Genel

Bana Bir Kerecik “Müslüman” Der Misiniz?

Konuk Yazar: nisamor

Tesettürü başörtüsü olarak algılamayan müslüman bir kadınım. Yanlış okumadınız; öyle ayetleri okumadığımdan, düzgün anlatanım olmadığından ya da iman eksiliğimden falan değil, baya baya başörtüsü örtmeyi tercih etmiyorum. Kafanızda bir müslüman canlanmadı değil mi?

Bu ülkede başörtüsü maalesef ki mücadelesi verilen bir şey oldu. O dönemlerin kadınları ve bazı erkekleri gündelik yaşamlarından, eğitimden başlayarak bir çok alanda inanılmaz sıkıntılar yaşadılar ve travmaları oldu. Şimdi ben nasıl olur da kendine müslüman diyen bir kadın olarak bu davaya sahip çıkmam ve başörtüsü örtmem? Yıllarca omuzlarıma bu haklı davanın travmaları yüklendi durdu. Kendi ailemden ve akrabalarımdan başlayarak etrafımda bir çok insanın o dönemlerde yaşadığı sıkıntılara şahit oldum ve daha ortaokul çağlarımda başörtüsü örttüğüm zaman başıma gelecekleri ve bunları nasıl bertaraf edeceğimi dinledim. Kimse bunu tercih edip etmek istemediğimi sormuyordu. Gerçi o yıllarda, büyüdüğümde ben de başörtüsü takacağımı zannederdim. Çünkü “normal” olan oydu, müslüman kadın demek başörtüsü demekti. Lise yıllarımın sonlarına doğru başörtüsüne gelen özgürlük alanının genişlemesiyle birlikte artık üniversitede özgür olacağımı ve başörtümü takabileceğimi dinlemeye başladım. Kırılma noktasını burada yaşadım. Yasaklardan değil, kendi tercihimden ötürü başörtüsü takmak istemediğim gerçeğini uzun yıllar etrafımdaki kimse hazmedemedi. En başta sorgulanan şey “imanım” oldu. Müslüman kimliğim, tercihimin ifadesiyle beraber elimden alındı. 

Yasaklara kadar başörtüsünü örtüp örtmemek meseleyken sonrasında bunu nasıl örttüğün gündeme oturdu. Başörtülü kadınların müslümanlık dereceleri kimileri tarafından giydikleri pantolonlarla etek boylarıyla, saçının telinin gözüküp gözükmemesiyle, dinlediği müzikle, okuduğu kitapla ve bitmek bilmeyen pek çok unsurla derecelendirildi. Bu mücadele başörtülü kadınların kafalarına göre tesettürü şekillendirmeleri için mi verilmişti, bu ne hadsizlikti? Başörtüsüz kadın bu klasmanda müslüman dahi olamadı. Öyle ki imanından asla şüphe edilmeyen babamın arkadaşları kendi başörtülü kızlarında kendilerince gördükleri sıkıntıları(!) anlatırken “bizimkiler böyle, seninki zaten…” şeklinde cümleler kurdular ve o “zaten”ler benim ve başörtüsüz müslüman kadınların görünen tek yanı oldu.

Üniversite ortamıyla beraber bu “müslüman olamama” hali katlanarak devam etti. Bulunduğum ortamlarda alkol alan arkadaşlarımın inancım gereği içmediğimi öğrendiklerinde yaşadıkları şok ve devamında gelen ısrarla içirme çabalarıyla, camide namaz kılmak içim üzerime aldığım örtümden başörtüsüz olduğum anlaşılır anlaşılmaz namaz kılma şeklime kadar bağırmalı “düzeltme” çabası ölümüne kapıştı. Mescidin yerini sorduğum vakitlerde tariften önce ya dudak bükme ile kendini gösteren bir küçümseme ya da islam yolunu yeni tercih etmiş yabancı muamelesi gördüm. Benimle azıcık dini bir muhabbetin içine giren kendince tam imanlı müslüman kimseler her seferinde dini bilgilerini ve ibadetlerini yarıştırma ihtiyacı hissedip tesettür, başörtüsü ayet ve hadislerini anlatmaya giriştiler. Başörtülü bir dostum, müslüman kadının özgürlüğüne dair bir şey ifade ettiğinde; kadının özgürlük alanının ancak babası ve kocası tarafından belirlenen sınırlar içinde olabileceğini düşünenler tarafından karşılaştığı tepki, “önce o başındaki örtüyü çıkar” şeklindeydi ve bu tepkideki hakaret noktası hep ben oldum. Çünkü böyle “din dışı terbiyesiz şeyleri” müslüman bir kadın söyleyemezdi ve bu kadın başörtülü olamazdı. Tüm bunlar “başörtüsüz kadının yapacağı türden ahlaksızlıklar”dı. Ya da dinin uygulanışı ve yorumlanışı hakkında bir yorumda da ben bulunduğumda kocaman büyük harflerle “SANANE BİZİM DİNİMİZDEN, SANANE BİZİM İBADETİMİZDEN!” tepkisi aldım. Her halükarda insanlar, müslüman olduğuma ikna olmadı ve ancak kendisinde olanı verebildiklerinden* bana da bol bol kibir, ikiyüzlülük, saygısızlık ve tahammülsüzlük ikram edildi. 

Herkes bir şeylerde yarım kaldığımı düşünüyor ve tamamlama ihtiyacı duyuyor. Ya inancımın hakkını vererek örtünmem gerekiyor ya da örtüsüzlüğümün hakkını vererek inançsız veya prensipsiz yaşamam. Ancak kimse benim müslümanlığımın hakkını vermeye yanaşmıyor. Sizden rica etsem bana bir kerecik “müslüman” der misiniz?

*Albert Camus, Defterler 2 “İnsan ancak kendisinde olanı verebilir.”

21 Yorum

  • Rüya
    7 Mayıs 2018 - 11:47 | Permalink

    Aklıma geldiği cenazeevinde, en yakınını kaybeden gençlere saçları görünüyor diye ‘müslüman ol’ vaazı verebilen çok saygın(!) bir ilahiyatçı geldi. Karşısında bir insan değil saç görerek. Ne kadar tiksindirici olduğu farketmeden. Böyle insanlardan köşe bucak kaçan biri olarak anca kolaylıklar dileyebilirim.

  • Merve
    7 Mayıs 2018 - 12:12 | Permalink

    Merhaba
    Ben başartülüyüm ama yazınızda kendime dair çok şey buldumiyi ki yazmışsınız elinize sağlık

  • Basak
    7 Mayıs 2018 - 12:12 | Permalink

    İnsanlar seni bir kalıba koyamadıklarında senden rahatsız oluyorlar. Artık marjinal olmak, farklı olmak için bile belirli özellikleri taşımak zorundasın. “Dışlanmış” ,”farklı” gruplardan birine ait olacaksan onlara benzeyeceksin yoksa farklı bile olamazsın. Hiçkimse kendi halinde, kalıplara sığdıramadığı birini ciddiye almıyor. Ve bence en acısı samimiyetini sorguluyor sanki haddiymiş gibi. Ben insanlara tahammül edemediğim(umudu kestiğim) için onları beni etkileyemeyecek bir noktaya koydum. Lakin kimi nereye koyarsan koy en yakınlarının seni anlamadığında hissettiğin acı hala ara sıra sızlatıyor içini. Sana içten kucak dolusu sevgiler . İnşallah yolumuz bir gün bir yerde kesişir. İyi kal

  • Hacer
    7 Mayıs 2018 - 13:46 | Permalink

    Siz müslümansınız ve bundan sonra size örtü yoluyla saldıran kişilere peygamberimizin torunu Sare’nin de hiç başını ödemediğini söyleyebilirsiniz. Sizi yargılayan kişiler iyiliginizi düşündüğü için değil, kendi görüşünden başkasına tahammülü olmadığı için yargılıyorlar.

    • başak
      10 Mayıs 2018 - 10:54 | Permalink

      İnternette böyle bir bilgi bulamadım çok merak ettim Sare kimden olma torunu acaba?

      • Hacer
        10 Mayıs 2018 - 12:37 | Permalink

        Fatima mernisinin kadınların isyanı ve ıslami hafıza kitabında peygamberin torunu sabreden uzun uzun bahşedilmiş. Bende ordan okumuştum

  • 7 Mayıs 2018 - 14:37 | Permalink

    Başkalarından, size müslüman demelerini rica etme gereği duymadan önce, siz kendinize bir kez olsun “ben Müslümanım elhamdülillah” der misiniz samimiyetle?

    Sonrasında islam üzerine sağlıklı bir düşünce ve amel ortaya koyacağınıza inanıyorum. Rumuzların ardına saklı değil, açık kimliğinizle varoluşunuzun anlamına yaslanarak konuşacağına inanıyorum.

    Sonrasında, iman etmenin modern ve post modern hallerden, düşünce ve inanışlardan beri, başlı başına, kendine has bir düşünüş, inanış ve duruş olduğunu, “teslim ol”duktan sonra “yaşayarak” idrak edeceksiniz.

    Reçel’de bu minval üzere pek çok arızalı yazıya, öncelikle müslümanca düşünce ve pratik sahibi kadınların itiraz etmeleri gerektiğine inandım. Öte yandan nerden tutsam elimde kalmaz da eleştirel bir katkı sunarım diye uğraştım ve fakat o kadar karmaşık ve zor bir iş ki, ben başaramadım. Bu yazı için de geçerli. O yüzden genel bir değerlendirme yapmak daha uygun olacak.

    Örneğin şu tarz cümleler üzerine uzuun uzun konuşmak gerek.

    “Bu ülkede başörtüsü maalesef ki mücadelesi verilen bir şey oldu.”
    (batıla-zulme karşı elinden geldiğince mücadele edenlere karşı biraz saygı ve sevgi yok mu sizde?)
    “Yıllarca omuzlarıma bu haklı davanın travmaları yüklendi durdu.”
    (bir davanın yükünü travma kelimesine mi sığdıracaksınız?)

    Reçel’de kendini vaaz eden zihniyetin vaad ettiği topraklarda huzur ve güven olduğunu düşünmüyorum, görmüyorum da. Böylesi bir “açılma”nın islam açısından “boğulma”ya tekabül edeceğini öngöremeyen bir aklı anlamak kolay değil doğrusu.

    Netice itibariyle İslam’ın sabitelerini didiklemiş, bütünlüğüne yumruk sallamış, mütevatir hadisleri çökertmeye çabalamış olmak ne yeni ne de matah bir şeydir. Niyetiniz “halis” olsa bile.

    İslam bütün izzeti ile o yüce makamında duruyor. Bize ise nasiplenmek düşüyor. İnşallah bu dünyada idrak ederiz ve olabildiğince nasipleniriz.

    selam ve dua ile.

    • bgok
      2 Temmuz 2018 - 13:21 | Permalink

      Yazar başörtü mücadelesini küçümsüyor veya reddediyor degil. Haklı davanın travması ibaresini kullanışı da aynı sekilde düşünüyorum. Belli bir mücadeleyi vermenizin konusulanları önyargı, ön kabul ve tepkilerle algılamanıza sebep vermesine izin vermeyin lütfen.

