Genel

“Sizler, Bizler, Ne Bileyim Herkesler”

Yazar: Meryem Selva

insanlar öldüler, hep öldüler, bir gün öldüler

anlaşılmaz!

gecenin çekmecesinde unutuldular sonra

bir inci kolye gibi dağılmış boncukları.

belki bir gün balkona çıkar

blok flütle çocuk şarkıları çalarım

”dostluğun biz sevgisiyle toplanırız burada”

sizler, bizler, ne bileyim herkesler…

Didem Madak

 

Herhangi bir felaket gerçekleştiğinde sosyal medyada gösterilen tepkiler şaşırtmıyor artık. Felaketi nasıl tanımlarsınız, hangi olay nasıl bir “mise en scene”le gerçekleşince felaket kalıbına sığar bilemem ama iki gündür sosyal medya gündeminde olan üç felakete gelen tepkileri bir blog yazısına sığdırmaya çalışabilirim sanırım.

 

Birincisi dolaylı (!), bir felaket. Bir aktivist, bir göçmen, bir anti demokrat tutum. Felaket, felakete uğrayan halkın ortak kaderi üzerinden özneye de uğruyor. Mağdur özne Afgan, kahraman özne İsveçli. Sonuç, halkımız bu terkibi pek seviyor. Toplumumuzun her kesimi -biri aktivistliği üzerinden diğeri mağdur özne ile ilişkilendiğinden- Elin’i kucaklıyor, tebrik ediyor.

 

İkincisi doğrudan (!), bir felaket. Bir işçi, bir köpek, bir ihmalkâr durum. Felaket, ihmaller sarmalı üzerinden özneye uğruyor. Mağdur artık maktul olan özne köpek, kahraman –bu hikâyede kahraman yok, ha belki birileri belediye başkanı der-. Sonuç 1: Halkımız bu terkibi terkibe tepki verenleri sevip sevemeyeceğine karar veremediğinden sevemiyor. Aslında sevecek de bir türlü içine sinmiyor. Hani sinse tepki verecek, ama bir bakıyor anlamak istemediği herkes bu olay etrafında birleşiyor. (Gerçi bir dakika, birinci felakette de öyleydi? Ama yok, burada özne ile bütünleşmek belki de imkânsız, neyse boş verelim sorguyu. Olayın yankısına dönelim). Klavye başı tepkileri eyleme döküldüğünde halkımız bu felakete soru işaretleri ekliyor: “Leyla giderken neredeydiniz?”, “Bu vatan şehit verirken neredeydiniz?”, “Gusül abdestini bilmeyenler bizlere hayvan sevgisini öğretemez”… Soru tepkisi, soru tepkisine gelen tepkileri tetikliyor. Sonuç 2: Felaketler yarıştırılıyor. (Artık oylamada kazanan hangi felaket olur, mansiyon ödülünü hangisi alır, hangisinin felaket rütbesi sökülür bilemem, onu da okur düşünsün.)

 

Üçüncüsü İlahi ya da tarihi (!) bir felaket. Felaket, yine bir ihmaller sarmalı üzerinden bu kez öznelere uğruyor. Mağdurlar yine maktul, insanlar, ağaçlar… Kahraman ? -Soru işaretiyle kalsın şimdilik-. Sonuç: “Dinsizliğin cezasını Tanrı bu dünyada felaketle verir”. Tepkinin sosyal medyadaki özeti “Eden bulur”cuların üzerinde felaketin felaketliğini üzerlerinden atma hafifliği, “ölen bir insan”cıların üzerinde felaketin acısını hissetmenin naifliği. Sonuçlar çeşitli:

 

 -Yakın geçmişi anımsayanlar, “Aylan bebeğin âhı”, ilâhi adalet tecellisi –olay bir biçimde mültecilere bağlandı-.

 

-Öğretilmiş milli geçmişi hatırlatanlar –hadi buna Yunan’ı denize döktük efsanesi diyelim-, “Ölü sayısı 150’ye yükselir inşallah!”

 

 -“Oh olsun”culara rağmen yeni bir geçmiş yazanlar “başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın” diyerek insan kalanlar. 

Üç ayrı felaketin tepkisi bir günde/gecede nasıl buluştu bilinmez ama üçünün de felaketimizi üç ayrı koldan resmettiği muhakkak. 

Yorum sizin. 

 

Bonus: Yine Didem Madak’tan gelsin, editörlerimizden Rumeysa’nın da bestesiyle dinlensin

herkes çıkarsın kalbini

o çirkin mücevher sandığından

ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım

 

Bir Yorum

  • Feyza
    29 Temmuz 2018 - 00:52 | Permalink

    İlk defa anadilimde yazılan bir yazıyı anlayamadım.keşke tefsiri olsa:)

  • Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir