Genel

Bir Mülteci Masalı

Konuk Yazar: Neslihan Akbulut Arıkan

11898764_10154018080729281_8349372223444029555_n (1)

Geçen günlerde İspanya’da holigan bir grubun para toplayan dilencilerle ahlaksızca dalga geçmesi görüntüleri girdi gündemimize. Savaşın ağır bilançosu saymakla, yazmakla, raporlamakla, tutanak tutmakla bitmiyor. Bu görüntüler de milyonlarca mazlum, mağdur, mülteci Suriyeli’nin çektiği kahrın bir sembolü oldu adeta. Bu görüntülerin ardından mültecilere sınırlarını açan Türkiye ile sınırlarda insanları kitleler halinde bekleten, onları deniz üzerinden bir ölüm yolculuğuna mahkum eden Avrupa ikiliği ‘senin medeniyetin-benim medeniyetim’ sloganlarına dönüştü. Halbuki Türkiye devleti doğru ve insani olanı yapmış, mültecilere kapılarını açmıştı açmasına da Suriyeliler’in bu topraklardaki hikayesi çadırkentlerle, kamplarla, iyilik hikayeleri ile sınırlı değil maalesef. Daha onlarca yıl konuşacağımız kadar dışlanma, sömürü, hamaset, suistimal ve nefret de içeriyor fiili durum. Velhasıl ‘bizim medeniyetimiz’ eşittir Suriyeli kardeşine kucak açan medeniyet değil! Bu eşitlik hayalî bir eşitlik olur bu şekilde kurulunca. Çünkü fiiliyatta muhacire ne kadar ensar olabildiğimizin hesabını tutmak sağlam bir sinir ve güçlü bir yürek istiyor.

Hakeza mülteciyle alay eden holigan video görüntüsünün devamı da vardı aslında. Devamında yaşlı bir adam holigan gruba küfredip, para toplayan mültecileri yerden kaldırarak ellerine para koyuyordu. Ardından bir kadın meydana yönelip ahlaksız gruba karşı sözler söylüyordu. Orada ne dendiğini anlamadık ama insanlık hanesinde iyi bir yere yazılacak bir tavır sergiledikleri kesindi. Zaten kimlik siyaseti kurgusal bir şeydir, siyasetine malzeme bulmak için gerçeği ıskalamaya mahkumdur. Burada da sormak lazım o görüntülere bakınca Avrupa’yı (ya da) İspanya’yı kim temsil ediyor? Mülteciye şınav çektiren holigan mı, yoksa şınav çeken kadını yerden kaldırıp holigana küfrederek yaptığı işin kötülüğünü haykıran yaşlı adam mı? Ya da ‘bizim medeniyetimiz’i kim temsil ediyor? Çadırkente tüm kıt imkanlarını seferber ederek erzak taşıyan STK gönüllüsü, vakıf çalışanı mı, yoksa “Suriyeli giremez.” tabelası asıp para karşılığı dahi mülteciye mal satmayan esnaf mı? 200 TL’lik evini 600 TL’ye savaş mağduruna kiraya veren amca mı, 20 kişilik mülteci aileyi bilâ ücret kiralık evinde barındıran İstanbul Fatih’teki karı-koca mı? Hiçbiri ya da bunların hepsi birden… Kimlik üzerinden konuşunca haksızlık etmemek mümkün görünmüyor. Konuştuğumuz ister ‘Avrupalı’ kimliği olsun isterse de ‘Türk’, ‘Türkiyeli’, ‘Müslüman’, ‘İslam’…

Daha birkaç gün önce yaşadığım durum ‘Biz neyin kafasındayız?’ sorusunu beynimin içinde döndürüp durdu. Şehrimize sığınan Suriyeli mülteci ailenin kızı üniversitede bizim bölüme devam ediyor. Derste Almanya’dan misafir hoca önce Avrupalı ülkelerin mülteciye bakışı ve politikaları üzerine sunum yaptı. Ardından “Siz ne düşünüyorsunuz?” diye dönüp sınıfa sordu. Soru üzerine adeta bizim sürekli ulus-devlet, modernleşme, kimlik, savaş, mültecilik, istisnalık hali vs konuşup durduğumuz, kendi etnik aidiyetleri üzerinden enfes çıkarımlar, yorumlar yapan öğrencilerimiz gitti de Almanya göç dairesi başkan vekilleri geldi sanki yerlerine. “Mültecilere kamp yapılsın, o kamptan çıkmalarına izin verilmesin.” diyen mi dersin, “Avrupa sınırları açmamakta haklı, yoksa mülteciler o toplumları da bozar.” diyen mi, “Mülteciler geldi ev fiyatları uçtu, iş ücretleri düştü.” çarpıklığını serdeden mi? Sonunda sınıfımızın tek Suriyeli öğrencisi gözleri dolu dolu üç-beş kelam etti, “Suriyeli aynı işe daha az ücret alıyorsa bu alanın değil verenin suçudur.” dedi, sustu. Arkadaşlarının hal ikazıyla söz alan öğrenciler biraz durumu düzeltti, “Yanlış anlaşıldık…” vs. dediler neyse ki. Maalesef bu tekil örnekten de ziyade ikili konuşmalarda ben pek ‘kucaklama’ anlatılarıyla karşılaşmıyorum. Bizim de halk olarak mülteciye bakışımızın özeti “Kabul ettik, bunun kıymetini bilsin, efendi efendi otursun oturduğu yerde.” gibi… Yoksa sınırların açılmış olmasıyla yıllardır gereğinden fazla övüneceğimiz yerde bu mağdur, mazlum kitlenin rehabilitasyonuna, yaralarının nasıl sarılacağına kafa patlatıyor olabilirdik hep beraber. Kaldı ki sınırların açılması bir devlet tasarrufudur. Daha Suriye’deki savaşın başından itibaren Türkiye’de mültecilere sınır açılsın mı diye bir oylama olsa bu sınırlar açılabilir miydi? Bence hayır…

Tüm bu meseleler üzerine düşünürken az önce bu defa Suriye topraklarından bir duvar yazısı fotoğrafı düştü bilgisayarımın ekranına. “Gitmeden önce kalmak için elimden gelen her şeyi yaptığımı bil.” yazıyordu. Bunu hep hatırlamak lazım. Bunu bilmek lazım. Burada ailesinin arkadaşlarının akrabalarının tamamını ya da bir kısmını, tüm sosyal statüsünü, işini, evini, dahası ülkesini kaybetmiş bir insanla muhatap olduğunu bilerek meseleye bakmak lazım. Avrupa’ya söz söylerken boy aynasında kendimizi de bir görmek gerekiyor.

 

2 Yorum

  • Züheyla
    22 Mart 2016 - 15:10 | Permalink

    Hiç bir şeyin ne sadece beyaz ne sadece siyah olamayacağıyla bir kere de mülteciler mevzusunda karşılaşıyoruz. Tespitlerin çoğuna katılıyorum. Sadece bir süredir İspanya’da yaşadığım için söz konusu video üzerinden bir düzeltme yapmak isterim. Videodaki kadınlar mülteci değiller Bulgaristan ve hatta İstanbul’dan gelen Roman dilenciler (ki bu kesinlikle yapılanı meşrulaştırmıyor!). Ayrıca o kadınlara bu şekilde davranan grup ise Hollanda’lı futbol taraftarları. Olay Madrid belediye başkanı tarafından kınandı ve ayrıca UEFA gruba disiplin soruşturması açılmasına karar verdi, yüreklerimize biraz su serpildi…

  • Ebru
    27 Mart 2016 - 02:18 | Permalink

    Mülteciliğin nasıl bir durum olduğunu, Türkiye’nin mevcut mülteci anlaşmalarına ve hukukuna uygunlukta nerede durduğunu, ülkemizde ve dünyada mültecilerin yaşadıklarını bir nebze olsun kavrayabilmenin yolu mültecilerle çalışan sivil toplum kuruluşlarına gönüllü destek vermekten geçebilir. Helsinki Yurttaşlar Meclisi’nin Mültecilere Hukuki Destek programının özellikle sosyal bilimler ve hukuk öğrenimi gören ve insan haklarıyla yakından ilgilenen öğrencilerin katılabileceği bir staj programı var. Tanık olunanlar itibarıyla üzücü, fakat bir o kadar da ufuk açıcı bir deneyim edinmiştim orada. İlgilenenleri bu programdan haberdar etmek istedim.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir