REÇEL

Başörtülü Olmak ya da Olmamak: İşte Bütün Mesele Bu

Böyle zamanlarda susmanın erdemine, faziletine daha çok inanıyorum.

Konuk Yazar: Neslihan Akbulut Arıkan

Yıllar önce Stockholm’de bir araştırma için bulunduğum günlerde cami cemaatinden oluşan bir grupla görüşmeler yapıyordum. Görüşmecilerimden biri 40-45 yaşında okumuş-yazmış ilahiyat mezunu bir adamdı. Adam kendi görüşmesi bittikten sonra da toplantı sonuna kadar beklemiş, özel konuşmak istemişti. Cemaat gidip de yanıma geldiğinde, “hanımefendi benim lisede bir kızım var. Son zamanlarda çok değişti, çok asi. Şimdi de başımı açmak istiyorum diye tutturdu. Allah rızası için sizi bize götüreyim, şu kızla bir konuşun. Sizin gibi başörtülü ve meslek sahibi olmuş bir örnek görürse fikri değişebilir” diyerek söze başladı. Yabancısı olduğum bir şehirde tanımadığım bir adamın evine gitme teklifinin absürdlüğünü düşünürken adam karşımda eğilip bükülüyordu. Belli ki ciddi dert ettiği bir konuydu. Ergendir, dedim, biraz kendi haline bırakın, dedim, öyle dedim, böyle dedim adamı bir türlü başımdan savamadım. En sonunda birkaç saat sonra kızıyla camii misafirhanesinde buluşabileceğimi söyledim. Neyse ki kabul etti ve gitti.

Akşamüzeri kız gelmişti. Camide bir odada görüşecektik. Hiç tanımadığım bir genç kız yüzünde hafif sıkılmış umursamaz bir ifadeyle oturuyordu. Ben şimdi bu ergene ne diyecektim ki. Yüz ifadesi ne desem cevabı yapıştıracak, kapıyı vurup gidecek gibi duruyordu. Aklıma başka mevzulardan giriş yapma fikri geldi. Stockholm’de nereleri görmemi tavsiye edersin diye sordum birden. Şaşırmıştı, “burası berbat bir yer, görecek hiçbirşey yok” dedi. Ben de ona Helsinki’ye olan gemi seferlerinden, gittiğim tiyatrodan, sahibini tanıdığım nargile kafeden, yaklaşan festivalden ve birkaç yerden daha bahsettim. Sanırım karşısında ona neden örtünmesi gerektiğini Kur’an’dan hadisten ifadelerle anlatacak bir vaize beklediği için ben anlattıkça şaşkın şaşkın bakıyordu. Konuşmanın bir yerinde “ben 7 yıldır burada yaşıyorum, bu söylediklerini hiç duymadım bile” dedi. Sonra da Müslüman bir kadının yanında mahremi olmadan Stockholm’den Helsinki’ye gitmesinin uygun olup olmadığını konuştuk görüşme bitmek üzereydi ve ben başörtüsü konusundan bahsetmemiştim bile. Baba kapıda heyecanla bizi bekliyordu. Daha ben bir şey demeden kız girdi meseleye. “Yaa ablacım ben Müslümanım, inanıyorum, namazımı kılıyorum, bunlarda bir sorun yok. Ama başörtülü olarak okula gitmek istemiyorum. Herkes bana bakıyor, benim hakkımda konuşuyor. Ben normal olmak istiyorum artık. Babam beni anlamıyor.” Bu sözler üzerine ne denebilir ki… 16 yaşında gencecik bir insan, böyle çok taraflı bir açmaz içinde hissediyordu kendini. Dahası sorun sadece başının açık ya da örtülü olmasında değildi. Üniversite eğitimi almış babası belki de kendi yetiştiğinden farklı ve Müslüman olmayan bir toplumda bütün teyakkuz kanallarını devreye sokmuştu. Çocukların okuldan eve evden okula dışında bir hayatlarının olmasını düşünemiyordu bile. Stockholm ya da Avrupa gerçekliği içinde böyle bir hayat tarzı kim olursa olsun ciddi bir sorundu zaten.

Ayrılmak için ayağa kalktığımızda kız gelip bana sarıldı, “ne olur babamla konuş, ben başımı açmak istiyorum” dedi. Babasının kızıyla konuşma ısrarı üzerine kızın babasıyla konuşmam için ısrarı eklenmişti. Üstelik o tarihlerde ben de Türkiye’de başörtüsü ile doktora yapma imkanları arıyordum. Al sana güzel bir karmaşa. Türkiye’deki başörtüsü meselelerinden sıkılıp Stockholm’e gitmiştim, cool ve steril bir araştırmacı gibi gidip, ilgili alanda görüşmelerimi yapıp, şehri gezip biraz gündemden uzaklaşmak istemiştim. Baba-kız beni o steril hayallerimden alıp Türkiye’nin saçma sapan gündemine geri ışınlamak ister gibi çıkmışlardı karşıma. Odadan çıktım, kız yanımızdan ayrıldı. Babasına çok aklı başında ve iyi yürekli bir kızı olduğunu, onunla oturup konuşması gerektiğini, başörtüsü konusunda da üzerine gitmemesini söyledim kısaca. Adam yüzüme yani dercesine soru işaretleriyle bakıyordu. Bir şey anlamamış olsa gerek “Hocam başörtüsü konusunda konuştunuz mu kızımla” dedi ‘Evet merak etmeyin o iş bende’ dedim

Sonrasında defalarca yazıştık kızla, ve bu yazışmalarımızda hiçbir zaman başörtüsü konuşmadık açıkçası. Endişeli bir ebeveyne zararsız bir yalan söylemenin sakıncası olmayacağını düşünmüşümdür hep. Yıllar geçtikçe kızın başörtülü devam ettiğini gördüm. Üniversiteye girdiğinde kısa bir not yazmıştı, “farklı olmak insana garip bir özgüven veriyor” demişti. Ben o cümlesinden başörtülü olmayı kastettiğini anlamıştım. O kadar. Şimdi ne zaman baş örtme, baş açma, “vay bu Müslüman gençler deist oldu” meseleleri açılsa Stockholm’deki o bezgin kız ve ona dini irşad için beni ikna etmeye çalışan endişeli babası gelir aklıma. Baba beni kızıyla aynı odada bırakırken “başörtüsünün faziletlerini anlat ona” demişti. Sanki Müslümanlık dindarlık kocaman bir ağız olmak demek. Böyle zamanlarda susmanın erdemine, faziletine daha çok inanıyorum.

Konuk Yazar

3 yorum

  • vaaz verme gönüllüsü ahlak bekcilerine inat nasil boyle guzel bir yol izlemissiniz sasirdim kaldim.cok sevgiler.

  • Bu yaptığınız ablalık tek seferlik değil, emeği vermeye devam etmeniz açısından da çok güzel.
    akıl vermek değil gönül paylaşmak mesele ne güzel anlatmıssınız.
    Sadece ergenlerin değil hepimizin görmek için güzel insanlara ihtiyacı var.
    Elinize sağlık olsun…