Genel

Aklımız Fikrimiz Şeyimizde

Konuk Yazar: Zeynep Ö.

 image

İtiraf edin başlığı okuduğunuzda hepinizin aklına aynı “şey” geldi. Halbuki başlıktaki şey herhangi bir şey de olabilirdi. Ama ya bilinçaltımız ya da dilde yerleşen anlam yüzünden çoğumuz o şeyi düşündük. Böylesi aslında işime gelir. Çünkü yazıyı üstüne inşa edeceğim başlıktaki tezim doğrulanmış demektir. Buraya tekrar döneceğiz.

Konuyu nasıl olsa bir şekilde dine getireceğim için fazla dolandırmadan giriş yapayım. Geleneksel din anlayışımızda günahlar ve sevaplar konusunda sonradan ortaya çıkmış bir hiyerarşi var. Bize göre bazı şeyler günahken bazıları zinhar haram. Bir kısmı sadece iyi ve hoşken diğerleri imandan sonra geliyor. Bu kategorizasyon dinin orijinal kaynaklarında farklı olsa bile toplumdaki hali genelde bir takım otoritelerin işine geldiği gibi şekillenmiş ve böylece devam edip gidiyor.

Başörtüsünü ele alalım. Kur’an’da başörtüsüyle ilgili ayette önce mümin erkeğe, bakışını sakınması ve ırzını koruması söyleniyor. Sonra da aynı emir kadınlar için tekrar ediliyor ve bu bağlamda ortaya konan iffet anlayışının bir parçası olarak belli bir giyim tarzı emrediliyor. Dolayısıyla aslında hayati olan tevazu ve edep anlayışı, başörtüsü ise bunun dindeki formu diyebiliriz. Ancak bizdeki algıya baktığımızda çoğumuz için başörtüsü dinin vazgeçilmezi haline gelmiş durumda. Hatta kadın için neredeyse bir iman göstergesi. İslam’a giren bir kadına ilk öğütlenen şey başını örtmesi ya da kız çocukları ergenliğe girdiğinde dine dair ilk eylemleri yine başlarını örtmeleri. Kişinin dindarlık seviyesi başını örtüp örtmemesi, örtüyorsa nasıl örttüğü, örtüsünün rengi ve boyutu üzerinden değerlendiriliyor. Dindar aileler oğulları için başörtülü kız bakıyorlar. Ama aynı dindar aile için kızın namaz kılıp kılmaması pek önem arz etmiyor.

Peki başörtüsüne yüklenen bu anlam nereden geliyor? Dinin asıl kaynaklarındaki ve toplumdaki doğrular-yanlışlar, iyiler-kötüler hiyerarşisindeki bu farklılık neden? Bana göre bunun altındaki temel sebep ilk paragrafta bahsettiğim “şey”. Nitekim bizde dindar kimliğinin üzerine inşa edildiği pratiklere baktığımızda sürekli karşımıza çıkan kavramlar şunlardan başkası değil: cinsiyet rolleri ve cinsellik.

Şimdi de zina konusuna göz atalım. Zinanın ilahi bir yasak olduğu zaten malum. Ama bizim insanımız için bu eylem günahlar arasında en üst köşeye yerleşmiş durumda. Neredeyse zina edene Müslüman demeye dilimiz varmıyor. Mesela her gün gözümüzün içine bakarak yalan söyleyen ve hiçbir tepki almayan siyasilerin gayrı meşru ilişkisini öğrendiğimizde yer yerinden oynuyor. Kişiler arası ilişkileri ilgilendiren başkalarını aldatmak, ebeveyne saygısızlık, cimrilik gibi işler yahut da malla alakalı faiz, dolandırıcılık, rüşvet, haksız kazanç gibi fiiller vaka-ı adiyeden kabul edilirken cinsellikle bağlantılı bir günah olan zinayı işleyene vebalı gibi yaklaşılıyor.

Eşcinsellikse zinadan çok daha vahim, hatta neredeyse üzerinde konuşulmayacak kadar lanetli bir konu. Muhafazakar bir ailede bu kelimenin telaffuz edilmesi bile televizyonda denk gelinen öpüşme sahnesi kadar rahatsızlık verici olabiliyor. İlahiyatçılarımız ya da dini kimliği de olan sosyal bilimcilerimiz ısrarla bunu tartışmaya açmaktan, bir eşcinselin toplumdaki konumunu konuşmaktan dahi kaçınıyorlar. Halbuki helak edilen diğer toplumların çirkin işlerine karşı hiçbir zaman eşcinsellik kadar olumsuz bir tavır takınılmıyor. Büyüklük taslayan Ad kavminin, birbirleriyle çekişip kamu malını gasp eden Semud kavminin, toplumu sınıflara ayıran Firavun ve kavminin eylemleri üzerinde hiçbir zaman eşcinsellik kadar durulmuyor.

Cinsiyet rolleri zihinlerimizi o kadar istila etmiş ki dinden bahsederken de aklımız farklı çalışmıyor. Hocalar sohbetlerinde hep bu rolleri merkeze alan temalar seçiyorlar, hükümler buna göre veriliyor, hayatlarımız ve algılarımız buna göre şekilleniyor. Ahlak anlayışımıza bile bu bakış açısı hakim oluyor. Kocaya itaat ebeveyne iyiliğin önüne geçiyor. Kadının cazibesini görünür kılmama gerekliliği ahlaki meziyetlerinden üstün tutuluyor. Karşı cinsle tokalaşmak karşındaki kişinin kalbini kırmaktan daha büyük günah addediliyor. Sonuç olarak tüm bunlar din anlayışımızın damarlarına kadar işlemiş olan cinsiyet ve cinsellik merkezli çarpık anlayıştan kaynaklanıyor. Ve işin asıl ironik yanı ise bunu sorgulamaya ve düzeltmeye kalkışan kişinin kendisi feminist ya da cinsiyetçi damgası yiyor. Muhtemelen bu yazıdan sonra benim başıma gelecek olan şey gibi.

12 Yorum

  • B
    27 Şubat 2015 - 19:53 | Permalink

    Ha şunu diyeydin! Cidden teşekkürler ya.

  • m. turan
    28 Şubat 2015 - 09:12 | Permalink

    “cinsiyeti bu kadar merkeze almayalım” derken cinsiyeti o kadar merkeze alan bir yazı…

    • zeynep
      28 Şubat 2015 - 12:22 | Permalink

      İşte yazının sonunda öngörülen tepkimiz gelmiş bile. hayırlı olsun.

      • m.turan
        1 Mart 2015 - 13:36 | Permalink

        Naif bir üslupla da olsa şecaat arz eden yazınıza ilgili yorumu yazarken böyle bir haz yaşayacağınızı da ben öngörmüştüm. Lakin, davasında haklı çıkan bir nefer hissine bürünmeden evvel bilmelisiniz ki, yazınız böylesi bir yorumu zaruri kılmaktadır. Bu bağlamda bir “öngörü”den bahsetmek zor görünüyor. Nitekim yazının ana perspektifi, bir öngörüde bulunma potansiyelini barındırmaktan uzak bir hususiyet arz etmektedir.

        Basitçe söylemek gerekirse, yazınızın temel vasfı indirgemeci bir romantizm barındırmaktadır. Hayatın koca heybetini, çeşitliliğini, beşeri varoluşun eşya ve tarih üzerindeki tesirlerini ve bunun var ettiği durumları cinsiyet bağlamına tıkıştıran bir yaklaşımın “cinsiyet çok merkezde” demeye bir hakkı olmasa gerektir. Benim size naçizane tavsiyem, bir parça rahatlayın ve hayatı, insanı, eşyayı ve bunlar arasındaki etkileşimi bizatihi kendi doğası içerisinde anlamaya ve anlamlandırmaya çalışın.

        selam ve hürmetle

  • 28 Şubat 2015 - 11:54 | Permalink

    “Sonuç olarak tüm bunlar din anlayışımızın damarlarına kadar işlemiş olan cinsiyet ve cinsellik merkezli çarpık anlayıştan kaynaklanıyor. ” tespitiniz üzerine şunları sormak istiyorum?

    1) Bahsettiğiniz “anlayışı” tam olarak nasıl tanımlayabiliriz? Bu anlayışın “çarpık” olan tarafı neresidir? Çarpıklığının delili nedir? İnsanın cinsiyet ve cinsellik merkezli yaklaşımını çarpık olarak tanımlamak ne derece doğrudur? Bu merkezli yaklaşımın doğal ve fıtri olan kısmı ile çarpıklık olarak tanımlanacak kısmının sınırları sizce nerede başlar ve nerede biter?

    2) Bu çarpık anlayışın “din anlayışı” olduğuna dair delilleriniz nelerdir? Toplumsal bir anlayış olabilir mi? Sadece Müslümanlar arasında mı bu anlayış vardır? Dini hassasiyeti yüksek olan Müslümanlarda mı, dini hassasiyeti düşük olan Müslümanlarda mı? Müslüman olmayan toplumlarda da var mıdır? Bu konuyla ilgili görüşlerinizi istatistiksel ve bilimsel bir verilere dayandırabilir misiniz?

    3) Bu sorulara verilecek cevaplardan sonra yine de “Müslümanların bozuk ve çarpık ahlak anlayışı”ndan söz etmek mümkün müdür?

    4) Cinsiyet ve cinsellik merkezli bu çarpık anlayışın sebepleri veya kaynağı sizce nedir/nelerdir? Örf mü, din mi, yahut başka bir şey mi? Her halükarda bu anlayışın örften, dinden yahut başka şeyden kaynaklandığının delili/delilleri sizce nedir/nelerdir?

    5) Toplumda bazı haramların diğerlerine göre daha kötü görülmesinin yanlış olan tarafı nedir? Bu konuda eşitlik prensibinin uygulanmasını iddia etmek doğru olur mu? Konuya sosyolojik, psikolojik ve hukuki açıdan olduğu gibi ayrıca dini hükümler (fıkıh) açısından da bakılırsa haramlar(yasaklar/suçlar) arasında bir derecelendirmenin yapılabilir olduğuna dair tespitlere ulaşmak mümkün müdür? Bu manada bir mukayese veya eşitlik arayışı doğru mudur?

    6) “Cinsiyet rolleri zihinlerimizi o kadar istila etmiş ki dinden bahsederken de aklımız farklı çalışmıyor. Hocalar sohbetlerinde hep bu rolleri merkeze alan temalar seçiyorlar, hükümler buna göre veriliyor, hayatlarımız ve algılarımız buna göre şekilleniyor. Ahlak anlayışımıza bile bu bakış açısı hakim oluyor.” gibi tespitlerinizin doğruluğundan emin misiniz? Hocalar hep bu rolleri mi anlatıyorlar, gerçekten? Toplumumuzdaki cinsellik ve cinsiyet anlayışındaki çarpıklıkta medyanın ve benzeri toplumun ahlakına tesir edebilme gücüne sahip kanalların uzun yıllar yaptığı tahribatın da bir etkisi var mıdır?

    • Çilek Okuru
      23 Ağustos 2015 - 02:40 | Permalink

      Böyle bir yazı karşısında Ayhan Aykut’un sorularına katılamamak elde değil. Gayet haklı sorular.

  • hatice
    28 Şubat 2015 - 14:09 | Permalink

    Syn Aykut, Freud’un dinin kökenleri üzerine yazdığı yazıları özellikle de “totem ve Tabusu” nu iyice okuyun. aradığınız bilimsel verileri bir miktar yakalarsınız zannediyorum. (gerçekten anlamak istiyor olduğunuzu farz ederek bunu söylüyorum.)

  • hatice
    28 Şubat 2015 - 14:35 | Permalink

    Bizi Delirten Olası Nedenler

    (Müsadenizle Psikolog Dostlar ben gordüğümü söyleyeceğim:) )
    1-Güvenlik için pembe otobüse veya kafesli otobüse binmek zorundaysan o toplumun bireylerinin potansiyel suçlu olarak hissetmeye başlarsın (Yanlış mı? Nevrotik durum 1)

    2- Hakim kültür hangisi olsun? Suçluların hakim olması durumunda güvenlik için birilerinin senden kaçtığına, kaçıştığına şahit olursan gurur içinde potansiyel suçlu gibi davranmaya başlarsın. ( Yanlış mı? Nevrotik durum 2)

    3- Sen potansiyel suçlu gibi serbestçe dolaşırken kaçmayı başaramayan birine rastladığında aklına gelecek şey, ona karşı suç işleyebilme hakkının olabileceği düşüncesidir. Örnek: Özel Otobüsü kaçıranın başka otobüse binmek zorunda kaldığında “rahatsız edilmeyi hak ettiği” düşüncesinin hakim olması (Yanlış mı? Nevrotik durum 3)

    4- Toplumu takıntılı şekilde cinsiyet üzerinden ayırma devam ettikçe ikincilleştirme, ötekileşme, saldırganlık ve hınç duyguları beslenir. ( Yanlış mı? Nevrotik durum 4)

    5- Tarihte dinin, ilkel bir toplumu, o toplumun şartlarına göre düzenlemekle işe başladığını görmüş olmaya rağmen, din adına günümüzdeki bir toplumu daha da ilkelleştirmeyi dinin evrenselliğinin bir gereği olarak sunmak ve böyle savunma mekanizması çalıştırmak. (Nevrotik durum 5)

    Hadi “Mubarekler” bunu da açıklayın!

  • Zeytin
    1 Mart 2015 - 19:12 | Permalink

    Ne kolaysa ona kaçmışız,ne çabucak dostlar alışverişte görsün’se onu yapmışız.Göstermelik bedenimiz yanında ruhumuz da göstermelik kimi zaman.
    Sağdan soldan öğrenilmiş,hızlıca feminizmi kötüleme alışkanlığı düşününce de feminizimin de aynı şeyler(!) başına gelmiş diye düşünmeden edemedim.Şu feministler de şu erkeklere şunları yapmışşşşş(?) Ne yaptı bu feministler size la…:):)Onu çimdiklemiş ,şunu depiklemiş,bunun da saçını çekmişmiş,sırtından itiklemiş derseniz de ben bunu saymam :)Bazıları aşırı uçlara kaymış olabilir.Ama ne çekti şu kadınlar da bin yıllardır kötü çıkarcı cinsiyetcilerin ellerinden.Ben hiçbirini yapmadım.Yapmam da.Ama aynı şeyleri bana ,başkasına yaptığında diğer yanağımı da çevirmemeye yeminliyim.Kurt gibi savunurum kendimi,niye olmasın,saldıran çakalsa?Hem haksız hem de üzerime çullanıyorsa…
    Hatice Hanım,yazdığınız 5 maddenin resmini çektim.Ara ara okuyayım da keyifleneyim diye vallahi.Üst üste 3 defa da okudum.Aklınızla bin yaşayın.İyilerle hem.
    Aykut kardeşim ,yüzyıllardır önüne,ayağının altına,yanlarına,sırtına serilenler, her türlü imkan,her türlü rahatlık,zenginlik,her türlü altın tepsideki yemişler daha neler neler ;ellerinin arasından kayıyor değil mi? :):) Bunları sadece bir cinsiyetin hakkı olarak görmek ,geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Niğde’ye :)Aman size bir saygısızlık ettiğimi düşünmeyin Aykut kardeşim.Sadece iki cinsi çıkar uğruna bencilce ayırıp üzerinde tepinme anlayışına tüm sözüm.

  • pons - tevakkuf
    4 Mart 2015 - 20:21 | Permalink

    bkz; kur’an’da cezası mukim olmasına rağmen, zâniyi taşlayarak öldürmenin dayanılmaz cazibesi!

  • Pingback: Aklımız Fikrimiz Şeyimizde | Budamedya

  • Mariye
    21 Ağustos 2015 - 23:33 | Permalink

    Kadınların cinsiyet ve cinsellik ile ilgili bu tarz hassas,tepkisel ve protest sayılabilecek,okurken haz aldığım hak verdigim ve içten içe ne kdar söylesek az dediğim yazılarının altına erkeklerin yaptığı yorumlar, her bir kelimenin kılı kırk yararak seçildiği ve belki de gereginden fazla ozelestiri içeren yorumlar olmak zorunda.Sonucta kadınlar olarak tepki gösterdiğimiz bu sıkıntıları kapı duvarla yaşamıyoruz yaşadığımız sıkıntılar erkeklerden ve bazen de yine erkekler gibi hisseden kadınlardan kaynaklı.Bu konuda söz söylerken,tepki gösterirken ve hatta kadınlara destek olurken bile güçlü ve hak bahşeden tavırla değil size zahmet biraz utangaç biraz çekingen tavırlarla konuşsun erkekler.Hala bu durumda bile biz biliriz haklarınızı biz öğretir ve yine biz veririz tarzında yorumlar beni çıldırtıyor..

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir