Genel

Reçel Yanığı

 
 

Yazar: Sümeyye

 

vlcsnap-2012-02-03-16h56m05s190

 

Reçel yemeyi sevmem. Kahvaltıda tatlı aramayanlardanım. Yapmaya da hiç niyetli değildim. Ev hanımlığımı beceri safhalarına ayırmıştım kendimce. İlk yıllar için çorba salata sebze yemeği bilmek yeterdi. Beş yıldan sonra artık börek sarma bilmek gerekirdi. Bir beş yıl sonra da mantı yapacak cesareti bulabilirdim. Kendime becerikli olmak için biçtiğim cömert zaman diliminde, ev yapımı turşu ve reçeller son kısımdaydı, yani 20 yıl ev hanımı olduktan sonra artık cesaret edip turşu kurar, reçel kaynatırdım herhalde. Ama illa ki şu rafın üzerinde dizi dizi duran, üzeri kırmızı pötikare kumaşla kaplı kurdeleli olanlardan.
Fakat bir gece, ki ev hanımlığı tecrübemin çok başına tekabül eder, eve tarladan toplayıp getirdiğim bir kasa çileğin bozulmaya yüz tuttuğunu görüp panik oldum. Aklıma reçel düştü gecenin o vakti. Öyle ya, zaten bozulacak, ha öyle ha böyle dedim, internetten tarife baktım. Kaynattım kotardım köpüğünü aldım başında dualar ettim. Sonra uzun süre soğumasını bekledim tadına bakmak için. Kafam başka yerde, soğuduğuna kanaat getirip küçük parmağımla tadına bakmaya yeltendim. Soğumamış meret. O yoğun sıvı parmağımı öyle bir sardı ki derimin içine geçti sandım. Anında şu topladı. Gece boyunca acıdan ağlayarak kocamın yanık kremi getirmesini bekledim. Bir yandan da kadınlığıma kızıyordum ; hayır reçeli beceremediğimden değil, epilasyonu modern icat makineyle yaptığımdan… Ne alaka diyeceksiniz. Herhalde evde şekerle ağda kaynatan, mahalleliyi eve toplayıp ağda partisi yapan ‘kadın’ kadınlardan olsaydım şekerin kaynayınca ne kadar geç soğuduğunu ve ne kadar tehlikeli bir yanığı olduğunu bilirdim.. Reçelden ağdaya bağlantı kuracak kadar ‘kadın’ken kadınlığın dayatılan rollerinden birini daha beceremediğime ağladım. Feministliğe gelince mangalda kül bırakmayıp yine de ev içi rollerimi bu kadar benimseyip beceremeyince hırsımı kadınlığımdan almama ağladım. Reçel yapmaya cesaret edip bu kadar sakar oluşuma ağladım. Yanığın acısını dindirmek için kocama muhtaç oluşuma ağladım. Ona reçelle hava atıp kadınlığıma iltifat alacakken gözyaşlarıma şahit olmasına ağladım. Kadınlığımın ve kadın hemcinslerimin milyon yıllık ikilemlerine ağladım.
Yıllar sonra ağda yapmayı öğrendim. Ama bir daha reçel yapmadım.

8 Yorum

  • gizem
    19 Eylül 2014 - 10:45 | Permalink

    merhabalar,

    bi kadın olarak yazıyorum, bu kadar kendimizi acındırmaya gerek yok bence. tamam son derece yerleşmiş sorunlar olabilir, üstümüze yapışmış kadın rolleri de var, ona lafım yok ama böyle ağlayıp şikayet edeceğimize (ki bu blog şimdiye kadar bu yönde yazılar yayınlamakta) elimizi taşın altına da biz koyalım. kremi de kocamızdan beklemeyelim mesela( bekliyosan da sağ olsun almaya gitmiş ordan da bi kadın-erkek rollleri devşirmek niye?), ya da ne bileyim reçelden elin yanınca ağlayıp, kadınlığın üzerine mülahazalar yapmak da neymiş? Güçlü olalım biraz, siz böyle yaptıkça o sorunları gündeme getirdikçe kusura bakmayın ama onlar çözülmüyorlar.

    Bu blogtan çok umutluydum, ama genel olarak ağlama duvarına dönecek gibi. Üzüldüm.

  • rumeysa
    19 Eylül 2014 - 11:54 | Permalink

    Burada kadınlar, kendilerini nasıl ifade etmek isterse oyle ediyor. Siz de eger isterseniz bu “gucsuz” hal ile ilgili yazın, orada tartışalım bu meseleyi..
    Yoksa daha blogta bu kadar az yazı varken fazlasıyla yargılayıcı buldum kendi adıma yorumunuzu.

  • Feyza
    19 Eylül 2014 - 12:00 | Permalink

    Konuyla ilgili yorumum: Ağlamadan gülünmüyor Mihriban.
    Ben blog yazarlarından biri olarak yanlı bakıyor olabilirim ama bana pek ağlama duvarı yapmışız gibi gelmiyor. Fakat şimdi düşündüm, öyle bile olsa, reçel yanığından kadınlığa uzanan duyguların öfke, kırgınlık ve hüzün içermesi neden güçsüzlük olsun? Hepsi de çok güçlü duygular.
    Bu vesileyle yazının sahibi Sümeyye’ye de ellerine sağlık demek istedim.

  • Ayşegül
    19 Eylül 2014 - 13:05 | Permalink

    Ağlamak da neymiş ? (!?)

    Bloğun “ağlama duvarı” olarak tanımlanması ve bunun üzerinden “güçlü olalım” tarzında yazarın şahsında kadınları iğneleyici bir yorum yapılmasını aşırı buluyorum.
    Duygular karşısında gücün bu kadar kutsanması doğru mudur ?
    Sorunların çözümü dillendirmemek, “-mış” gibi yapmak mıdır ?
    Kelimelerin çağrıştırdığı önemsiz addedilen tecrübelerden çıkarsamalar yapmak lüzumsuz mudur ?

  • gizem
    19 Eylül 2014 - 13:25 | Permalink

    duygular karşısında gücün kutsandığı falan yok, demek istediğim duyguların (bence aşırı abartılı) bi şekilde ifade edilmesi ve karşılığında hiçbir çözüm önerisinde bulunulmaması sıkıntılı. sorunların çözümü dillendirmektir tabii, ama ah vah ederek değil, çözüm önerilerinin sunulması ve tartışılmasıyla olur. yukardaki yazıda ben haklı bi haykırış görüyorum ama zorlama bir şekilde ifade edilmiş.

    Kelimelerin çağrıştırdığı önemsiz addedilen tecrübelerden çıkarsamalar yapmak lüzümsuz mudur diye sormuş Ayşegül. Çok afedersiniz ama hangi çıkarsamalardan bahsediyoruz? Bir tane söylerseniz memnun olurum.

    Burada kadınlar kendilerini nasıl isterlerse öyle ifade ediyorlarmış. Ne ala. Ben de bir kadın olarak herkese açık olan yorum kısmında da düşüncelerimi paylaşıyorum. Bu blogtaki yazarlar anladığım kadarıyla benzer background’lardan geliyorlar ya da öyle değilse de kadın konusunda dünyayı okumaları büyük oranda benzer. İşte bu yüzden bence dışardan gelen yorumlar meselelere daha farklı bakış açıları sunabilir, ve biz kadınlara bir diyalog şansı verir. Ağlamayacağımız günler diliyorum.

  • Feyza
    19 Eylül 2014 - 14:48 | Permalink

    Blog yazarları olarak siteye özellikle kadınların yazdığı olumlu olumsuz yorumlardan oldukça memnunuz. Bu vesileyle bunu söylemiş olalım. Yorumlarınız silinmiş ya da engellenmiş değil, hepsi tereddütsüz yayınlandı. Sizin bir yazıyı eleştirmeniz ve sizin eleştirinizin de eleştirilmesi bu tartışmaları zenginleştirecektir.

    Bunun yanında yazarlar olarak şahsi görüşlerimizi yorumlara cevap olarak yazmanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu cevaplarımız tüm diğer blog yazarlarını bağlamaz tabii ki. Yorumlarınız genel olarak blogla ilgili olduğu için de cevap vermeyi gerekli gördük.

    Bu blogda sabit olarak yazan 6 kişiyiz, hepimizin farklı görüşleri var, ancak tabii ki ortak bir iş ortaya koymak için belli bir fikir birliği gerekiyor. Sanırım bunda şaşılacak birşey yok.

    Diğer taraftan ben şahsen burada yazılan yorumların misafir yazarlarımızın yazı yazma şevkini kırmasından endişe ederim. O yüzden yazıyla ilgili sert eleştirileriniz benim içimi biraz titretti, bunu belirtmek istedim.

    Yorumlarınızı her zaman bekleriz.

  • AA
    19 Eylül 2014 - 19:58 | Permalink

    “ağlamak güzeldir” :)

    ben bu yazıyı çok sevdim. ağız tadıyla bir reçel yapamamış kadın. hayır beceriksizliğinden değil. normalde “kadın kadınlardan” olduğuna hem kendi hem başkaları inansaydı parmak yakmayı küçük bir hata olarak görüp geçiştirebilirdi. hatta bunu etrafa ” yaa görüyor musunuz sizin için reçel yaparken parmağımı yaktım” diye anlatarak havasını bile atabilirdi. ama işte hata ancak kadın gibi kadınlarda mazur görülür.

    kendimizi ispat etme içine giriyoruz farkında olarak veya olmayarak reçel (veya başka bir şey) yapabilirim, evet hatta kusursuz yapabilirim diye. yemek yapabildiğimizi görüp hayretlere düşen kadın-erkek arkadaşlarımız ve hatta ailemiz karşısında ne diyeceğimizi bilemeyiz ama bir yandan da reddettiğimizi sandığımız o yarışın içinde bir başarı kazandığımızı düşünüp sevinebiliriz . sonra bu ispat çabasını farkedip ya da bunu acaba bir şeyleri ispatlamak için mi yapıyorum diye düşünüp ne yaptığımız reçelden tat alırız ne de parmağımızın yanığına oturup doya doya ağlayabiliriz.

    neyse ağlamadan son vereyim yoruma.

  • Ayşegül
    19 Eylül 2014 - 23:40 | Permalink

    Gizem hanım, “çıkarsama” kelimesi lügatinizde neye tekabül ediyor ?

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir