? Hele bu liberal zeminde hangi direğe tutunuyor? Tüm feminist kavgada yüze yüze geldiğimiz noktada, “bırakın kadınlar ne isterlerse onu yapsınlar” dedik, peki. Ama bunun arka planındaki “ödevlerimizi” hatırlatan dil kimin dili? Bu ödevlere kim karar verdi? Bu tavsiyeyi kim olarak kime veriyorsunuz? Bugün de reçel blogtan payımıza düşen “bekareti sorgulama” ödevini yüklendik. Ama ben “tavsiye veren” bir dili benimsemenizi dilerdim.

  • suzi
    4 Kasım 2018 - 06:58 | Permalink

    blogda boyle bir yazi olmasini absurt karsilamiyorum, hatta bence gayet de faydali.
    olaya dini perspektiften bakarsak tabi ki dogru olmayan bir is yapilmis ama yazar da zaten bu konudan bakmadigini soyluyor.

    benim garibime giden:

    1) yazar ilk iliskisini neden “memur” diye nitelendirdigi biriyle yasamak istemis? insanin asik oldugu insanla tutkulu ya da acemi ya da heyecanli bir sekilde o ani yasamasi bence cok daha guzel.

    2) esinin 2 yil deliler gibi sevdigi degil, iliski yasadigi kisiye onem vermesini garipsemesi. bence birisiyle iliski yasamak, bedenlerin birlesmesi, icinde ne kadar “duygu” olmadigi soylense de, sex platonik asktan cok daha ozel bir an ve partnerin buna daha cok dikkat etmesi daha normal.

  • Zeynep
    5 Kasım 2018 - 15:52 | Permalink

    Merhaba!
    Yazının paylaşıldığı gün bir arkadaşım bana link atıp, okudun mu diye sormuştu. Okudum demiştim, çok şaşkındı kendisi. Ben o kadar şaşkın olmasam da mide bulandırıcı gelmişti bana yazının bazı anektodları.
    Şöyle ki: cinselliğin bir tabu olduğu konusunda haklısınız, bu konuda inanılmaz bir farkındalığa ihtiyaç ta var. Lakin bekaretin önemsizliğini kendi açınızdan anlatırken konuyu değersizleştirmenize anlam veremedim. Bekaret zardan öte özel bir şeydir. Bu kadın, erkek herkes için geçerli bana göre. Bir ameliyat gibi görmekten öte iki ruhun birbirine ilk açılımı, duygularını, sevgilerini ilk aktarışları.. bu kadar basit ve alelade bir şey değil. Zaten cinselliğin korkulacak bir şey olmadığı, aksine çok doğal ve sevilecek bir şey olduğu anlatılmak isteniyorsa neden değersizleştirilsin ki?!
    Kadın da, erkek te bunu nikah çerçevesinde yapıyorlarsa ki eğer Müslümanlarsa bu onlar için en güzeli, fıtraten aile izni değil, Allah izni gerekir.
    (Misal nişanlıyken el ele tutuşmaya aile izni kafi gelmesi kadar absürt, çünkü Allah asıl sahip, ailenin izni geçerli değil)

    Velhasıl kendi deneyiminizin üzerinden tavsiye vermeniz de bana bu blogun müslüman kadınların bloğu olduğunu düşündürmüyor. Ha tamam bu blog her düşünceden kadının yazısına yer veriyor diyorsanız, ama islamî hassasiyetleri de taşımadıklarını dile getirsinler.
    Zira yazar burada eğer nikah çerçevesinde değilse ki yazıda böyle bir şeyi belirtmemiş, açık açık zina ettiğini, deneyimini anlatıyor. Eğer belirtmeye gerek görmeyip nikah çerçevesindeyse (bahsettiğim ilahi izin, dini akit) diyecek bir şeyim yok. Ama bu şekilde basitleştirmesi ruhsuz, tavsiyevari olması da son derece sakıncalı geldi.

    Sıkıntı tamamen geleneksel ve asla müslüman bir toplumda böyle bir yazı çözüme yardımcı olamaz.
    Herkese sevgiler.

  • bb
    13 Kasım 2018 - 00:58 | Permalink

    yazılmış olsun diye yazılan istatistiklerde bugün: ” Ama karşılıklı bekaret ortamının yüksek oranda az olduğu bu ülkede…” nereden biliyorsunuz Allahınızı severseniz ya hu! biraz destekli saydıralım.

  • Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir