Genel

Bir Gençlik Bayramı Yazısı

Konuk Yazar: Derya Büşra Çiçek

Screenshot 2016-05-30 10.16.42Fotoğraf: Cristina de Middel

Dün ‘bayram’dı. En çok da heyecanları öfkeye evrilmiş yedi, sekiz kadar çocuk için. Hafta boyunca Yenikapı’da devam eden gençlik fuarına gittim. ‘İçerisi’ mefhumunun oluşumu için hemen her mekanda sunulan güvenlik adlı tedbir bölümünde ilerlerken bir atışmaya şahit oldum. Neredeyse tüm güvenlik görevlilerinin bir grup çocuğu alandan uzaklaştırmaya, hatta koşturmaya başladığı çabaya tesadüf etmiştim. Fuar alanının girişinde bulunan, sorumlu büyüklerden çocuklara iletilen çok çirkin, benliği tehdit edebilecek, öz saygıyı zedeleyecek, kendinizden utandıracak sözleri işittim. Çocuklar kızgın ve önde, görevliler ise öfkeli ve peşlerinde koşturuyordu. Anlayamamış bir şekilde neden alana alınmayışlarını, hatta kovalandıklarını bölgedeki tüm görevli ekibe sorduğumda ‘öyle işte, giremezler!’ cevabını aldım. ‘Öyle’ ya da ‘böyle’ diye bağlanan cümlelerin çok rasyonel devam etmediğini ezbere bildiğimden olsa gerek dolandım aynı soruyla tüm ekibi. Ciddiye alınmadığımı anladığımda çocuklar çoktan uzaklaşmış, görünürden kaybolmuşlardı.

Turnikelerden geçerken ekibe, fuarın düzenleyicisi olan kamu kurumu bünyesinde çalıştığımı ve şikayette bulunacağımı ilettim. Bu defa açıklamalar genişledi, cümleler uzadı. Bahsedilen görüntüdeki çocukların içeride çok olay çıkarttıkları, önceki günlerde şiddet barındıran durumların olduğunu anlattıklarında, bu çocukların onlar olup olmadığını sordum. ‘Onlar değil ama onlar gibi’ şeklinde bir açıklamada bulunuldu.  Arama cihazlarının ve güvenlik kontrolünün maksadını hatırlattım. Benim geçtiğim cihazlardan geçerken, içeriye suç unsurlarını yanımda götürebilme ihtimalim kadar bir diğeri için de benzer ihtimalin göz önünde tutulması gerektiğini  anlatmaya çalıştım. Anlatamadım, anlaşılmadım, anlamadım. Bu şiddete maruz kalan çocukların yüzlerindeki hayal kırıklığını günün devamında, defalarca anımsadım. Alan hareketli, kalabalık, yüksek müzik sesleri ve bir sürü etkinliği içeriyordu. Geleneksel sanat eserlerine, çok sevdiğim cam biblolara, tanıtımlara ve seslere kırgın, ‘içeride’ ve orada ol(a)mayanın hüznüyle dolandım.

Kalbim çocuklarda, bedenim içeride salınırken, ardımsıra birinin geldiğini ve bana seslendiğini işaret etti çevredekiler. Dönüp baktığımda uzun boylu, siyah giyimli ciddi bir eda yanıbaşımda belirdi. Az önceki durumu bana anlatamadıklarını düşünmüşler. ‘Anlaşılmama’ duygusunun nasıl hissettirdiğini sorduğumda,  gerçekten bilemediğini anlatarak baktı, izaha koyuldu. ‘Böyle’ yine bolca vardı söylemlerinde. Sanırım üstü başı hijyen yansıtmadağına kanaat getirilen, görülmek istenmeyen, içeridekiler kadar genç ve çocuk olmayan ‘Suriçililer’di bahsedilen. Olaya şahit oluşumdan (ve muhtemelen tehdit içeren son cümlemdeki ‘şikayet’ vurgusundan) ötürü ekibin güvenlik şefi peşime düşmüştü. Özür diledi, darmadağın oldum. Bir metre ötemde incinmiş o kadar çocuğun yerine içeriye güleryüzle, hoşgeldinizlerle alınan tarafıma dilenen özre dayanamadım ve görevlinin sözünü kestim. Şükran ve minnet gibi özrün de muhatabı mühimdir bilgisiyle büyümüştük. Sadece göklerden bağışa değil, emek ve gönül edene  de mutlak teşekkürün ve özrün gerekliliği kıymetliydi. Özür bir kabul, iyileştirici ve telafiydi. Bahsi geçen incinmiş ben değil, barikatların ardından, alandan gelen seslere, görünenlere kovalanırken dahi dönüp defalarca bakan yüreklerdi. Kabul gören şekilde lehçesi başkalaşıp, giyimi ‘güzel’leştiğinde dahi gönlü varamayacak ‘içeride’ olana. O çocuklar benim o gün hissettiğimden çok daha kuvvetli bir yorgunlukla, buruklukla dolaşacaktı şehirlerde, şenliklerde, fuarlarda. Evet çocuklar öfkeliydi ama yetişkinler daha da çok.  

Ve yine gençlik denilecek, eşitlik, daha çok imkan, daha çok fırsat, daha çok özgürlük, bayrak ve daha bayramlar. O sınırda kaldı her biri, tüm heveslerimiz, beklentilerimiz, umutlarımız. Kocaman telaşlar, itirazlar olmadan, öfkeler, pişmanlıklar olmadan o çocukları bulabilmeli ve özür dileyebilmeliyiz.

Bir Yorum

  • 27 Temmuz 2016 - 11:07 | Permalink

    hep diyorlar ya nerede o eski bayramlar!! Eskinin içinde kaybolarak bu güzelim günlerimizi heba ediyoruz, Elimizdekinin kıymetini bilim bugünü de sevelim.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir