REÇEL

Evet, Ben Bir Skolyozlu Kadınım!

Kırk yaşındaki adamların altı yaşındaki bir kız çocuğunun bedeniyle dalga geçebilecekleri kadar acımasız bir çevrem vardı. Daha çocuk yaşlarındayken en çok gördüğüm rüya metaforu şehrin dışına doğru giden bir kız çocuğu metaforuydu.

Konuk Yazar: Naciye

Çocukluğuma dair en iyi hatırladığım duygu; kendini bir ucube gibi hisseden bir kız çocuğu, acınası, çirkin, garip, hem konuşma bozukluğu hem de bedenen istenilenin dışında garip bir şeydim çevremdekiler için. Ailem her ne kadar reddetse de onlar için de aynı şeydim. İlkokul çağım insanlardan kaçarak geçti. Eve kapanmayı çok küçük yaşta öğrendim. Uzaklara gitmeyi okula başlar başlamaz geldiğim mahallede dalga geçilmeye başlandığım yaşta hayal etmeye başladım.

Gerçekten çirkindim, aynalara bakınca nasıl da hak veriyordum insanlara. Kambur, başı önde, bir türlü dik durmayı beceremeyen bir bedene sahiptim. Saçma sapan konuşmaya çalışmalarım da bu durumun tuzu biberi oluyordu.

Eve kapanmalarım arttıkça canım sıkılmaya başlıyordu evde, ben de evdeki kitaplığa sardım. Ortaokul yıllarım bitmeden evdeki kitaplığı bitirmiştim. Dünya klasikleri, özellikle Rus Edebiyatı, en sevdiğimdi. Zamanla yazma hevesim doğdu. Kimseye dert anlatamayınca kendi kendime konuşma evresine geçtim. Kimsenin anlamayacağı bir dille yazıyordum günlük sıkıntılarımı. Resimlerle anlatıyordum yaşadıklarımı. Sonrasında müzik girdi hayatıma. İyice küçük yaşta bohem bir kişilik oluşturmaya başlamıştım kendimde.

En sevdiğim zamanlar ise yazın dam havasında rüzgâra karşı durup saçlarımı savurma zamanlarıydı. Güneydoğulular daha iyi anlar yazın dam havasının huzurunu. Böyle zamanlarda hayal kurmalarım artıyordu. Bir gün bu şehirden gidecektim ve döndüğümde dimdik yürüyen, ince belli, güzel giyinen bir kadın olacaktım. Hayallerimin en tepesine hep güzel görünmeyi yerleştirmiştim. O zaman kimse dalga geçmeyecek, aksine herkesin seveceği biri oluverecektim. Bedenime hayran kalacaktı herkes.

Oysa ben tek kelimeyle nefret ediyordum insanlardan. Fazlasıyla acımasızdılar. Kırk yaşındaki adamların altı yaşındaki bir kız çocuğunun bedeniyle dalga geçebilecekleri kadar acımasız bir çevrem vardı. Daha çocuk yaşlarındayken en çok gördüğüm rüya metaforu şehrin dışına doğru giden bir kız çocuğu metaforuydu. Genellikle böyle rüyalarda kayboluyordum. Telaşla uyanırdım. Her uyandığımda niye bu şehirden koşarak kaçtığımı anlamlandırmakta güçlük çekmezdim. Daha o yaşlarda gitmediğim yerleri özlüyordum. Kitaplarda okuduğum iyi insanların olduğu yerler…

İlk ergenlik yıllarımda ise biri bana ilan-ı aşk edince ağlamıştım. Beni nasıl severdi ya? Ailemin dahil herkesin sevmediği bedene sahip olan beni nasıl biri aşık olacak kadar sevebilirdi? Bu kişi bende ne buldu diye kaç gece uykusuz kaldığımı hatırlamıyorum. Hiç unutmam bir gün evin odalarının birinde perdeleri örtüp saatlerce yumruklamıştım duvarları. Neden ben Allah’ım, neden ya? Niye güzelliğinden bana da nasip etmedin, diye. Ne çok sitem etmiştim bir O bilir.

Baktım olmayacak bu böyle, derslerime sarıldım. Kendi elimden tutmalıydım. Madem kimseden yardım gelmiyor, test kitaplarıma gömüldüm. Tabi okulun en inek öğrencisine aşık olmanın verdiği gizli bir güç de vardı işin içinde. Farkında olmadan okuduğum kitaplar zamanla konuşma bozukluğumu giderdi. Hatta dalga geçen arkadaşlar benden tüyolar almaya başlamışlardı. Sonrasında hayalini kurduğum şehir ve üniversiteye gittim.

Lisede sevdiğim kişiye içimi açtım, tek sorun beden olarak istemedi beni. Kısacası kimseye sevdiremedim kendimi. En büyük arzum biri sevsin de ne olursa olsun artık olmuştu. Çocukluğunda sevilmeyen ben için bulunmayacak nimetti çünkü sevilmek. Hastane hastane gezdim kaç defa ağlayarak çıktım. Hatta bir keresinde nasıl bir duyguyla çıktıysam hastaneden, karşıdan gelen aracı fark etmeyince kaldırıma savurmuştu beni. Kaç defa bir umut diye dua ettim o hastane kapılarında. En zor seçeneği sunuyorlardı hepsi: %90 üzeri ölüm ya da felç riski olan bir ameliyat. Ben kabul etsem de ailemin rızası alamıyordum. Bir gün evlenirsem o adama yazık değil miydi? Kim ister ki böyle bir durumu olan bir kadınla olmayı? Olmayan bir adama üzülüyordum kendime değil yani. Bu süreçte yanlış bir adama denk geldim. Dünyanın acısını bana bırakıp o da gitti.

En son bir psikoloğun kapısında buldum kendimi. Kapısına çocukluğumla gittim. Çok sevdi, korudu, kolladı. Fazlasıyla güzel buldu. Anlıyordu beni. İlk defa anlaşılıyordum bu evrende. “Çocukluğuna sarıl,” dedi. “Bak sen artık büyüdün, çocukluğuna git ve kendini onar,” dedi. “Sevilmeden önce sen kendini sev, en çok sen sev hatta,” dedi. Bana dünyanın çirkinliklerini kitaplardan gösterdi. Kendi yaralarını açtı, nasıl sardığını anlattı. “Yapabiliriz,” dedi. Kabuslar gördüğümde sadece o dinledi beni. Pes edeceğim zamanlarda “Aman ha daha çok şey var başaracak,” deyip yol aldırdı bana. “Seçilen kullardansın ne güzel işte,” deyip kalbimi okşadı. “Önce kendine hocalık yapacaksın sonra başkalarına,” demeyi de hiç ihmal etmedi. Kadınlığımın beni ben yapan en değerli yanım olduğunu ondan öğrendim. Kadınlığımı bedenimi sevdirdi. En önemlisi “İnsanlar fazlasıyla kötü,” demeyi de unutmadı. Ve gitti. Gitmesi gerekiyordu artık. Bundan sonrası bana kalmıştı.

Geri gelmiştim rüyalarımda bile kaçmak istediğim şehre. Yüzleşiyorum tek tek her acımla, anımla ve en güzel olanı onlardan kaçmak yerine öylece yanlarından geçebiliyorum. Dürüst olmak gerekirse her şeyi başardığımı söyleyemeyeceğim. Halen üzüldüğüm, gözümü yaşartan durumlar oluyor. Bedenim içinse bol bol spor yapıyorum. Dik duran ince belli bir kadın oldum, tıpkı hayalimdeki gibiyim bu aralar. Şimdi bedenim için değil insanların kirli zihniyetleri için kaçıyorum onlardan. Hiçbir gerekçe bir çocuğa “Çirkinsin” deme hakkını tanımıyor kimseye.

Şu an öğretmenlik yapıyorum. Her sabah bütün çocukların yüzüne ne kadar güzel oldukları söyleme heyecanına giriyorum. Bir kelimenin bir insanın dünyasını nasıl altüst ettiğine çocukluğum boyunca şahit oldum. Geçmişte her kim ne yaptıysa dönüp kızamıyorum şimdilerde beni ben yapan onlar oldu çünkü. Rahatsızlığımı merak edenler olur belki: Skolyoz. Olursa bir dernek filan kurabiliriz yeterli sayıya ulaşırsak. Sevgiyle kalınız. En çok ihtiyacımız olana.

Konuk Yazar

6 yorum

  • Sevgili Naciye,
    Dünyanın kötülüğünden ve cirkinliginden bunaldigimda icimdeki çocuğa anlatacağım senin hikayeni, onlara rağmen ne güzellikler ortaya çıkıyor ve nice güzelliklere vesile oluyor diyecegim. Senin bir süper-kahraman olduğunu düşünerek okudum yazını. Iyi ki paylaşmışsın yüreğini. Teşekkür ederim.
    Kubra

  • Sevgili Naciye,
    benzer isyanlardan gecmis fakat senin kadar olgunlasamamis bir ruh olarak sesleniyorum sana. bu güzel hikayen ve mücadelenin icin çok çok teşekkür ederim. icime tanimlayamadigim bir ferahlık ve ümit verdin. umarım güzellikler ve güzel seyler hep seni bulur bundan sonra. ve lütfen çocuklarına bizim yerimize de çok güzelsiniz de.

  • Merhaba, ne etkileyici bir güçlenme hikayesiydi bu böyle. Sizi tebrik ve teşekkür ediyorum.
    Sorsak kimse kimseyi anlamıyor, herkesin bu konuda bir derdi var. Peki biz kaç kişiyi “güzel” kelimelerle mutlu ettik? Ne iyi bir hatırlatma.

  • Merhaba, #skolyoz dan yaziniza rast geldim. Cok etkilendim. 13 yasindaki kizim skolyoz . 40 derece.
    gerçekten güçlü bi kadinsin. Umarim kizim da bunu bir basamak olarak gorup yukselir.

    • Zor bir rahatsızlık Rabbim şifa versin. Spor yapsın gerçwkten çok ciddi bir etkisi var. Bir de mutlu olmak. bütün hücrelerimiz yeniliyor çünkü insan mutlu olunca.

    • Rabbim şifa versin zor bir rahatsızlık ağrısı kadar insanı görüntü olarak üzüyor aöa gerçwkten üstesinden gelinmeyecek bir durum değil. Sabır çokça gayret bir de durumu kabullenmek . Kızınızın Güzel insanlara denk gelmesi dileğiyle .