Genel

Sınır İhlali

 

Yazar: Feyza

sınır3

Neresinden başlasam bilemedim bu konuyu yazmaya. İnsan kısacık ömründe türlü yokuşlar tırmanıyor, türlü dönemeçlerden geçiyor, bir yerlerde duraklıyor, konaklıyor, sonra yoluna devam ediyor. Her akşam çocukları uyuturken onların yollarını, duraklarını, konaklarını düşünüyor, korkuyorum. Zira onlarınki de kolay olmayacak. Kız çocuğu büyütmek demek, Allah’ın izniyle birer genç kadına dönüşürlerken nasıl canları sıkılacak, nerelerden yara alacaklar diye korkmak demek…
Nerden geldim ben kızlara? Yaş kemale eriyor herhalde, kendimden bahsedecekken çocuklara dönmem bundan olabilir. Ya da hayatın değişeceğine, kadınlar için kolaylaşacağına dair umudumun çokça kırılmış olmasından. Zaten şu aralar bu coğrafyaya umut pek uğramıyor. Sertleşen, derinleşen kamplaşmaların ortasında kendine özgü bir duruşa, bir alana sahip olmak çok zor. Bir insan gibi, işte öylesine insanlardan bir insan gibi, karşılaştığınla hasbihal etmek, muhabbet duyduğuna yaklaşmak, öğrenmek istediğini dinlemek, sormak, denemek, yol almak giderek güçleşiyor. Çünkü her şey büyük planlara, stratejilere, yanlamalara, yaranmalara, cepheleşmeye dair.
Elbet bu sitemkâr yazıyı tetikleyen bir şeyler var. Şöyle ki:
esfela
Diyeceksiniz ki sosyal medyada öylesine edilmiş bir lafın ne kıymeti olur? Kimliği önemsiz birinden adresi belirsiz bırakılmış bir nefret patlaması… Ama o kadar değil. Bu kendini mahallenin muhtarı sananların, mahallenin sınırını ihlal ettiğini düşündükleri bir kadına başörtüsü üzerinden ne ilk ne de son sataşmaları… Sanırsınız ki gerçekten mahalle mahalle bölündüğümüz bir iç savaşın içindeyiz. Ne gönlümüzün ne de yolumuzun başka mahalle sakinlerine uğramasına izin var. Yani ya bizimsin, ya kara toprağın. Çizgiyi aşar, başka sokaklarda gezersen, seni başörtünden tutup bizim mahalleye sürükler, yerini bildiririz. Ya da tümden kovulur, karşı mahalle de seni istemeyeceği için ortada, arafta, herkesin çarpıp, ezip geçeceği bir Sırat köprüsünde kalırsın.
Ne kadar da sert, ne kadar da milliyetçi, ne kadar da devletin dili değil mi? Tabii ki yukarıdaki örnekte bahsi geçen ve sınırları çizilen o mahallenin, MİT’leşmesi, polisleşmesi, bununla birlikte kemalistleşmesi neticesinde çizgiyi aşmanın bedeli de giderek artıyor.
Hâlbuki kim söyledi size kendime öteki mahallede konaklayacak yeni bir yer aradığımı? Dahası, gerçekten de hayatlarımızı kapalı mahallelerde mi geçiriyoruz? Var mı öyle bir mahalle? Benim hayatım hiçbir zaman öyle olmadı. Eğer varsa mahalle diye bir şey, oralarda gezinirken yolumun kesiştiği insanlar da biraz yersiz yurtsuz, ait oldukları zannedilen mahallenin biraz çeperlerinde, biraz içindeyse biraz dışında gezinen insanlar oldular. Bu halimizle de sağdan soldan, bu mahalle metaforuna sıkı sıkı tutunanların güvensizliklerini arttırmaya yetiyoruz. 13-14 yaşlarındayken apartmanın merdivenlerinde arkadaşımla muhabbet ederken “Müslüman genç kızlar böyle merdivende oturmaz.” diye atarlanan komşu adam gibiler, biz o merdivende oturdukça, muhayyel mahallelerinin huzurunu kaçırıyoruz. Napalım, büyürken de böyleydik, koca koca kadınlar olduktan sonra da böyleyiz.
Elbette sadece kadınlar olarak yaşamıyoruz bunu, lakin bunun kadınlıkla çok ilgisi var. Çünkü başımızda taşıdığımız bir kıyafet değil bayrak olsun istiyorlar. Başörtüsünü mahallenin bayrağı yapmadığımız sürece, bu sefer Kemalistlerden duymaya alışkın olduğumuzdan beter bir dille aşağılanıyoruz. Hatta “Madem böyle konuşacaksın çıkar o başörtünü!” noktasına tepetaklak düşüyoruz. Eee hani başörtüme uzanan eller kırılsındı? Eh, söz konusu mahallenin huzuru olunca, başını örtmek özgürlük kapsamından çıkarılıyor demek…
Sıklıkla tosladığımız bu sınırlar nedense içimdeki sınır ihlali arzusunu daha da kuvvetlendiriyor. Devletin, onun her devrinde ayrı ayrı aktörler eliyle çizdiği sınırların, mahallenin sınırlarının, benzeyenle benzemeyeni ayıran sınırların, uzakla yakın arasındaki sınırların, kadınlığın makbul sınırlarının ihlali daha da elzem geliyor. Başını örtmek, inancın bir gereği olmanın yanında, her zaman böyle bir sınır ihlali oldu benim için. Mevcut durumda ise fena halde devletleşen ve her nasılsa giderek daha çok Kemalizme ‘yanlayanların’ ısrarla mahalle dediği yere hiç sığamıyorum. Neyse ki Allah’ın arzı geniş…

3 Yorum

  • şeyma
    24 Ekim 2014 - 11:40 | Permalink

    kardeşim çok güzel yazıyorsun Allah zihnine kuvvet versin, nerede işte bu ya tam olarak bu oh be ne güzel yazmışlar dediğim şey varsa sen yazmış oluyorsun bende rahatlıyorum okudukça

  • Feyza
    26 Ekim 2014 - 22:21 | Permalink

    Şeyma çok teşekkür ederim, böyle düşünmen bana çok iyi geldi.

  • Pingback: Reçel Blog’un Şerrinden Allah’a Sığınmak | REÇEL

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir