Genel

Kız Gibi Direnmek

Yazar: Fatma Büşra Helvacıoğlu

madam

Edebiyatçılar arasında bir laf vardır; sulu zırtlak, sadece duygulara seslenen ama bunu iskeletsiz, epey yapay, gerçek dışı biçimde yapan, kurgusu oturmamış, yani dokunsan elinde kalacak türden metinler yazanlara “kız gibi” yazmışsın denilir. Bir de söylediklerini masum göstermek için “erkekler de kız gibi yazabilir canım, metnin mahiyetine dair bir şey söylüyoruz” derler. Edebiyatta söyleyenin sesini, bu sesin cinsiyetini tam manasıyla yadsımasam da bunun ötesine geçen bir alan, bir aralık olduğunu düşünürüm. Gür, öfkeli ve kahramanca bir sesin bir kadına; kısık, düşük voltajlı, titrek bir sesinse bir erkeğe ait olabileceği ihtimallerine kapalı değilim. Fakat konumuz bu değil. 

Konu “kız gibi” lafı üzerinde oynanan sinsi oyunlar. Anası danası, babası abisi tarafından yeterince hırpalanmış bu varlıktan ne istediğini bir türlü anlamadığım küresel güçler ve onların işbirlikçileri bu sefer bir reklâmla bize gücümüzü ve istersek neler yapabileceğimizi hatırlatma derdine düşmüştü: “Kız gibi yap!”
Türkiye’ye Nil Karaibrahimgil öncülüğünde (Tabii ki sonuçta o özgür kızdı, sonra hem kariyer hem çocuk yapabilecek güce erişti, sonra da her şeyi kız gibi yaptığını öğrendik, bak sen) geldi reklam ama ben asıl versiyonu üzerinden konuşacağım; ilk onu izlemiştim çünkü ve daha başarılı bir reklâm olduğu kesin. Zaten sorun da hem reklâmın başarısı, yani ne kadar çok kadını ve kadın hakları mücadelesi veren insanı pençesine aldığı, hem de pompaladığı başarı algısı, dayattığı başarı zorunluluğu. Reklam bir taraftan kız çocuklarının ergenlik sonrası bozulan kendilik algısına yer veriyor, öte yandan kadınların büyüdükçe kendileri gibi hareket etmekte zorlandıklarına dair bir mesaj içeriyor. Çünkü küçükken “kız gibi koş” dendiğinde kendisi nasıl koşuyorsa öyle koşan kızlar görüyoruz, büyüklere sorulduğundaysa salak salak şeyler yapıyorlar görüyorsunuz.

Kızlara özgüven kazandırma, ezilmelerini önleme filan gibi görünen şeyin altında yatan şeyin, hepimize “Vaay be” dedirtse de, işe koşulacak kadınlar yetiştirme çabası olduğunu düşünüyorum. Bir de bunu “kendiniz gibi olun” diye yutturmaya çalışıyorlar. Dikkat kesilirsek “kız gibi koş, kız gibi yarış, kız gibi atla zıpla” tarzı şeyler var burada. Yani başarmak için, en önde olmak için, rekabeti aşırı özgüveninle sırtlamak için erkeklerin avantajlarına takılma, sen de böyle olabilirsin istersen diyor. Kendin gibi olman bile sisteme sağlayacakların için isteniyor, örselenmiş ruhunu çarçabuk onar ki ortalığı yıkıp geç kızım!

Bu durum aklıma “Feminizm, Neoliberalizmin Odalığı mı?” yazısını  getirdi. Orada da feminizmin gelip gelebileceği en iyi nokta bu muydu diye bir sorgulamaya girişmişti yazar. Reklamı izleyince de aklıma bu sorular üşüştü. Çünkü Orkid kendi reklamını daha da iyi yapabilsin diye feminist bir argümanı kullanıyor, kırgınlıklarımızı ve bunların altından salimen kalkmak için ayakta durmaya çalışmamızı kullanıyor diye düşünmüştüm. İşte bunu da mümkün olabilecek en tatlı sosa buluyordu. Önce evden çıkmayarak, sonra erkeklerin iş dünyasında erkek gibi davranarak, şimdiyse kız gibi olarak çağın farklılık ve çoğulculuk üzerinden yürüttüğü sermaye savaşlarının renkli bir parçası olacaktık. Fakat bunu da kız gibi olan diğerleriyle dayanışarak yapmamıza gerek yoktu; kendimiz koşsak yeterdi. Hem kız gibi, hem yırtıcı. Ben bunca yüzleşme sonucu en derinleri kazıp kazıp ancak elde ettiğim özgüvenimi (ulan kazanamamış da olabilirim aslında hâlâ) sen beni işe koşasın diye mi kazanmıştım sevgili kapital?

Reklamı tekrar tekrar izledim. Çünkü beni niye bu kadar kızdırdığını anlamaya çalışıyordum. Resmi siyaset de gözümde böyle bir şeydi mesela. BM’nin feminist Emma Watson’ları, kadın haklarını aşırı savunan iyi niyet elçileri, çok şık mekânlarda yapılan savaş karşıtı ve feminist buluşmalar, sürekli fonlanan cinsiyetçilik karşıtı projeler, 70 dolara satılan feminist tişörtler aynı caddelerin üzerinde sürekli aynı sloganlarla yürümek… Bunların hepsi resmi siyasetin parçasıydı gözümde. Kendini satmak zorunda kalan Suriyeli göçmen kadının özgüven sorunu mu vardı? Emma Watson veya benzerlerinin iyi çalışılmış acı dolu yüz ifadeleri aynı sabit ve inatçı bakışlarla yıllardır aynı yerde oğlunu bekleyen bir Kürt kadının sertliği karşısında tuzla buz olmaz mıydı? Irak’ta tecavüz edilen onca kadınla ilgili bir şey demeye kalktığınızda pişkince Müslümanların özeleştiri vermesi gerektiğinden bahsedenler arkadaşları arasında çok barışçı insanlar olarak bilinmeye devam edecekti. Ailesinin bütün yükünü sırtlamış yoksul bir kadını susturup onun yerine konuşmamıza sebep olan şey aşırı özgüvenimiz miydi?

İşte o reklamı her izlediğimde uzun uzun bunları düşündüm durdum. Kime neyi yutturmaya çalıştıklarını düşündüm. Bize neyi yutturmaya çalıştıklarını düşündüm. Dünyanın bir tarafında kadınların hayatlarını söndürürken, bir tarafında kadınları ayağa kaldırmaya, onlara güven aşılamaya çalışmanın ne demek olduğunu düşündüm. İkisinin de aynı amaca matuf olması yüce çoğulculuk siyasetinin bir gereğiydi herhalde. Bu yüzden resmi siyasete de gayri resmi gibi görünen ama uluslararası sermayenin çizdiği çerçeve içerisinde fonlanan siyasete de inanmıyorum.

Fakat kız çetelerine inancım sağlam.

*Görsel: “Hanımım haklarını istiyor.”

7 Yorum

  • Merve
    10 Mayıs 2016 - 15:49 | Permalink

    Feminizm dusundugunuzun aksine, zaten solun domine ettigi bir alan, liberalizmin degil. “Dünyanın bir tarafında kadınların hayatlarını söndürürken, bir tarafında kadınları ayağa kaldırmaya, onlara güven aşılamaya çalışmanın ne demek olduğunu düşündüm” derken, kotu kalpli bir canavarin bunlari “yaptirdigini” varsayiyorsunuz herhalde, degil mi? O kotu kalpli canavarin da adi “neoliberalizm” degil mi? bir bati ulkesinde dugmeye basilmis yani, o yuzden kadinlar ayaga kalkiyor ve diger kadinlara da ayaga kalkabilecekleri mesajini vermeye calisiyor?

    “Fakat bunu da kız gibi olan diğerleriyle dayanışarak yapmamıza gerek yoktu; kendimiz koşsak yeterdi. Hem kız gibi, hem yırtıcı. Ben bunca yüzleşme sonucu en derinleri kazıp kazıp ancak elde ettiğim özgüvenimi (ulan kazanamamış da olabilirim aslında hâlâ) sen beni işe koşasın diye mi kazanmıştım sevgili kapital?”

    Belki de kadinlar kendileri ise kosmak istiyor? Belki de o Kurt kadin, “Oglunu bekleyen gozu yasli Kurt anasi” degil de girisimci olmak istiyor? Belki cocuk dogurmak bile istemiyor? Belki “yirticilik” dediginiz seyi nasil kullanacaginin kendine birakilmasini istiyor… Olamaz mi yani?

    Çünkü Orkid kendi reklamını daha da iyi yapabilsin diye feminist bir argümanı kullanıyor, kırgınlıklarımızı ve bunların altından salimen kalkmak için ayakta durmaya çalışmamızı kullanıyor diye düşünmüştüm””

    diyorsunuz… Orkid (pedle esanlamli kullanilan bir kelime oluvermisti benim zamanimda, farkettiniz mi?) Orkid ayip, reklami yapilmayacak, utanilacak, saklanacak bir sey degildir ve ped kullanmayi gerektiren sey, kadinliga ait bir sey de tabi ki kadinlarin gunluk deneyimlerinden faydalanilarak tanitilabilir. Burada gordugunuz sorunu ortaya net koyamadiginizi dusunuyorum.

    “Kendin gibi olman bile sisteme sağlayacakların için isteniyor” derken sistemle arada nasil bir baglanti kurdunuzsa bilin ki mantik merdiveni basamaklarini 5er 10ar atlayarak kurmussunuz.

    • büşra helvacıoğlu
      16 Mayıs 2016 - 01:14 | Permalink

      Feminizm, solun domine ettiği bir alan değil. Sol siyasetin sınıf politikasının çözünüp dağılmasıyla ortaya çıkan kimlik politikalarıyla daha yakın ilişki kurduğunu söyleyebiliriz. Feminist hareketlerin içerisinde sol hareketten gelen insanların olması onu solun domine ettiğini göstermez. Merak etmeyin feminist hareketle, hareketlerle iş tutmuş biriyim, nerede ne konuşuluyor biraz biliyorum yani.

      Kötü kalpli bir canavar demedim. Açıkça anlaşılacağı üzere dünya sistemi, bu sistemin başında olanlar, uluslar arası sermaye ve bunun akışını düzenleyenlerden bahsettim. Kadınlar o yüzden ayağa kalkıyor anlamını nasıl çıkardığınızı anlamadım. Çünkü burada kadınları, kadın politikası söyleminin güzelliklerini kullanarak sermayeye daha iyi hizmet ettirmekten bahsettiğim de aynı derecede açık. Kapitalizm, neoliberalizm tabii elindeki araçları kullanacak da bunu kadın hareketinin söylemlerine el koyarak yapmasında bir pislik görmüyor musunuz gerçekten? Yahut girişimci olmanın veya herhangi bir arzumuzun sade ve sadece bizden kaynaklandığını mı düşünüyorsunuz? Bense her şeyin her şeyle bağlantısı olduğunu düşünenlerdenim. Zaten mesele yırtıcılık denen şeyi nasıl kullanacağının da kendisine vazedilmesi. Bunu bir koca doğrudan dayatmıyor da bir reklam tatlılıkla enjekte ediyor. İkincisiyle savaşmanın da imkanı yok. Ne kadar da kendi seçimlerimizi yapabildiğimiz bir durum!

      Orkid ayıp bir şey değil diye kamu spotu geçmenizin manasını kesinlikle çözemedim. Ayıp olduğunu düşünsem reklamı üzerine yazar mıyım acaba? Sırf özgürlük dersi vermek için yazmış gibisiniz, meseleyle kesinlikle alakası yok. Gazoz reklamı olsaydı da yazardım.

      Son olarak siz sistemle aranızda nasıl bir bağlantı kurmuşsunuz ki sistemin hareketlerimizde, kararlarımızda hiçbir dahli olmadığını düşünüyorsunuz, merak ettim. Bir reklamı aklamak için bu denli yoğun çaba sarf etmeniz arada çok güçlü bir bağ olduğunu düşündürdü bana.

      • nur
        22 Mayıs 2016 - 01:50 | Permalink

        evet her şey her şeyle bağlantılı evet sistemin kararlarımızda dahli var evet sistem kadın politikası söyleminin güzelliklerini kullanarak sermayeye daha iyi hizmet ettiriyor. peki bu güçlü kararlarımızı bile etkileyen sisteme karşı ne yapabiliriz size göre, iş hayatında yükselmek isteyen bir kadının sadece kadın olduğu için karşısına çıkan engellerle savaşmasını nasıl değerlendiriyosunuz çünkü bu kararında da sistemin etkisi var çok açık bir biçimde, o reklamı yapan reklamcılarda dediğiniz gibi sistemin içinde herkes ve her şey gibi, ve o reklamda da bunun izlerini görmek çok normal, bunu dünyanın bir yanında kadınların hayatını söndürürken diğer tarafında ayağa kaldırmaya çalışan zihniyetin yutturmaya çalıştığı bir şey olarak görmek sanki dediğiniz gibi her şeyin her şeyle bağlantısı olduğu bir dünyada yaşamıyoruz da kötü bir canavarın bize bunları yaptığını düşünüyormuşsunuz gibi durmuş. linkini verdiğiniz yazı ve genel olarak söylediğiniz şeyi anlıyorum ve evet güzel tespit ama buna bu kadar kızmak, ıraktan suriyeden verdiğiniz örnekler işin ciddiyetini kaçırıyor.ve şu gerçeği değiştirmiyor sistem içinde sistemi değiştirmeden hatta sistemin araçlarını kullanarak bazı kesimlerin sorunlarına yönelen, onlara güç veren şeyler yapan insanlar var. bizim için önemsiz olabilir amerikalı ya da avrupalı bir kadının kendi cinsiyetiyle ilgili büyüdükçe değişen algıları ama bir kadının hayatını mahvedecek bir şeye dönüşebilir. kendi adıma konuşursam ben bu sisteme karşıyım ama eleştirmek dışında hiçbir şey yok yaptığım.tabi birbirleriyle bağlantısını görmek güzel bu eleştirileri yapmak da.
        kapitalizm mi sosyalizm mi domine eder feminizmi de bakış açısına göre değişiyor heralde, insanın çevresi seçtiği yol feminizme bakış açısını da değiştiriyor

  • Ayşe
    10 Mayıs 2016 - 23:20 | Permalink

    Büşra Hanım yazınızı tebrik ederim. Ben de reklamı izlerken çok benzer şeyler düşünmüştüm.
    Merve Hanım sorunuzun muhatabı metnin yazarı sanırım ama ben de kendimce cevap vermek istedim.
    “Kapitalizm kendi imgesinde bir dünya yaratır.” Yani kapitalizm mevcut her şeyi kendisine ait veya hizmet vermektedir edecek bir yapıya dönüştürebilir. Bugün ne düşüneceğimizi bize reklamların söylemesi kapitalizmin ne denli güçlü olduğunun göstergesi. Feminizm kar ettirmediği sürece Orkid’in umrunda olmayacak bir akım. Kaldı ki bu tip reklamlar feministler tarafından da makul gerekçelerle eleştiriliyor. Feminizm ve diğer pek çok şey sandığımızın aksine kapitalizm tarafından domine edilir. Çünkü kapitalizm satan her şeyi (mesela 70 dolarlık tişörtü) sever.
    Kapitalizm kötü kalpli ve doyumsuz bir canavardır, bugün için dünyanın tamamını kapsayan bir sistemdir ama ona göre düğmeye nerede basıldığının bir önemi yok.
    Kadınlar çalışmayı sevebilir ama çalışmamayı da sevebilirler. Kadın çalışmadan da güçlü veya feminist olabilir. İki durumdan biri kadını feminist olmaya ya da olmamaya zorlamaz. Ancak femistler(tabii ki hepsi değil) çalışmayan kadına yapılan cahil, özgürlük istemeyen ve zavallı muamelesini açıklamak zorundadırlar. Her iki durumda da bir erke boyun eğiyoruz ama biri övülürken diğeri yeriliyor. Bence burada kapitalizmin pazarlama kudretini görebiliriz.
    “Orkid reklamını daha iyi yapabilsin diye”den kasıt utanılacak bir şey olmasından çok daha fazla satması olabilir. Kadınlara ait bir şey tabii ki gündelik hayattan faydalınalarak ortaya koyabilir. Buradaki mesele bunun sunuşunda yazıda da açıklandığı gibi seçilen eylemler rekabeti hedefliyor. Şarkıda geçen “Yenilmeyen kızlar gibi” ifadesi bu konuyu daha iyi aydınlatabilir, sanıyorum.
    Sistem bize bir kendilik sunuyor ve biz bunu bize ait bir kendi olma sanıyoruz. Ancak ne yazık ki değil. Pek çok konuda olduğu gibi “kapitalizm gerçekten daha gerçek bir gerçeklik kurma” konusunda da çok başarılı ve bu “kendi olma”da da maalesef geçerli. Sürekli koşan, rekabet eden ve kazanan bir fedai eminim kapitalizmin çok hoşuna gider.

  • Kübra
    23 Haziran 2016 - 23:10 | Permalink

    Soluksuz okudum teşekkürler.

  • ayhan yaman
    22 Temmuz 2016 - 14:57 | Permalink

    cok güzel bir yazı

  • okuyucu
    3 Ağustos 2016 - 18:27 | Permalink

    reklamda kız gibi deyiminin kızların özgüvenini kırdığını söylüyor bunun tam tersi olması için o deyim özgüven verecek şekilde kullanılıyor.
    işin kapitalizm kısmı tamam da söz konusu şarkı ve reklamın özgüven aşılamasında bi sıkıntı göremedim şahsen.
    nil karaibrahimgilin kızlara özgüven verdiği birçok şarkısı var bu reklam şarkısı dışında da.
    tüm sorunumuz özgüven mi sorusunun sorulacağı yer bu reklam değil ki. Bu reklam sadece kız gibi deyiminin kırdığı özgüvene karşı hayır öyle değil diyen bi reklam.
    Eh sonuçta reklam, markanın ya da artık kimse neyse kendi çıkarının olmaması mümkün değil.
    Söyledikleriniz önemli şeyler ancak bu reklam olmamalıydı bence çıkış noktası.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir