REÇEL

Soysuzluğun Peşinde

“Yahu benim doğum yerim burası, neden nüfus kayıtlarımı memleketin öbür ucundan istiyoruz!” diye söylendiğini duyan yaşlı bir adam “Evlenene kadar tapun babanın üzerinde, evlendikten sonra da kocanın üzerine geçer.” dedi.

Konuk Yazar: Fatma Özkaya
Görsel: Abigail Goh

Bölüm I (Bir buçuk yıl önce):
Orta yaşı geçmiş kır saçlı adam bir sabah uyandı; kendi kendine hayat ne kadar da sıkıcı diye söylendi: Her gün aynı şey, bir değişiklik yapmalı artık… Başını kaşıyarak, “Ne yapmalı ne yapmalı” diye düşündü. Birden aklına parlak bir fikir geldi. “Hah!” dedi parmağını şıklatarak. Adımı soyadımı değiştireyim! Bıktım yıllardır aynı adı soyadını kullanmaktan.

Devlet baba kendi varlığını sürdürmek için gerekli (erkek egemen) sistemi ayakta tutmak istediğinden (kızlar hariç) evlatlarına istedikleri gibi oynayacakları özgürlük alanları vermişti. Hemen hazırlandı, tıraşını oldu ve keyifle mahkemeye gidip talebini bildiren dilekçeyi verdi, harcını yatırdı. Çok uzatmadı devlet babası süreci. Tek duruşmada talebi kabul edildi ve altmış yıldan fazladır kullandığı adı soyadı değişti. Hakkıydı helâl olsundu güle güle kullansındı.

Bölüm II (Bir yıl önce):
Orta yaşı geçmiş beyaz saçlı bir kadın çalan telefona uzandı. Telefondaki ses ödeme yapabilmek için kadının hesap numarasını istiyordu. Kalktı, bilgisayarını açtı, internet bankacılığı hesabına girerek IBAN numarasını alacaktı ama o da ne? Hesap ismi doğru ama soyismi bambaşka. “Bu da ne!“ dedi yüksek sesle. Kırk yıl önce evlendiği, ayrıldığı, ama resmi kayıtlarda evli gözüktüğü adam, bir anda soyadını değiştirmeye karar vermişti. Bu nedenle kadının fikri alınmadan, rızası sorulmadan, resmi bildirim bile yapılmadan, kayıtlarda babasının ya da kocasının bildiği soyadından başka bir soyadı belirivermişti. Yanına gelen çocuklarına durumu anlatırken çok öfkeliydi ama kime öfkelendiğini bilmiyordu. Çocuklar babalarının neden olduğu bu durum yüzünden suçluluk içindeydi. Söylediklerinden anlaşılan daha önce durumdan haberdar olup babalarını kararından vazgeçirmek istemişler; fakat babayı ikna edememişlerdi. Kendisi uzun zamandır kocasıyla görüşmediği için bütün bunlardan habersizdi. Böylece birdenbire, kendisine sorma gereği hiç duyulmadan, bir anda soyadı değiştirilmişti. Kendisine haber dahi vermeden soyadını değiştiren devlet baba çocuklar 18 yaşından büyük olduğu için soyadlarını değiştir(e)memişti!

Kadın öfkeli halinin çocuklarını üzdüğünü fark ederek sakinleşmeye çalıştı. Bir taraftan zihninin arka tarafından içine düştüğü durumdan nasıl çıkacağını düşünüyordu. Bundan tam kırk yıl önce evlendiğinde yine kendine hiç sorulmadan soyadı değişmiş, iş bununla da kalmamış nüfus kayıtları aile kütüğünden alınarak Türkiye’nin diğer ucuna, hiç görmeden evlendiği kocasının memleketinin nüfus kayıtlarına taşınmıştı. Ama o zaman soyadının değişeceğini, kendisi gibi kütüğünün de ailesinden alınıp yaban ele taşınacağını biliyordu. Bu herkesçe bilinen bir uygulamaydı ve itiraz filan etmek de o genç yaşında hiç aklına gelmemişti, ta ki pasaport işlemleri için nüfus kaydına ihtiyacı olup da nüfus müdürlüğünden evrak talep edene kadar… O zamanın şartlarında bu tür kayıtlar posta ile gidip geliyordu ve en az on beş gün sürüyordu. Gelip gelmediğini kontrol etmek için ilgili memura gidip sorduğu ve evrakların hâlâ müdürlüğe ulaşmadığını öğrendiği bir gün “Yahu benim doğum yerim burası, neden nüfus kayıtlarımı memleketin öbür ucundan istiyoruz!” diye söylendiğini duyan yaşlı bir adam “Evlenene kadar tapun babanın üzerinde, evlendikten sonra da kocanın üzerine geçer.” dedi. Durup bir saniye düşünmeden, öylesine dümdüz yüzüne söyledi. Yani “Sen bir malsın,” dedi, mülkiyetin ya babana ya kocana ait olacak tabii ki”. İçine oturmuştu bu sözler ama daha beterini yaşayacağını bilmiyordu.

Bölüm III (6 ay önce):
Soyadı kendisinden habersiz değiştirilen kadın uzunca bir süre, sanki böyle bir şey hiç yaşanmamış gibi davrandı. Hiç kimseyle bu yaşadığını paylaşmadı. Kimliğini kullanması gereken işlerden geri durdu. Meselâ aynı zamanda arkadaşı olan aile hekimine gitmedi. Ne kadar izole yaşasa da zaman zaman çekildiği bu alandan çıkmak durumunda kalıyordu, mesela adına bir kargo geliyor ya da birine bir şeyler yollaması gerekiyordu. İşlemler sırasında bir görevli bilgisayar ekranına uzun süre baksa ekranda görünenle kimlik kartındaki isim değişikliği fark edilecek ve açıklama yapmak zorunda kalacak diye kalbi sıkışıyordu.

Bu şekilde günler, haftalar geçti. Nihayet gerekli gücü bulup “devlet babadan” kendisine sormadan değiştirdiği soyadını geri istemeye karar verdi. Öncelikle baronun kadın komisyonundan yardım istedi. Komisyonda görevli avukatların bile hiç rastlamadığı bir olaydı böylesi; anlattığı olayın mümkün olmadığını söyleyip gerekçeli kararı görmek istediler. Nüfus kayıtları kadının söylediklerini doğruladı: Bir kocanın talebiyle mahkeme bir kadının soyadını haber vermeden değiştirmişti. Baro avukatlarına göre duruma ancak mahkeme yoluyla itiraz edilebilirdi, kendisine hukuki yardım sağlamak için gelirinin olmadığını ispat etmesi gerektiğini; bunun için de vergi dairesine, tapu dairesine ve ziraat odasına gidip gelirinin olmadığına dair evrak alması gerektiğini söyledi avukatlar. Bu kadar uğraşmayı göze alamadı bir kamu kuruluşunda çalışan arkadaşıyla durumunu paylaştı. Arkadaşı, kurum avukatlarına danışarak bir dilekçe yazmasına yardım etti. Mahkemeye başvurdu, 400 liraya yakın tutan harcını yatırdı, üç ay sonrasına duruşma günü alabildi. Uzun bir zaman olsa da sonunda bu işten kurtulacağını düşünerek sabırla beklemeye başladı.

Bölüm IV (Duruşma günü):
Duruşma günü soyadını geri alabileceğinden çok emindi. Salona girip sıralardan birine oturdu, az sonra elinde kağıtlarla —sonradan anladı ki nüfus müdürlüğünün temsilcisiymiş— birisi geldi. Kadına gayet mesafesiz bir üslûpla “Sen ne istiyorsun hanım?” diye sordu. “Soyadımı geri istiyorum” dedi. O sırada hakim geldi ve duruşma başladı. Hakime, kırk yıldır kullandığı soyadının kendisine sorulmadan değiştirildiğini, bir mülkün bile uzun süreli kullanımlarda zilliyeten kullanıcının tasarrufuna geçtiğini, ama söz konusu kadının soyadı olduğunda ona sorulmadan kocasının da böyle bir talebi olmamasına rağmen, sırf kayıtlarda karısı olduğu için kendisinin de soyadının değiştirildiğini anlattı. Çocukları reşit olduğu için onların soyadının değiştirilmediğini de sözlerine ekledi. Kadınların bu anlamda kanunlar önünde reşit sayılmadığını, bunun da eşitlik ilkesine aykırı olduğunu iddia etti. Hakim kadına hak verdi. ve soyadını geri alabileceğine kanaat getirdi, ama nüfus müdürlüğü temsilcisi adeta devletin vücut bulmuş hali gibi karşısında duruyordu. Vatandaşlık yasasının bilmem hangi mevzuatının, bilmem kaçıncı maddesine göre karı ve kocanın farklı soyadları taşıyamayacağını ancak kadının kendi babasının soyadının istisna olduğunu, isterse babasının soyadını alabileceğini söyledi. Sonra da hakime dönüp “Eğer kadına soyadını geri verirseniz istinaf mahkemesine gideriz, kararı bozdururuz” dedi.

Kadın tekrar kırk yıldır bu soyadını kullandığını, soyadının artık kimliğinin bir parçası olduğunu, ayrıca çocuklarının da aynı soyadını kullandığını hatırlattı. Eğer babasının soyadına dönerse çocuklarının ne anneleriyle ne de babalarıyla soyadı birlikteliği olacağını, bunun da duygusal olarak kendisine ağır geldiğini söyledi. Nüfüs müdürlüğü temsilcisi bile kendisine hak verdi. Ama kanunların buna izin vermediğini ve kocasından eski soyadına dönmesini istemesini önerdi. Kadın kocasının yasal hakkını kullanmasını sorun etmediğini, devletin erkek vatandaşlara tanıdığı bu hakkın, kadınları bu gibi zor duruma düşürmesine itiraz ettiğini söyledi.

Temsilci kadına boşanmasını önerdi, ancak boşandıktan sonra soyadını değiştirmek için mahkemeye tekrar başvurduğunda soyadını alabilir, çocuklarıyla ortak soyadına kavuşabilirdi! Mahkemenin sonunda talebi reddedildi! Hakime söyleyecek bir sözü, daha doğrusu tek bir sorusu vardı “Devlet babamız neden bizi hiç sevmedi?” dedi ve salondan çıktı. “Devlet baba” altmışına merdiven dayamış “kızını” sokaklarda ağlatıyordu.

Bölüm V (3 ay önce):
Boşanma davası açmaya karar verdi. Vekalet ücretini taksitlendiren genç bir avukatın yardımıyla “anlaşmalı boşanma” denilen bir usulle evlilik birlikteliği sona erecekti ama avukata vekaletname vermesi gerekiyordu. Kadın değiştirilmiş soyadını kullanmayı reddettiği için halen eski kimliğini kullanıyordu. Notere başvurduğunda kimliğindeki farklılık sorun oldu. Noter katibi biraz da kadının tipinden kaynaklanan bir önyargıyla —başörtülü hacı teyze stereotipi— üsttenci bir dille kendisinden habersiz soyadının değiştirilemeyeceğini mutlaka bir yerlere imza filan atmış olduğunu iddia etti. ”Hacı teyze” katibi, noterle görüşmek istediğini söyleyerek şaşırttı.

Noterin odasına girdiğinde bu kez devlet noterin şahsında vücut bulup karşısına çıkmıştı. Durumunu kısaca özetledi. Noter eski bir asliye hukuk hakimiydi ve devlet babanın böyle davranmakta ne kadar haklı olduğuna kadını iknâ etmek için o bilindik bürokrat üslubuyla konuşmaya başladı. Argümanları o kadar anlamsızdı ki tek elle tutulan argüman “dava ekonomisi” diye bir gerekçeydi ki, bu da çocukların rızası olmadan adının değiştirilememesi durumuyla boşa düşüyordu. Kadın eski hakim notere, nesebin aslında kadından devam etmesi gerektiğini, çünkü çocuğu doğuranın belli olduğunu ama babanın kesinlikle belli olamayacağını dava ekonomisinin nesebi kadın soyundan devam ettirilerek sağlamanın daha mantıklı olduğunu söyledi.

Noter sonunda inisiyatif kullanarak ve nüfus kayıtlarını da vekaletnamenin arkasına dökerek işlemini yaptı. Dava açmak evrakların gitti geldisi ve diğer bir sürü bürokratik işlem yüzünden oldukça uzun sürüdü ve nihayet sonuçlandı. Şimdi nüfus kütüğü denilen kimlik bilgilerinin olduğu kayıtlar kendi ailesinin kayıtlarının olduğu deftere kırk yıl sonra tekrar işlendi. Ama bu sefer çocuklarının kayıtları farklı bir soyadı kullanmayı tercih eden babalarının kütüğünde kalmıştı.

Kadın uzunca bir süredir feminist düşünceye kafa yoruyor, kadının toplumdaki ikincil durumu için çıkış yolları üzerine aktivist mücadele ediyordu. Bu yüzden çoğunlukla kendisi gibi düşünen kadınlarla birlike “aileye düşman” olmakla itham ediliyordu. Artık hem Allah hem de devlet şahitti ki o ailesinin dağılması için hiçbir şey yapmamış hatta direnmişti ama devlet babası ona başka hiçbir yol bırakmamıştı.

Bölüm VI:
Boşanma davasının taksitleri bitince; soyadını değiştirmek, daha doğrusu kırk yıldır kullandığı soyadını geri alabilmek için bir dava daha açacak… Devlet babası izin verirse soyadını alabilecek. Eğer süreç farklı işler bu mümkün olmazsa bir devam yazısı daha yazar artık.

Bir bilgi notu: İlk kadın başbakanımızın kendi soyadını kocasına verdiği anlatılır ya, o hiç de öyle değilmiş meğer. Kocası evlenmeden önce mahkeme yoluyla kendi soyadını değiştirip nişanlısının soyadını almış. Evlendiklerinde de eski Başbakanımız kocasının, artık kendi soyadıyla aynı olan soyadını almış.

Zengin ve nüfuzlu da olsa kız evlatlarını sevmiyor bu devlet baba!

Konuk Yazar

4 yorum

  • Ben bu mükemmel yazıya bir de bu, evlilikle gelen soyadı değişikliğinin dini bir temeli de olmadığını eklemek istiyorum. 1934 soyadı kanunu ile ülkemize Batıdan gelen birşey bu “Mr and Mrs Smith” olayı. Standart dini kurallara göre kadın erkek herkes babasına nispet edilir ve evlenince de bu durum değişmez. Çünkü evlilik taraflar açısından bazı kalıcı sonuçlar doğursa da aslında kalıcı bir bağ değildir; sınırsız sayıda evlenme ve boşanma ve tekrar evlenme mümkün ve normaldir; taraflar birbirleri üzerinde ancak sınırlı olarak hak sahibidir; kendi soyadını verme de nikahla kazanılan haklardan biri değildir. Çoğu Arap ülkesinde de kadınlar nikahla soy isimlerini değiştirmezler. Türkiyede muhafazakar kesimin en fazla benimsediği ve “dini bir vecd ile” sahiplendiği inkılap da bu olsa gerek..

  • “Devlet babamız neden bizi hiç sevmedi?” Vallahi de sevmedi, tek bir gün bile sevmedi. Sevmesini istiyor değiliz de bari bu kadar çok gölge etmeseydi… Okurken kalbim sıkıştı Fatma abla. Ağzına, eline sağlık.

  • Ben bu yazıyı anlamadım. Bu kadın ve adam evli mi değil mi? Kimse adını ve soyadını durduk yere değiştirmez. Düşünür taşınır, danışır. Yani pratikte bu karar eş ile birlikte verilir. Ayrılmışlarsa neden resmen boşanmamışlar? Kadın resmen boşandığında neden Allah’ı ve devleti şahit tutuyor ailesini koruduğuna dair? Ortada aile yok ki! Bağ kopmuş yalnızca resmi kayıtlar var. Adam ölseydi onun borcu da mirası da, emekli maaşı da artık hiçbir bağı kalmayan kadına kalacaktı. Ya da taraflardan biri yeniden evlenmek isteseydi yine sorunlar çıkacaktı. Yani işini zamanında yap gibi bir şey var burda.

    Devlet babanın kız evlatlarını sevmediği sonucuna nasıl varıyorsunuz? Mahkeme işleri süreçtir ve maddi-manevi sorumlulukları vardır. Kanunda açıklık arayan ve bundan faydalanmaya çalışan kişiler hep var bu işlerde. Cinsiyetiniz ya da davanız ne olursa olsun bu böyle. Zamanında doğru düzgün boşansalarmış böyle bi sorun yaşamayacaklarmış zaten.

    Misafir adlı kişiye de katılıyorum. Soyadının ülkemizde bi formalite icabı kullanıldığını düşünüyorum. Çünkü aileniz içinde de resmi yerlerde de öne çıkan soyad değil kendi adımız bizim kültürümüzde. Ayşe Hanım filan derken bile kendi adımızla öne çıkıyoruz. Kimlik numarası da karışıklıkları önlüyor. O yüzden kendisine bu kadar anlam yüklenmesini saçma buluyorum. Bu soyad yanlızca bi formalite ancak zaman zaman sorun çıkartıyor. zaten bizim kültürümüzden doğan bir şey olmadığı için sorun çıkartması da doğal. Bu konuda yeni düzenlemeler şart ancak bu yazıdaki örneği anlamadım.

  • Bir erkek olarak bu yanlışlığın karşısındayım ve kadınlara da soyismini seçme hakkının verilmesini destekliyorum. İslami açıdan bakılırsa da bunun bir temeli bulunmamaktadır.
    Diğer önemli husus, aslında AİHM bu konuda Türkiye’yi haksız bulmuştur. ABD de şuan Duke üniversitesinde akademisyen olan Bahar hoca kendi kızlık soyismini kullanmak için AİHM de Türkiye aleyhine davayı kazanmıştır(https://www.google.com/amp/www.hurriyet.com.tr/amp/gundem/turk-kadininin-aihm-zaferi-23387036).
    Aslında bu kararlar emsaldir ve Türkiye de yaşayan kadınların böyle hakkı bulunmaktadır (baglayicilik ilkesi). Bu durumda hala diretilmesi devlet için büyük bir yanlıştır.