Genel

Evlilik: Mülk Edinme ya da Sahip Değiştirme

Yazar: Büşra Aytekin

esitlik-yoksa-ask-yok-600x600

Cinsiyetçiliğin en temel konularından biri, erkeklerin kadınlar üzerinde sahip olduklarını zannettikleri “mülkiyet hakları”. Feminizmin ilk ortaya çıktığı zamanlardan ve hatta daha öncesinden bugünlere kadar birçok kadın kendi hayatı hakkında, kendi kendine karar verebilme özgürlüğünün mücadelesini verdi (Hepsine selam olsun!). Çünkü, hemen hemen bütün toplumlarda, bekâr bir kadının “sahibi” babası, evli bir kadının “sahibi” ise kocası olarak kabul görüyordu.
Bu anlayışı, uç örnekler dışında geride bıraktığımıza dair yanlış bir algı var. Birinin karşına, erkeklerin kadınları kendi mülkiyetleri olarak gördüğü iddiasıyla çıktığınızda, size genelde bu durumun çok az ailede, çok nadiren karşılaşılabilecek bir durum olduğunu ve bunları geride bıraktığımızı söylüyorlar. Nadir görüldüğünü söyledikleri şey, kadınların eğitim hakkını elinden alan, evden çıkmasına izin vermeyen, kadını kendi istediği kişiyle evlendiren aileler. Zira, bu algıyı geride bıraktığımıza kanıt olarak, kadınların istediği zaman eğitim almasını, çalışmasını, istediği kişi ile evlenmesini gösteriyorlar. Elbette, bunlara sahip olamayan kadınların, uç olarak nitelendirilemeyecek kadar fazla sayıda olduğunu düşünüyorum, fakat bunu ayrı bir tartışma konusu olarak bırakıp, uç örnek olarak görülmeyen kadınların hayatlarına dönmek istiyorum.
Diğer hemcinslerinden şanslı olarak, gerçekten birçok alanda ailelerinin fiziki yaptırımına maruz kalmıyorlar. Eğitim ve çalışma hakları ellerinden alınmıyor. Fakat yine de zihinlerine toplum tarafından birçok adetle babalarının ya da kocalarının, onların sahipleri olduğu fikri yerleştiriliyor.
Bu, üzerine hiç düşünmediğimiz, “doğal” kabul ettiğimiz pek çok yerde karşımıza çıkabiliyor. Mesela “kız isteme” olayı. Hepimiz tarafından, evliliğin ilk adımı olarak, doğal bir süreç gibi algılanıyor. Her ne kadar kadın ve erkek evlilik kararını kendileri vermiş olsalar da sembolik olarak bu adeti devam ettiriyoruz. Peki, neyin sembolü olarak? Evlenecek kadının mülkiyet hakkının babasında olduğunun sembolü. Yani toplum diyor ki: “Ey kadın, her ne kadar kiminle evlendiğine sen karar versen de baban seni ona ‘vermeden’ evlenemezsin”. Kız almak, kız vermek gibi bu durum için geçerli olan kullanımlarımız da evlere şenlik.
Kadının -onların tabiriyle kızın- alınıp verilebilen bir şey olduğu fikri, kadınların mülkiyet gibi görülmesinin en belirgin işareti diye düşünüyorum. Zira, bir insana bir şeyi verebilmeniz için o şeye sahip olmanız gerekir. Yolda beğendiğiniz bir araba için kimseye “Bunu sana veriyorum” diyemezsiniz ya da beğendiğiniz arabayı sahibi olmayan birinden isteyemezsiniz. Belirli bir söylem yaratılırken, seçilen kelimelerin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, henüz evliliğin ilk aşamasında kullanılan bu kelimeler, bilinçli ya da bilinçsiz, kadınlar üzerindeki mülkiyet hakkı algısını devam ettiriyor.
Bildiğimiz rakamlara göre, Türkiye’de günde ortalama beş kadın öldürülüyor ve bunun sebebi de aynı sahiplik fikri. Evlenen erkekler, kadının mülkiyet hakkını ele geçirmiş olduğundan, kadın üzerinde her türlü söz hakkına sahip olduğunu düşünüyor. Yine aynı şekilde mülk onların olduğundan, kadının namusu da birden kendi namusları oluveriyor. Yani bu “kız isteme” saçmalığı ne yazık ki ailelerin tanışmasından öte anlamlar taşıyor.
Durumun, onur kırıcılığını farkedip, reddeden kadınlar ise marjinalleşiyor. Müslümanlar tarafından her fırsatta övülen, kendi sahibini yalnızca Allah olarak görme durumu, diğer birçok dinî emirde olduğu gibi, yalnızca erkekler uyguladığında takdir ediliyor ve onlara mahsus kabul ediliyor.
Son olarak, kendi bedenini Allah’ın bir emaneti olarak gören, yani kendi bedeni üzerinde bile bir sahiplik iddia edemeyecek olan müslümanların, kız çocukları ya da eşleri üzerinde sahiplik iddia etmeleri oldukça ironik.

Bir Yorum

  • hatice
    21 Mart 2015 - 00:23 | Permalink

    Belirttiğiniz doğrultuda daha ne çok ilkellikler barındırıyor o kutsanan gelenek uzantıları…”İmam nikahı” nın dini görünümü ama dinle alakası olmayan formatı… hele mehir olayı… günümüz şartları açısından bakınca daha fark edeceğimiz ne çok ilkelliklerimiz var… dinle geleneği özdeşleştirme hatası ne çok hayatlar yakıyor…

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir