Genel

Gölgelerin Gücü Adına! Vurun Kahpeye!

Konuk Yazar: Tuba Olgaç

shadi 1

Toplumun tüm katmanları muhafazakar, İslamcı, başörtülü kadını ezmek, yermek ve eleştirmek için adeta pusuda bekliyor. Bunda bilhassa erkeklerin oranı azımsanmayacak kadar büyük. Bu öncü kardeşlerimiz hepimizin yerine düşünüyorlar. Bir erkek atasözü; o başındaki örtüden de mi utanmıyorsun? Hayır utanmıyoruz, nasıl utanacağımızı bize öğretmediniz. Sizde de utanma olmadığına göre… Erkeklerden alıntı yapmaktan imanımız çürüdü. Bugün ümmetin bu halde olmasının sebebi, imanın 7. şartı olan “erkeklere iman” meselesinin yeterince ciddiye alınmamış olmasıdır.

Hanımlarımıza, bacılarımıza (ama asla kadınlarımıza değil) sesleniyorum. Lütfen erkeklere imanı ıskalamayalım. Bir duvar yazısında görüp hüzünlenmiştim; ‘bu hayatta kadınların ayağına bir tek overlok makinesi gelir’.

Overlok makinesi henüz bizim mahalleye uğramadığına göre konuya dönelim. Bu öncü, yüce, kurtarıcı, müslüman, sosyalist, ateist, yer yer parçalı bulutlu erkekler, kadının kapitalist olmasından giriyor, imanından çıkıyor, dış görüntüsünü eleştiriyor ve durmadan yaftalıyorlar. Erkek olmak ne kadar konforlu… Hakikaten bu toplum için bazen bulunmaz bir nimet.

Her ideoloji ve dinde tüm göstergeler kadının üzerinde. Teoride böyle olmasa da, pratikte tüm semboller ve ilahi kaideler kadın ile vücut buluyor. Dini mistik bir düzlemde yaşamayı şiar edinmiş kadınlar da hiçbir zaman ulaşamayacakları “kutsal kadın” ile kıyasıya bir rekabet içindeler. Bunun neticesinde ahlaki bir katılık ve bastırılmışlık duygusuyla kendileri gibi olmayan kadınları çılgınca eleştirmekte bir beis görmüyorlar. Kadının nasıl olması gerektiğine dair en güzel örneği kendi mutsuz yaşantıları ve mutsuzluğa nasıl sabrettikleri gibi örnekler üzerinden veriyorlar. Yaşanmamış bir hayatın karşılığında cennet mükafatı. Ruhban zihinli kadınların hayat ile cenneti takası… Yaşanmamış bir hayat ne ile takas edilebilir?

Bu çarpıtılmış sabır kavramı, içindeki mücadeleci ruh alınmış, gamlı, yaslı, gözü yaşlı, cefakar kadının durumu ile takas edilmiştir. Dört duvar arasındaki çile dergahı ve çileli yaşantıdan arta kalan mutsuz bireyler ile nasıl bir toplum inşa edilir? Sırf birbirlerine katlandıkları için bir mükafata tabi tutulurlar mı? Bunun ilahi karşılığı cennet ile müjdelenmek midir? Kocası tarafından öldürülen kadın şehit midir? Öyleyse en büyük şehitler kadınlardır. Ama sisteme hizmet etmedikleri ve milli bilinci diri tutmadıkları için şehitlik payesi de alamazlar. Onlar ölmezler, telef olurlar.

Kadınlar erkeklerden çektikleri kadar bu kutsallaşmaya çalışan kadınlardan da çekti.

Ruhban kadınlara ve erkeklere söylüyorum; kendi kusursuz-olağanüstü kadın algınızı “kadının” üzerinden çekin! Kürtajdan girip, doğumdan çıkıyor, nasıl tesettürlü olunur, nasıl ahlaklı olunur, nasıl insan olunur, nasıl kadın olunur hepsini özenle öğretiyorsunuz (!) Gerçekten mide bulandırıyorsunuz.

Bu kolaycılıktan, bu derinlik istemeyen, malzemesi ve pazarı geniş konuşmalardan vazgeçin. Zaten boşuna konuştuğumuzun da farkındayız. Bunu anlayabileceğinizi de zannetmiyoruz! Tek çözüm terör! Bazılarınızı asmalı, bazılarınızı kesmeliyiz. Sizlere zarar verip korku salmalıyız ki dikkate alınalım. Sizin kavrayış düzleminize çıkmanın tek yolu budur. Ama bunu söylemezsiniz. Terörü ve şiddeti her zaman iktidarlar, erkekler doğurur. Tüm savaşların en büyük mağdurları kadınlarken bizde biraz şiddet uygulasak çok mu?

Ama evet özgürlüğü bile erkeklerden istemeliyiz! Hatta nasıl isteneceğini bile… Çünkü sermayesi erkeklerde. Biz o alana ancak işçi olarak girebiliriz. Ortak olmak ne haddimize. Değil mi ki tüm devletler güvenliklerini önceler. Erkeklerde de iyi bir devlet kafası var. Kadınların ulaşamayacakları yerlere saklanan özgürlük, her an bir tehlike yaratabilir!

Erkeklere sesleniyorum; insani olanla kapitalist olanın sınırını ne ayırıyor? Bu sistemin çarkına taşıdığınız sular nelerdir? Biraz bahsedin. Cehennemi kadınlar mı dolduracak?

Durmadan bu tarz konuları tartışan erkekler, bilgilerini, entelektüel seviyelerini, statülerini pazarlayarak kapitalizmin onlara açtığı alandan çok güzel besleniyorlar.

“Statü” ve “hiyerarşi” bu dünyanın erkeklerden öğrendiği iki temel sacayağıdır. Bunu çılgınca sürdürmek isteyen de erkeklerdir. Ve yine eşitlik naraları atanlar da erkeklerdir. Ve aynı değirmene su taşıdıklarının farkında değillerdir. Çünkü kadını susturup kadın için konuşmaya çalışıyorlar. Tıpkı tüm popüler hareketlerde olduğu gibi… Biz ise dışarıdan yapılan eleştirileri dinliyoruz. Tüm kelimeler uzay boşluğuna yuvarlanıyor gibi…

Sizden hiçbir şey isteyen yok. “Siz” bir şey talep edebileceğimiz statüde değilsiniz. Bu yüzden bir iyilik yapın ve bize hiçbir şey vermeye kalkmayın yeter.
Müslüman kadının bir yanlışını görürseniz eğer sloganı biliyorsunuz; “Gölgelerin Gücü Adına! Vurun Kahpeye!”

4 Yorum

  • h
    19 Aralık 2014 - 12:34 | Permalink

    ☆☆☆☆☆

  • Fikriye Hanım
    21 Aralık 2014 - 14:29 | Permalink

    Tamam çok şey biriktirdik hatta biriktirmeye devam ediyoruz. Öğretme heveslisi herkese kızıyoruz. Ama bu öfke patlaması bizi bir yere götürebilecek mi onu da tartışalım. Hatta bir yere gitmek istiyor muyuz onu da… Yoksa kısa bir süre sonra tüm bu fikri çırpınışlarımız değerini kaybedecek, kendi okur kitlemiz bile hep şikayet eden birileri olarak görmeye başlayacak bizi.

    Bize sürekli ders verilmesinden, neyi nasıl yapmamız gerektiğinin dikte edilmesinden bıktık. Çok da haklıyız. Konuşalım, tartışalım, ama lütfen bunu metotsuz, temelsiz yapmayalım. Müslüman kadın olmayı nakilden bağımsız, salt akılla masaya yatıramayız. Bizim böyle bir derdimiz yok mu? diyorsunuz.. Tabi ki var, eğer bunu dert etmeseydik, bu bloğu açmaz, burada yazmaz, okumaz, yorum yapmazdık. Biz, bizim adımıza konuşulmasından, karar verilmesinden usandık. Sürekli birilerinin bize rollerimizi, yerlerimizi göstermesinden rahatsız olduk. Öyleyse kendi adımıza konuşurken, kendi yerimizi tespit etmeye çalışırken öfkenin değil akl-ı selimin dilini kullanalım…

    Bu yazdıklarım özelde bu yazıya ait bir yorum değil. Bu sayfada kendine yer bulan tüm yazıları düşünerek yazdım..

  • Yusuf Faruk Karahan
    24 Aralık 2014 - 13:24 | Permalink

    Sert ve haklı.Tebrikler.

  • Emine
    7 Ocak 2015 - 12:09 | Permalink

    Ne güzel ifade etmişsiniz her şeyi.

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir