REÇEL

Tacizi Kime Şikayet Edelim

Konuk Yazar: Şeyma Gümüş
Görsel: Giorgio de Chirico

Vücudumun bir erkek vücuduna kıyasla gördüğü eşitsiz muameleyi kime şikâyet edeyim? Hangi ‘yetkin ulusal yasamalar’ fiziksel ve manevi kişiliğime yapılan şu veya bu saygısızlık karşısında bana yardım edebilir ve ‘hukuksal kişiliğim’ tam olarak neye tekabül eder?


 Luce Irigaray, “Kadınların Vatandaşlığı,” Çev. Zeynep Direk, Amargi 7 (Kış, 200

Irigaray’ın ara ara zihnimi kurcalayan bu sorusu günlerdir peşimi bırakmıyor. Sosyal medyada Hasan Ali Toptaş’ın ifşa edilmesiyle başlayan ve pek çok kadının edebiyat ve yayın camiasından başka erkeklerin de isimlerini listeye eklemesiyle devam eden olaylar üşüştürdü bu soruyu zihnime. Günlerdir süren uykusuzluk ve yorgunluğa, Toptaş’ın “özür” metnini okuduktan sonra, somut bir biçimde hissettiğim mide bulantısına eşlik ediyor bu soru: “Kime şikâyet edelim?” Maalesef kadınların “olağan” deneyimlerinden sayılan tacizi, sıklıkla maruz kaldıkları cinsel saldırıyı kime anlatalım? Bunu anlattığımızda kim, hangi yasa bize yardım ede(bili)r? Ne yazık ki bu soruların basit cevapları yok. Anlatmanın, dile dökmenin de kolay bir yolu yok.

Edebiyattaki cinsel şiddet anlatılarının, hangi eserde tacizin ve tecavüzün nasıl temsil edildiği sorusunun peşindeyim bir süredir. Sosyal medyadaki ifşalar, ben tam da Halide Edib’in Seviye Talip romanındaki tecavüz sahnesini anlamlandırmaya çalışırken geldi. Bilekleri şiddetle kavranmış bir Seviye ve sonrası üç nokta… Seviye’nin maruz kaldığı şiddet bir suskunluk anı, bir boşluk olarak var romanda. Okuduğum pek çok diğer eserde de cinsel şiddet (sözlü tacizden tecavüze kadar geniş bir spektrumdan bahsediyorum) bir sessizlik üzerinden temsil edilmiş. Üstü örtülü, varla yok arası, susmakla aşikâr kılmak arasında gidip gelen anlatılar. Kurgusal düzlemde dahi cinsel şiddeti açığa vurmak bu kadar zorken; insan yaşadığı, bedeninde duyduğu şiddeti nasıl anlatsın? Ve kime anlatsın?

Tacizi anlatmak kadar, anlattığını kimin dinlediği de önemli. Vücudumuzun maruz kaldığı şiddeti, sınırlarımızın ihlal edilişini ortaya döktüğümüzde bizi kim dinleyecek? Bugüne kadar birçok kadını yüzüstü bırakmış yasalar, şiddeti örtbas eden ve konuşmaktansa görmezden gelmeyi tercih eden ataerkil toplum veya şiddetin bir gün geri döneceğini, faili aynı olmasa bile benzer iktidar mekanizmaları içerisinde, bir başkasının eliyle mutlaka geri döneceğini öğreten “eril faillik” mi bize yardım edecek? İfşa, yani açığa vurmak, ortaya dökmek tam da bu yüzden cinsel şiddete karşı meşru ve işe yarar bir mücadele yöntemi. Her ne kadar anlatması zor olan bir yarayı kamusal alana taşımayı, belki de hiç tanımadığın insanların insafına bırakmayı gerektirse de aynı şeyleri yaşamış kadınların seslerini birleştirmeye ve bu sesi iktidar mekanizmalarının çatlaklarından sızdırarak duymak-görmek isteyenlere ulaştırmaya olanak sağlıyor ifşa. Kapalı kapılara, kesilmemiş cezalara, “senin sözüne karşılık benim sözüm” düsturuna güvenen tacizcilerin uykularını kaçırmaya yarıyor. Çünkü aslında mağdur konuştuğunda onu dinleyecek, onun beyanını esas alacak birileri var. “Asla yalnız yürümeyeceksin” diye cesaret veren, birbirine yurt olan kadınlar var. Fısıltıyla kimlerden ve nerelerden uzak durmamız, kendimizi nasıl korumamız gerektiğini birbirimize anlattığımız günlerden açık yüreklilikle hakkımızı aradığımız, şiddetin adını koyduğumuz ve failini işaret ettiğimiz günlere geldik. Biliyoruz ki anlatmadıkça şiddet bize ve başkalarına musallat olmaya devam edecek. Bu yüzden, “Vücudumun bir erkek vücuduna kıyasla gördüğü eşitsiz muameleyi kime şikâyet edeyim” sorusuna iyi bir cevap bulunana kadar, kadınlar tacizcileri kamusal alanda ifşa edecek. Bizler de seslerini duyup onlara inanmaya, yalnız olmadıklarını hatırlatmaya devam edeceğiz.

Konuk Yazar

Yorum Ekle