Genel

Sorumsuz Büyükler

Konuk Yazar: Bir Demek Yaşam

Bir şeylere karar verip sorumluluk üstlenen ama sorumluklarını başka insanlara yükleyen insanlardan özellikle büyüklerden bunaldım. Bir insanı kedisi yapan şey karakteridir. Peki karakter nedir? Bir bireyin kendine özgü yapısı, onu başkalarından ayıran temel belirti ve bireyin davranış biçimlerini belirleyen, üstün ana özellik, öz yapısıdır ( TDK ). Sanırım büyüklerin karakteri onların neslinde bu. Ama öyle devam etmeyecek. Onlarla birlikte son bulacak.

Öyle ya derslerimden öğrendiğim kadar her birey biriciktir. Her bireye biricik gibi davranmamız öğretilmişti. Ama kimse bana biricik biriymişim gibi davranmıyordu. Tam tersine varmışım ama yokmuşum gibi davranıyorlardı. Bu nasıl oluyor diye kafanıza soru takılmıştır eminim. Çünkü bu da her bireyin yaşadığı duruma ve algılanışına göre değişiyor. Ben annemi kaybettiğimde on altı yaşındaydım. Ama ben kendimi daha büyük yaşta hissediyordum. Çünkü şu an bile şaşırıyorum. O zaman on altı yaşında olduğuma inanamıyorum bir türlü. Annem vefat ettiğinde yengem ( Amcamın eşi ) bana şunu söylemişti; “Anneni sen öldürdün.” Anlayamadım neden böyle olduğunu. Acı içinde kıvranan bir çocuğa söylenecek söz müydü bu? Neyse, babam ise annemin vefatında sonra hemen evlenmişti. Ben orada vardım, yaşıyordum, nefes alıyordum, acı çekiyordum ama kimse bunu görmüyordu ya da görmemezlikten geliyorlardı. Annemi kaybedeli dört ay falan olmuştu. Zılgıtlar eşliğinde getirdiler Üvey Kadını. Zılgıtlar hıçkırıklarımı bastırdı. O zaman anladım insan nasıl koca bir insan grubu içinde yalnız hisseder. Stefan Zweig’ın eserlerini her okuduğumda yalnızlık konusunda ona hep hak verdim. Haklıydı! Öyle ya Üvey Kadını getirmeye karar verdiklerinde bana hiç sormadılar. Birini getirmeyi üstlenmeye karar verdiler tüm tanıdıklar ve babam. Bana ne istediğimi ve ne düşündüğü hiç sormadılar ama omuzlarıma binlerce sorumluluk yüklediler. Her şey o zaman başladı. Eski defterler yakıldı maalesef. Yeni defterler alıp açtılar bana ve kardeşlerime, biz bunu istemediysek bile. Bugün tam tamına dört yıl oldu Üvey Kadının gelişi. Kendi kararıyla gelmişti. Ama gören de zorla getirildi sanacak. Geldi annemin tüm emeklerine kondu. Yetmedi ona dair her şeyi yaktı, yakamadığını çöpe attı. Babam onunla baş edemiyor artık. Bana ise geçinmem gerektiğini söylüyor. Yapacak hiçbir şey yokmuş artık. Üstlenmem gereken sorumluklar varmış. Ama neden bu kadar sorumluluğu bana yüklediğini eminim kendisi çok iyi biliyordur. Ben de biliyorum. Gücü eşine yetemeyen kocalar güçlerinin yettiği çocuklarına yönelirler. Ama ben buna izin vermiyorum tabi ki. Zaten bu yüzden benden nefret ediyorlar. Etsinler umurumda bile değil. Neyse işte annemden geriye sadece evi kaldı. Ama oda iki üç güne yıkılacak. Annemin yirmi iki yılda isteyip sahip olamadığı eve kadın dört yılın sonunda ulaşmış olacak. Ben bunu yeni öğrendim. Çünkü evdeki her şey babam ve o Üvey Kadın arasında dönüp dolaşıyor. Elbette ki ilk günkü gibi her şey saklanıyor benden. Geçen gün eve gittiğimde evi boşaltıyorlardı, şaşırdım desem yalan olur açıkçası. Ama haberim yoktu. Benden yardım istediler! İşte en acıklı anlardan biri. Büyükler size danışmadan ( gizlice ) kararlar alır. Ama gerisini size bırakırlar. Şuan tek istediğim ağlamak ama ağlayabileceğim ne bir omuz ne de bir mekan var!

2 Yorum

  • Merve
    17 Ağustos 2017 - 18:03 | Permalink

    Yetişkinler değişmeyecek. Ama siz böylece güçleneceksiniz. Güçlü olmak sevgi ve anlayış görmenin yerine geçmeyecek muhakkak, ama zamanla bunları kendiniz üreteceksiniz inşallah. Her gecenin bir sabahı vardır. Sevgiler…

  • Hatice erdem
    25 Ağustos 2017 - 00:22 | Permalink

    Acıyı öğrenerek tahammül eşiğimizi ölçeriz.. sizi tebrik ediyorum, ki dağ gibi bir acıya göğüs germe yollarını öğrenmişsiniz..

    Sevgiler

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir