REÇEL

Merhumun Notları

Konuk Yazar: Silahsız Avrat

İlla da ölmem mi gerekiyor

Lisedeyken (daha İslami öğretilere uygun yaşadığım dönemlerde) bir hadis kartelasından duayla rastgele kart seçmiştim. Çıkan kart bana gelsin tadında. Falım gibi, sıradaki şarkı gibi… Merhamet etmeyen merhamet bulamaz diye bir hadis çıkmıştı. Biraz zoruma gitmişti, hani aşk olsun ben öyle miyim gibisinden. Tanrıyla aramdaki bağ kendi merhamet seviyemle yüzleştikçe güzelleşti. Kartela lisede kaldı, yıllar merhamet kaygısıyla geçti. En çok ihtiyaç duyduğum, en çok dillendirdiğim belki de en eksik ve cimri olduğum şey mi diye çok uzun süre düşündüm. Hala düşünüyorum. Aynı anda hem çok iyi bir insan hem de vicdansız birine dönüşebildiğimi gördükçe potansiyelimden ve sınırlarımdan ara sıra korkuyorum.

Bu blog insanların maruz kaldığını anlattıkları “ağır laflar”, “nefret söylemleri” “yargısız infazlar” ya da “merhametsiz beklentilerle” dolu; merhametsiz anne babalar, kocalar, dostlar, komşu teyzeler, bakkal amcalarla, merhametsiz yorumlarıyla anonim ahlakçılarla da dolu tabii… Herkesin birbirinden dilendiği ama bir başkasına ısrarla vermekten kaçındığı naçizane duygu; rahmet.

Geçtiğimiz hafta patronum ortak tanıdığımız birinin adını sordu hatırlamaya çalışarak, ben adını söyledikten sonra instagramdan takip edip etmediğimi sordu. Etmediğimi söyledim. “Ay ben ediyorum, gördün mü karısına birşeyler olmuş, sıkmabaş olmuş.” dedi. 3 saniye hata verdim, tüm algılarım bir anda resetlendi, içim darmadağın oldu. Bir kadının başka bir kadın üzerinden yaptığı bu söyleme mi üzüleyim, o kişinin arkasından ona böyle söylediğine mi üzüleyim, Amerikalarda(!) eğitim almış üst sınıf bu kadınların hala böylesi dar bir zihinle yaşamasına mı üzüleyim yoksa beni kendine dost edinip, zaten kendi halesinin içinden sayıp, benle benim öğretime sövmeye çalışmasına mı üzüleyim bilemedim… “Böyle söyleme lütfen.” dedim. “Ama yani o çocuk açık görüşlü bir sanatçıydı, nasıl bir kadın kendini kapatır…” filan tadında steril fobik söylemlerle konuşmaya devam etmeye çalıştı. Huzursuzluğumu her bir zerremden görebilirdi, kaşlarım çatılmıştı ve ilk tepkimle kırmızı bir çizgi çizmiştim kendimce. Anlamadı, çünkü o kadar zeki biri değil. Popülizmin yarattığı küçük Frankensteinlardan sadece biri. Konuşmayı sürdürüyordu sözünü kestim: “Ben seküler bir insan değilim.” dedim, “İstersen başkasıyla konuş, seni anlayamayacağım.” Elitliğini bozmadan sustu. Orda ona çok kötü şeyler söylemek elbette içimden geçti -burası benim merhametsizliğime ulaştığım nokta- ama söylemedim, onun da merhamete ihtiyacı olduğunu düşündüm. Kendi Frankenstein’ımı öptüm, sakinleştirdim.

Birkaç gün sonra apayrı bir ortamda çalışan kuzenimi ziyarete gittim. Ona inançsız insanlarla çalışmaktan yorulduğumu, beni büyüten sıkmabaşlara saygısızlık edildiğini falan anlatacaktım ki odaya departman müdürü hanım girdi. Kuzenim İslamcı olduğunu iddia eden bir kurumda çalışıyor. Departman müdürü kadın inançlı bir kadın, kendi halinde 40’lı yaşlarda bir anne. “Filanca departmandaki Selma”dan bahsetmeye başladı. Selma filanca başka departmandaki evli Mehmet Bey ile bir ilişki yaşıyormuş, “Hayret ediyorum” dedi. “Mesela Metin Bey geçen gün bana “Bu kurumdaki en güzel kadın sizsiniz.” dediğinde benim yüzüm kızardı yanaklarım kızardı, insanlar nasıl böyle şeyler yaşıyor, ar etmiyor.” Katmanlı bir hayret anına hoşgeldim… Canım Selma için çok sıkıldı. Keyfim kaçtı, hızlıca müsaade isteyip kalktım. Yine kime üzüleceğimi bilemedim, dedikodusu yapılan Selma’ya mı, kul hakkına mı, inançlı bir insanın acımasızlığına mı, ortama mecburen dahil olmuş olmama mı, yalancı Metin Bey’e mi… Kadın gidince kuzenim artık dindar/inançlı insanlarla çalışmak istemediğini söyledi. Yer değiştirebilir miydik? Değişen bir yer olur muydu? Can yakan ve can sıkan şeyin inanç ya da inançsızlıktan öte merhametsizlikle ilgisi yok muydu? Nasıl bir anne babayla büyümüşlerdi? O anne babalar onları nasıl tanrılarla büyütmüşlerdi? Yaşamın onlara sunduğu merhametten ellerine kalan bu kadarcık mıydı? Merhamet etmeyen merhamet bulamaz ve tersi? Merhamet aranır mı bulunur mu? Öğrenilir mi susturulur mu?

Rahim kelimesini siz de seviyor musunuz?
Ara sıra hala ana rahmine dönmek istiyor musunuz?
“Halbuki hepiniz ona döndürüleceksiniz.”
“Halbuki hepiniz ona döndürüleceksiniz.”
“Halbuki hepiniz ona döndürüleceksiniz.”


Konuk Yazar

2 yorum

  • Merhamet bir acıma, acıma da küçümseme anlamı taşıyor bana göre. Örneğin engellilere merhamet edilmez zira onlara engeli koyan zaten toplum. Kimse onlardan üstün değil, engellilere acıyacak dolayısıyla küçümseyecek bir noktada değil. Köstek olmasınlar yeter.
    İlk yazınızı çok beğenmiştim. İkincisinde bahsettiğiniz tecrübeye şaşırmıştım. (Yargılama içeren bir şaşırma değildi yalnız, not etme ihtiyacı duyuyorum.)
    Bu yazıda da ikinci yazınız aklıma geldi. İş arkadaşınızın sizi büyüten ailenin yaşam tarzına/tecrübesine karşı merhametsiz olduğunu düşünmüşsünüz. Bu bana sizi büyütenler sizin tecrübelerinize karşı ne kadar merhametli diye düşündürdü. Sonra, kim kimden kime niye merhamet istiyor kafam karıştı. Herkes kendi yargılarıyla kendini yargılasa başkasına acıma veya büyük görme gibi anlamsız duyguların ortadan kalkacağı düşüncesini pekiştirdi yazınız benim kafamda. Kimse merhamet gösterecek mertebede değil, köstek olmasınlar yeter. “Razıyım açan gülünden yeter dikenin batmasın” demiş Nesimi Çimen. +1