      Evet imanın veya islamın bir şartı olmayan ama kitabımızda acık farz olan başörtüsü yasaklarla mücadele unsuru haline getirildi. Böylelikle insanlar din üzerine konusma mütalaa etme seviyesine dahi erişemediler. cunku daha yasakları asıp en temel ihtiyaclarını gideremiyorlardı, egitim, çalısma hakkı gibi. Bu yasak en fazla müslümanlara zarar verdi, yalnızca örtünememe anlamında degil. O mücadele içinde çıkmaz düğümlere ulasmak ötesine gecememek anlamında. Yasaklar yasaklanan noktalara hassasiyeti güçlendirir. Eger basörtü yasagı olmasaydı bizler beki islami ilim anlamında ülkece cok daha ilerilere giderdik. Ancak yasak cercevesinde sıkıstırılıp kaldık. Aileler yasadıkları acıların bedelini ödeme borcu olarak kızlarına basörtüsünü birincil iman sartı olarak dayatırken; islami ilimlerde ufuklarını acıcı temel eserleri, fıkhi meseleleri, güncel meselelere Peygamber yorumuyla bakıp yorumlamayı onlarla konusmuyorlar, İslami veya genel kırılma noktalarında nasıl müslümanca tepki verilir, ne yapılması gerekir bunları konusmuyorlar. Bir kız veya kadının basını örtmesi yeterli görülüyor. O kız cocugu basını örter ama namazlarını gecirir onu önemsemez aileler. O örtülü kız cocugu yüzeysel yasar, ya da reklamlık. Örtülü olmakla dini tüm sorumluluklarını yerine getirmiş olan (!) kız cocugu gün boyu elindeki tefelefondan mayolu bikinili kadın ve erkek filmleri izler. Aileler onu da önemsemez. Tek mesele basörtüsü oldugundan ve erkeklerin de basörtüsü farzı olmadıgından, ve erkeklere tarihinde geniş pantolon yasagı, diz altı pantolon yasagı gelmediginden mesela; erkek cocukları dar pantolon giyer, sorun etmezler, kısa sort mayo giyerler sorun etmezler. Babası ve arkadaslarıyla oturan arada veya bes vakit namaz kılan ogulları, yirmi saat sözleri cinsel içerikli kadın şarkıları dinler, gördüğü her kadına bakar; “Ey iman eden erkekler ve kadınlar iffetli olunuz.” ayetini hatırlatmazlar. Birini buldun mu ya getirirler. O erkek cocukları da otomatik olarak yasak olmaksızın var olmalarıyla cennetlik müslüman olmuslardır çünkü. Ne islami adalet, ne müslüman ahlakı, ne toplumsal hayattaki imam unsurlarını konusurlar aileler bu erkek cocuklarla da. ha kızlar basını örtüp cocuk sahibi olup yemek yapmakla cennetlik olacakken, erkeklerle biraz formalite icabı iş yönetim falan da konusurlar. hoop herkes cennetlik, geri kalanlar cahil gafildir Allah hidayet versindir. “O gün yüzler vardır kararır, yüzler de vardır ki pırıl pırıldır.” Hangi yüzlerdir o yüzler? Hangi ayet kime cennetin garantisini vermiştir? Ayetler dünya ve ahiret hayatına ilişkin kuralları, bazılarını gerekceleriyle; bazılarını yaptırım ve ödüllerini belirterek sunar inananlara. İnananlara ahiret var der, namaz kılın, adil olun, kadınlar ve erkekler örtünün, kadınlar ve erkekler iffetli olun, yalancı sahitlik etmeyin, gerektiginde dogrular icin sahitlik edin, iftitra etmeyin, Müslümanlar ancak kardestir, fitneye müsaade etmeyin gücünüzü kaybedersiniz. yüzlerce kuraldan bir tanesini bir müslümanın uygulayıp uygulamamasına; bunun karsılıgında ceza veya cezasızlık özgğrlüğüne karısmak bizleri sığlastırır. Nitekim diger yandan, erkeklere iffetin emredilmesi; kadınlardan bu sartı uygulamama özgürlğünü kullananlar içindir. Nasıl ki yüzlerce emirden en önemlilerinden bireysel ibadet olan namazı, toplumsal ibadet olan zekatı ihmal etme özgürlüğü varsa insanların, başörtü örtmeme özgürlüğü de vardır; çünkü insanların günah işleme özgürlüğü vardır. Cenneti talep etme, cehenneme talip olma özgürlüğü vardır. Ve bunlar icin; tek kriter bir emir değil, bir türlü hepsi okunmadan ahkâm kesilen Kurandaki tüm emirlerdir. Ve tüm emirler irade ve dokayısıyla sorumluluklarıyla birlikte dünyaya getirilmis tüm yaratılanlar icin gecerlidir. Ne cinsiyet, ne milliyet bu emirler ve yasanısama gereklilikleri icin herhangi bir üstünlük, daha az veya cok sorumlu olma unsuru degildir.

      Ne bir kadın başörtü emrini yerine getirdigi icin daha cennetlik, ne bir erkek diz altı pantolon girdigi icin daha müslüman daha cennetlik ne bir baska kadın başörtü emrini yerine getirmedigi icin, ne bir erkek hacca gitmeyi 70 yasına bıraktığı icin, bir erkek/kadın aksama kadar tvde yüzlerce kıyafetsiz islami ahlaktan fersah fersah uzak gıybet, iftira, fitne fesat zina haberlerini esi ve cocuklarıyla birlikte filtresiz izledigi icin cehennemlik degildir. Nitekim biz kimsenin amel ve niyetini, gelecekte tevbe edip etmeyecegini, günah izlemekten ne kadar pisman oldugunu, gayet samimi bir müslüman olup olmadıgını, öyle gözükürken hangi saikle müslüman gözüktüğünü vs bilecek yüce bir iradeye sahip degiliz. Biz en fazla, bu Kurana göre dogru bir davranıs sekli degil diye DÜŞÜNEBİLİRİZ. Gercekten acık bir HARAMı işleyen birinin bu haramı isledigini arkasından söylemek GIYBET, bunu birden cok kisi ile konusmak GIYBET + FİTNE; üzerine yorum katarak böyle yapan sunu da yapar, kim bilir yapmıstır da demek GIYBET + İFTİRA + FİTNE, yorumlanan ve yorumlayanın laflarını sadece iletmis olmak GIYBET + LAF TASIYICILIGI + FESAT tır. Biz yaratıcı olmadıgımızdan yine degil başörtüsü yasagına uymamıs olmak, her bir emir ihlaline uymamıs olmak; toplum icinde aleni zina eden insanları görsek bile, zina ediyorlar demek bizim icin HARAM olan GIYBET + KUL HAKKI olacaktır. Onlar samimi tevbe edebilirler Allah katında kabul edilebilirler, veya suclarının akrsıkıgını cekip affolabilirler, veya affolmayabilirler. Ama biz üc durumda da durduk yere net haram olan gıybeti yapmıs oluruz.

      not: basörtü yasagı olan yılları, kimin o zamanlarda ne tepki verdigini, neler yasandıgını; o yıllarda mücadele edenlerin veya imanlarını muhafaza etmekle birlikte mücade etmemeyi tercih edenleri, mücadele etmeyip durumu önemsemeyip bile simdi cok büyük mücadeleler vermis gibi davranan vs bir cok türde insanı gayet iyi gözlemlemiş biriyim.

      Sıkıntı zamanında mücadele verilmiş olması, daha sonraki tüm zamanlar icin ahiret hayatımızı da garantilemez bunu unutmayalım. İmtihan son nefese kadardır. O gün Allahın bir emrini uygulamak icin zorluk cekenlerin son nefeslerine kadar, Allahın tüm emirlerine karsı aynı hassasiyeti koruması gerekir. Bir emre karsı olan yasagın kalkmıs olması, veya bizim bir imtihanı kendimizce Allahın emrine uygun sekilde vermis olup, o konuda dünyada ferahlıga erismis olmamız bizi ne ganimet müslümanı ne de cennetle müjdelenmis gibi bir halde yapmamalı. Hz Ömerin “Cehenneme bir kişi alınacak denirse, ben olmaktan cok korkarım; cennete bir kişi alıncal dendiginde de o kisinin ben olmasını umut ederim.” dedigi cizgiden ayrılmamalıyız.

  • Dünya fani bilemedik
    7 Mayıs 2018 - 17:57 | Permalink

    Konuya başladığınız paragrafla sonrasında anlattıklarınızın birbirinden farklı şeyleri anlattığını düşündüğüm için yanlış mı anladım diye sormak istiyorum; baş örtüsü takmama nedeniniz ayetleri yani emredilenin meal ve tefsirinde anlatıldığı gibi düşünmediğiniz/anlamadığınız için mi yoksa tesettür denince akla sadece başörtüsü gelmemeli deyip başörtüsü takmayı tercih etmediğinizi mi demek istemektesiniz?

  • emine
    7 Mayıs 2018 - 18:06 | Permalink

    Yaşadığınız şey o kadar zor ki. Bu sanırım tahkiki iman – taklidi iman meselesi. Taklidi iman yaygın olunca, hakiki bir iman sahibi olmak yerine görünür, somut şeylere, “elalem ne der”e, gözle(mle)nebilir bir dindar olmaya önem veriliyor. Bunun sonucu anlattığınız şeyler.
    Geçtiğimiz gün yeni doğmuş bebeğimin adını sordu birisi. Öğrenince şaşkınlığını saklayamadı: ben seni İslami, sahabi ismi falan koyarsın sandım kem küm….. Biz ise sadece güzel isim koymak istedik.
    Tam olarak bir türlü öğrenemediğimiz dinimizi utanmadan başkalarına anlatmak hatta uygulatmak istiyoruz. Sloganlar, şekiller, temsiller…

  • İlhami Büyükbaş
    7 Mayıs 2018 - 18:29 | Permalink

    Elbette kardeşim.. müslümansınız.. emin ol peygamberimiz severdi seni.. “dokunmayın ona”derdi

  • 7 Mayıs 2018 - 23:26 | Permalink

    Son zamanlarda okuduğum en iyi yazılardan biriydi. Ellerinize sağlık sevgili yazar!

  • Oğuz
    8 Mayıs 2018 - 10:06 | Permalink

    Özür dilerim.
    Suçlu benim.
    Eğer müslümanlığı düzgün yaşayabilseydim düzgün tanıtabilseydim,kalbi kırılmış insanlara destek olabilseydim çevreme örnek olabilirdim. Çevremde senin çevrene örnek olur onlarda senin kalbini kırmazdı.
    Sen müslümansın.
    Ben şüpheli.

  • Melis
    8 Mayıs 2018 - 20:56 | Permalink

    boşver insanları, ALLAH biliyor.. ötede görücez kim en Müslüman. Affet onları bence, cahilliklerinden yapıyorlar diyip koyvermek lazım. yoksa hayat yaşanmıyor …

  • Duygu
    8 Mayıs 2018 - 22:56 | Permalink

    Tespitlerinize katılıyorum. Tarih başka başka yollardan tekerrür ediyor. İşin üzücü tarafı yüzlerce insanın ruhuyla verdiği ‘özgürlük’ mücadelesi aslında bir tür ‘bağnazlığa’ dönüşmüş son tahlilde

  • merve
    9 Mayıs 2018 - 01:05 | Permalink

    çok güzel bir yazı. emeğinize sağlık. bunun üzerine ben de çokça düşünüyorum, çok güzel bir şekilde dile getirmişsiniz.

  • Maryams
    10 Mayıs 2018 - 03:37 | Permalink

    Kimse kendisi icin muminim diyene degilsin diyemez .nisa 94 de yasaklanmistir. Sen muslumansin kardesim. Fakat basortusu ve tesetturun farz olmadigi fikrine katilmiyorum. Zamaninda ben de cok arastirmis ve sorgulamis biri olarak soyluyorum bunu. Tesetturu cok seviyorum.

    • Dünya fani bilemedik
      11 Mayıs 2018 - 14:30 | Permalink

      Sizin de yaptığınız yoruma göre ben yanlış anlamamışım başörtüsü konusunu, üzücü

  • Kevser
    10 Mayıs 2018 - 13:52 | Permalink

    Ne yazik ki bu soylediklerinizi ortusunun seklini begenmediklerine de yapiyor insanlar. Dahasi ortulu olmasi ya da olmamasi önemli değil, biri onlara aferin desin diye yapıyorlar. Mesele siz degilsiniz. Mesele onlar inanin ki. Kizin, dua edin ama bence bosverin. Soyleyene degil soyletene isaret eden bir emare yoksa… Butunuyle bosverin. Adeta küçük şeyhler gibi hissetme, yeryüzünde taltif edilip “Allah icin konuşmalarından” sonra kahraman ilan edilmek, müridler kazanmak, sağda solda konuşulmak istiyorlar. Müslümanın müslümana “tebliğ” yapmaktan bu kadar zevk duyduğu kaç coğrafya var merK ediyorum. Aynı karakter, cocuklarini ne kadar da mükemmel yetistirdigini de anlatacaktir, esinin ya da bagli bulundugu cemaay liderinin ne kadar mübarek oldugundan da. Zira farkinda degiller ancak herseyi, tum sınanmaları, “zaferlerini oluşturan tüm koşulları”, çocuklarinin mizacını, maddi manevi olanaklarını, kendi psikolojilerinin ya da fiziksel sagliklarinin gucunu kerameti kendinden menkul birer evliya ve hatta TANRI gibi kendilerinden biliyorlar. Bu kadar tanrinin kendisi gibi hissetmeseler bu denli övünemez, bu denli de yargılayamazlardı. Üstelik karşılarındakinin din egitimcisi olmasi ve tamamen “dogru” bir imaj cizmesi bile bu tür insanların bir cocuk parkı sohbetini zoraki tefsir dersinden ailesinin ve dini egitiminin mukemmeligine getirmesine engel olmuyor. Hatta daha ileriye goturup musluman kadinin gorevlerine vurgu yapip yine kendilerini overken, esleri ve yeryuzundeki tum erkeklerin sirtlarindaki yuku de yuklenmekle mesul tutacaklar sizi. Diyecekler ki sen Aise, Fatima ol, sen kendi vazifene bak. Esinden siddet gormen de senin imtihanin. Hikayede erkekler yok. Bu tür insanlar, TANRIKADINlar varlar ve var olacaklar. Meselenin özünün hamlık ve nefs olduğunu düşünüyorum. Yazık insanlara… Hepsi ve hepimiz mezara kadar öğreniyoruz. Ama bunu bilmiyorlar işte. Acz icinde, kendilerini disaridan görmez halde, nefs üzere vaazlar veriyorlar. Gülünç ve hastalıklı görünüyorlar. Karşılarındaki müslümanın iki sayfa kuran okuyacağı vakti, daha degerli gordukleri boş konuşmalarıyla zaptediyorlar. Bırakın, boşverin ne olur. Siz önünüzdeki yola bakın. Hazır hissetmediğiniz, size kendi aklınızın ve vicdanınızın göstermediği hiç bir yola sapmak zorunda değilsiniz nihayetinde. Yol sizin, Rab sizin, Kuran sizin, din sizin… Onlar da bir takim insanlar işte

  • veritas
    11 Mayıs 2018 - 17:52 | Permalink

    İki farklı meseleyi karıştırıyorsunuz. Sürekli “başörtülü değilim ama dindarım, namaz kılıyorum” demek zorunda olmak, Müslüman olduğunu belirtmek yıpratıcıdır. Bu konuda karar mercii zaten diğer insanlar olamaz. Sadece bunları söylüyor olsanız size katılırdım. Dindar insanların densizce yorumlarını, kabul etmeniz gereken bir farza karşı kalkan edinirseniz başka şeyler de söylemiş olursunuz ki söylüyorsunuz. Mesela başlığınızdan sizin farz olan başörtüsünü tesettürün bir parçası olarak algılamadığınızı, gerekli görmediğinizi anlıyorum. Eksikliğini bir sorun olarak görmüyorsunuz belli ki. Bu durumda bunu önemseyen insanların her türlü yorumu ve beklentisi size kötü niyetli veya gereksiz gelecektir. Aynı değer sistemine ve doğrulara tâbi değilseniz onlardan kabul beklemeniz mantıksız. Eğer doğrularınız aynıysa siteminiz tam olarak neye? Adı üstünde dindar olan kesimin kadınların emredildiği üzere örtülü olmasını beklemesine, Müslüman kadının normali ve ideali olarak bunu görmesine mi yoksa sadece bu konu üzerinden yöneltilen kaba, yargılayıcı eleştirilere mi? Yazının başlığı ve içeriği arasındaki tutarsızlık bunu anlamayı zorlaştırıyor.

  • turk
    6 Temmuz 2018 - 12:24 | Permalink

    Başkalarının anlayışlarının ne kadar kötü olduğunu düşünmeyi bıraksaydık kendimizin ne kadar güzel olduğunu görebilirdik. Allah senden, benden, bizden ne istiyor? Herkes kendi cevabının peşine düşsün. Yaşadıkların siyasi-sosyal problemlerimizin sendeki yansımaları, birilerini suçlu görmeyi bırakmanı tavsiye edebilirim, dinlersen. Gençler pek tavsiye, öğüt vs. dinlemiyor ya… Problemlere takılma güzelim önüne bak. Sen bir çiçeksin, Önce kendini sula bakalım, daha açacaksın. Başörtüsü bağlama ki neden bağlaman gerektiğini bulasın. İnşallah hakkında-hakkımızda hayırlısı olur.

  • Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir