Genel

Antidepresan Dönüşleri

Konuk Yazar: Sevgili Fasulye

Ooo, kimler gelmiş?

Bilmiyorum ki, kimler gelmiş? Ben gelmemişim mesela, ah, o da gelmemiş.

Bir zaman kadar oldu, ben kendimi yeni bir zamana dikeli. Elimdeki çiçekli kumaşı yere atıp, üzerinden atların ve karıncaların geçmesine izin vereli. Bir zaman kadar oldu yani, ben dolaptan bir bardak süt alıp içmeyeli. Bizim evde süt bitmeyeli çok oldu.

“Bir şeyler garip gidiyor.” diyordum. Bir şeyler oluyor. İlk defasında açılmayan kapı için zihnim derhal harekete geçiyor; kapıyı yerinden söküyor, apartman korkuluklarına vura vura helak ediyor. Bunlar birkaç saniye içinde yaşanıyor, bitmek üzere iken ise zihnimin dışındaki, gerçek olan kapı açılıyor. Ben nefes nefeseyim oysa, daha demin koca kapıyı devirdim zihniçerimde; evin eşiğinde akan dünya, bana biraz müsaade eder misin?

Dünya, bana müsaade etmiyor. Ailem etmiyor, arkadaşlarım etmiyor, eve girip çıkan insanlar etmiyor. Tamam, şu çok komşulu ve çok akrabalı apartmanda en güzel kahveyi ben yapıyor olabilirim; ama bir sorun, yapmak istiyor muyum? Sen ey, güzel komşum Halime Abla, senin vereceğin mevlit için tepsi tepsi tatlılar yapmayı, ben çok mu istiyordum? Saçlarını boyamayı, sana kabak ağacından lif almayı ya?

Anne ey, anne; ben aylarca evde kaldım, öğlenlere kadar uyudum, neden o evden kapı dışarı etmedin beni? Ben ki yarım saat yerimde dursam, kalkar ağıtlara dururdum. Neden anne, saatlerce donuk tavan bakışlarımı, yataktan ikindiye dek kalışlarımı, kendimin tam aksine bu hallerimi, neden fark etmedin? Neden beni, beni, babama karşı korumadın? Neden izin verdin ey, ben çok hassastım, bir söze günlerce ağlardım; alnımdaki yara izinden, neden utanmadın?

Sana hiçbir sorum, sana hiçbir sitemim yok baba. Sendeki bütün haklarımı donduruyor, bütün beklentilerimi geri çekiyor ve seni iş hayatınla, eve durmadan misafir ettiğin ve odama tıkılmama sebep olan onca insanla; baş başa bırakıyorum. Senin durmadan çalışarak kazandığın ve benim ‘uyuyarak’, ‘evde oturarak’ savurduğum paranla, sahip olduğun evlerle, arabayla, banka hesaplarıyla ve döviz kurlarıyla; baş başa bırakıyorum seni baba. Yalnız seni değil, kıymetli bulduğun ve benden bir küçük olan kardeşimi de, öylece bırakıyorum. Çünkü o, telefonu senin gibi kapatıyor. Değinmek istemiyorum.

Sevgili arkadaşlarım, yemek önerdiğim, müzikler yolladığım, kahveler tattırdığım ve hediyeler hazırladığım arkadaşlarım; sarıldığım, sarılmadığım, canımdan bir parça bulduğum, hayat standartlarını yükseltmeye and içtiğim arkadaşlarım. Hepsini, büyük bir zevkle yaptım. Birinize kaban, ötekinize sahaftan kitap bulmak; bir diğerinizin vajinusmusuna, ah öteki erkek arkadaşımın mezuniyette giyeceği ceketin onu açmadığına, bir başkasının kalacak yer sorununa telefon trafiği ile çare bulmak; yük değildi bana. Ama neden izin vermediniz, hayatınızdan çıkmama?

Bana neyin yük olduğunu bilemiyor, anlamsız bir yük gezdiriyordum omzumda. Sorunlu bir ailem, kalabalık bir evim, belirsiz istikbalim ve sorunlu bir ilişkim vardı. Sağlığım da kötüydü; ameliyat olmuştum, antibiyotik tedavisi bir türlü bitmiyordu ve ben giderek küçülüyordum.  Evde kavga çıkmasın diye kendimi, sevdiğim adam incinmesin diye kalbimi hırpalıyordum. Midem bulanıyordu, kusuyordum; uyuyordum, uyuyordum.

Birden, elimde bir makine ile, saçlarımı kazır halde buldum kendimi. Odanın ortasında çiçekli bir örtü, örtünün üzerinde sandalye, benim elimde saçlarım. O zaman fark etmiştim, bir şeyler olağan gitmiyordu. Kendimi öldürmeye muktedir oluşum, beni sınıra çekiyordu. Üç ay geçti; ben tüm bunlara, evden bağır çağır çıktığım gün, “Ne oluyor?” diyebildim.

Yarın doğum günümdü ve ben psikiyatrist randevusu almıştım. Artık herkes, derin bir rahatlamayı kucaklayabilirdi. Herkes, beni yeterince suçlayabilirdi. Evin kalabalığını, kahveleri, durmaksızın sorulan “Nasılsın?” sorularını, sevgiliden yana sancıları; herkes unutabilirdi. Herkes yaşayabilirdi kendi gibi, kendi gibi olabilirdi.

Konulan teşhisi yazamayacağım; lakin, her şey, ‘kişide biten’ bir şey değil. Yaşamak, bir kişisel gelişim kitabı değil. Hiç. Hiç.

3 Yorum

  • 16 Haziran 2017 - 00:32 | Permalink

    psikyatriste her şeyi havale edip rahatlamış gözükecekler.
    bu izni onlara vermezdim asla.
    buraya yazdığım gibi tek tek yazıp yollardım telefonlarına. bak bu acayip bir turnusol. bak bunun çok faydasını göreceksin.
    gerekirse psikiyatrın ağzından konuş :) bak ben hocayım caizdir. evin sakin olması gerekiyormuş biraz de. babamın beni gezdirmesi ve bana iyi yönlerimi söylemesi gerekiyorrmuş de. de yani.
    senin için dua edeceğim ismini bilmediğim insan kardeşim.

  • 2 Temmuz 2017 - 12:39 | Permalink

    ilginç bir paylaşım olmuş,kadin bloglarinda ilginc enterasan deneymler paylaşlyor,teşekürler.

  • mahlas
    14 Temmuz 2017 - 22:51 | Permalink

    İnsan kendi derdiyle boğulacak kadar yalnız kalmamalı sevgili fasulye, öyle bakıp da bu dünyanın adaletsizliğine, anlamsız bulmamalı hayatı. insan bu ya en olmak istemediği şeye dönüşüverir, bir bakar ki akıl verirken akıl alacak hale düşer. Ama kalkmalı, düştüm diye bir tekme de kendine atmamalı. Kalkarken fark edeceksiniz ki bunca boğulmanın sebebi tam tanımamakmış yaradanı, dualarda buluşalım,
    sevgiler.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir