Genel

0-2 Yaş Grubu Bebekle Taşıt Rehberi: İstanbul-Bursa

Konuk Yazar: Meryem Selva

yol

 

Bölüm 1. İstanbul

  • Sağa sola bakınma, Minibüsçülere bulaşma!

Çocuksuz, yarım bir kadınsan İstanbul’un neredeyse her caddesinde kaldır elini, minibüs senden 50 metre ötede olsa da azimle bekler seni. Sen, metrekareye düşen potansiyel 2,5-3tl. Elini kaldırmak istemezsen kafanı eyvallah der gibi hafifçe sallasan da olur. Yer olmasa da yer bulunur. Ama bebeğin varsa, hele hele bir de arabası yanındaysa, hatta bir de uyuduysa, ön farları özür mahiyetinde iki kez yakıp söndürüp yoluna devam eder minibüs. Yine de vazgeçmem ille de binecem dersen sana bir iki taktik vermeyi kendime borç bilirim.

Taktik 1: Arabayı sakla, minibüs yanaşınca katla.

Yanaştıktan sonra diğer yolcuların baskısından çekinen şoför söylene söylene seni alacaktır. Kulaklarını tıka, bebeğini kucağına al arabanı katla. Ya uyuyorsa? O zaman,

Taktik 2: İşin bu taktiğe kaldıysa uygulamada hiç zorlanmazsın.

Zira gerçekten acınası haldesindir. Hele bir de bebek çantası da yanındaysa nasıl yapacağım diye hiç düşünme. Önce arabayı sakla. Minibüs yanaşıp kapıları açınca hafifçe önden başını uzat ve içeriyi bir kolaçan et. Omuzlar düşük, kaşlar küçük Emrah: “Binebilir miyim?” “Çocuk uyudu da, taksi de geçmedi” de, şoförün ciğerini ye. (Tabii bu taktiğin sadece Hafta içi 10-12, 14-15 arası, hafta sonu 08-12 saatleri arası işe yarayacağını unutma!)

Taktik 3: Genel geçer kanun, iki durak sonra ineceğim n’olur?

Açıklamaya bile gerek yok.  

 

  • Maziye bakma, mevzu derin, asansör bulursan sevin: Metrobüs

Bir zamanlar buralar dutluktu, boğazı geçebileceğin tek taşıt motordu. Şimdi öyle mi? Alternatifler diz boyu. Metrobüs de onlardan biri. Hamileliğinde 9. Aya kadar binebilirsin. Hiçbir sıkıntısı yok. Hattâ Altunizade durağı jinekologların tavsiyesi. Her gün iki kez üç geçitli yolu kullanan kadınlar daha kolay doğuruyormuş. (Bana gelince, Mecidiyeköy durağında oturduğum cama fırlatılan adam ve camıma yapışan kanlı çenesinin görüntüsü sağ olsun jübilemi 6.ayda yaptım. Sahi ben de düşünüyordum neden normal doğuramadım?)

Diyelim doğurdun. Üzülme. Hemen al bir kanguru. Bebeğin ağırlığına göre ben diyeyim 10.aya kadar sen de 12, fıtığın çıkana kadar binebilirsin metrobüse. 12’den sonra Edirnekapı gibi tüm zamanların en işlevsel durağı dışında asansörü kolay kolay kullanamazsın. Asansör ya yoktur, ya bozuktur. İçinde bir She-Ra olmadığı sürece araba,  bebek, bebeğin çantası ve senin çantan dörtlüsüyle o merdivenleri inip çıkamazsın. Diyelim bir mucizeyle bindin, bebeğin acıkmadan, ağlama krizleri tutmadan o metrobüste oturacak yer bulamazsın.

Taktik 1: Sana taktik maktik yok ey bebekli tam kadın. Gideceğin yere en az 1 saat geç gideceğine hayıflan, otobüs durağına doğru hadi bakalım yaylan. Sen tam kadınsın, bırak metrobüsü yarımlar kullansın.

 

  • Trende kaldım klimalı: Aksaray-Havalimanı.

Gideceğin yer tren duraklarına 4km. uzak bile olsa trenden şaşma. Kapıya yakın bir yerde değilsen çocuğun uyanır  diye korkma. Vagonlar sallandıkça bebeğin uyur. Ama kapıya yakınsan, kapı her açıldığında düdüklü tencereyi lavaboya koyup o soğuk suyu açıp düdüğü çevirdiğin anda çıkan ses var ya. İşte o ses tren kapısının da sesi. O sese bebeğin uyanabilir.  Diyelim bunu göze aldın, bu taşıtta da sana vereceğim bir taktik yok. Zira metroya alınmayan bebekli kadın görmedim. Ama bazı tavsiyelerim olabilir tabii.

Tavsiye 1: Sen, sen ol bavulların arkasında kalma. İnemez kalırsın trende maazallah. İneceğin yere 3 durak kala başla yan yan arabanı sürmeye. Sana kızıp, söylenenlere kulaklarını tıka.

Tavsiye 2: Kışın kazan dairesi kadar sıcak, yazın buzdolabı gibi  soğuk metroların da olabileceğini düşünüp, bebeğinin montunu, battaniyesini hep yanında taşı. Sıcaksa da biner binmez varsa hırkasını, yeleğini, hatta ayakkabılarını bile çıkar. (Zaten sana kalmadan bir şekilde o çıkaracaktır çoraplarını.) Sen zaten anasın, sana bi’şeycik olmaz asla hasta olmazsın.

Tavsiye 3: Gün olur ki bazen o asansör bozuk olur. Yürüyen merdiveni kullan. Bebeği iyice bağla. Ön tekerleri kaldır, arka tekerleri ikinci merdivene daya. Sen üçe bin sabit dur. Ön tekerleri yol uzunsa yavaşça birinci merdivene indir. Yaklaşınca kaldırıp atla. Diyelim yürüyen merdiven de bozuk. Minibüs maddesi taktik 2’yi hatırla. Kestir gözüne  bir vatandaş. Yoksa peronun başına yürü güvenlik görevlisini bul. Omuzlar aşağı, kaşlar küçük Emrah: “Asansör de yürüyen merdiven de bozulmuş. Ben yukarı nasıl çıkabilirim?” de. O ön tekerden, sen arabanın kolundan tuta tuta merdivenleri çıkarsınız. Hattâ dozu arttır gözlerin dolsun, adam tek başına bile taşır belki arabayı. Kim bilir?

 

  • En güzeli tabanvay, sana ne lazım tramvay.

Son yıllarda İstanbul’daki yabancı uyruklu vatandaşların sayısı arttığından  mıdır? Yoksa sen artık evlenip çocuk doğurduğundan mıdır? Ben bilemem artık orasını sen düşün. Tramvaylar bozdu. Çok bozdu. Minibüs maddesindeki saatleri hatırla. O saatler dışında tramvay kullanma. Kullanacaksan arabanı körüklü yere sür. Kendini de bebeğini de sağlama al. İneceğin durakları iyi hesapla. Eminönü yerine Karaköy’de ya da Sirkeci’de in mesela. Alt geçitten geçemeyeceğin gerçeğiyle karşılaşmamış olursun böylece. Hem biraz spordan kimseye zarar gelmez. Unutma sağlam kafa, sağlam vücutta…

 

  • Ben güneş sen ay, hayatıma hoş geldin Marmaray.

Bu bölümde önce Marmaray’ın artılarını yazalım. Hızlı mı? Hızlı. İstediğin zaman binebilir misin? Evet, binebilirsin. “Çocuk var, dikkat!” diye hafif bir çığlık kopardığın sürece en kalabalık zamanda bile binebilirsin. Bebeğin çok acıktı. Emmesi gerekiyor. Yenikapı’da inip mescitte emzirebilirsin. Üsküdar’da mısın? Yapacak bir şey yok. Bu sefer görev bebeğinin. Ağlamasına dayanamayan görevlilerden biri sana yardımcı olur. (Şahsen acil durum asansörü boşluğunda, ayakta bebeğimi emzirmişliğim var.) Ama her güzelin bir kusuru olur elbet. Marmaray’ınki de asansör konumları. Yürüyen merdiven taktiklerini uygulayamam ben cesaretim yok, çocuğumun hayatını da riske atamam diyenlerdensen bu yazacaklarım senin için. Üsküdar’a geldin diyelim. Meydandan çıkamazsın. Teee Harem kapısından çıkacaksın. Yenikapı’ya geldin diyelim. Otobüs duraklarının tersine, yolun arka tarafına çıkacaksın. Asansörü kullandığın her durakta Marmaray’a binmek için diğer uca yürüyeceksin. Az yürümek istiyorsan geliş yönünde ilk vagonu, gidiş yönünde son vagonu kollayacaksın. Yoksa asla ilk gelene binemezsin. 

Dipnot: İlk gelen Marmaray’a yetişeceğim diye panikleyip, asansörden iner inmez sakın koşma. Yerler acayip kaygan. Düşersin bak. Demedi deme.

 

  • Nargilem duman duman, Yenikapı-Hacıosman.

Çocuklu çocuksuz 10 yıldır İstanbul’dayım inan bana bu metronun asansör yerlerini ben bile hâlâ çözemedim. Her durakta farklı   bir yere atıyor seni tüneller. Taksim aktarması desen fünikülere geçeceksen bebekle tam bir labirent. En iyisi mi sen biraz cesaretini topla. Yürüyen merdiven geliyor hopla.

Bir tek Osmanbey asansörünü çözdüm. Onda da püf nokta şu, vazgeçmeden kapısının açılmasını bekle. Bozuk falan değil. Sadece birazcık geç açılıyor. Gene de kullanmamanı tavsiye ederim. Dışarı çıktığında merdivenli bir kaldırımla karşılaşacaksın. Merdiveni çıkmamak için direksiyonu kaldırımın rampalı yerine kırınca da park etmiş arabalara toslayacaksın. En iyisi mi içindeki She-Ra’ya fısılda. Arabanı al kucağına merdivenlerden atla.

Gitmeden vaktin varsa o arabaların camına bir not da bırakabilirsin. (Ben yazamadım içimde kaldı. Sen yazarsın belki diye örnek veriyorum, “Buraya böyle park edersen şekerim, bebek arabamla arabanı bir güzel çizerim”)

 

  • Ez, geç tahtaları, en bi sevdiğim şehir hatları.

Şehir hatları vapurları ikiye ayrılır: Tahta iskeleliler, demir köprülüler. Demir köprülülere arabayla binmek kolay. Düz ayak. Tahta iskelelilerde iskeleyi atanın insafına kaldın. Yardım ederse arabayı kucaklar, beraber inersiniz. Etmezse arabanı yan tekerleri üzerinden kaydırarak indirebilirsin.

Bu arada üst katları filan unut. Sen artık bebekli tam bir kadınsın. Boğazın tadını çıkaramazsın, kendine rüzgâr yemeyen bir yer tut.

 

  • Ben bir garip Hodor, bekle beni motor.

Çok çalıştım, didindim. Motora binmek için çekilen o 2 katlı merdivenli köprüye, arabayı kucağıma almadan çıkamadım. Derken halatı bağlayan -muhtemelen liseli yaşlardaki- çocuğu göz hapsiyle yakalamayı öğrendim. Kaşlar gene Emrah tabii. Al takke ver külâh. Kaldır halatı son yolcu bindi hadi yallâh!

Tavsiye: Kış aylarında değilsen motorun uç kısmında arabanın frenine bas ve bekle. Sırtını tam kaptan köşkü tarafına dayarsan, ıslanmazsınız bebek de sen de. Yoksa 3 hamlede bebek arabasını  daracık koridordan tahta sürgülü kapıya çarpmadan içeri sokma yollarını deneyebilirsin. Hamlelerin sayısı senin el çabukluğuna kalmış.

 

  • Arabayı katlarım nolmuş? Beni de alsana be dolmuş.

 Kanguruyla bindiğim zamanlar hariç hiç binemedim. Bunu geçelim.

 

  • Hayatımız hep frikik, sana da bindik teleferik.

Bir Gümüşsuyu’ndan, bir Eyüp’ten bir de Bursa’dan dağa çıkarken teleferiğe bindim sanırım. Asansör desen asansör. Rampa desen rampa. Sana kalan tek şey kapılar kapanmadan boş bir kabin gelince hiç düşünmeden atla.

 

  • Gidiyor gönlümün efendisi, hey hey taksi!

Yarım kadın olduğum günleri aratmayan tek taşıt. Çocuğun yokken kısa mesafe diye seni arabasına almayan taksiciler -Arap turist güzergâhından binmediğin sürece- her yerde çocuğunla seni alırlar. Hattâ arabanı bile katlarlar.

Tavsiye: İstersen, az ye çok çalış, bi-taksi uygulamasına alış.

 

  • Kalbinde bana yer yoksa güzelim, fark etmez ben ayakta da giderim: Otobüs

Şu memlekette hiçbir taşıt kahrımı çekmemiştir otobüs kadar. Yarı yoldan mı binmedim, durak dışında mı inmedim, otobüsteki herkesi inerken seferber mi etmedim, imece usulü akbilimi benim yerime bassınlar diye ön tarafa mı göndermedim, çocuk mu emzirmedim derken iki kez de kavga ettim.

Otobüs bu. Kimse almazsa seni o alır. Biri almazsa diğeri mutlaka alır. 11-L hariç. Bu otobüse bineceksen sana tavsiyem sakın akşam saati binme. Şoförlerinin sinirleri bebek arabalarını kaldırmıyor. Neymiş, aynı anda 5 bebek arabası biniyormuş. (Bir kere bile iki hadi bilemedin üçten fazlasına denk gelmedim). Yok efendim oturacak yer yok zaten ama ben bebek arabasını katlayacakmışım, yasakmış. Yeni gelmiş. İBB kuralıymış. Hemen ara, Alo 153. Beyaz Masa. Plaka… Böyle bir kural yok unutma.                       

           

 

Bölüm 2. Bursa

            2.1.       İsmin o hali: İdo ve Budo.

Otobüsün bir de deniz versiyonu var tabii. Şimdilik İdo ve Budo şirketleri hizmet sunuyor. İdo’dan başlayalım. Yenikapı-Bursa’ya binmediğin sürece hiçbir İdo’da bebeğinin altını değiştirmek için tuvaletlere monteli bir yavru koalacık bile bulamazsın. Ne yapacaksın? Bebek arabanı alıp tıpış tıpış arka tarafa gideceksin. Sırtını geminin duvarına, bebek arabasını sana çevirip kimse gelmeden bir güzel değiştireceksin. Yenikapı-Bursa’daysan büyük deniz otobüsündesin demektir. Hadi yine iyisin. Hem koala var, hem kimse yoksa mescit. Üstelik bir de oyun yeri haybeden.

Budo’daysa engelli tuvaletinde ayrı, normal tuvaletlerde ayrı koala var bilesin. Hepsini kullanabilirsin aslında ama benden tavsiye kantindeki abiye söyle, “Çocuğun altını açıcam, engelli lavabosunu açar mısınız?” diye. Bilmene şaşırıp, hemen açar. Alan da geniş. Sağa sola çarpmadan, rahatça değiş.

 

            2.2.       Ne metrosun ne tramvay, nesin sen Bursaray?

Bu madde için bakınız Bölüm 1. İstanbul, tramvay, metro, Marmaray. Sadece bir fark var. Yapıldığı zamanda kalan şantiyeden bozma asansörler. Tam kadın olana kadar hiç kullanmadığımdan fark etmemiştim tabii. Bu asansörlere binmek için iki türlü çaba sarf etmen lazım. Birincisi, cadde seviyesinden biri basmadan senin basman lazım. İkincisi, içeri girdiğinde cadde seviyesine çıkana/inene kadar elini butondan çekmemen lazım. Yoksa durur. Hele ki o sırada bir başkası daha çağırırsa artık kaldığının resmidir.

Modern anlamda asansörler yeni yapılan duraklarda ve şehir merkezindedir. Şehir merkezindeki caddenin sadece bir tarafındadır. Karşıya geçip indiğin yerden binmen gerekir. Yoksa Haşim İşçan’a kadar gider ikinci asansöre binersin –ki o eskidir-.

Asansör bozuksa, cadde seviyesindeysen görevli bulamazsın. Ya gözüne kestirdiğin birine küçük Emrah bakışını atarsın. Ya da arabanı katlar, çocuğu kucaklar merdivenden inersin. Sana kalmış. Her durakta yürüyen merdiven bulamazsın. Üstelik genelde içerden çıkanlar için yapılmıştır.

 

            2.3.       Paranı kendine sakla, beyaz dolmuş geldi atla.

Beyaz dolmuşların Bursa’da iki işlevi vardır, kentin minibüsü ve taksisi olmak. Minibüstür, hemen hemen her caddede bulunur. Minibüs parası alır. Ama 4 kişiliktir. İstanbul’dakilerden insaflıdır. Bagajına arabayı katlayıp koyana kadar sabırla beklerler. Taksidir, sadece tipi öyledir. Kazık yemezsiniz –napalım İstanbul’dan gelince taksimetre farkı burada çok koyuyor-. Kısa mesafe de olsa binersiniz.

 

            2.4.       Ayakta da olsan gidemezsin, kapa arabayı yoksa binemezsin!: Otobüs

Geldik rehberin son bölümüne ve aslında bu yazının yazılmasına sebep olan hadiseye. 2 yıldır kullandığım bunca taşıttan sonra geçen hafta bir otobüs şoförüyle ikinci kavgamı  yaşadım. Bu sefer kabahatim büyüktü. Anlatayım. Her zamanki gibi otobüse orta kapıdan binmiş, arabasında uyuyan kemeri de bağlı çocuğumu arabasıyla engelli bölmesine sürüp, frenini çekerek park etmiştim. Bukart’ımı tam basacaktım ki şoförün sinirli bir şekilde uyarmasıyla irkildim: “Hanfendi arabanı kapa, yoksa binemezsin.” Kan beynime sıçradı derler ya: “Anlamadım, napamaz mışım?” deyiverdim. Adamın sesi yükseldi: “Hanfendi arabanı kapamak zorundasın. Kurallar böyle”. Ha, sen mi ses yükseltirsin, ben de altta kalmam elbet, seni İstanbulluluğumla ezerim “Ben bunu daha önce de yaşadım. Böyle bir kural yok. Kapatmıyorum”. “O zaman inersin”. Bastım Bukart’ı, sesimi yükselttim “İnmiyorum, indiremezsin”. “O zaman kuralları oku” dedi birden. Dikildim  adamın yanına. Tek tek kuralları okudum sırt camından. Son madde yeni bir kural “Kapanmayan bebek arabalarının sorumluluğu mal sahibine aittir”. İşte yakaladım seni. “Bak burada sorumluluk benim diyor. Sorumluluğu ben alıyorum. Zaten engelli yerindeyim ve çocuk bağlı, uyuyor”. “İşte ben sorumluluğu almıyorum. İn aşağı” dedi. “İnmiyorum” dedim sinirle geçtim oğlumun yanına. İlk defa bağırdım “Seni şikâyet edeceğim”!

Plakayı kaydettim. Sinirden yanlış durakta indim. Beyaz masayı aradım. Şikâyet ettim. Telefondaki bey bu kuralın 2 yıldır geçerli olduğunu, yapacak bir şeyleri olmadığını, kendisinin de üzüldüğünü söyledi. Ama gene de şikayet kaydı açtı. 2 yıldır bunca vesayite ben uzayda mı bindim diye düşünürken iki gün sonra zabıtadan telefon geldi.                 

Olası kazaları önlemek için bu kararı almışmışmışlar da, otobüs şoförünü bebek arabasıyla binen olunca yavaş gitsin diye zaten uyarıyorlarmışmışmışlar da ama ben de hak vermeliymişim zamanla yarışıyorlarmış da herkes benim gibi bilinçli değilmiş de bebeğe bir şey olursa cezayı şoföre kesiyorlarmış da mâğdur olmamak gerekliymiş de… “

Beyfendi siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Kural açık ve net. Sorumluluk benim. Ben bu sorumluluğu almışım. Bana in diyemez. Onu bunu geçtim siz bu kararı nasıl alıyorsunuz? Bana yok güvenlik, yok zamanla yarışıyoruz diyorsunuz. Güvenlik derseniz çocuğum bağlı, fren çekili. Zaman derseniz otobüs gelince arabayı kapatıp, binmem daha uzun sürer takdir edersiniz ki. Yok vatandaş yardım eder diyorsunuz. Vatandaş mecbur mu? Diyelim vatandaş yok. Otobüs benim binmemi beklerken zaman kaybetmeyecek mi? Bunun  çözümü bu değil. Çözüm ne bilmiyorum. Kaymaması için bir bölme mi yaparsınız, kapının oraya koruma mı eklersiniz, binenleri mi uyarırsınız bilmiyorum ama sorun bunu yasaklamak değil”. Teşekkürleştik kapattık. Üstüne ben en az 10 otobüse daha bindim. Artık yarım mıyım, tam kadın mıyım bilemem ama, şunu biliyorum medeniyet çocuk doğurmak değil! Araba alıp kenara çekilmekse çözüm değil!

 

 

9 Yorum

  • Saliha
    15 Haziran 2016 - 11:55 | Permalink

    Anne değilim yarım kadın sayılırım ben de ama yeğenimden çoğunu tecrübe ettim İstanbul’da; yazı kusursuz :)

    tecrübelerimiz sonucu bizim favorimiz metro ve motor :)

    tabi biz en az iki kişi oluyoruz, yalnız otobüs yaklaştığında öyle organize bir şekilde yeğenimi arabadan indirip elini tutup, arabayı kapatıp, akbilleri hazır edip iki kapıdan otobüse binip yer tutuşumuz var ki takdire şayan. Görev paylaşımı her zaman işe yarar.

  • Tutku
    15 Haziran 2016 - 17:22 | Permalink

    Adeta kendimi gördüm 40 ı dolmadan neredeyse tüm ulaşım araçlarını kullandı bizimkız. Şimdi bir yaşında ve eh tecrübeli oldu ya ayakta durmak istiyor normal insanlar gibi.
    Otobüsten binerken, inerken ilk erkege attığım emrahımsı bakışıyla hop inip hop biniyoruz. Kimse yok mu? çok cool bir şekilde orta kapıdaki kapagı bi çırpıda açıp indikten sonra şaaak diye kapatıyoruz. En fenası orta basamak merdivenli olunca işte ona binmeye arabayı katlamadan imkan yok. Kim ugraşacak katlamakla yenisi gelir diye beklerken saatlerce geç kalmışlıgımız da tabiki oldu.
    Marmaray ve metronun asansör yerlerini ezberledik. asansöre Koşan uyanıklara hiç takılmadan müsade eder misiniz öncelik Bizim diye arabayı çok defa üzerlerine sürmüşlüğüm de oldu tabi.. Bebeli hayat pek rahat

  • Âişe
    15 Haziran 2016 - 22:57 | Permalink

    Ya inanmıyorum 11L de aynısını ben de yaşadım. Cumartesi günüydü ve 3 bebek arabalı 1 tekerlekli sandalyeli vardı. Aynı mevzudan şöforle kavga ettik ve üçümüz de arabaları kapatmadık :) Uyuyan çocuğu kucağıma alıcam ayakta gidicem bunu istiyor beyefendi. Daha Altunizade’ ye gelmeden otobüs arıza yaptı diyip hepimizi indirdi bir de…
    Ayrıca bebek arabasıyla benim de favorim raylı sistemler, olmayan yere de bitaksi sağolsun gerisi çekilmiyor vallahi…

  • madambovary
    17 Haziran 2016 - 23:36 | Permalink

    Biraz alakasız olacak ama son dönemde bir yaşlı amcanın videosu dönüyor ya, ölen eşinin arkasından ağlayan, Haticem de Haticem diye, işte o videonun devamında amcamız aslında yalnızlıktan şikayetçi pek, evlensem diyor kapımı bir açsa, çayımı demleyip ikram etse. Sunucu soruyor nasıl biri olsun peki diye, amcamın cevabı, toplumdaki çoğu erkeğin ve yönetici güç olarak hakim anlayışın bir aynası gibi dikkat buyurunuz: Kapıdan dışarı çıkmasın, evde beni beklesin, namazında niyazında olsun, hizmetimi göremeye her daim hevesli olsun. İçimin bir an şiştiğini hissettim dinlerken. Evet ne kadar gerçek, kadın olarak görünür olmandan zaten rahatsız bir sistem var, üstüne çocuklu olup, kutsal varlık olmaya doğru hızla yol alırken de seni dışarıda kimse görmek istemiyor aslında. Evinde kutsal ol, evinde büyüt, evinde kal hep evde kal, evin konforunu sağla heves etme öyle kapı önüne. Yoksa seni de düşünmek zorunda kalırız, otobüse metroya binerken senin için çözümler bulmak mecburiyetinde kalırız, alışveriş için girdiğin mağazada bebek arabasına gözlerini devire devire bakan elemana bir yaptırım uygulamak zorunda oluruz.. yani kısaca çok fazla olur her şey, sen en iyisi otur evde dışarı çıkma. Bu arada sesini de çıkarma, tıpkı bir Sezen Aksu şarkısı gibi: Lütfen görmeyeyim seni, bi yerlerde karşıma çıkma, konuşmayalım, görüşmeyelim ne olursun..Bu ikili delilik sona ersin…

    • Meryem Selva
      18 Haziran 2016 - 13:46 | Permalink

      Evet yok sayılmak söz konusu. Ya da tehdit mi artık bilemeyeceğim :) Bu yazıdan sonra yaşadığım başka bir olayı da burada zikredeyim. Arkadaşım ve annesiyle iftardan sonra tatlı yemek için Pendik/Marine’deki Alaçatı Muhallebicisi’ne gittik. Denize sıfır balkon tarafına geçtik. Tam oturacaktık kı kadın bir garson gelip “Yalnız bebek arabasıyla burada oturmak yasak” dedi. Arabada bebek uyuyor. İki serinlemeye gelmişiz. Senin dediğine bak. Bir de yer gösterdi üstelik klima bile çalışmayan içerde bir yerde. “Gidiyoruz” dedim. “Bu olayı da isim isim yazacağım bir yerlerde”.
      Demem o ki toplu taşıma bu yok sayılmanın sadece bir ayağı. Potansiyel müşteri kaçıranız sanıyorum ki bazı mekanlarda da böyle garip tepkiler olmaya başladı ;)

      • madambovary
        18 Haziran 2016 - 17:25 | Permalink

        Çok acı gerçekten. Bir de çocuk doğurmanın bu kadar revaçta olduğu bir dönemde (bakınız ünlüler, ünsüzler, sosyal medya anneleri, evli mutlu çocuklu) yapılan şey çok saçma. Cumhurbaşkanı en az dört diyor da şekerim bizim burda oturacak yerimiz yok, napacağız doğurupta :)

  • Elif
    26 Haziran 2016 - 12:53 | Permalink

    Benim dikkatimi çeken bir husus var. Istanbulda yaşamıyorum ama sık sık ziyarete gidip elimde valizimle toplu taşıma kullanıyorum. Ve valizime onun kapladığı yere, getirdiği hareket kısıtlılıklarına beklediğimin üstünde anlayış gösteriliyor kolaylık sağlanıyor. Bir bebek arabası kadar büyük ve zahmetli değil elbette, yine de bu anlayışın bebeklilere gösterilmediğine ben de bazen şahit olup şaşırıyorum.

  • Deniz
    6 Temmuz 2016 - 22:03 | Permalink

    Ben de diyorum bu İstanbul’da niye bebek yok sokaklarda… Kısa süreli geldiğimizden ancak asansörde omuz ata ata önüme geçenlerden, metroda, otobüste yer vermeyenlerden şikayetçi oluyordum. Hatta asansör ve yürüyen merdiven olmayan NY metrosuyla karşılaştırınca, İstanbul’da ulaşımın kolay olduğunu düşünme gafletine bile düşmüştüm. Meğer ulaşımın prime-time’ında neler dönüyormuş… Hadi biz birkaç seneye bebek arabalarını rafa kaldırıp kurtulucaz da insan asıl tekerlekli sandalyedekilerin halini daha iyi anlıyor. Allah kolaylık versin.

  • Pingback: Sosyal Denekliğim | REÇEL

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir