REÇEL

Unutma! İyiliğinizi Düşünmüyor, Kader Ortağı Arıyorlar!

Hayata asılın! Koşmak istediğinizde koşun, durmak istediğinizde durun. Kimsenin “Dur artık!” demesinde durmayın.

Konuk Yazar: Cavada

Çocukluğum fiziksel şiddetin olmadığı ama psikolojik şiddetin fazlasıyla hüküm sürdüğü bir ailede geçti. Aynı ailede ilginç bir şekilde kadın haklarının öneminden ve kadının işinin yalnızca ev işi olmadığından babam tarafından çokça bahsedildi. Ancak meseleler ne zaman babamın kıyısından geçse, mağdur olan ve psikolojik şiddete maruz bırakılan annem oluyordu. Hem de ne acı ki tam da koca koca lafların edildiği kadınlık vazifelerinden bahsedilerek! Birçok kavgaya şahit oldum. Hepsi dün gibi aklımda. Ancak şimdi dönüp bakınca çocuk kalbimin bundan nasıl rahatsız olduğunu anlayabiliyorum. Meğer ben tam o zamanlar babamın psikolojik şiddeti sebebiyle göz yaşı döktüğü için annemin göz yaşlarını silerken büyümüş, kadın olmuştum! Hem ne kadın! Çoğu zaman babasına had bildirecek kadar kadın. Bu sağlıklı mıydı? Kesinlikle değildi. Benim yaşım için yersiz, sıkıntılı, anlamsız ve gerilim doluydu. Kavga konuları, annemin üzerindeki kıyafetler, ev eşyaları, söylenen can yakıcı laflar kısacası kavga esnasındaki her şey şimşek çakması gibi gözümün önüne geliyor. Çocukken insan yaşadıklarını bir rafa kaldırıyor, ancak unutmuyor. Çocukken durup dururken hatırlamıyorsun. Ancak büyüyünce bir an geliyor! “Sevgilime neden böyle davrandım?” diyorsun. İşte o an bütün raftaki tatsızlıklar bir bir iniyor. Anlıyorsun, çocukluğun seni korumaya gelmiş, bir daha aynı şeyleri yaşama diye.

Lisans dönemini kendime feminist demeyen ancak sıkı bir kadın hakkı savunucusu olarak geçirdim. Her fırsatta konuştum. Her kadın hakkı ihlalinde kadınlara konuştum. Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan, koşarak yırtınarak! Bu süreçte ilginç bir şey farkettim. Ben kadınların hayatlarında ufak da olsa birtakım şeyleri değiştirmeye çalışırken, onlar kendi dramlarına bir yoldaş arama kaygısındaydılar. “Ben okuyacağım, akademisyen olacağım.” dedim. “Oku, oku ama böyle okursan koca bulamazsın.” dediler. Ben “Bu hayat benim ve ben koca bulmak için yaşamıyorum.” dediğimde “Evlenecek yaşa gel anlarsın.” dediler.

İnat ettim, kendimi parçaladım. Başörtüsü yasağı dolayısıyla liseyi açıktan okudum. Yetmedi, sosyoloji okudum. Artık evlenme dönemine girmiş sayılıyordum sanırım. “Ee yok mu bir şeyler?” ve “Ee kız o kadar okudu ki, erkek de beğendiremeyiz, bak okudun başına neler geldi.” demeler. Kadın haklarından bahsederken “Ee kızım sen bu kafayla evlensen iki güne boşanırsın.” demeler. Hep konuştum “Hayır benim için evlilik hayata dair müşterek hesapların, planların yapıldığı bireysel ve birlikte yapılan faaliyetler bütünüdür.” dedim. İnanmadılar, alay ettiler. Çünkü bu kadınlar kader arkadaşı istiyorlardı.

Benim evlenmem, evlilik hayatım, boşanma meselelerim daha ortada fol yok yumurta yokken bir bir açılıp konuşulurken benim bir sevgilim vardı. Evlenmeye karar verdim. Çünkü tam istediğim şekildeydi. Çünkü birbirimize rol yapmadan aynı ortamlarda birbirimizi tanımıştık. Birbirimizi besliyorduk. Nişanlandık! O imalı tebrikler hala kulaklarımdadır. “Ee hayırlı olsun, hala okumaya devam mı?” Elbette devam, hem de daha güçlü, daha fazla asılarak. “Evet.” dedim. “Nişanlıyken böyle, evlen görürsün. Ev işleri, bir de çocuk, bak bakalım istesen de okuyabilecek misin.” dediler. “Evet.” dedim, “İkimiz de doktora yapıyoruz. Birbirimizden farklı değiliz. Evimiz bir paylaşım alanı. Herkes her işi yapacak.” dedim. Güldüler, dalga geçtiler. “Başına gelmeden büyük konuşma.” dediler. Ama bilmedikleri bir şey vardı. Büyük konuşmuyordum. Hayal kuruyordum. Hem de öyle boşa değil, planlı programlı hayaller.

Bıkmadım, inandım. Kendime sordum. Kırk yaşında hayatı bir erkek tarafından kullanılmış çocuklu bir kadın mı olacağım? Ben bunları düşünürken, o çocuk gelip raftakileri bana bir bir gösterdi. Beraber oturduk, onunla yüzleştim. O halleri kucakladım dışarıda bırakmadan ama kabul de etmeden. İnatla “Kendi hayatımı kuracağım.” dedim.

Evlendim. Sordular, “Yardım ediyor mu sana?”, “Evet. Ama yardım değil bu paylaşım.” dedim. Güldüler. Yardım birinin zaten vazifesi olan şeye yapılan destektir. Ben bu işleri hiçbir zaman sorumluluğum olarak görmedim. Yine ben hiçbir zaman bu benim sorumluluğum deyip susmadım. Konuştum. Mücadele verdim. Kısacası paylaşımı çocukluğumla kendi evimde kurdum.

“Cicim ayları bitsin, görürsün.” dediler. Onlar pes etmiyor kendi hayatlarına kader ortağı arıyorlardı. Ben bu haklı davamda neden pes edecektim? Üstelik denemeden. Daha çok asıldım. Farklı ortamlara girdim. Konuştum ve yapamam dediğim şeyleri yapmak için inat ettim. “Yaparım!” dedim. Toplumun kadınım diye benden uzak tuttuklarını söke söke aldım. Söke söke ve dalga geçerek. Kendime “Farklısın.” dedim. Ortak kadere mahkum değilsin. Başarmıştım.

Ev işleri meselelerindeki ataklardan bir sonuç çıkmayınca mesele malum konuya evrilmişti bile. “Hala okula devam mı?” gülerek. “Evet, doktora tez dönemindeyim.” dedim, “İlk günkü aşkla devam.” İntikam alır gibi yüzüme “Çocuk olsun görürsün.” dediler. “Görürüz!” dedim. Sevgilimin değişmesinden vazgeçilmiş artık çocuk doğurmuş bir kadın olarak hayatın bana bir an önce haddimi bildirmesi temennisinde bulunuluyordu.

Bekareti bozulmamış bir “kız” (Bu da ayrı bir safsata ya!) bedeni üzerine cinsellikten bahsetmek ayıptır!? Ancak ne gariptir ki siz evlenince o beden açılır. Herkesin konusu haline gelir. İşte beklenen sorular: “Bebek yok mu?” ve “İstiyorsunuz da mı olmuyor?”

Açık ve seçik bir şekilde bana cinsel yaşamım soruluyordu. Seksten, korunup korunmadığımızdan. Bunalmıştım. Bir davette o kadar çok soruldu ki. Kendimi eğlendirmek için, kimine evet kimine hayır dedim. İyice merak konusu oldu beklenen bebek!

Üçüncü senenin sonunda “Ee hadi ama artık bir sorun mu var?” demeye dönüştü sualler hatta daha ileri gidip göbeğimi yoklayan kadınlar oldu. Şimdilerde “Çocuğun olmaz.” diye korkutuluyorum. İçim kahkahalar atıyor. Kibar olmak adına “Olur inşallah güzel bir vakitte.” deyince ne korkunç hikayeler duyuyorum bir bilseniz. Tahmin ediyorum ki çoğunu duymuşsunuzdur.

Görmedikleri bir şey var bu kadınlarımızın. Ben bir karar verdim. Kendim bizzat buna karar verdim. Bir çok bedel ödedim. Pişman değilim. Devam edeceğim. Hayatımda bir şey onun bunun demesiyle değil benim istememle hayatıma girsin dileğindeyim. Allah ben inat ettikçe kapıları açtı. Ben kimseye söylemeyip kendi kendime “Yoruldum.” dedikçe bana yakınlaştı. Şimdi hatırı sayılır okullarda evimizi akademik bir yuvaya dönüştürerek doktora tezlerimizi yazıyoruz.

Dediğim şudur:

Bir hayal kurun, onu içinizde büyütün, kendinize özel alanlar açın. Bu böyledir demeyin. İnat edin. “Hayır, bu benim istediğim şekilde olacak!” deyin.

Gerçekten yaşamak güzel. Yaşamak pırıl pırıl ve umut dolu. Tıkayın kulaklarınızı boş sözlere, başkalarının başından geçenler neden sizin de hikayeniz olsun? O başarı sizin olacaksa olacak, o bebek sizin olacaksa kucağınıza gelecek. Hangi boş lakırdı bu kuvvetli gücün karşısında durabilir? İstediğiniz zaman olması için dua edin. Lütfen pes etmeyin. Hayata asılın! Koşmak istediğinizde koşun, durmak istediğinizde durun. Kimsenin “Dur artık!” demesinde durmayın. Şimdi bunalınca soruyorum kendime: “Kırk yaşında olduğunu düşün. Kendini nasıl görmek istiyorsun?” diye. Müthiş hayallerim var. O kadar heyecanlandırıyor ki. Düşmek üzere olduğum duraktan doğrulup aşkla koşuyorum. Ve sevgilim, bana ortağız dediğinde -ben her ne kadar o kadınlara kulaklarımı tıkamış olsam da- “Ben bu kadarını hayal etmiyordum!” diyeceğim aklımın ucundan geçmezdi.

Gülüyorum şimdi ve son sözüm:

Karar verin ve dönmeyin. Çünkü insanın ancak kendi aldığı kararların bedelini ödemek canını yakmaz!

Konuk Yazar

8 yorum

  • Güç veren umut dolu bir yazı. Hayallerinizi de dinlemek isterdim. Ve hayalleri paylaşmak dillendirmek sizce olumlu mu olumsuz mu etki eder? Zaman ve zemine göre değişir muhtemelen. Burada yazmaya devam etmeniz dileğiyle.

  • Durup kendime, hayallerime, hayatıma baktım. Ne kadar çabuk pes etmişim. Halbuki ben de aynı inatla liseyi açıköğretimden okumuştum. Üniversiteye 22 yaşında başladım. Elime mesleğimi aldım. Yüksek lisansa başladım.
    Evlendim ve hemen ardından bebeğim oldu. Beklenmeyen bi hamilelikti. Hamileliğimin başından itibaren -bebeğim şimdi 5 aylık- bu vakte kadar kendimi cezalandırırcasına yaşamdan el etek çektim sanki. Kendimi, hayallerimi ihmal ettim, bahsi geçen kadınları haklı çıkardım.

    • Bence bebeğiniz daha küçük hemen pes etmeyin. Çocuklar büyüdükçe işler de kolaylaşıyor, her gün daha az muhtaç oluyorlar sonuçta. Bence başarabilirsiniz, sadece bir iki yıl ertelemiş olursunuz

    • Hesapta yokken anne olmak baya sıcak sudan buzlu suya atlamak gibi birşey. Kendinize fırsat verin. Çocuğunuzla geçirdiğiniz vaktin tadını çıkarın. Annelik kendini ve hayallerini ihmal etmek olmak zorunda değil. Yaşınız çok genç, biraz daha geç olur ama hayalleriniz yine olur, sabır. Güzel günler gelecek.

    • Selam! Annelik kim ne derse desin bir kadının hayatı boyunca yaşayabileceği en büyük travmalardan biridir. Kadın ancak bebeği ile elele vererek bu travmadan çıkabilir. Her ne kadar beklenmedik de olsa bu bebek hayatınızın bu döneminde sizin tam da ihtiyacınız olan şey olmasaydı şimdi burada olmazdı. İlahi plana kendinizi teslim etmek, bunda bir hayır görmek işinizi kolaylaştıracaktır. Yaşamdan el etek çektiğinizi düşündüğünüz bu dönem yaşama yeni bir anlam vermeniz için bir fırsat olabilir. Bebeğiniz size hiçbir profesörün veremeyeceği yaşam dersleri verecek, hiçbir akademik derecenin vermeyeceği mutluluğu yaşatacak. Bakış açınızı değiştirmeye gayret edin. Yapamıyorsanız çevrenizden yardım istemekten çekinmeyin. Suçluluk duygusuna kapılmayın, yaşadığınız herşey normal ve size acı veren her ne ise geçecek. (Bahsi geçen kadınları umursadığınız anda onlardan biri olursunuz, lütfen olmayın.) Selam ve dua ile.

  • Böyle umut dolu kadınlara ihtiyacımız var. Var olun, gerçekten bir daha aşk ve şevk ile dersime dönüyorum :)

  • peki hayallerimiz için uğraşırken seçtiğimiz yol arkadaşı tamamen yanlışsa ve bunu o yola çıkınca anladıysak..ve herkes devamlı hayallerin yanlışmış ki yarı yolda kaldın diyerek tamamen karanlığa mahkum ediyorsa?

  • bu insanları durdurmak şöyle oluyor: evet gerçekten çok kötü durumdayım, hayatın altında kaldım, mutsuzum, başarısızım, psikolojik destek almayı düşünüyorum vs.vs. gerçekten bunları duyunca acayip haz alıyorlar. olmayan şeylerden bu şekilde abartılı konuşmak tabi yalan sınıfına girer, kişisel ahlak için doğru değil, ama enerjimi düşüren insanlarla benim özelde ve son dönemde keşfettiğim baş etme yöntemim bu. hayatımdaki şeylerin kötü taraflarını onlarla özellikle paylaşıyorum, o tarafları kötü görmesem de, onlara kötü olduğumu anlatıyorum. sonra bir daha görüşmek bile istemiyor çoğu. birden mesafeler inşa ediyorlar. çağımızda durum bu çünkü; problem gerçekten varsa çevrede pek kimse kalmaz.